Cevaplar.Org implant

MERHUM ŞABAN DÖĞEN BEY İLE BİR SÖYLEŞİ

Şaban Döğen merhumun vefat edeli sekiz ay olmuş. Zaman ne kadar çabuk geçiyor ve gece gündüz deveranında her dost veda edip kayboluyor.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2010-07-15 06:22:13

Şaban Döğen merhumun vefat edeli sekiz ay olmuş. Zaman ne kadar çabuk geçiyor ve gece gündüz deveranında her dost veda edip kayboluyor.

Merhum ne kadar nezih bir insandı. Her zaman mütebessim hali ile kalbimizde yer etmişti. Şevk mesleğini temsil ettiği, Haliliye yolunun yolcusu olduğu her halinden belli olurdu.

Biz bu şeker gibi tatlı insanla, evinde kısa bir mülakat gerçekleştirmiştik. Bir aksilik sonucu sitemizin arşivinden silinen bu söyleşiyi geçenlerde sevdiğimiz bir insanın bilgisayarında görünce, tekrar istifadenize arz etmeye karar verdik. Bu vesileyle Şaban ağabeye Cenab-ı Hakk’tan rahmet ve mağfiretler dilerim. Saygılarımla. Salih Okur-cevaplar.org

Şaban Döğen kimdir?

Çorum'un Kargı ilçesinde 1952 yılında doğan Döğen, ilk ve orta öğretiminin ardından 1974'te Erzurum Yüksek İslam Enstitüsünden mezun oldu. 5 yıl Sarıkamış vaizliği yaptıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığına geçen ve yurdun çeşitli yerlerinde Din Kültürü Ahlak Bilgisi öğretmenliği yapan Döğen, 1996 yılında emekli oldu. 1974'te başladığı yazı hayatını Yeni Asya gazetesinde sürdüren Döğen, 1984'teki ilk eseri ''Kur'an'dan Tekniğe'' ile birlikte 40 dolayında eser kaleme aldı. 4 Kasım 2009'da dar-ı Beka'ya irtihal etti.

Soru: Son eserlerinizden biri Dünya Risale-i Nur’u Okuyor. Eserlere gösterilen bu yoğun ilginin sebebi nedir? Misalleriyle izah eder misiniz?

-Soruya en güzel cevap, yazdığımız eserin kendisi. Arkadaşlarımıza, merak edenlere onu okumalarını tavsiye ediyorum. Gerçekten Risale-i Nur’a ilk defa tarafsız, peşin hükümden uzak bir şekilde, objektif olarak bakan, tetkik eden, okuyan insan çarpılıyor. Mutlaka etkisi altına giriyor. Kitapta bunların örnekleri anlatılmış. Belki yüze yakın ilim adamının, düşünen kafanın, Risale-i Nur’lardaki orijinallikleri, yenilikleri, farklılıkları, tespitleri anlatılıyor.

Mesela bir örnek vereyim; Taha Abdurrahman. Bu zat Fas’ın çok meşhur, parmakla gösterilebilecek beş ilim adamından biri. Kendisi felsefeci. Müthiş bir adam. Kendisine ilk defa külliyat verildiğinde bir tebliğ sunulması isteniyor. Sempozyuma davet ediliyor. Adam okuyor, ama gazete okur gibi değil. Altını çizerek, tetkik ederek, satır satır okuyor. Ve risalelere mest oluyor. Hanımı da tarih profesörü. İkisi ayrı ayrı bir risale almış eline. İki katlı evleri var, hanımı üst kata çekilmiş. Beyi de alt katta Sözler’i okuyor. Bir yere geliyor, heyecanlanıyor. Üst kata fırlıyor. “Hanım hanım, gel bak Üstad burada ne diyor” diye. Gerçekten harika bir yer. Biraz sonra, beş dakika geçmeden hanımı bu sefer fırlıyor. “Efendi, efendi gel bak, Üstad ne yazmış” diye. Ve kendisi Üstadın felsefi yönünü ele alan bir tebliğ sunuyor. Ve bu tebliğinde “Bediüzzaman felsefede inkılâp yapmıştır” diyor. “Nasıl Kopernik güneş merkezli dünya düzenini tespit etmekle Astronomide inkılâp yapmışsa, Bediüzzaman’da felsefede yapmıştır” diyor. Bunu örnekleriyle anlatıyor. Ve bu zatın Türkiye’den bir kısım ağabeyler gidip görüştükleri zaman şöyle dediğini bize naklettiler; “Yazık Türkiye’ye. Böylesine büyük ilim adamları var, kıymetini bilmiyorlar”

Yıllar önce, 1952 yılında Ali Ekber Şah, Pakistan’ın Milli Eğitim Bakanı yardımcısı. Türkiye’ye gelmiş. Kafasına takılan yetmiş kadar sual hazırlamış. Nereye gitmişse oranın büyük âlimleriyle görüşüyor. Sorularını soruyor, ama tatmin edici bir cevap alamıyor. Türkiye’ye geldiğinde demişler: “Emirdağ’da Bediüzzaman hazretleri var. ” Gidiyor, görüşüyorlar. Görüştükten sonra dediği aynen şu, “Ben dünyanın birçok ülkesini dolaştım. Ama Bediüzzaman gibi bir âlime rastlamadım. Daha sormadan benim sorularıma cevap veriyordu. ” Ve Üstada diyor ki: “Ben sizi Pakistan’a götüreyim. Suudi Arabistan’a isterseniz oraya götürelim. Amerika’ya götürelim.” Üstadın verdiği cevap şu: “Kardeşim, ben Mekke’de de, Medine’de de olsam, buraya gelmem lazımdı. Çünkü burada ihtiyaç var. ”

Tabii az-çok ilimden, irfandan, cevherden anlayan insanlar hemen Risale-i Nur’un kıymetini takdir ediyor. Hatta Taha Abdurrahman’a demişler; “Hocam, artık siz hiç Risaleleri bırakmıyorsunuz. Dört elle sarıldınız. Ne var bu eserlerde?

İlmin kıymetini, cevherin kıymetini sarraf olan anlar. Bizim dağarcığımızda doğu-batı âlimlerinin, İslam âlimlerinin görüşleri, ayetler, hadisler var ve biz sözün cevherini biliyoruz. Gerçekten bunlar cevher” demiş.

Malezya’da bir sempozyum düzenleniyor. Türkiye’den gidenler Üstadın görüşlerini, Risale-i Nur’u anlatmışlar. Ve orada gençler büyük bir ilgiyle dinlemiş. Sonunda gençler tertip heyetinin yanına gelmişler. “Bu toplantıyı siz mi tertip ettiniz?” diye sormuşlar. Tertip heyeti “Evet” cevabını verince, gençler “Peki, niçin bu eserleri ve fikirleri buraya getirmek için bir asır beklediniz” demişler.

Malezya’da Halil isminde Yemen’li bir talebe var. Daha önce bir Hintli arkadaşı “Niye beş vakit namaz kılıyorsunuz” diye soru sormuş. Düşünmüş, taşınmış, cevap verememiş. Ne zaman ki risaleleri tanımış. Dokuzuncu sözü okumuş. Namazın beş vakte hikmet-i tahsisini anlatıyor malum. Hemen arkadaşını bulmuş. Demiş: “Arkadaş, bak. Senin soruna ben cevap buldum. Buyur gel, okuyalım. Ben sana izah edeyim, anlatayım.” Adamın ağzı açık kalmış, hayretle “Ya ne kadar güzel izahlar” diye.

Halil daha sonra külliyatı almış. Hatta iki takım istemiş. Demişler “Halil bir takım sana yeterdi. Niye ikinci takımı istiyorsun? Demiş ki: “Bunu memleketime göndereceğim. Çünkü memleketimin de buna ihtiyacı var.” “İyi ama Halil, Risale-i Nur daha ziyade imani konulardan bahsediyor. Zaten Müslüman onlar. Niye bunu tercih ettin?” dediklerinde kütüphaneden Uhuvvet Risalesi’ni çıkararak “Şu risale var ya, benim memleketimin buna çok ihtiyacı var” diyor. (Yemen yakın geçmişte bir iç savaş yaşamıştı. S. Okur)

Ayet-ül Kübra Risalesi Rusçaya çevrilmiş. Hangi aileye girse, hemen Müslüman oluyorlar. Müthiş bir arayış içerisinde, yüzlerce kişi bu risale sayesinde Müslüman olmuş. Hatta bir ateist bir aile bu Ayet-ül Kübra’yı okuyor. Soruyorlar: “Nasıl Müslüman oldunuz?” “Ayet-ül Kübra’yı okuyarak” diyor. Ve ekliyorlar; “Ayet-ül Kübra’yı okuyup da Müslüman olmamak mümkün değil.”

Evet, Risale-i Nur’un bütün konularına bütün insanlığın ihtiyacı var.

Soru: Burada tebliğ ve sunum da ön plana çıkıyor tabii. Özellikle 11 Eylül hadisesinden sonra Üstadın “Müspet hareket” metodu bir kez daha gündeme geliyor, sizin fikriniz nedir?

-Üstadın Divan-ı Harb-i Örfi’de bir ifadesi var. “Biz İslam’ı Avrupalılara mahbub göstermeliyiz” Yani İslam’ı sevimli göstermeliyiz. İslam zaten sevimli, İslam’ı bütün sevimliliği ile göstermemiz lazım. Cazibesiyle göstermemiz lazım. Tabii, İslam eskiden beri kafa kesen, kol kesen, istibdat kullanan bir din olarak telakki ediliyor. Hâlâ böyle telakki ediliyor. Böyle olmadığını, İslam’ın çok cazip, güzel, sevimli olduğunu göstermemiz lazım. Yani Üstadın ifadesiyle “doğru İslâmiyeti, İslamiyet’e layık doğruluğu” göstermeliyiz.

Bu gün gerçekten insanlar arayış içersinde. Geçen bir hafta evvel ABD’den bir arkadaşımız aradı: “Abi, 100 tane Sözler istiyoruz. Buradaki millet merak ediyor. Kulelerin yıkılma hadisesinden sonra İslamiyet nedir, nasıl bir din? Araştırıyor millet. Bunları hep onlara göndereceğiz. İlk etapta 100 tane büyük, 100 tane de küçük Sözlerden istiyoruz. İleride daha da çoğaltacağız” diyor.

Demek o şerlerin arkasında hayırlar da var. İnsanlar, düşünen kafalar gerçeği araştırıyor. Artık, o haçlı zihniyeti de kalmadı, millet gerçeği bulmaya çalışıyor. Hatta 2004 yılının senatör adayı kalkıp diyor ki; “Bunun dışarıdan yapılması mümkün değil. Bunu içimizden birileri yaptı.” Bunlar şimdiden söylenmeye başladı. Bir müslümanın bu kadar vahşi olması, canavar olması mümkün değil. Zaten ne kadar terörist de olsa o kadar gidebilecek güçte de değil.. Pentagon’a zaten yaklaşmak mümkün değil. O şifreleri elde etmek, parayla pulla olacak şey değil. Tabii onun siyasi bir yönü de var. Ayrı bir mesele.

Mişel Wolf isimli bir meşhur yazar var. Bir makalesinde 7 noktada Amerika ile İslam’ın örtüştüğünü anlatıyor. Yazısının başlığı da çok enteresan. “İslam Amerika’nın gelecekteki dini mi?” “Bugün insan hak ve hürriyetleri gibi meselelerde, İslam’la aynı düşünüyoruz. İslam gelse değişen bir şey olmayacak ” diyor.

Ve bugün Amerika öyle bir noktaya gelmiş ki, bir doçent arkadaş anlatıyor. Orada bir yetkili izah etmiş. Amerika yirmi seneye kalmadan çöküyor. Ya bitecek, yok olacak, tarihe karışacak. Ya da devam edebilmek için İslam’a sarılacak. Ve bunun için 60 milyon dolar bir ilim adamına veriliyor; “Sen geçmişten bugüne gelen İslami cereyanları araştır. Hangisi bizim bünyemize uygun, bize rapor getir” demişler. O da İslam dünyasında geçmişteki cereyanları, bugünkü cereyanları araştırıyor. Zaten kaçınılmaz yani. Hutbe-i Şamiye’de Üstad diyor ya; “Beşer dinsiz kalamaz. Hak dini arayacak, araştıracak. ”

H. Hüseyin Korkmaz beyin Bilinmeyen Amerika (Gençlik Yayınları) adlı çalışmasında Amerika’nın bugün içinde bulunduğu kaos istatistikî bilgilerle, rakamlara dayanılarak anlatılıyor. Son kısmında “Amerika Müslüman mı oluyor?” adlı birkaç tane makale de var. Örneklerle anlatılıyor. Mesela siteleri korumak için kimseye güvenemiyorlar. İslam derneklerine geliyorlar. “Bize muhafız verin” diyorlar. Ve Körfez savaşında 3000 tane Amerikan askeri Müslüman oluyor. Orduda 10 bin tane Müslüman asker var. Ve herkes rahatlıkla camiye gidiyor. İbadetini yapabiliyor, kimse kimseye karışmıyor. Hatta bayanlardan Müslüman olmuş askerler de başını örtüyor.

Askeriye “Askerlerimize İslam’ı anlatacak, imamlık yapacak, yetişmiş, üniversite mezunu hoca lazım” diyor. Ve Üniversitede bölüm açılıyor. Hardword Üniversitesinde rektör bölümü açarken; “Artık biz kaliteli, yetişmiş din adamları yetiştireceğiz” diye seviniyor.

Ama bu arada şer ekibi de var. Şer tarafı da var. Ama şer ile hayır her devir de mücadele içersinde. Ama “Beşerde hayır galip gelecek” diyor Üstad. Şimdi bugünkü bu hadiseler arkasından kim bilir nice hayırlar çıkacak. Görünüşte nice zulüm, haksızlık. Bunu zamanla göreceğiz.

Bana göre dünya İslam’ı arıyor. Risale-i Nur da bu asırda insanlığa İslam’ı en kısa, en kestirme, en güzel bir şekilde anlatan bir eser. Bir batılı şöyle der: “Siz iyi bir kapan satıyorsanız, dağın tepesinde de olsanız, vatandaşın ihtiyacı varsa, gelip sizi bulacaktır” Yani mühim olan iyi şey üretmek. Risale-i Nur da gerçekten mevcut eserler içinde emsalsiz bir eser. Üstad zaten onu kendi zekâsına da vermiyor. Bir yerde de “Seriüsseyr olan bu zamanın evladına Risale-i Nur gibi eserleri ihsan etmek Rahmet-i ilahinin şanındandır” diyor. Hız çağında yaşıyoruz. Bu devirde insanların 25-30 sene medreselerde okuyup İslam’ı öğrenme zamanı yok. Yusuf bin Hüseyin isminde bir veli var. Büyük bir zat. Onun “İsm-i Azam’ı” öğrenmek için zamanın kutbu Zünnun-u Mısri’nin önünde 6 sene diz çöktüğünü görüyoruz. Risale-i Nur ise 30. Lem’a’da 6 senede öğrenilebilen o hakikati 6 saatte öğrenilebilecek hale getirmiş, geniş bir yol açmış. Herhalde Yusuf bin Hüseyin bu asırda yaşasaydı, bu kolay yol karşısında sevinçten uçardı.

-Efendim sizi yorduk, çok teşekkür ederiz.

-Ben teşekkür ederim.


Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

cevaplar.org, 2013-11-18 00:08:59

Yeni Asya gazetesinin 17. 11. 2013 tarihli nüshasında Şaban ağabeyle yaptığımız bu mülakat yayınlanmıştır. Bu vesileyle merhumu bir kere daha rahmetle yad ediyoruz. http://www.yeniasya.com.tr/haber_detay2.asp?id=65182

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

murat akbulut, 2010-12-01 03:18:51

Şaban Döğen Ağbinin yattığı yer nur olsun.Allah ondan razı olsun.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

-İzninizle başka bir soruya geçmek istiyorum. Bir yerde üstad şöyle diyor; “ey uykuda iken k

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

O Bediüzzaman'dır Bu köşede, çeşitli vesilelerle dediklerimize ek olarak söyleyecek olursak:

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, yeni bir söyleşimizi daha hizmetinize sunuyoruz. Aslen Muş’lu olup

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

Doğunun ilim ve irfan merkezlerinden bir amud-u nurani olan Nurşin medreselerinin Üstad Bediüzza

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşilerimizden birisini daha hizmetinize sunuyoruz. Prof. Dr.

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

-Hocam, sizin risaleyi risaleyle izahınız çok dikkat çekiyor. Bu tarza nasıl başladınız? -

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşileri bölümümüzde yeni bir mülakatımızı hizmetiniz

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, cevaplar.org adına gerçekleştirdiğimiz yeni bir söyleşiyi takdim

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli bir âlim ve ehl-i kalb bir büyüğümüzle yaptığımız k

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

-Hocam, ilk sorum şöyle; Bediüzzaman’ın medrese sistemine getirdiği yenilikler nelerdir?

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

Değerli ziyaretçilerimiz, Prof. Dr. Ahmed Akgündüz Hocamızla yaptığımız yeni bir söyleşiy

Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.

Necm,28

GÜNÜN HADİSİ

"Kişi, dostunun dini üzeredir. Bu nedenle, kiminle dost olacağına dikkat etsin!"

Ebû Dâvud

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI