Cevaplar.Org

RİZE’Lİ BİR HOCA VE ŞAİRİMİZİN DİLİNDEN ÜSTAD BEDİÜZZAMAN VE SÜLEYMAN HİLMİ EFENDİ

Kitabın yazarı, merhum Ethem Güler Hocaefendi (1910-1994) Rize’de dünyaya gelmiştir. Kavaklı Mahallesi Camii’nde annesinin istek ve yardımıyla küçük yaşta hâfızlığını tamamlamış, daha sonra aynı camide kısa bir süre fahrî imamlık da


2010-06-21 22:05:19

Kıymetli ziyaretçilerimiz, geçenlerde, kıymetli ağabeyimiz F. Karabacı beyefendinin kitapları arasında 1970’li yıllarda basılmış küçük bir kitaba tesadüf ettim. Eser şahsi gayretlerle basılmış hasbi bir çalışmaydı. Samimiyet damlıyordu. Bu eserin piyasada baskısı kalmadığından içindeki bir makalenin bir kısmını sizinle paylaşmayı arzu ettim.

Kitabın yazarı, merhum Ethem Güler Hocaefendi (1910-1994) Rize’de dünyaya gelmiştir. Kavaklı Mahallesi Camii’nde annesinin istek ve yardımıyla küçük yaşta hâfızlığını tamamlamış, daha sonra aynı camide kısa bir süre fahrî imamlık da yapmıştır. İstanbul İskender Paşa Camii’nde Arapça ve tefsir derslerine devam etmiş, Eyüp sultan’da Abdülhakîm Arvasî Hazretlerine intisap etmiş, manevî feyz almıştır.

Hakkında geniş bilgi için

http://www.karalahana.com/makaleler/folklor/hafiz%20edhem.htm

Merhuma Allah’tan rahmet diliyor, yazısıyla sizi baş başa bırakıyoruz. Saygılarımla. Salih Okur-cevaplar.org

“Cenab-ı Hak Kur’ân’da bize evvelâ îman, sonra ameli sâlih işleyin diyor. Demek ki kuru îman kâfi değil. Nefs-i emmarenin şeytanın iğvası ile azar azar söner. Amel-i sâlih, hem îmanı kuvvetlendirir. Hem de ahiret âlemindeki dereceleri yükseltir.

Şimdi yüksek tahsil görmüş bir doktor, mühendis, hâkim, avukat veyahut paşa hangisi olursa olsun. Bunlara desek: “Ey arkadaşlar! Sizin yüksek tahsiliniz var, ama din ilminden bihabersiniz. O sizin ilminiz ahiret âlemine yaramaz. Bizim dinimizin esası Kur’ân’dır. Kur’ân’ı anlamak için, Nasara yensuru okumak lâzım. Gelin şu Süleyman Efendi’nin kurslarına biraz devam edin de, hiç olmazsa Kur’ân’ı, Ahkâm-ı Şeriye’yi biraz olsun öğrenin. Namazın şartını şurtunu bilin.”

Bu sefer bunlar bize ne derler? Hem güler, hem de derler ki, “ahmak herifler, siz hâlâ daha o geri kafayı mı taşıyorsunuz? Yirminci asırda namaz niyaz ne şeydir, demezler mi? Evet derler.

Demek ki bizim telkinatımızı, bu kendilerini münevver sayan tabaka dinlemez. Hakikatte münevver ise, kalbi küfürden pak olan, Allah’a, Peygamber’e, Kur’ân’a îman edenlerdir. Fakat bu saydığımız tahsil görmüş zümre var ya! Risale-i Nur Bediüzzaman’ın eserlerini okudular mı, hemen nasıl ki, benzine çakmağı gösterdiğin gibi kaparsa, onlar da öyle, îman nurunu kapıyorlar.

Bugün Türkiye’de; ne kadar üniversite talebesi yüksek tahsil görmüş kimseler var, belki yüz binleri geçmiştir. Hele Bediüzzaman’ın bir Haşir Risalesi var, öldükten sonra dirilmeyi öyle ispat ediyor ki, inkârı mümkün değil. Sonra Mektubat’ında, Mûcizat-ı Ahmediyye, Mucizat-ı Kur’âniyeyi öyle delillerle ispat ediyor ki, okuyan insan hayran olur. Bu zatın eserlerini okuyup da îman etmeyenler, ya aklı çürümüş, ya da zındıklar gibi ezelde şekavet mührüyle kalbleri mühürlenmiştir.

Nasıl ki Sultan Hamid devrinde yetişen hocalar olmasa idi, Halk Partisi devrinde cenaze kıldıracak hoca bulunmayacaktı. Şimdi de Süleyman Efendi'nin yetiştirdiği hocalar yarım asra daha yeterler. Ondan sonra da Allah başkasını gönderir.

Demek ki, Süleyman Efendi dinimizin esası olan Kur’ân, Hadis, Kelâm, Fıkıh ilmini, bu dar zamanda yeniden ihya etmiştir. Çok büyük hizmeti vardır. Allah ondan tekrar tekrar razı olsun.

Bediüzzaman da bütün dinsizlerin felsefelerini çürütüp yeniden öyle bir îman aşısı vermiştir ki, söndürülmesi mümkün değil. Cihanın her yerinde eserleri okunuyor. Pakistan Maarif Nâzırı yardımcısı Türkiye’ye gelmiş, onunla görüşmüş, “kırk senedir âlem-i İslâm’daki müşkülümü Bediüzzaman halletmiştir. Böyle bir zatın bütün eşyası bir elle taşıyacak kadar azdır. Bediüzzaman sadece Türklerin değil bütün âlem-i İslâm’ındır” demiş

Azizler! Burada bir husus daha açıklamak isterim. Ben otuz seneden beri Süleyman Efendi’yi iyi tanırım. Derslerinde bulunmuşum. Ona çok hürmetim var. Bediüzzaman’a da 1953 senesinde Şişli’den öteye rast geldim. Yüzümü bir okşamış, o mübarek zatın, heybeti nuru gözümün önündedir.

Süleyman Efendi’nin kurslarında yetişen, öyle hâlis talebeler var ki, Süleyman Efendi’yi Bediüzzaman’dan daha üstün bilirler. Ben onların bu hallerini hoş görür, o cihetten hiç damarlarına dokunmam. Evet, öyle bilsinler. Bir talebe hocasını, mürşidini ne kadar âlim, kâmil, fâdıl bilirse ona o kadar muhabbeti ziyade olur. Ona göre de kendisi çalışır, feyz alır. Ve böyle olması da lâzımdır. Yalancı şeyhler müstesna. Bediüzzaman da, Süleyman Efendi de, ehl-i kemal, ehl-i keşif, evliyaullahtandırlar. Bizim gibi avam-ı nastan değiller.

Biri has mıdır, öbürü has’ul has mıdır? Derecelerini biz bilmeyiz. Ancak Allah bilir. Fakat benim kendi kanaatim şudur; Nasıl ki; öteden beri hocalardan işitiriz. “Bütün müminlerin îmanı terazinin bir gözüne konsa, Ebubekir’in ki de bir gözüne konsa, Ebubekir’in îmanı ağır gelir” derler. Ben de derim ki; bir asırdan beri bütün din âlimlerinin ilmi terazinin bir gözüne konsa, Bediüzzaman’ınki de bir gözüne konsa, Bediüzzaman’ın ilmi ağır gelecek. Bu zata Cenab-ı Hak öyle bir ilim ihsan etmiş ki; çalışmakla, tahsille elde edilmez. İhsan-ı ilâhîdir. Böyle harikulâde bir zekâ ender görülür.

Risale-i Nur Külliyatını 130 parça eserleri biraz tahsil görmüş kimse okuyunca hayret eder. “Bu bir ilim deryasıdır” der.Hiçbir müşkül mesele yok ki, ona cevap veremesin. Ben kader bahsini birçok eserlerde okudum. Allame-i Taftezani bile kader bahsini öyle parlak anlatamamış. Bir de Bediüzzaman’ın kader bahsini okuyun da bakın. Hayret edersiniz. Hiç insanın zihni takılacak bir yer bırakmıyor.

Sonra büyük Sözler’in 326. Sayfası, Katre bahsinde aya çıkılacağını ne güzel bahsetmiş. Akılları durdurur. Sanki aya çıkacak olan adamla konuşuyor. Hâlbuki o risale yazılalı belki 40 seneden fazladır. O zaman aya çıkılacak diye kimsenin aklına gelmezdi. Bu zatın ilmini, irfanını, bizim gibi âcizler anlatamaz.

İşarat'ul İ’caz diye bir tefsiri var. Mısır uleması diyorlar ki, “1400 seneden beri Kur’ân’a böyle bir tefsir yapılmamıştır.”

O tefsiri ancak hoca olan, kavaid-i arabiye okumuş kimseler biraz anlar, herkes anlayamaz. Onda öyle bir ilim var ki, bizim bildiğimiz Kur’ân’ın zahir mânâsını verdikten sonra, âyetlerin hikmetini meydana çıkarıyor. Ve bu tefsiri de düşmanla harp ederken, istihkamda yazmış. Başka müfessirler gibi şuradan buradan alınmış değil.

Bu zata ilim, cesaret, metanet, şecaat, kahramanlık, her şey mevcut imiş. Harb-i Umumide gönüllü alay kumandanlığı yapmış. Şark cephesinde çok büyük işler görmüş. Mekânı nur olsun.

Almanya’dan bir Risale-i Nur talebesi diyor ki; "Bediüzzaman'ı bu asrın insanları pek anlayamaz. Gelecek asrın insanları anlayacaktır. Zira bir dağın eteğinde bulunan bir kimse dağın büyüklüğünü göremez. Uzaktan daha iyi görülür."

Nasıl ki; ariflerden biri yazmış, “Cihana çok nebiler geldi, amma Resul-i Ekrem başka” ben de diyorum; “Cihana çok veliler geldi, amma Bediüzzaman başka.” Böyle bir zatı yirmi yedi sene mahkemeden mahkemeye zindandan zindana gezdirdiler. Ve bütün talebelerine etmedikleri hakaretler kalmadı. Devr-i Âdemden beri hiç böyle bir şey görülmemiş ki. Bir hâdiseden dolayı, mahkeme beraat kararı verir de yine o hâdiseden mahkeme açılsın.

Risale-i Nur dâvâsı şimdiye kadar belki bini geçmiştir. Bir taraftan beraat, öteden yine mahkeme. Bunun hikmeti nedir? Solcular korkuyorlar, nur talebeleri çoğalırsa, solcular sinecek. Onun için her çareye başvuruyorlar. Ofladıkça da nur parlıyor.

HAFIZ EDHEM MOLLAÖMEROĞLU

HAFIZ EDHEM’DEN HAKİKATLER HİCİVLER

DİZERKONCA MATBAASI-İSTANBUL-1971

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

nsmbgr, 2010-07-04 17:26:03

yazı çok güzel de Süleyman Efendinin(kendisini kesinlikle kötülemiyorum) hocaları Türkiye dar-ül harb deyip cumaya gitmezler, nasıl yarım asra kadar bize yetecekler.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Piribeli, 2010-06-22 13:33:11

kardeş ellerin dert görmesin çok duygulandım ihşallah bu mübareklerin şefatine nail oluruz onlargibi olamassakta kalblerimizle onları seviyoruz negüzel insanlar öyle doldumki ne anlatıcamı bilemiyom Allah senden razı olsun

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

Üstadın ulaştığı netice gösteriyordu ki; gerçekten İslam fıtrat dinidir. Bundan sonra, bu

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

Müellif: M. Said Ramazan el Buti Mütercim: Fehmi Türkmen Hocaefendi Bizim için mümkün değil

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

Risale-i Nur, acz, fakr, şefkat ve tefekkür kavramlarından her birini Hakka ve hakikate ulaşma

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

Risale-i Nur kendisini tarikattan çok hakikat ve şeriat olarak tarif eder. Fakat, ister hakikat ol

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

Türkiye’de acip bir olay meydana geldi. En mühim ve en tehlikeli olan hadise ise, Türk milleti

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

Cenab-ı Hakkın kainata koyduğu kanunlardan(sünnetullah) birisi de, belirli zaman dilimlerinde M

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

Risale-i Nur, insanı Allah’a ulaştıran yolların sayısız olabileceğini söyler. Bununla birl

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

Bu konuda diğer bir ayrıntı da, Risale-i Nur’un diline, üslubuna yapılan itirazdır. Dilin a

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

“Risale-i Nur, bize, Rabbimizi tanıtan dört külli muallimden, dört umumi tarif ediciden bahsed

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

10. ‘Dindar Demokratlar’ Bir kere Nursi Demokratları nitelerken hemen tüm nitelemelerinde

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

6. Kur’an Hizmeti Hiçbir Şeye Alet Yapılmamalıdır Nursi, mevcut siyasi yapıya "isyan hakk

Şüphesiz Biz Seni, şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

Fetih, 8

GÜNÜN HADİSİ

Kur'an öyle bir servettir ki, O'nu elde edenin hiçbirşeye ihtiyacı kalmaz. O'ndan daha büyük bir zenginlikte bulunmaz.

Camiü's Sagir, 4:535, Hadis No:6183

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI