Cevaplar.Org

TECVİD İLMİ

Tecvid, harflerin mahrec ve sıfatlarına uymak suretiyle, Kur’ân-ı Kerim’i hatasız okumayı öğreten ilimdir. Kur’ân-ı Kerim’i okumak apayrı bir özellik arzeder. Bu okuyuşun herkesin kolayına geldiği şekilde bir okuyuş olma


Nigâr Dere

nigardere@gmail.com

2010-08-13 21:10:34

"Tecvid; Kur'ân-ı Kerim'i üsulüne uygun olarak okuma ilmi. Bir şeyi güzel yapmak."

"Tecvid, harflerin mahrec ve sıfatlarına uymak suretiyle, Kur'ân-ı Kerim'i hatasız okumayı öğreten ilimdir. Kur'ân-ı Kerim'i okumak apayrı bir özellik arzeder. Bu okuyuşun herkesin kolayına geldiği şekilde bir okuyuş olmayıp, lüzumlu kaideleri öğrenmeyi sağlayan Tecvid ilmine bağlı bir okuyuş olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Müzzemmil suresinin 4. ayetinde "Kur'ân-ı tertil ile (açık açık, tane tane) oku." buyrulurken tertil kelimesi, tecvid ve vakfı bilmek şeklinde yorumlanmıştır. Yani ayette tecvid ile Kur'ân okuma gereğine işaret edilmiştir."

Ali Ünal Kur'ân'da Temel Kavramlar adlı eserinde Müzzemmil suresi 4. ayeti şu şekilde açıklamaktadır:

"Kur'ân'ı manâsını düşünerek, harflerin çıkış yerlerine ve tecvide dikkat ederek, manâya göre sesi yükseltip alçaltarak, bir hadiste belirtildiği gibi, hitap ifade eden yerlerde karşıdakine hitap eder bir ses tonu vererek, durulacak yerlerde durup geçilecek yerlerde geçerek, ağır ağır ve Kur'ân'ın gerçek maksadını hem duyup, hem de dinleyenlere duyurarak okumak demektir."

"Nitekim Rasulullah da Kur'ân-ı tecvid ile okumuş ve tecvidin lüzumunu belirtmiştir. Ashab-ı Kiram da tecvid ile okumuş, tecvid konusunda icma' hâsıl olmuştur. Bu durumda tecvidi inkâr etmek küfürdür. Ona gereken önemi vermemek ve saygı göstermemek de büyük günah sebebidir. Tecvid ilmi olarak öğrenmek farz-ı kifayedir. Açık hatadan (Lahn-ı Celi) kurtaracak kadar tecvide riayet etmek de farz-ı ayndır.

Tecvid hem teorik hem de pratik yönü olan bir ilimdir. Nazari yönü tek başına öğrenilse bile ameli yönü mutlaka tecvidi bilen bir üstadı gerektirir."

"Tecvid ve Tilavet Adabı

Abdullah İbni Mesud (r.a.), güzel ve yüksek sesli bir okuyucu idi. Kur'ân'ı güzel okurdu. Güzel okuyuşun; hem okuyanda ve hem de dinleyende, huşu ve tevazu içinde, Kur'ân'ın mânâlarını anlama ve i'cazının sırlarını kavrama hususunda etkisi vardır. Resulullah (s.a.v.) onun hakkında şöyle buyurmuştur:

"Her kim Kur'ân'ı indirildiği gibi, taze ve yumuşak okumayı seviyorsa, onu, ibni Ümmi Abd'in (yani Ibni Mesud'un) okuduğu gibi okusun."

Bu ona, güzel ses ve Kur'ân'ı güzel okuma yeteneği verildiği içindir.

Eski ve yeni zamanda âlimler, telaffuzun doğru olması için, Kur'ân'ın tilaveti ile ilgilenmişlerdir. Bu, onlar nezdinde, "Kur'ân'ın tecvidi" adıyla bilinir. Birçokları bu konuda nazım ve nesir olarak müstakil eser yazmıştır. Onlar tecvidi şöyle tarif etmişlerdir: "Tecvid; harflere haklarını vererek tertibini gözetmek, harfi aslına ve mahrecine uygun okumak, aşırı gitmeden, zorlanmadan, itirafsız ve yapmacıksız olarak onu mükemmel biçimde güzelce telaffuz etmektir. "

Her ne kadar tecvid, her harfin edâ keyfiyetinde, kendinden önceki ve sonraki ile bağlantısını gözetmekle beraber, harfleri mahreçlerinden çıkarmaya dayanan kaideleri olan ilmî bir sanat ise de, şüphesiz ki o, okuyup anlamaktan daha çok, iyi okuyan kişiyi taklid etmek, alıştırma ve egzersiz yapmakla kazanılır.

İbnü'l-Cezerî demiştir ki: "Tecvidde olgunluğa ve kemale erişmek için, dilin alıştırılması ve güzel okuyan kişinin ağzından duyulan lafzın tekrar edilmesi gibi (mükemmel başka bir metod) bilmiyorum. Bunun kaidesi; vakf, imâle, idgam, hemzeli okuma, terkîk, tefhim ve harflerin çıkış yerlerinin keyfiyyetine dayanır.''

Âlimler, tecvidsiz okuyuşu, lahn saymışlardır. Kıraette lahn: Kelimelere, sonradan arız olan telaffuz bozukluğudur.

Lahn'ın, celi ve hafi olanı vardır. Celî, yani açık lahn; lafzı açıkça bozan hatadır. Açık lahni, kıraet imamları ve diğer âlimler müştereken bilirler. Bu, i'rab ve sarf hatası gibi şeylerdir. Hafî, yani gizli lahn ise, lafzı bozmak olup, bunu sadece kıraet âlimleri ve bir de âlimlerin ağızlarından öğrenip onu, ehl-i edanın lafızları olarak zapteden edâ imamları bilirler.

Tecvidde, ifrat ve tekellüf derecesinde mübalağa yapmak, lahn'den daha az bir hata değildir. Çünkü bu mübalağa, harfleri yerlerinden başka yerde yâd etmektir. Mesela, bugün Kur'ân'ı, çalgı âletlerinin çıkardığı ses gibi ve dalgalanarak gidip gelen musikî sesi gibi gamlı, kederli nağme ile okuyanlar vardır.

Âlimler, insanların bu konuda icad ettikleri bid'atlere dikkati çekerek bunları şöyle adlandırmışlardır: Ter'îd, terkîs, tatrîb, tahzîn veya terdîd.

Süyûtî bunları, "el-İtkân"da nakletmiş, er-Râfiî de bunları, "Î'câzu'l-Kur'ân"da şu sözü ile ifade etmiştir:

"Kıraat ve eda hususunda icad edilen bid'atlardan biri de, bugüne kadar sürüp gelen bu telhîn olup, onu, kalbleri fitne ve fesada uğrayanlar ve bir de bunların halini beğenenler birbirlerine nakledip Kur'ân'ı şarkı gibi okuyorlar.'

Onlarda bulunan nağme kısımları halindeki telhîn çeşitlerinden bazıları şunlardır:

Ter'îd: Okuyanın sesini, soğuktan veya elemden titriyormuş gibi titretmesidir.

Terkîs: Sakin üzerindeki sükûnu acele ile yapıp, koşar veya zıplar gibi hemen harekeye geçmektir.

Tatrîb: Kur'ân okurken, terennüm ve tegannîde bulunarak, med gerekmiyen yerde med yapmak, med yapılacak yerde fazlaca uzatmaktır.

Tahzîn: Hudû ve huşu içinde, ağlarcasına, hüzünlü bir biçimde yapılan kıraettir.

Terdîd: Kur'ân okuyanın kıraeti bitiminde, cemaatin bu vecihlerden bir vecih üzere, bir ağızdan ona karşılık vermeleridir."

Tecvid ilmi ile Kıraat ilmi

"Tecvid ilmi ile kıraat ilmi arasındaki fark: Birçok bilgin, tecvid ilmini, kıraat ilminin bir parçası saymışsa da, bu ilim kıraat ilminden ayrı olarak değerlendirilmelidir. Çünkü kıraat ilmi, Kur'ân-ı Kerim'in kelimelerinin okunuşlarındaki keyfiyet ve ihtilafları, nakledenlerine nisbet ederek bilmektir. Konusu da, Kur'ân'ın kelimeleridir. Tecvid ilmi ise, harflerin mahrecleri (çıkış yerleri) ve sıfatlarının mahiyetini bilmektir. Konusu itibariyle de, Kur'ân'ın harfleridir."

Dipnotlar:

1- İbnu Deybe, Teysiru'l-Vüsûl ilâ Câmii'l-Usûl, trc. İbrahim Canan, Akçağ Yayınevi, İstanbul, 1993, XVIII.

2- Muhammed Salih el-Useymîn-Muhammed Nasıruddin el-Elbani, Tefsir Usulü.

3- Menna Halil el–Kattan, Ulumul Kur'an,Timaş Yayınları.

4- Abdurrahman Çetin, Kur'an İlimleri ve Kur'an-ı Kerim Tarihi, Dergâh Yayınları, İstanbul, 1982.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Kendilerine ait bir takım menfaatlara şahit olsunlar; Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları kurban ederken Allah'ın adını ansınlar; siz de onlardan yiyin, yoksulu ve fakiri doyurun.

Hacc Suresi:28

GÜNÜN HADİSİ

"Her şeyin bir alameti vardır. İmanın alameti de namazdır."

Münavi

TARİHTE BU HAFTA

*Elmalılı Hamdi Yazır'ın Vefatı(27 Mayıs 1942) *İstanbul'un Fethi'nin 550. yıl dönümü(29 Mayıs 1453) *Ayasofya'da ilk Cuma Namazı kılındı.(1 Haziran 1453)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI