Cevaplar.Org implant

NİYAZİ BEKİ HOCAMIZLA RİSALE-İ NURLA ALAKALI BAZI SORULAR ETRAFINDA-3

Hocam, eserler genel olarak ilhamdır, bunu kabul ediyoruz. Yalnız Üstad hazretleri 19. Mektupta, “Şu risalede çok ehâdis-i şerife nakletmişim. Yanımda kütüb-ü hadisiye bulunmuyor. Yazdığım hadislerin lâfzında yanlışım varsa, ya tashih e


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2010-11-21 05:33:05

-Hocam, eserler genel olarak ilhamdır, bunu kabul ediyoruz. Yalnız Üstad hazretleri 19. Mektupta, Şu risalede çok ehâdis-i şerife nakletmişim. Yanımda kütüb-ü hadisiye bulunmuyor. Yazdığım hadislerin lâfzında yanlışım varsa, ya tashih edilsin veyahut "hadis-i bilmânâdır" denilsin. Çünkü kavl-i râcih odur ki, "Nakl-i hadis-i bilmânâ caizdir." Yani, hadisin yalnız mânâsını alıp, lâfzını kendi zikreder. Madem öyledir; lâfzında yanlışım varsa, hadis-i bilmânâ nazarıyla bakılsın.” Ve “Şayet bazı elfâz-ı hadisiyede veya râvilerin isminde bir yanlış bulunsa, tashih edilerek müsamaha ile bakmalarını ihvanlarımdan rica ediyorum diyor. Bu cihetten bazı hatalar olamaz mı?

- Daha önce bahsettiğimiz gibi, İlham ikiye ayrılabilir;

1-Murakabe ilhamı

2-Mümarese İlhamı

Murakabe ilhamı genelde evliyanın bir şeyi düşünüp murakabe yaparken kalplerine gelen ilhamdır.

Mümarese ilhamı ise, ilimle meşguliyetten gelen bir ilhamdır. Üstadın ilhamı ilmîdir, mümarese ilhamıdır. Doksan küsur kitabı hıfzına almış bir zattır üstad. Onun ilhamı Kur’an’ın manalarından gelen bir istinbattır. Bu bir ilimdir. Ama o manalara yönelebilmek için bir destek lazımdır. O manevi destek de işte ilhamdır.

Üstadın ilhamı mümarese ilhamı olduğu için ilmî bir değeri vardır. Kendisi de zaten “ekseriyetle ilhamdır” diyor. Ama bu, teferruata dair verdiği bilgilerin de ilham olduğu manasına gelmez.

Gerçi Cenab-ı Hak kendisine çok güçlü bir hafıza ve keskin bir zekâ vermiş. Ama zehirlenmelerden ve çektiği zulüm ve meşakkatlerden veya kâtiplerin sehivlerinden gelen bazı ufak tefek hatalar olmuş olabilir.

Zaten hadis-i bilmana Buhari ve Müslim’de dahi var. Yani râviler aynı meseleyi değişik lafızlarla ifade etmişler ki bu da caizdir.

Hatta teşehhüddeki tahiyyat duası konusunda Hanefilerin rivayeti İbn-i Mesud’dan, Şafiilerin rivayeti ise İbn-i Abbas’tan gelmektedir. İkisi de mevsuktur, sikadır. Senetleri çok sahihtir. Hatta Şafii ulemasından İmam Nevevi der ki; “Hanefilerin senedi biraz daha güçlüdür. Fakat biz İbn-i Abbas’ınkini aldık. Çünkü bu rivayet silsilesi de sikadır. Sika’nın ziyadesi ise makbuldür. Hanefilerin rivayetinde geçmeyen “el-mübarekatü” kelimesi burada olduğu için biz bunu tercih ettik.”

Düşünüyorum da gerçekten hayret vericidir, Üstad sadece mucizeler konusunda 300 küsur hadisi hafızasından ravileri ve kitaplarıyla birlikte nakletmiştir.

Bir tek meselede 300 küsur hadisi hafızasından yazdırabilen bir insanın hıfzında ne kadar hadis olduğunu düşünmek lazım. Üstad, benim kanaatime göre aynı zamanda bir hadis hafızıdır.

-Üstadın ihtisası en çok hangi alandadır?

-Aslında normal medrese usulünde, medreselerde yalnız bir tek değil, birçok ilimlerde ihtisas vardır. Bizim şimdiki Üniversitelerde olduğu gibi tek bir sahada uzmanlaşma yoktur. Bir kişi medresede okuyorsa, fıkhı da, tefsiri de, hadisi de, edebiyatı da, belagatı da bilmek zorundadır. Zaten böyle oluyor, sistemde bu dersler vardır.

Üstad da bütün o kitapları okuduğu gibi, her ilimde temel eserler başta olmak üzere 90 kitabı hıfzına almıştır. Böyle bir zata “şu sahada mütehassıstır” demek bence haksızlık olur. Onun için ben şahsen üstadı hem büyük bir müfessir, hem büyük bir muhaddis, hem fıkıhta büyük bir müctehid, hem kelamda emsali olmayan, yeni bir ilm-i Kelam ortaya koyan bir kelamcı, aynı zamanda takvayı esas alan büyük bir mutasavvıf olarak görüyorum.

Fakat ille de bir şey denmek gerekecekse, en büyük ihtisas sahası marifetullahtır. Marifetullahta, imanın temel konularında gerçekten büyük bir ihtisası vardır.

 -Risale-i Nur’un sadeleştirilmiş bir baskısının yeni nesillere sunulması konusunda neler düşünüyorsunuz?

-Ben buna hiç taraftar değilim. Şöyle düşünüyorum;

1-Hiçbir tercüme aslının yerini alamaz. Benim çok sevdiğim ve üstadı tanımadan önce kendisinden çok istifade ettiğim bir eser, İmam Gazali hazretlerinin İhyau’l-ulûm’udur. Bu eser Allah rahmet etsin, babamda vardı, çok istifade ettim. Arapçaydı tabii. Daha sonra Türkçe bir tercümesine az bir göz attım. Gördüm ki, İmam Gazali’nin o geniş perspektifiyle vurgulamak istediği hususlar, o edebiyatı, o geniş ve kapsamlı ifadeleri tercümelerinde yoktu, olamazdı da..Her tercüme eser de böyledir. Şimdi, üstadın bu ifadeleri de sadeleştirilirse, gerçekten çok sönük düşer.

2-Bilindiği üzere, Osmanlıca, özellikle dinî konularda çokça Arapça ve Farsça ıstılahları ihtiva etmektedir. Özellikle Arapçanın o geniş, kapsamlı ifadelerinin yerini Türkçe karşılayamaz.(*)

Ben şahsen vaaz ederken notlarımı Arapça tutuyorum. Birkaç kelime not almak bana yetiyor. Hâlbuki onları Türkçe yazsam, bir sayfa yazmam lazım.

Risale-i Nur’un bu ifadeleri Osmanlıca olduğu için çok geniştir. Bugünkü öztürkçe dedikleri sönük dille ifade edilmeyecek enginliktedir. Istılahların tercümesi zaten ilmî olarak mümkün değildir. Istılahlar tercüme edilmezse zaten metin hemen hemen aynı kalır.

3-Üstad zaten defalarca söylüyor ki, bu eserler ilham mahsulüdür. İlham elbette son derece güçlü, kuvvetli bir şekilde geliyor. Gelen manalar kadar, o manalara biçilmiş kaftan olan lafızlar da o nispette güzeldir. Bunu tercüme eden kimse o İlham eseri olan geniş kapsamı kesinlikle muhafaza edemez. Ve Üstadın “bunlar benim malım değildir, Kur’an’ın malıdır” dediği hakikatlere kendi görüşünü sadece yansıtmış olur.

Şimdi, Kur’an’dan mülhem olan bir hakikat nerede? Kim olursa olsun, dünyanın en büyük allamesi olsun, kendisinin anladığı bir şeyi ortaya dökmesi nerede? Onun için bu mümkün değildir diyorum.

4-Bu dil ağır filan deniyor. Ben buna cevap verirken bazen şu hatıramı anlatıyorum. Bizim köyde, Allah rahmet eylesin Hacı Osman isminde ümmi bir zat vardı. Babam köyün hocasıydı. Ben şehirde oturuyordum. Köye geldiğimizde Hacı Osman efendinin evinde ders yapıyorduk. Köyün muallimi filan da geliyordu. Bir gün o öğretmen dedi ki; “Hocam ya, ben anlayamıyorum.” Hacı Osman amcaya döndüm; “Hacı ağabey, sen anlıyor musun?” diye sordum. “Hocam, ben gayet iyi anlıyorum” dedi. Hacı Osman Efendi âmî bir zat, ilkokul bitirmemiş, ama anlıyor. Diğeri tahsilli, ama anlayamıyor.

Demek ki iş samimi bir niyet ve devamlı okumaya bağlıdır.

Bir de üstadın dediği gibi, acaba kendine müslüman diyen bir adam, dünyanın bir menfaati için, bir günde elli kelime Firengî lügatından taallüm ettiği halde; elli senede ve her günde elli defa tekrar ettiği Sübhanallah, Elhamdülillah ve Lâilahe İllâllah ve Allahü Ekber gibi mukaddes kelimeleri öğrenmemek bir insana yakışır mı?

Şimdi bize iman kapılarını açan ve o perspektiften bizi ahirete yaklaştıran Risale-i Nur’un bu kelimelerini öğrenmemek için hangi mazeret olabilir ki? İngilizceyi öğreniyoruz, Fransızcayı öğreniyoruz. Osmanlıca bizim ecdadımızın dilidir. Niye öğrenmeyelim ki?

Birkaç kişinin hatırı için, ortadan kesip, o ilhamı bir tarafa, o ıstılahları bir tarafa, o Arapça geniş kapsamları bir tarafa atıp, sönük bir Türkçe ile neyi ifade edebiliriz ki?

Bu minvalde çok şey söylenebilir.. Ben şahsen hiç tasvip etmiyorum. Zaten bugün öyle bir şey yapmaya gerek yok. Zaten birçok risale talebesi yazar, belli konuları kaleme alıp, insanlara sunuyorlar. Risale bilmeyenler konuyu öğrenmek istiyorlarsa önce oralardan öğrensinler.

“Risale-i Nur dava değil dava içinde burhandır” diyor Üstad. İslam davasının bir burhanıdır. O burhan başka bir şekilde de ifade edilebilir.

Ama Risale-i Nur’u tamamen rafa kaldırıp, onun yerine başka birisinin sadeleştirdiği metnini koyarsanız, kimin tercümesini esas alacağız diye ihtilaf çıkar. Onun için sadeleştirme bana göre yarardan çok zarar verir.

Bir de şu vardır, Risale-i Nur müellifinin eserinin temeline harç olarak koyduğu ihlas başka tercümelerde olmaz, olamaz. Bu işi yürüten ihlâstır. “İşte Nur Risaleleri'nin büyük denizlerin büyük dalgaları gibi gönüller üzerinde husule getirdiği heyecanın, kalplerde ve ruhlarda yaptığı tesirin sırrı budur; başka bir şey değildir. Risale-i Nur'un bahsettiği hakikatlerin aynını binlerce âlimler, yüz binlerce kitaplar daha belîgane neşrettikleri halde yine küfr-ü mutlakı durduramıyorlar. Küfr-ü mutlakla mücadelede bu kadar ağır şerait altında Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa, bunun sırrı işte budur: Said yoktur, Said'in kudret ve ehliyeti de yoktur. Konuşan yalnız hakikattir, hakikat-ı imaniyedir.”

Böyle hem ihlâsla, hem ilhamla yazılmış bir eseri, başkası nesine güvenerek sadeleştirebilir? Bu kesinlikle olmaz. Kesinlikle bu konuya hiç sıcak bakmıyorum.

-Hocam Allah razı olsun. Çok teşekkür ederiz.

-Cümlemizden inşallah.

(*) Burada Hocamızı te’yiden bir söz nakletmek istiyorum. Merhum ve mağfur Prof. Dr. Es’ad Coşan Hocaefendi, fakültedeki hocalarından Alman Oryantalist Helmut Ritter’in kendilerine şöyle söylediğini naklediyor; “Sizin, dünyanın en zengin ifade kabiliyetine sahip bir lisanınız(Osmanlıca) vardı. Kadrini, kıymetini bilmediniz, bozdunuz ve o lisanı berbat ettiniz.” Tarihi Ve Tasavvufi Şahsiyetler-Prof. Dr. M. Es’ad Coşan-Server İletişim Yay. İst-2008

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Eymen, 2014-02-13 06:29:47

Üstad'ın bir hadis hafızı olduğuna dair vesika İhsan Atasoy Ağabey'in hazırladığı Hüsrev Altınbaşak kitabında Zübeyr Ağabey'den nakledilen bir hatıradır. Üstadımız Zübeyr Ağabeye demiş ki: " Ahmed bin Hanbel, 1 milyon hadis ezberledi. Ben ise 1 milyon 160 bin hadis ezberledim." Bu ifade delildir ki, Üstadımız ilm-i hadis ıstılahınca " el-Hâfız " ünvanını taşımaktadır.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Mehmet İraz, 2010-11-29 07:07:26

Salih hocam Allah razı olsun. Çok istifadli bir röportaaj olmuş. Hocamıza da teşekkür ederiz. Özellikle işari tefsirin özellikleri ve misalleri çok güzel olmuş.Şükran kesira...

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

-İzninizle başka bir soruya geçmek istiyorum. Bir yerde üstad şöyle diyor; “ey uykuda iken k

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

O Bediüzzaman'dır Bu köşede, çeşitli vesilelerle dediklerimize ek olarak söyleyecek olursak:

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, yeni bir söyleşimizi daha hizmetinize sunuyoruz. Aslen Muş’lu olup

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

Doğunun ilim ve irfan merkezlerinden bir amud-u nurani olan Nurşin medreselerinin Üstad Bediüzza

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşilerimizden birisini daha hizmetinize sunuyoruz. Prof. Dr.

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

-Hocam, sizin risaleyi risaleyle izahınız çok dikkat çekiyor. Bu tarza nasıl başladınız? -

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşileri bölümümüzde yeni bir mülakatımızı hizmetiniz

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, cevaplar.org adına gerçekleştirdiğimiz yeni bir söyleşiyi takdim

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli bir âlim ve ehl-i kalb bir büyüğümüzle yaptığımız k

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

-Hocam, ilk sorum şöyle; Bediüzzaman’ın medrese sistemine getirdiği yenilikler nelerdir?

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

Değerli ziyaretçilerimiz, Prof. Dr. Ahmed Akgündüz Hocamızla yaptığımız yeni bir söyleşiy

"Ey inananlar! Rabbinizden korkun.Çünkü kıyametin saatinin depremi cidden korkunç bir şeydir.”

Hac:1

GÜNÜN HADİSİ

Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır.

Tirmizi, Sıfatu Cehennem 10, (2601)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI