Cevaplar.Org implant

ÖMER NASUHİ BİLMEN (1884-1971) -1. BÖLÜM-

Türkiye Cumhuriyeti'nin beşinci Diyanet İşleri başkanı, halk tarafından sevilen fıkıh ve tefsir âlimi. Nur yüzlü mütebessim çehresinden âdeta tevazu damlıyordu.


Nurgül Dere

nurguldere@gmail.com

2010-08-07 04:08:28

Türkiye Cumhuriyeti'nin beşinci Diyanet İşleri başkanı, halk tarafından sevilen fıkıh ve tefsir âlimi.

Nur yüzlü mütebessim çehresinden âdeta tevazu damlıyordu. Merhum Cemalettin Server Revnakoğlu bir makalesinde O'nun için: "Tealeyte İlmen bia'lel mekaam" yani, "İlmin en yüksek makamına ilmin ile yükseldin" diye yazar. Evet, 1960 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin beşinci Diyanet İşleri başkanlığına atanan Ömer Nasuhi Bilmen Efendi, vazifesine başlamak için trene binmek üzere Haydarpaşa Gar'ına gider. Ömer Nasuhi Hoca'yı uğurlamak için binlerce insan da oradadır. Bu makam için yüksek salâhiyetli olduğuna gönülden inandıkları, işin ehli bu mübarek insanı makamına yolcu ederken Haydarpaşa'ya gelen insanlar âdeta bayram havası estiriyordu. İnsanların bu samimiyeti karşısında duygulanan Nasuhi Hoca bir konuşma yapar:

"Bu çok samimi, içten gelen kalbî alâkanızı, naçiz şahsıma gösterilen bu teveccüh, bir taltif eseri olarak değil de uhuvvet ve meveddet-i İslamiye'nin, kardeşliğin, ruh birliğinin müşterek bir tecellisi mahiyetinde telakki ediyorum. İhlâs ve kadirşinâslığınıza bu noktadan pek mütehassıs ve müteşekkirim. Cenab-ı Hakk, hepinizden razı olsun. Beni ihyâ ettiniz. Gönlünüzden çıkarmayın. Dualarınızdan eksik etmeyin. Allah Tevfik versin. Bu sayede muvaffak oluruz inşallah."

İLİMLE GEÇEN BİR ÖMÜR

1884'te Erzurum'un Salasar köyünde doğdu. Babası zamanının tanınmış âlimlerinden Hacı Ahmed Efendi, annesi Muhîbe Hanım'dır.

Henüz küçük yaşta iken babası vefat eder. Erzurum Ahmediyye Medresesi müderrisi ve nakîbüleşrâf kaymakamı olan amcası Abdürrezzak İlmî Efendi'nin himayesine girer. Onun eğitimi ile amcası ve amcasının arkadaşı olan Erzurum Müftüsü Narmanlızade Hüseyin Hâki Efendi çok yakından ilgilenirler. Bu iki zattan ders alır.

Yakın talebesi Vehbi Vakkasoğlu anlatıyor: "Ömer Nasuhi Efendi onlardan aldığı eserleri bir gecede el yazısıyla yazar ve sonra da ciltleyerek kütüphanesine koyardı. Genç yaşında başlayan bu kitap sevgisi, ömrünün sonuna kadar devam etti. Bu sebeple de arkasında çok zengin bir kütüphane ve bunlardan yararlanarak yazdığı 30 cilde yakın değerli eser bıraktı."

Ömer Nasuhi Efendi yirmili yaşların ilk demlerinde iken bu iki değerli hocası kısa aralıklarla vefat edince 1908 yılında İstanbul'a göç eder. İstanbul'da Fatih Medresesine kaydolur. Burada Tokatlı Şakir Efendi'den ders alır. İki yıl sonra da icâzetnamesini alır. Aynı yıl Medrese'tül Kuzât'ta hukuk tahsil etmeye başlar ve birincilikle mezun olan Ömer Nasuhi Efendi, 28 yaşında iken gerekli tüm imtihanları vererek "Dersiâm" (profesör) olur.

1912 yılında Darü'l-Hilâfeti'l-Aliye Medresesi yüksek kısmının fıkıh hocalığına başlar ve bu görevi vefatına dek sürdürür.

Nasuhi Hoca, Medresetü'l-Vaizîn'de fıkıh ve usûl-ü fıkıh; Sahn Medresesinin yüksek kısmında kelâm; Darüşşafaka'da da on beş yıl, kelâm, siyer, felsefî ahlâk okutmuştur. Ayrıca İstanbul İmam-Hatip Okulunda ve Yüksek İslâm Enstitüsünde de hocalık yapmıştır. 1913'te Fetvâhâne-i Âlî müsevvid mülâzımlığına tayin edilir. Göreve başladıktan sonra, yıllarca ilim uğruna ayrı kaldığı annesi ve kardeşini yanına aldırır ve yine aynı yıl evlenir.

Bir yıl sonra baş mülâzımlığa terfi edip Ağustos 1915'te Hey'et-i Te'lîfıyye üyesi olur. 18 Mayıs 1916'da Dârülhilâfe Medresesi Kısm-ı Âlî fıkıh müderrisliğine, Nisan 1917'de Mahkeme-i Temyîz Şer'iyye Dairesi terekeye müteallik İ'lâmât telhîs mümeyyizliğine nakledildiyse de Mayıs 1920'de tekrar Hey'et-i Te'lîfiyye üyeliğine getirilir. 1922 yılında Meclis-i Tedkîkât-ı Şer'iyye üyeliğine nakledilir ve aynı yıl bu dairenin kaldırılması üzerine dersiâmlığa devam eder. 1923'te Sahn Medresesi kelâm müderrisi olur fakat bu medrese de bir yıl sonra kapatılır.

1926 yılında İstanbul Müftülüğü Muavinliğine, 1943'te ise İstanbul Müftülüğüne getirilmiştir. 1960 yılında beşinci Diyanet İşleri Başkanı olarak göreve başlamış fakat 1 yılını doldurmadan 10 ay sonra emekliye ayrılmıştır.

Ömer Nasuhi Efendi, Cumhuriyetin her devrinde Diyanet İşleri Başkanlığı görevi kendisine teklif edilmiş fakat o kabul etmemiştir. Yalnızca 1960 yılında 10 aylık gibi kısa bir süre bu görevi ifâ etmiştir. Kendisi bir din adamının, âlimin asıl yapması gerekenin "milletin, vatanın hayrına dua etmek ve siyasetten uzak kalmak" olduğunu söylerdi. Siyaset ile ilgili bir şiir bile yazmıştır:

Etme siyasetle sakın iştigal;

Berk-i siyasetle yanar perr-ü bal.

Ehl-i siyaset olamaz her kişi,

Ehline terk etmelidir her işi

Verme halel birliğine ümmetin,

Nef'ine say eyle bütün milletin

Kendi işinle yürü kıl iştigal

Görmesin âlem seni şuride hal...

VEFATI

Ömer Nasuhi Hocaefendi ilim yolunda geçen koskoca ömründe iki aylık hac izni dışında bir gün bile vazifesinden ayrılmamıştır. 12 Ekim 1971'de (başka bir bilgiye göre 13 Ekim 1971) 87 yaşında İstanbul Fatih'teki evinde vefat eder ve Edirnekapı Sakız Ağacı Şehitliği'ne defnedilir.

ŞEKER MUALLİM

Talebesi Vehbi Vakkasoğlu 60 yıl süren hocalığı süresince, öğrencilerine çok müsamahalı davrandığını, bu sebeple de, çalıştığı mekteplerde adının "Şeker Muallim"e çıktığını yazar. Vakkasoğlu bir ara, Nasuhi Hoca'nın öğrencilerine not verirken cömert davranmasından şikâyet edince: "Evlâdım, Anadolu'nun Allah diyen insana ihtiyacı vardır" cevabını almıştır.

Yine Vehbi Vakkasoğlu O'nun için: "Öğretmenlikteki başarısını, "talebelerini öz evlâtları kadar sevmesine ve konuları onların seviyesine inerek kısa ve özlü anlatmasına" bağlardı. Seviyeye indirme ve dinleyenleri sıkmama konusuna hutbelerde de dikkat edilmesini isterdi. Bilhassa Cuma ve Bayram hutbelerinin, "sonu, başını unutturmayacak uzunlukta" hazırlanmasını tavsiye ederdi. Öğrenmenin yaşı ve sınırı olmadığını söyleyerek Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Fransızcaya da ilgi duymuş, hattâ tercümeler yapacak kadar da öğrenmişti."

KUR'ÂN AŞIĞI

Hayatını uğrunda geçirdiği Kur'ân-ı Kerim'i dört yaşından itibaren okumayı hiç bırakmadı. Her gün düzenli olarak bir cüz Kur'ân okuyan Nasuhi Hoca, sadece okumakla da kalmaz, âyetlerin manasını da anlayarak ve hissederek yaşardı.

Kur'ân'a bu denli âşık olan Nasuhi Hoca, talebesi Vehbi Vakkasoğlu'nun anlattıklarına göre, "Kendisini yetersiz görerek ve hata etmekten çekinerek, uzun süre tefsir yazmamış, ancak yakınlarının ve dostlarının ısrarı üzerine bu işe başlamıştır. Fransızcayı ana dili gibi bilmesine, dinî ilimlerde gerçekten mütehassıs olmasına rağmen, "Her kim Kur'an-ı Mübin'i kendi re'yi (fikri) ile tefsir ederse ateşte oturacağı yeri hazırlasın" hadisini okur ve âdeta yanlış yapmaktan titrerdi. Aslında Hoca, en basit meselelerdeki sorulara bile, kitaba bakmadan cevap vermez, soru sahibine kaynağı olan kitaptan konunun yerini de gösterirdi. Fetvalarında hata etmemek için her an Allah'a yalvarır; mektupla sorulanlara da, önce müsvedde hazırlar, sonra da onu temize geçirerek cevap yollardı. Bu titizliği sebebiyle de, yazdığı eserler ilim adamlarınca daima kabul görmüş" diye yazar.

EDEBÎ YÖNÜ

Aynı zamanda bir şâir de olan Ömer Nasuhi Efendi, edebiyata olan ilgisini kendisini yetiştiren amcası Abdürrezzak İlmî Efendi'ye borçludur.

Vücudundur senin timsal-i hikmet Ya Resulallah

 Kûdumün kâinata verdi nüzhet Ya Resulallah

 Muatlar ravzanı pür feyzine ben iştiyakımdan

 Emin etmekteyim artık inâyet Ya Resulallah

 Günahkârım peşimanı bir kulum gayet perişanım

 Niyaz etmekteyim Senden şefaat Ya Resulallah

Ömer Nasûhî Bilmen'in Abdurrahman Gazi hazretlerine sunduğu şiir:

Barekallah münevver neyyiri âli te bar,

Lem'a-i envar-ı Haktan zâtın olmuş aşikâr,

Saye-i feyzinde biz, kesbi seadet eyleriz;

Sen Resul-i Kibriyadansın bizim içün yadigâr.

Cismi revnak perverin necm-i hidayettir senin,

Nâm-ı pâkin Abdi Rahman ile bulmuş iştihar.

Çeşme-i tevhidden 'atşâna sundun Kevseri,

Tiğ-i berrânınla ettin hem cihada ibtidar.

Akibet nûş eyleyüp şehdi şehadet camını,

Eyledin rüh-i latifin, Hazret-i Hakka nizar.

Mesteder uşşakı daim bûy-i hâki meşhedin,

Makdeminle Erzenirum eyler elbet iftihar

Mazharı lutfet; Nasûhîdir senin kemterin,

Dergahındır melce-i alem bilhakkı girdigar.

Ömer Nasuhi Efendi'nin oğlu Ahmet Selim Bilmen'e yazdığı bir şiir:

EVLADIMA HİTAB

Sevgili evlad-ı Zekaperverim

Feyzini mevladan ümmîd eylerim.

Sîretine vermek için tab-ü fer,

Eyle bu manzumeye daim nazer

Sözlerini dinle sevindir beni

Eylesin Allah, muvaffak seni...

Kardeşini Çanakkale'de şehit veren Ömer Nasuhi Efendi'nin duyduğu derin üzüntü bakın mısralara nasıl yansımış:

HARBİ UMUMİDE BÜYÜK KARDEŞİM
Mahrem-i ruhum, ebedi yoldaşım,

Nur-i şehâdetle açıp perr-ü bal,

Etmiş idi cennetine intikal,

İşte o günden beri ben bîkesim

Oldu cihan sahası bir mahbesim.

Tüm hayatını hizmete vakfetmiş bu yüksek ruhlu insan, vatan sevgisini bakın mısralara nasıl dökmüş:

Bil vatanın kıymetini, kadrini.

Maksat-ı re'sin tanı her şehrini.

Şefkati bol validemizdir vatan.

Yeryüzünün cennetidir yurdumuz.

Yurdumuzun hâdimidir ordumuz.

Gülşen-i pürfeyz-ü tarabdır vatan.

Düşmanının çeşmine batsın diken.

Ümmet-i merhumeyi yarebbenâ!.

Eyleme gülzar-ı vatandan cüdâ..

TÜRKÇE EZAN VE KUR'ÂN

Ömer Nasuhi Hocanın en sevinçli zamanlarından biri de, Türkçe ezanın, 17 Haziran 1950 tarihli kararla Demokrat Parti hükümeti tarafından kaldırıldığı gündür. O günü, oğlu Ahmed Selim Bilmen'den dinleyelim:

"Kendisi İstanbul Müftüsü idi. Fatih'te bahçe içindeki evimizde oturuyorduk. Bir gün sabaha karşı kapı çalındı. Ailece uyandık. Kapıda motosiklete binmiş bir polis memuru vardı. Elindeki resmî evrakı imza karşılığı teslim aldıktan sonra memur gitti. Bu evrak, uzun yıllar sonra tekrar Ezan-ı Muhammedî'nin Arapça okunacağı kararının Mecliste kabul edildiğini bildiriyordu. Babam, o sabah çok mutluydu. Erken saatte beraberce Fatih Camiine gittik. Yakın cami ve mescitlere de haber yollandı. O sabah ilk defa Fatih Camii minarelerinden 'Ezan-ı Muhammedî' Allahü Ekber, Allahü Ekber diye okunurken, uzaklardan son defa 'Tanrı Uludur, Tanrı Uludur' sesleri geliyordu.

Herhalde, birkaç yıl önce, Ramazan-ı Şerifin birinci günü, günlük bir gazetede, Ramazan'ın yüceliğini anlatıp, 'Müslümanlar bu ayda oruç tutarlar' demesine kızan bir Valinin 'Müftü bu işlere ne karışıyor?' dediği, o anda aklına gelmiş olsa gerek."

Fakat 1958 yılından itibaren Türkçe Ezan ve Kur'ân meselesi tekrar gündeme gelmişti. O sıralarda Nasuhi Hoca İstanbul Müftüsü idi. Bu üzücü konulara karşı ilmî cevaplar veren Nasuhi Hoca: "Kur'an-ı Kerim'in Lâtin harfleriyle yazılması caiz değildir… Büyük bir tarihî kıymeti haiz olan bu İlâhî Kitabın lâfzını da, mânâsını da, resm-i hattını da olduğu gibi muhafaza etmek, Müslümanlar için en kat'î bir vecibedir" diye açıklama yapar. Ömer Nasuhi Hoca Efendi Kur'ân'ın yazısının ve mânâsının değiştirilerek tahrif edilmesinden endişe duyarak: "Kur'ân-ı Kerim'in aynına muadil olamayacağını ve ebedî bir mucize olan Kur'ân-ı Azimüşşan'ın hükmünü haiz bulunamayacağını, bu tercümelerle de namaz gibi ibadetleri ifâ etmenin meşru görülemeyeceğini" belirtir.

27 Mayıs 1960 İhtilâlinden sonra, değişik zamanlarda olduğu gibi, Diyanet İşleri Başkanlığı görevine Ömer Nasuhi Bilmen getirilmek istenmiş, dönemin başbakanı olan Cemal Gürsel'de Nasuhi Hoca'nın hemşehrisi olması hasebiyle Diyanet'in başına geçmesi için çok ricâlarda bulunmuştur. Nasuhi Hoca: "Beni gargaraya getirip Reis yaptılar. Dirensem partizanlık yaptığımı sanacaklardı. Mecburen kabul ettim" diye dostlarıyla dertleşmiştir.

Oğlu Selim Bilmen ise babasının bu kararı için: "O günün havası içerisinde eğer zayıf mizaçlı bir kimse bu göreve getirilseydi, Türkiye'de çok şeyler değişirdi. Ezanın Türkçe okunmasından Kur'ân'ın Türkçe harflerden okunmasına kadar değişik cereyanlar, o günlerin yaygın sloganları idi. Evet, o günün şartlarında bu görevi kabul etmekle Türkiye'de birçok değişikliği önlemeyi başardı" açıklamasını yapmıştır.

Fakat Diyanet İşleri başkanlığına getirildikten sadece on ay sonra emekliye ayrılmasının asıl sebebi, devrin hükümetinin Nasuhi Efendi'yi Türkçe Ezan vs.. konularında siyasî ve stratejik anlamda kullanmak istemesidir. Değerlerinden taviz vermeyen Nasuhi Efendi: "Bozulmayan bir dinde reform mu olur" gibi ciddi açıklamalarda bulunmuştur.

Devam edecek…

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Nurgül Dere, 2010-08-11 15:44:04

Murat bey, uyarınız için teşekkür ederim. Fakat Ahmet Selim Bilmen'in eserinde bu şekilde geçiyordu, bende aynı ile almak zorundaydım. Ama -anlam açısından- doğrusu dediğiniz gibidir. Gerekli düzeltme yapılmıştır. Tekrar teşekkür ederim, Allah razı olsun..

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Murat Nurdoğan, 2010-08-11 14:45:30

Nef'ine say, eyle bütün milletin ifadesi Say eyle olmalı. Yani virgülü kaldırmanız gerek. Yazının tamamı çok güzel. Elinize sağlık

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

gamze, 2010-08-08 08:17:43

Allah razi olsun hem ayrintili hem edebi olmus cok guzel olmus

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ISPARTA HAYATI “Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bi

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ] Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli’de

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943] Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonr

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

BARLA HAYATI [1927 - 1934] Evvela Erzurum’a, oradan Trabzon’a, Trabzon’dan deniz yoluyla İst

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ANKARA’YA ÇAĞRILMASI [1922] Bediüzzaman’ın Millî Mücadele sırasında İstanbul’daki m

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE’DE [13 Ağustos 1918] Esaret dönüşü İstanbul’da büy

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

I. DÜNYA HARBİ’NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI Bediüzzaman, I. Dünya Harbi’nin başlamasıyla

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

HÜRRİYET’İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN İstanbul’da, Hürriyet’in ilanından [23 Temmuz 1908]

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

YENİ BİR EĞİTİM - ÖĞRETİM METODU Bediüzzaman, o zamana kadar edindiği; düşünce, araşt

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ” Said Nursî’nin, anne ve babasıyla i

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönde

Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır.

Bakara, 185

GÜNÜN HADİSİ

"Kişinin yapacağı en üstün iyiliklerden biri, ölümünden sonra babasının dostlarına sıla-i rahimde bulunmasıdır"

Müslim, Birr, 11-13 (2552);

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI