Cevaplar.Org 1xbet para cekmeimplant dis fiyatlari

NİYAZİ BEKİ HOCAMIZLA RİSALE-İ NURLA ALAKALI BAZI SORULAR ETRAFINDA-2

-Üstadın -eski Said ile yeni Said’in- eserleri arasındaki temel farklar sizce nelerdir? -a. Eski eserlerinin ifadeleri yeni eserlere nispeten daha ağırdır.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2010-11-15 07:32:29

-Üstadın -eski Said ile yeni Said’in- eserleri arasındaki temel farklar sizce nelerdir?

-a. Eski eserlerinin ifadeleri yeni eserlere nispeten daha ağırdır.

b. Eski eserlerinde genel olarak İslam aleminin içine düştüğü sosyal, siyasal, kültürel, ahlakî buhranlarına bir çözüm aramaya yöneliktir. Yeni eserlerde ise en büyük maksat, iman esaslarını tahkikî bir surette ders vermektir.

c. Eski Said bir allame olarak daha çok ilim çevrelerine hitap ediyordu, ifadeleri de o nispette ilmî oluyordu. Yeni Said ise bir mürşit olarak görev yapıyor, yediden yetmişe herkese hitap ediyordu ve ifadeleri de ona göre daha açık, daha mufassal oluyordu.

d. Eski Said İslam aleminin –daha çok- uğradığı maddî sarsıntılarını Kur’an perspektifinden tedavî etmeye çalışıyordu; Yeni, Said ise daha çok Müslümanların manevî yaralarını tedavî etmeyi amaçlıyordu.

e. Eski eserlerinde bir ıslah ve tecdid hareketinin altyapısı oluşturulmuş, yeni eserlerde ise bu hareket pratize edilmiştir.

-Risale-i Nur yazdırılmış mıdır, bu ne demektir?

-Evet, Risale-i Nur, Kur'an'dan mülhemdir. İlhamın veriliş gayesi, ilhama mazhar kılınan zatı, o ilham doğrultusunda istihdam etmektir. Bu manada, “Risale-i Nur’un yazdırılması” da bu istihdamın bir parçasıdır. Yani; ilhamın veriliş maksadı bir istihdamdır, istihdamın bir yönü de onun yazdırılmış olmasıdır.

Bediüzzaman'ın, "Risale-i Nur'u zahiren benim eserim olmak haysiyetiyle sena etmiyorum. Belki yalnız Kur'an'ın bir tefsiri ve Kur'an'dan mülhem bir tercümân-ı hakikîsi ve imanın hüccetleri ve dellâlı olmak haysiyetiyle meziyetlerini beyan ediyorum. Hatta bir kısım risaleleri ihtiyarsız yazdığım gibi, Risale-i Nur'un ehemmiyetini yazmakta ihtiyarsız hükmündeyim" şeklindeki ifadesi, Risale-i Nur'un Kur'an'dan mülhem, manevî bir tefsir olduğu yolundaki kanaatini açıkça ortaya koyuyor. Buna göre denilebilir ki, işlenen konular sadece başlık olarak kullanılmış âyetlerin açıklaması değil, aynı zamanda metni verilmeyen ve fakat konu ile ilgili olan pek çok âyetin de açıklamasıdır.

"Manevî bir elektrik olan Risale-i Nur dahi, ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve funûnundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki, semavî olan Kur'an'ın şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir" şeklindeki ifadesi de, onun bu konudaki kanaatini açıkça ortaya koymaktadır.

Bediüzzaman'a göre, Risale-i Nur'un Kur'an'dan mülhem olduğunu gösteren deliller vardır. Bunların arasında; muhtevanın zenginliği, her seviyedeki insanlara hitap etmesi, üstün ikna kabiliyetinin olması, özellikle eserlerin telifi esnasında Kur'an'dan başka, müellifin yanında herhangi bir kaynak eserin bulunmamasına rağmen, alışılmışın dışında bir süratle yazılmış olması gibi hususlar zikredilebilir. Ancak en çarpıcı, delillerden biri de, müellife göre Risale-i nur'un muhtevasının, kendi müellifinin havsalasının üstünde bir genişliğe sahip olmasıdır. Bu ise, eserlerinin bir ilham eseri olduğunun delilidir. Aşağıdaki sözleri bunu göstermektedir.

"Hem hakâik-i imaniye ve Kur'aniye'de öyle bir genişlik var ki, en büyük zekâ-i beşeri ihata edemediği halde; benim gibi, zihni müşevveş, vaziyeti perişan, müracaat edilecek kitap yokken, sıkıntılı ve süratle yazan bir adamda, o hakâikın ekseriyet-i mutlakası dekaikiyle zuhuru; doğrudan doğruya Kur'an-ı Hakîm'in i'caz-ı manevîsinin eseri ve inâyet-i Rabbaniyenin bir cilvesi ve kuvvetli bir işâret-i gaybiyesidir."

Risale-i Nur'un takip ettiği üslûbun başka eserlerden farklı olduğunu, kapsamlı ifadelerle her kesime hitab edildiğini ve Kur'anî hakikatlerin, Kur'an'ın üslubuna uygun bir seyir takip ettiğini ifade eden müellifin konu ile ilgili görüşleri şöyledir:

"Bütün risalelerde, söz konusu olan bütün derin hakikatler, verilen misaller vasıtasıyla, en âmî ve ümmî olanlara kadar ders veriliyor. Hâlbuki o hakikatlerin çoğunu, büyük âlimler "tefhim edilmez", yani; "anlaşılamaz ve anlatılamaz" deyip, değil tüm insanlara, belki yüksek seviyedeki insanlara da bildiremiyorlar. Demek, Risale-i Nur'daki suhûlet-i beyan, şüphesiz bir eser-i inayettir ve onun müellifinin hüneri olamaz. Olsa olsa, Kur'an-ı Kerim'in manevî i'câzının bir cilvesi, verdiği temsillerin bir temessülü ve bir yansımasıdır.”

Müellif, yukarıdaki görüşlerini desteklemek için bir takım kıyaslamalara da yer vermekte ve şunları söylemektedir: "Risale-i Nur eczaları, bütün mühim hakaik-ı imaniye ve Kur'aniyeyi hatta en muannide karşı dahi parlak bir surette ispatı, çok kuvvetli bir işaret-i gaybiye ve bir inâyet-i İlahiyedir. Çünkü, hakâik-ı imaniye ve Kur'aniye içinde öyleleri var ki; en büyük bir dahî telakki edilen İbn-i Sina, fehminde aczini itiraf etmiş "Akıl buna yol bulamaz!" demiş. Onuncu Söz risalesi, o zatın dehasıyla yetişemediği hakaikı (Haşirle ilgili gerçekleri), avamlara da, çocuklara da bildiriyor."

Bediüzzaman, bu konuda ikinci bir misali Sa'd-ı Teftazanî'den vermiş ve o zatın Telvih adlı eserinde kırk- elli sayfalık "Mukaddemat-ı İsnâ Aşer" ismiyle bilinen bir bölümde ancak ilim adamlarına bildirdiği meseleleri, kendisinin kadere dâir yazdığı 26. sözde sadece iki sayfada, tamamıyla hallettiğini, sırf âlimlere değil, herkese bildirecek şekilde açıkladığını ifade etmiş ve bunun İlâhî bir inayetin eseri olduğunu vurgulamıştır.

"Mahrem bir suale cevaptır." başlığı altında ve bir "soru-cevap diyalogu"nda yer alan bu ifadeler, aşağıda olduğu gibidir:

"Benden sual ediyorsun: Neden senin Kur'an'dan yazdığın sözlerde bir kuvvet, bir tesir var ki, müfessirlerin ve ariflerin sözlerinde nadiren bulunur. Bazen bir satırda, bir sahife kadar kuvvet var, bir sahifede bir kitap kadar tesir bulunuyor?

"Elcevap: -Güzel bir cevaptır- şeref, i'câz-ı Kur'an'a ait olduğundan ve bana ait olmadığından, bila-perva derim: Ekseriyet itibariyle öyledir. Çünkü, yazılan sözler (Nur risaleleri) tasavvur değil, tasdiktir; teslim değil, imandır; marifet değil, şehadettir, şuhuddur; taklit değil, tahkikdir; iltizam değil, iz'andır; tasavvuf değil, hakikattir; dâva değil, dâva içinde burhandır."

Bu ifadeleriyle Bediüzzaman, Risale-i Nur'un, doğrudan doğruya Kur'an'ın manevî bir mu'cizesi olarak, şuhûd derecesinde Kur'an'ın hakikatlerini delillerle ispat ettiğini vurgulamıştır.

Üstad, Risale-i Nur'u, diğer eserlerden bu kadar farklı kılan sebepleri anlatırken de, onun Kur'an'dan mülhem kuvvetli bir tefsir olarak yüce Allah'ın bir lütfü olduğunu şu ifadelerle beyan etmektedir: "Eski zamanda, esâsât-ı imaniye mahfuzdu, teslim kavî idi. Teferruatta, ariflerin marifetleri, delilsiz de olsa beyanatları makbul idi; kâfi idi. Fakat, şu zamanda dalâlet-i fenniye, elini, esasâta ve erkâna uzatmış olduğundan, her derde lâyık devayı ihsan eden Hakîm-i Rahîm olan Zât-ı Zülcelâl, Kur'an-ı Kerim'in en parlak mazhar-ı i'cazından olan temsilatından bir şulesini; acz ve zaafıma, fakr ve ihtiyacıma merhameten, hizmet-i Kur'an'a ait yazılarıma ihsan etti. Felillahi’l-hamd, sırr-ı temsil dürbünüyle en uzak hakikatler gayet yakın gösterildi. Hem sırr-ı temsil cihetü'l-vahdetiyle, en dağınık meseleler toplattırıldı. Hem sırr-ı temsil merdiveniyle en yüksek hakaika kolaylıkla yetiştirildi. Hem sırr-ı temsil penceresiyle, hakaik-ı gaybiyeye, esâsât-ı İslâmiyeye, şuhûda yakın bir yakîn-i imaniye hâsıl oldu. Akıl ile beraber, vehim ve hayâl, hattâ nefis ve hevâ teslime mecbur olduğu gibi, şeytan dahi teslim-i silaha mecbur oldu.

Elhasıl: Yazılarımda ne kadar güzellik ve tesir bulunsa, ancak temsilât-ı Kur'aniye'nin lemeâtındandır. Benim hissem; yalnız şiddet-i ihtiyacımla taleptir ve gayet aczimle tazarruumdur. Dert benimdir, deva Kur’an’ındır."

Müellife göre, Risale-i Nur'un telif şekli de onun bir ilham eseri olduğunu gösteriyor: Onun bu konuda "kardeşlerim ve arkadaşlarım" dediği, yanında bulunan bütün talebelerini ve eserleri yazan müstensihleri şahit göstererek yaptığı açıklamalarından anlaşıldığına göre: 19. Mektub'un beş parçası, bir kaç gün zarfında her gün iki-üç saatlik bir çalışmayla, toplam on iki saatte hiç bir kitaba müracaat edilmeden yazılmıştır. Özellikle ifade edildiğine göre, "Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü vesselam" ifadesinde tevafuk penceresinden çok açık bir nübüvvet mührünü gösteren 19. Mektub'un en mühim bir parçası olan "dördüncü cüz", üç-dört saatte, dağda, yağmur altında, ezber yazılmıştır. Yine 30. Söz gibi mühim ve dakik bir risale, altı saat içinde bir bağda yazılması gibi, en önemli sözler ve risalelerin, müellifin en sıkıntılı ve hastalıklı zamanında, en süratli bir tarzda yazılması; müellif tarafından, doğrudan doğruya Allah'ın bir inayeti, bir ikramı ve Kur'an'ın da manevî bir kerameti olarak telakki edilmiştir.

Bediüzzaman, özellikle elli-altmış kadar risalelerin telif tarzlarının, Allah'ın ilham ve ikramından başka bir şekilde izah edilemeyeceğini şu sözleriyle belirtmektedir: "Elli-altmış risaleler öyle bir tarzda ihsan edilmiş ki, değil benim gibi az düşünen ve zuhurata tebaiyet eden ve tetkikata vakit bulamayan bir insanın; belki büyük zekâlardan mürekkep bir ehl-i tetkikin sa'y ve gayretiyle yapılmayan bir tarzda telifleri, doğrudan doğruya bir eser-i inayet olduklarını gösteriyor."

Risale-i Nur bir medrese ehline ne kazandırır? İslami ilimlerle meşgul olan biri niçin bu eserleri okuma ihtiyacı duysun?

-Risale-i Nur iman esaslarını işleyen bir tefsirdir. Başka tefsirlerde bu konular çok dağınık vaziyettedir. Diğer medrese ilimleri daha çok iman dışındaki konulara aittir. İman konularını işleyen kelam kitapları da çok uzun ve dolaylı yollardan ancak bir katkısı olan meselelerle dolu olması yanında, dalaletin fen ve felsefeden geldiği bu asrın insanlarına çok fazla bir şey vermekten uzaktır. Asrın silahıyla silahlanmanın zorunlu olması cihetiyle doğrudan Kur’an’dan dersini alan ve bu asrın insanını nazara alan bir ders olması bakımından, diğer kesimler yanında Medrese ehline de çok önemli bir derstir.

-Bediüzzaman ümmi midir? Yarım ümmiyim diyor…

-Yarım ümmidir, okuması var, yazması yoktur. Yazısı Osmanlıca ve Arapçada da iyi değil, fakat Latinceyi hiç bilmiyor, ne yazabiliyor, ne de okuyabiliyor. Bir de Osmanlı geleneğinde var olan mektep ve medreselerde bilinen usul ile okumadığı veya okuması gereken eserleri –bir üstaddan ders alarak- tamamlamadığı için de yarım ümmi sayılır.

-Üstadın seleften en çok etkilendikleri kimlerdir?

-Bence Sahabeden en çok etkilendiği Hz. Ali başta olmak üzere, dört raşit halifedir.. Diğer âlimlere gelince, daha çok Abdülkadir Geylanî, İmam Gazalî, İmam Rabbanî, Mevlana Celaleddin Rumî’den etkilendiğini söyleyebiliriz.

-Risale-i Nur’un keşfettiği bine yakın din tılsımları nelerdir?

-Her şeyden evvel, bu Tılsımları, asırlardan beri teraküm eden dinsizliğin ortaya koyduğu pek çok şüpheleri izale eden açıklamalar ve ilmî keşifler olarak değerlendirmekte isabet olduğunu düşünüyoruz. Başta Allah ve ahiret olmak üzere iman esasları konusunda gösterilen yüzlerce ilmî deliller..

-Üstadın eserlerine işaretler çıkarmasının dinde yeri var mıdır?

-İşarî tefsir metodu, eskiden beri âlimlerin kabul ettiği bir tefsir çeşididir. Dolayısıyla, tefsirde işarî metot olarak kabul ettiğimiz yönü itibariyle bu tür ilhama mazhar olan zatlara birçok yönden işaret edilmesinde bir sakınca yoktur.

Mesela Mevlana Ahmed Cami, İmam-ı Rabbani’yi haber verme sadedinde; “Her dört yüz senede bir Ahmed gelir. Bininci senede gelen Ahmed en mühimidir” demiştir.

-Mevlana hazretleri de Nakşibendiliği haber vermiş..

-Evet, o da aynen vuku bulmuştur. Mesela Rum suresinden Endülüslü müfessir İbn-i Berrecan, Kudüs’ün tekrar Müslümanların eline geçeceği tarihi bulmuş ve tefsirine yazmış, tam elli sene sonra Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü fethederek onun istihracını tasdik etmiştir. Ben de birkaç yıl önce Süleymaniye Camii Kütüphanesinde İbn-i Berrecan’ın tefsirinin yazma nüshasından ilgili yeri bir fotokopi olarak almıştım.

Muhyiddin-i Arabi de Füsus-ul Hikem’inde “İbn-i Berrecan böyle söylemiştir. Biz de istesek keşif ve ebced ile bunu söyleyebiliriz” diyor. Büyük muhakkik, allame olan İbn-i Şame bu tevafuk için demiştir ki: "İbn-i Berrecan bu tarihten çok zaman evvel vefat eylemişken, verdiği haberinin aynen çıkması acaib hususlardandır.”

Son devrin büyük müfessiri merhum Elmalılı Hamdi Efendi de tefsirinde bu konuda şöyle yazmaktadır; “Bir de Ebû Hayyan, El-Bahru’l-Muhit adlı tefsirinde şunu kaydetmiştir: Şeyh üstaz Ebû Ca'fer İbnü’z-Zübeyr hikâye ederdi ki, Ebülhakem İbn-i Berrecan Müslümanların Beyt-i Makdis’i fethedeceklerini

غُلِبَتِ الرُّومُ فِي أَدْنَى الْأَرْضِ وَهُم مِّن بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ

Kavl-i ilâhîsinden zaman ve günü muayyen olarak istihraç etmiş idi. Ve İbn-i Berrecan kendisi fetih için tayin ettiği vakitten evvel vefat eyledi, vefatından bir zaman sonra da Müslümanlar onun belirttiği aynı vakitte Kudüs’ü fethettiler. Müşarün'ileyh Ebû Ca'fer, iş bu Ebülhakem ibni Berrecan’ın kitabullahdan istihraç ederek mugayyebata dair bir takım şeylere muttali' olduğuna itikad ederdi. Muhyiddîn-i Arabî, dahi işbu Kudüs fethi hakkındaki istihraçdan bahsetmiştir. Demek olur ki âyette ancak ricalullaha münkeşif olan daha diğer imalar da vardır.

Alusî tefsirinde de der ki: “Muhyiddin-i Arabî, Irakî ve sâire gibi arifînin Kur'an-ı Kerim’den mugayyebatı/bir takım gaybî işaretleri istihraç ettikleri meşhurdur. Bu bir takım kavaıd-i hesabiyye ve a'mal-i harfiyye üzerine mebnîdir ki onlara dair seleften bir şey varit olmamıştır.”

Yine بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ (güzel bir memleket; Sebe:54: 15) ifadesinden Mevlana Cami İstanbul’un fethi tarihi çıkarmıştır. Ahmed Zeynî Dahlan da, El-Fütûhat-ul İslâmiye adlı eserinde âyetin bu cümlesinden İstanbul'un fetih tarihi olan Hicrî 857 (Miladi: 1453) adedini çıkaranlar olduğunu kaydetmiştir. Bu ne demektir? Fatih Sultan Mehmed hanın İstanbul’u fethine işarettir.

Şimdi Sultan Fatih’e işaret eden ayet oluyor da, neden Hz. Üstad’a işaret eden bir ayet olmasın yani? Ki, Risale-i Nur’un hizmeti İstanbul’un fethinden daha kudsi, daha güzeldir. Milyonlarca insanın imanını kurtarıyor.

Yine üstad “İnna Atayna” sırrında “bu surede 17 harf kullanılmış ve işaret ediyor ki, Kudüs hicri 17. senede fethedilecek” diyor. Gerçekten de Hicri 17. Senede Hz. Ömer efendimizin hilafeti zamanında fethedilmiştir.

-Hocam, böyle işaretleri eskiden beri çok çıkaran ulema olmuş. İtiraz edenler bundan habersiz konuşuyorlar. Mesela Kur'an'ın Bakara Sûresi âyet: 114’deki فِي خَرَابِهَا  kelimesinin cifrî hesabı olan 803 ile Timurleng'in Şam'ı harab ettiği tarihi, Enbiya Suresi 105. Ayetinden Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır’ın fethini çıkarmaları gibi..

-Evet.. Evet.. Hatta ben bu istihraçları bir araya getirdiğim “Rum Suresi Işığında Bedir Zaferinden İstanbul’un Fethine” isminde bir eser hazırlamıştım. Birkaç yıl önce sınırlı sayıda basılan bu eserin ikinci baskısını inşallah yakında gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Bu eserde, Bedir Zaferi, Kudüs’ün Hz. Ömer zamanındaki fethi, Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü tekrar fethi, Alparslan’ın Malazgirt Zaferi, İstanbul’un Fatih Sultan Mehmed tarafından fethi gibi fetihlere dair Rum suresinden bir takım işaretler istihraç edimiştir.

Yani bu işaretler normaldir. Bunlar Kur’an’a nakîsa değil, Kur’an’ın i’cazının bir alametidir.

Yine Maide Suresi 54. Ayetinde

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَلاَ يَخَافُونَ لَوْمَةَ لآئِمٍ ذَلِكَ فَضْلُ اللّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاءُ وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allahı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorludurlar. Allah yolunda mücahede eder ve bu hususta dil uzatan hiçbir kimsenin ayıplamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın öyle bir lütfudur ki dilediğine verir. Allah vâsidir, alîmdir/ihsanı boldur, her şeyi hakkıyla bilir” mealindeki ayet-i kerimeden birçok âlim işaretler çıkarmıştır;

*Hz. Hasan, Katâde, Dahhâk, İbnü Cüreyc demişlerdir ki, bunlar Ebu Bekir ve arkadaşlarıdır. Çünkü dinden dönenlerle bunlar savaştılar.

* Sûddî demiştir ki, bu âyet önce Ensar hakkındadır. Zira ilk önce kâfirlere karşı Resulullah'a yardım eden ve dinin ortaya çıkarılmasına yardımcı olan bunlardır.

* Bunlar Yemen halkıdır. Zira Hâkim'in "el-Müstedrek" inde sahih senetle rivayet edildiği üzere bu âyet indiği zaman Peygamberimiz Ebu Musa'l- Eş'arî (r.a.)ye işaret buyurarak "bunun kavmi" buyurmuştur. Ve hakikaten bunlar Resulullah zamanında çok mücahedeler ve hizmetler etmişler ve Hz. Ömer devrindeki fetihlerin çoğu da bunların eliyle olmuştur.

* Fürs (Fars, eski İran) kavmidir. Çünkü yine sahih rivayette geldiği üzere Peygamberimizden sorulmuş, mübarek elleriyle Selmân-ı Farisî (r.a.)'nin omzuna vurup: "bu ve bunun arkadaşları" buyurmuş, elbette onların da çok büyük hizmetleri olmuştur.

-Hocam, Elmalılı Hamdi Efendi de Türklerin de bu ayetin müjdesi içine girdiklerini söylüyor.

-Evet, ama üstada kadar pek “Türkler” diyen yok. Fakat üstad da içinde bulunduğu şartlar içinde Türkçülüğü dinsizliğe alet edenlere karşı, kendi ifadesiyle “Şarkın en cesur ve en kuvvetli ve en kesretli kavmi” olan Türklerin İslam’ın elmas bir kılıncı olduğu, bin sene Kur’an’a bayraktarlık yaptıklarını ve bu ayetteki müjdeye mazhar olduklarını son derece yerinde olarak ifade etmiştir.

Cezayirli büyük müfessir İbn-i Aşur da bu ayetin tefsirinde, bunların “Türkler, Kürtler, Çinliler, Hindliler, Farslar, Araplar.. ” diye belirterek tarih içerisinde bir şekilde İslam’a hizmet ve Allah yolunda cihad eden bütün milletleri saymıştır.

-Hocam, bir de üstad “masadak oldunuz” diyor. Bunu da unutmamalı..

-Evet.. Masadak “uygun gelen misal” demek.. Yani Tefsirlerde yer alan başkaları gibi Türkler de bu ayetin işaretine uygun bir örnektir. Şüphesiz, Türkler bu ayette ifade edilen manaya uygun bir vaziyet sergilemiş ve ayetin işaretine mazhar olmaya liyakatlerini gösteren güzel bir performans göstermişlerdir.

-Devam edecek-

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

-İzninizle başka bir soruya geçmek istiyorum. Bir yerde üstad şöyle diyor; “ey uykuda iken k

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

O Bediüzzaman'dır Bu köşede, çeşitli vesilelerle dediklerimize ek olarak söyleyecek olursak:

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, yeni bir söyleşimizi daha hizmetinize sunuyoruz. Aslen Muş’lu olup

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

Doğunun ilim ve irfan merkezlerinden bir amud-u nurani olan Nurşin medreselerinin Üstad Bediüzza

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşilerimizden birisini daha hizmetinize sunuyoruz. Prof. Dr.

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

-Hocam, sizin risaleyi risaleyle izahınız çok dikkat çekiyor. Bu tarza nasıl başladınız? -

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşileri bölümümüzde yeni bir mülakatımızı hizmetiniz

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, cevaplar.org adına gerçekleştirdiğimiz yeni bir söyleşiyi takdim

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli bir âlim ve ehl-i kalb bir büyüğümüzle yaptığımız k

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

-Hocam, ilk sorum şöyle; Bediüzzaman’ın medrese sistemine getirdiği yenilikler nelerdir?

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

Değerli ziyaretçilerimiz, Prof. Dr. Ahmed Akgündüz Hocamızla yaptığımız yeni bir söyleşiy

İyiliğin karşılığı, iyilikten başka bir şey midir?

Rahman, 60

GÜNÜN HADİSİ

Herhangi bir kişi, mükemmel bir abdest alıp da namaz kılarsa, o namazla gelecek namaz arasında işlediği bütün günahları bağışlanır.

Buhari

TARİHTE BU HAFTA

*Akşemseddin Hz.lerinin Vefatı(15 Ocak 1459) *İstanbul Erkek Lisesi'nin Açılışı(15 Ocak 1884) *Körfez Savaşı'nın Başlaması(17 Ocak 1991) *Galiçya Zaferi(19 Ocak 1917)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI