Cevaplar.Org implant

ÖMER NASUHİ BİLMEN (1884-1971) -2. BÖLÜM-

Ömer Nasuhi Efendi çok mütevazı idi. Bir mecliste oturduğu zaman zaruri olarak konuşturulmazsa, o saatlerce oturur, kelime ağzından çıkmaz, öyle bir kimse.. Hatta bir gün bir mecliste birisi dedi ki; “Efendi hazretleri, âsârınız (eserleri


Nurgül Dere

nurguldere@gmail.com

2010-08-13 21:18:24

ÖMER NASUHİ BİLMEN HOCA EFENDİ'DEN HATIRALAR

EMİN SARAÇ HOCA EFENDİ

Emin Saraç Hoca Efendi Altınoluk Dergisi'ne verdiği bir röportajında, Ömer Nasuhi Efendi hakkında şunları söylemiştir: "Ömer Nasuhi Efendi çok konuşan bir kimse değildi. Gölgesi olan bir kimse idi. Heybetli bir kimse idi."

Yine Emin Saraç Hoca Efendi'nin Cevaplar.org web sitemize verdiği bir röportajdan:

"Ömer Nasuhi Efendi çok mütevazı idi. Bir mecliste oturduğu zaman zaruri olarak konuşturulmazsa, o saatlerce oturur, kelime ağzından çıkmaz, öyle bir kimse..

Hatta bir gün bir mecliste birisi dedi ki; "Efendi hazretleri, âsârınız (eserleriniz) bizi ihya etti. Siz olmasaydınız halimiz ne olacaktı?" Ömer Nasuhi Efendi; "Estağfurullah! Eslafın âsârından müktebesattır. (Selef âlimlerinin eserlerinden alıntıdır) dedi.

Onunla alakalı bir şey daha aklıma geldi. Ben bunu kayınpederimden (Ali Yekta Efendi) işittiğim için, kayınpederim de onun çok yakını bir insan olduğu için onu anlatayım. Istılahat-ı Fıkhiyye Kâmusu çıktığı zaman Amerika'da bir üniversite karar alıyor. "Bu zata bizim üniversitenin doktora payesini verelim"

Sonra sefarete bir yazı gönderiyorlar. Sefaretten bir zat geliyor, durumu Ömer Nasuhi Efendiye haber veriyor. Hocaefendi red ediyor ve diyor ki: "Ben onlardan şeref alacak değilim. Onların şerefi bana lazım değil." Kayınpederime de "bunu kimse duymasın" diyor.

Şimdi bizim bu profesörlere öyle bir teklif gelse, sevinçten uça uça ayaklarına giderler.

Bir gün Bekir Hâki Efendi ve Ömer Nasuhi Efendi ile Erenköy'de bir mecliste bulunuyoruz. Ömer Nasuhi Efendi varken, Bekir Hâki Efendi hiç konuşmazdı. Ömer Nasuhi Efendi gittikten sonra, Bekir Hâki Efendi dedi ki; "Ben sizi sabaha kadar dinletirim, konuşurum. Ağlatırım da, güldürürüm de. Ama bizim ilmimiz ilim değil, onun (Ömer Nasuhi Efendinin) ilmi ilimdir. Fakahat (fakihlik) makamı ondadır."

ENVER BAYTAN HOCA EFENDİ

Web sitemiz Cevaplar.org yazarlarından Sedat Düztepe Beyefendi'nin Enver Baytan Hoca Efendi ile yaptığı mülâkattan Ömer Nasuhi Efendi ile ilgili olan bir bölümü aktarıyoruz: "Onun huzurunda iki kere sınava girdim; biri imam hatiplik sınavı, biri vaizlik imtihanı. O imtihanlar onun emrinde oldu. Ve onun emrinde o iki vazifeyi almış olduk. Ömer Nasuhi Efendi'nin dairesinin kapısından girdiğiniz zaman üst başı ile, görünüşü ile, her şeyi ile bir müftünün oturduğunu görürdünüz."

AHMED ŞAHİN HOCA EFENDİ

Ahmed Şahin Hoca Efendi ise "İslâmı Böyle Yaşadılar" adlı kitabında Ömer Nasuhi Hoca Efendi hakkında şunları yazmaktadır: "Medrese mezunu diye bilinen son devrin Osmanlı âlimlerinden bazılarına eriştim.

Onları bize anlatılanın çok fevkinde buldum. Tabiri caizse nevi şahıslarına mahsus hocalardı onlar. Meselâ, bir Ömer Nasuhi Bilmen, bir Beki Hâki Efendi, bir Süleyman Efendi, bir Bediüzzaman, bir Husrev Efendi… Bunları ancak görürseniz, sohbetlerinde bulunursanız tam takdir edebilirsiniz. Yoksa anlatmakla onları tam anlamanız mümkün değil. Zira onları bize çok yanlış ve nakıs şekilde de anlattılar."

BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ HAKKINDA HATIRALARI

Ömer Nasuhi Hocanın 27 Mayısçılara karşı direndiği konulardan biri de, onların "Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından, Nur Risaleleri aleyhinde yayın yapılması" isteği idi. Hoca Efendi samimi kanaatlerine zıt ve ters olan böyle bir yayını kabul etmedi. Bu da kendisinin gözden çıkarılmasında önemli bir etken oldu. Fakat kendisinin yerine getirilen değerli âlim Hasan Hüsnü Erdem de aynı isteğe karşı çıkmış, Diyaneti böyle bir olayın içine atmamıştır. Daha sonra ise, bu konuda yazdırılmak istenen Nurculuk aleyhindeki eser, Ankara İlâhiyat Fakültesi öğretim üyelerinden birine yazdırılarak yayınlanmıştır.

Ömer Nasuhi Hocanın Nur Risaleleri ve müellifi Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri hakkındaki kanaatleri çok olumlu bir yönde idi. Hattâ bir defasında, Bediüzzaman'ın eserlerinin kendi yazdıklarından daha fazla insanlara te'sir ettiğini söyleyen bir talebesine şöyle demişti: "Elbette evlâdım, ona yukarıdan fısıldayan var. Biz ise, çalışıp çabalayıp kendi topladıklarımızı yazıyoruz."

Cevaplar.org yazar ve editörü Salih Okur Beyefendi'nin Enver Galip Ceylan Hoca Efendi ile yaptığı röportajdan Ömer Nasuhi Efendi ve Üstad Bediüzzaman ile ilgili konuşmaların geçtiği bir bölüm aktarıyoruz:

"Ömer Nasuhi Bilmen'in Hukuk-u İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu adlı eseri Avrupa Şarkiyat ve Hukuk fakültelerinde okutuluyormuş. Böyle beynelmilel bir İslam âlimi..

O da çok mütevazıydi. Mesela müftülüğe bir evrak imzalatmaya gitsek, bizi güler yüzle karşılar, ayakta durdurmaz, "hoş geldiniz" der, halimizi hatırımızı sormadan evrakı imzalamazdı. Erzurum şivesiyle konuşurdu, şivesini hiç değiştirmemişti. Hasan Akkuş hocamızı çok severdi. Hasan Akkuş, Cumhuriyetin ilk yıllarında, daha hiç Kur'an Kursu vesaire yokken, vesika alıp da, hiç kimseden bir ücret beklemeden Kur'an okutmuş, hafız yetiştirmiştir. Bundan dolayı Ömer Nasuhi Efendi onu çok takdir ederdi. Müftülüğe her gidişimizde onu sorar, "Hesen Efendi ne yapıyor?" derdi.

Ömer Nasuhi Efendi çok mübarek, nurani bir insandı. Bediüzzaman hazretleri 1952'de İstanbul'a geldiğinde kendisini ziyaret ettiğini merhum Alasonyalı Hacı Cemal Öğüt Efendi hocamızdan dinlemiştim.

Talebelerine de şöyle dermiş; "Bu memleketin (İstanbul) en büyük âlimi, aynı zaman da resmî bir sıfatı olan İstanbul müftüsü Ömer Nasuhi Efendi'dir." Yine "İlmihal olarak onun ilmihalini okuyun. O en doğrudur" demiş Bediüzzaman.

-Hocam o ziyaretten bahsedebilir misiniz?

-O zamanlar bayramın ikinci günü Süleymaniye'de vilayet müftülüğünde vaizler, kaza müftüleri toplanır, bayramlaşırlarmış. Bir bayram tebrikleşmesi sırasında "Bediüzzaman geliyor" diye bir haber gelmiş. Ömer Nasuhi Efendi kendisini ayakta karşılamış, kucaklaşmış, bayramlaşmışlar. Tabii devir Demokrat Parti dönemi..

Cemal Öğüt Hoca anlattığı bir meseleyi süsleyerek, çok canlı tasvirlerle, gayet güzel anlatırdı. O ziyareti anlatırken "Mübarek geldi, Ömer Nasuhi Efendi'ye dedi ki; "Hocaefendi, artık çekinme zamanı geçti. Korkma, sana bundan sonra bir şey de yapamazlar. Gerçekleri, hakikatleri söyle" deyince Ömer Nasuhi Efendi, mütevazı bir şekilde, kısık bir sesle "peki efendim" dedi" demişti.

Hacı Cemal Efendi o hâli tasvir ederken, Üstad için "Adam sanki karlı bir dağ gibi gürledi. Kahraman adam, hiç korkmamış ki hayatında" derdi."

Mehmed Kırkıncı Hocaefendi anlatıyor:

"1964-65 yılları idi. Osman Demirci Hocamız ile beraber, Ömer Nasuhi Bilmen'i Fatih'teki evinde ziyaret ettik. Yaşı seksen aşmıştı. Gittiğimizde kuşluk namazını kılmış, dua ediyordu. Bizi sevinçle karşıladı."

Kırkıncı Hocaefendi sohbet esnasında, Kendisine Bediüzzaman Hazretleri'ni sormuş. Nasuhi Hoca: "Bediüzzaman ile Dar'ül Hikmet-ül İslamiye'de iken tanışmıştım. Bütün İstanbul ulemasının takdirlerini kazanmıştı. Ben bizzat birkaç kez sohbetinde bulundum. O dönemde yazdığı bütün makalelerini okudum. Fikirlerinde fevkalade bir tesir vardı. Telif ettiği eserlerden yalnızca Sözler isimli eserini mütalaâ ettim, harikulâde bir eser idi. Doğrusu ilm-i kelamda bir tecdit hareketi yaptı. İmanın bütün rükünlerini kemal-i vuzuhla ortaya koydu. Cenab-ı Hak bu millet-i islamiyeyi sahipsiz bırakmamıştır. Her asırda büyük müçtehidler, mücedditler ve mürşitler göndermiştir. Bediüzzaman da o zatlardan birisidir. O, cebir ve kuvvetin, zulüm ve tahakkümün hüküm ferma olduğu bu devirde gönderilmiştir" demiştir.

TALEBESİ CEVAT AKŞİT HOCA EFENDİ

Salih Okur'un Cevat Akşit Hocaefendi ile yaptığı bir röportajdan:

"Ömer Nasuhi hoca, babamın sınıf arkadaşı olduğundan beni çok severdi. Hatta kendisine bir şey söyleneceği zaman ben araya girerdim, ben söylerdim.

-Mehmed Zahid Efendi ile bir irtibatı var mıydı?

-Hep gelirlerdi efendim. Ömer Nasuhi Bilmen, Bekir Hâki Efendi, Fatih müftüsü Yekta Efendi, Hasan Basri Efendi vs.. Hocaefendi Zeyrek'te iken sık sık ziyarete gelirlerdi. O da onları ziyaret ederdi.

Ömer Nasuhi Efendiden Yediğim Fırça

Menderes'in sağlık bakanı Lütfi Kırdar ölmüştü. O zamanlarda da Mevlidhanlık meşhurdu. Lütfi Kırdar vefat edince, çocukları o zamanın meşhur mevlithanlarından Nusret Yeşilçay'a gitmişler. Bu zat öyle bir dua ederdi ki, tam Kur'an'ın sevmediği tarzda, parlak cümleler, şiirler falan. Dua edenin boynu bükük olur hâlbuki.

Neyse bunlar gitmiş, demişler ki; "Efendim, babamıza bir hatim indirtmek istiyoruz." Demiş ki; "birinci sınıf hatim mi olsun, ikinci sınıf hatim mi?"

Biz bunu gazetelerde okuduk.. Nasuhi hocamızın da o gün dersi var, soracağız. Arkadaşlar; "Akşit, sen sor, seni seviyor" dediler.

Ders yapıldı, dersten çıkınca, ben hemen çantasını elime aldım. Otobüse kadar götürüyorum hocamızı. "Cozel evladım" derdi, "güzel" diyemezdi, Erzurumlu ya.. "Ehlek" der, "ahlak" diyemez, Erzurum dili..

Elini öptüm, "hocam" dedim. "Böyle böyle olmuş. Hatimin birinci sınıfı, ikinci sınıfı mı olur? Suyu çıktı bu işin. Biz arkadaşlarla size söyleme kararı aldık. Halk sizi çok seviyor. Mevlidi yasaklayın" dedim.

Durdu durdu bu.. Kulakları kızardı. Kızdığı belli oldu. Ben "aferin lan" diyecek zannediyordum. "defol, defol" diye bağırdı. Neye uğradığımı bilemedim.

"Allah kelimesini bir duyuyorlar. Salâvat getiriyorlar. Bana ne okuyanın sahtekârlığından? Vatandaş bir "Allah" kelimesi duyuyor. Bunu da mı yasaklatacaksın bana, defol.."

-Hâlbuki halim selim, kızmayan birisi değil mi?

-Yooo…Hoca sert bir adamdı..Gülmez, güldürmez. Başka hocalar fıkralar anlatır, o hiç anlatmazdı. Gelir derse, gider dersten, öyle..

Ömer Nasuhi Hocanın Hukuk Talebelerine Tavsiyesi..

Evine sık sık giderdim. Bir gittiğimde Bekir Hâki Efendi de vardı. Hukuk talebeleri ziyarete gelmişlerdi. Kur'an'dan "ve men lem yahküm"(Maide 44) ayetini okudular, hukuk fakültesini bırakmak istediklerini söylediler.

Nasuhi hoca "Ne diyorsunuz? Hayır, hayır..Sakın yapmayın.. Hâkim olun, savcı olun. Siz olmazsanız nasıl dolduracaklar orayı? Dinsiz, imansız birisi gelse daha mı iyi? Yapabildiğiniz kadar Müslümanlığa hizmet edersiniz. Sakın ayrılmayın oğlum" dedi."

ALİ ULVİ KURUCU İLE HAC HATIRASI

Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar'ında Ömer Nasuhi Hoca ile yaşadığı hac hatırasını şu şekilde anlatır:

"Ömer Nasuhi Bilmen Efendi hazretleri hacca geldiğinde, çeşitli sohbetlerde beraber bulunduk…

Kendisi insaflı âlîcenap, âlim, ilmini konuşmakla değil, kalemiyle dile getiren bir âlimdi. O kadar velud idi ki, hiçbir âlim onun verdiği eseri, onun yazdığı kitabı kolay kolay yazamazdı. Okuduğunu çabuk anlar, yazmak istediğini çabuk yazardı.

Fazilet timsali bu büyük âlim hacca gelmişti. Erzurumlu Mustafa Necati Efendi ile beraber ziyaretlerine gittik. Mustafa Efendi'ye hacca dair bazı sualler sordu. Mustafa Efendi:

"Efendim bu mesele Hanefilerde böyledir, Şafiilerde şöyledir, Hanbelilerde böyledir, Malikilerde şöyledir" diye dört mezhebe göre hükümleri söyledi. Sözünü bitirince, Ömer Nasuhi Hoca Efendi dedi ki:

"Hazret, ben yarın ihrama gireceğim, hacca gideceğim, sen benim gözümü korkuttun. Yahu Büyük İlmihâl'i yazan benim, fakat seninle konuştuktan sonra bu hacdan gözüm korktu.. Yahu samimi olarak soruyorum. Hacc-i ifrata mı niyet edeyim, temettüe mi niyet edeyim, kırana mı niyet edeyim?"

Ömer Nasuhi Efendi devam etti:

"Efendi bu işin insanın başından geçmesi lâzımmış. Benim Büyük İlmihâl'in hac bahsini, haccettikten sonra yazmam icap ediyormuş. Nazariyat başka, tatbikat başka oluyor. Yahu kemal-i teslimiyetle soruyorum, Mustafa Necati Efendi, hangisine niyet edeyim…"

Bu suali üzerine kendisi de Mustafa Efendi de güldüler. Mecliste bulunan bizler de hep gülüştük. Hazretin kendisine bir tavsiyede bulunmadan önce, gönlünden ne geçtiğini sorduk. "Kıran" haccı yapmayı düşünüyormuş. O takdirde, Mekke-i Mükerreme'ye gidip Umre ziyaretini yaptıktan sonra Hacc'a kadar ihramlı kalması gerekiyordu.

Mustafa Necati Efendi şu tavsiyede bulundu:

"Efendim, hacca daha on iki gün var. Bu epeyce bir vakit. İhramdan sıkılırsınız diye korkuyorum. Temettüe niyet edin. Mekke'ye varınca, tavaf ve sa'y edin, tıraş olup ihramdan çıkın. Mekke-i Mükerreme sıcaktır, rahat olun…"

Bunun üzerine Ömer Nasuhi Efendi:

"Bak ne rahat söyleyiverdin. On iki günü fazla gördün. Hâlbuki bana Mekke'de on iki gün ihramlı kalmak kolay gibi geldi. Kolay değil demek ki? O halde temettüe niyet edeyim, öyle mi…" dedi."

 

Devam edecek…

Fotoğraflar

1- Ömer Nasuhi Bilmen Hoca Efendi
2- Emin Saraç Hoca Efendi
3- Enver Baytan Hoca Efendi
4- Ahmed Şahin Hoca Efendi
5- Bediüzzaman Hazretleri
6- Cevat Akşit Hoca Efendi
7- Ali Ulvi Kurucu Hoca Efendi

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

cengiz özdemir, 2011-11-01 09:42:01

yazının tam metnini e-mail adresime gönderebilirmisiniz? yardımınız için teşekkür ederim.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

H.ARKIN, 2010-08-18 17:02:04

BU RAMAZAN GÜNÜNDE HİMMETLERİNE ÇOK MUHTAÇ OLDUĞUMUZ MÜBAREKLERİN AĞZINDAN ÖMER NASUHİ BİLMEN HOCAMIZI BİZLERE GÜZEL KALEMİ İLE TANITAN NURGÜL KIZIMIZA TEŞEKKÜRLERİMİZİ SUNUYORUM. ALLAH(CC) RAZI OLSUN.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ISPARTA HAYATI “Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bi

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ] Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli’de

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943] Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonr

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

BARLA HAYATI [1927 - 1934] Evvela Erzurum’a, oradan Trabzon’a, Trabzon’dan deniz yoluyla İst

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ANKARA’YA ÇAĞRILMASI [1922] Bediüzzaman’ın Millî Mücadele sırasında İstanbul’daki m

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE’DE [13 Ağustos 1918] Esaret dönüşü İstanbul’da büy

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

I. DÜNYA HARBİ’NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI Bediüzzaman, I. Dünya Harbi’nin başlamasıyla

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

HÜRRİYET’İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN İstanbul’da, Hürriyet’in ilanından [23 Temmuz 1908]

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

YENİ BİR EĞİTİM - ÖĞRETİM METODU Bediüzzaman, o zamana kadar edindiği; düşünce, araşt

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ” Said Nursî’nin, anne ve babasıyla i

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönde

Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örteriz ve sizi ağırlancağınız şerefli bir yere yerleştiririz.

Nisâ, 31

GÜNÜN HADİSİ

Hafızasında Kur'an'dan hiçbir ezber bulunmayan kişi harab olmuş bir ev gibidir

Tirmizi, Sevatbu'l-Kur'an 18, 2914

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI