Cevaplar.Org

ÂYET

“Kur’ân ilimlerinde ‘âyet’; sûrelerin içinde, başı ve sonu belli bir veya bir kaç cümleden meydana gelmiş ilâhí sözlerdir (kelâm’dır).”(1) “Âyetin lügat anlamı: Açık alamet, belirti, iz,


Nigâr Dere

nigardere@gmail.com

2010-06-06 11:20:46

 "Kur'ân ilimlerinde 'âyet'; sûrelerin içinde, başı ve sonu belli bir veya bir kaç cümleden meydana gelmiş ilâhí sözlerdir (kelâm'dır)."

"Âyetin lügat anlamı: Açık alamet, belirti, iz, eser, işaret, nişane, ibret, şaşırtıcı iş, mucize, yüksek bina, cemaat, burhan ve delil demektir. Kur'ân âyetleri, bu anlamların hepsini ifade etmektedir. Âyet kelimesinin çoğulu "ây" veya "âyât"dır."

"Allah'ın varlığına delalet eden her şeye de âyet denilmiştir. Peygamberlerin hâk olduğunu ispat edici mahiyette olan mucizelere de âyet denebilir. Bunlardan başka âyet kelimesi ibret manasına da kullanılır."

"Dilcilerin bazısına göre, 'ey' kelimesinden türemiştir. 'Ey', herhangi bir şeyi söz konusu ederken kullanılır. "Nasıl çağırırsanız çağırın, güzel isimler O'nundur" (İsrâ: 110) âyetinde olduğu gibi; bu âyetteki 'eyyen' kelimesi, 'her ner şekilde olursa olsun' manâsında kullanılmıştır. Âyet, bazı dil bilginlerine göre ise, 'tesbit ve bir şeye dayanma' manâsına gelen 'teeyyâ'dan türemedir. Bu manâda, yüksek binalara da 'âyet' denilir; nitekim bir âyet-i kerimenin manâsı şöyledir: "Her yüksek yere bir âyet dikip, boş şeylerle mi uğraşırsınız?" (Şuarâ: 128)."

"Kur'ân'da tekil ve çoğul şeklinde 382 defa geçen âyet kelimesi terim olarak çeşitli anlamlar ifade etmektedir."

"Kur'ân kâinatın dürülmüş şekli, özü ve hülâsasıdır. Bu bakımdan, Kur'ân'ı meydana getiren, 'başı ve sonu olup, bir manâ bütünlüğü içinde bir veya daha fazla cümleden oluşan sözler'e de âyet denmektedir. Yani Kur'ân, Allah'ı, Allah'ın kelimeler halinde ortaya çıkan İsimlerini açıklayan, belirginleştiren âyetlerin toplamıdır."

"Istılahi olarak: "Sûrelerin içinde; evvelinde ve sonunda munkati olan, mürekkep bir kelamdır." şeklinde tarif olunmuştur. Kur'ân-ı Kerim'deki bütün âyetlerin; bizzat Rasul-i Ekrem tarafından tertib olunduğu sabittir. Dolayısıyla bu hususta hiçbir kimsenin ictihadından veya reyinden söz edilemez. Mesela; harf-i mukatta'dan Elif-Lam-Mim bir âyet olduğu halde; Elif-Lam-Ra bir âyet değil, âyetten bir cüzdür. Eğer bu hususta kıyas sözkonusu olsaydı, durum farklı olurdu. Âyetlerin tertibi tevkifi olduğu gibi, bize ulaşması da tevatür yoluyla sabittir."

"Âyetlerin son kelimesine, kendinden sonra gelen âyeti evvelkinden ayırdığı için, fâsıla (çoğulu favâsıl) denmiştir. Bu kelimenin son harfine "harfu'l-fâsıla" tabir olunur."

"Kur'ân sûrelerinde mahdut sayıda fâsılalar bulunur. Meselâ Yâsîn sûresinin fâsıla harfleri nûn ile mîmden ibarettir."

"Fâsıla (âyet sonu) harfleri de daima düzenli değil, bazen de hissedilemeyen farklarla bir çeşitlilik arzederler. Bu gibi sebeplerden dolayı âyetlerin ayrılması ve düzeni (Hz. Peygamberin uygulamasına) bağlıdır. Yani şiirdeki mısra ve nesirdeki kafiye unsuru gibi yalnız bilgi ve kavrayışla belirlenemez, rivayete bağlıdır. Mesela "Hâ Mîm Ayn Sîn Kâf"ın (Şûrâ, 42/1-2) iki âyet olduğu yalnız bilgi ile bilinemez. Daha sonra Kur'ân'ın ilâhî hükümlerden bir hüküm ifade eden her kısmına da bir âyet denildiği olmamıştır. Mesela kadınların örtünmeleri hakkında âyet vardır denilir. Bu mânâya göre âyet; bazen bir âyet, bir âyette bir cümle, bir cümlede bir kayıt olabileceği gibi bazen de bir âyet; bir kıssa (hikâye), bir sûre bile olabilir. Bu âyet şu sebeple indi, denildiği zaman âyet bu gibi kullanışlarda çoğunlukla birkaç âyeti içine alır."

"Bir kaç harften oluşan âyetler olduğu gibi, bir sayfa uzunluğunda da âyet vardır. Âyetlerin her biri birer Kur'ân oldukları gibi, hepsi beraber Kur'ân'ı meydana getirirler.

Kur'ân âyetlerinin her biri Allah'a ait alametler, işaretlerdir…"

"Yüce Allah, Kitabını 130 yerde âyât ile adlandırmıştır."

"Son devir İslâm âlimlerine göre mutlak anlamda âyet başlıca iki kısma ayrılır:

1. Fiilî âyetler. Kâinattaki sayısız çeşitlilik ve farklılıkları sürekli bir düzen ve kanuna bağlayan yaratıcının varlığını, birliğini ve yüce sıfatlarını gösteren ve yaratıkların taşıdığı özelliklerden çıkarılan delillerin tamamı bu tür âyetleri oluşturur. Bunlara "kevnî ", "tekvînî" veya "ilmî âyet" de denilir. Elmalılı, ulûhiyyete işaret eden âyetleri de kendi içinde üç kısma ayırır: a) Sadece âlimlerin farkına varabileceği tabiat kanunlarında mevcut umumi âyetler, b) Güneş ve ay tutulması, gök gürlemesi gibi herkesin müşahede ettiği âyetler, c) Mucizeler gibi harikulade âyetler (Hak Dini, V, 3184).

2. Kavlî âyetler. Peygamberlere indirilen ilâhî kitapların hepsi bu tür âyetlerdir. Bunlar fiilî âyetlere işaret eder ve insanlar tarafından kolaylıkla anlaşılmaları için gerekli açıklamaları ihtiva eder. Bunlara "teşrîî", "tenzîlî" ve "vahyî âyetler" de denilir."

"Geceleyin nâzil olan âyetlere (Leylî) gündüzün nâzil olan âyetlere de (Nehârî) denir".

"Âyetlerin Sayısı

Kur'ân-ı Kerim'deki âyetlerin sayısı Basra, Kufe, Mekke ve Medine bilginlerine göre farklıdır. Âyetlerin sayısı yuvarlak rakam olarak 6666 olarak tanınmış ise de bazılarınca daha azdır. Âyetlerin sayısı üzerinde farklı görüşler ileri sürülmüşse de bu farklar itibaridir, esasta bir fark yoktur. Bazı âlimler sûre başlarındaki besmeleyi ve mukatta'a harflerinden bir kısmını müstakil âyet saymışlardır. Bazıları da secaventle ayrılmış bulunan âyetleri iki ayrı âyet saydıklarından âyet sayısı değişik rakamlarla ifade edilmiştir. İbn Abbas'tan gelen rivayete göre âyet sayısı 6616 olmakla birlikte, daha çok kabul gören görüş bu sayının 6236 olduğudur."

"Kur'ân âyetleri bazı bilginlerce, konuları itibariyle şu genel sınıflamaya tâbi tutulmuştur: 6666 âyetin 1000'i emir. 1000'i nehiy, 1000 va'd (mükâfat), 1000 vaid (ceza), 1000'i kıssa, 1000'i misal, 500'ü helal haram, 100'ü dua, 66'sı nâsih ve mensuhtur."

"Ayetlerin Sure İçindeki Tertibi

Âyetlerin tertibi tevkifidir, yani vahye dayalıdır. Resulullah'ın emriyle sıraya konulmuştur. Bir âyet geldiği zaman bunun hangi sûreye ait olduğunu ve bu sûrenin neresine konulması gerektiğini, bizzat Resulullah vahiy kâtiplerine yazdırdı. Gelen âyetlerin yerini Cebrail Resulullah'a işaret eder o da vahiy kâtiplerine işaret bildirirdi. Bu hususta ümmetin icmaı vardır. Âyetlerin tertibinde rey ve ictihad söz konusu değildir. Resulullah âyetleri namazda belli bir sıraya göre okurdu. Sahabiler onu tertib edilen sıraya göre ezberler ve böylece okurlardı. Ebubekir zamanında Kur'ân'ın yazılması Osman zamanında da çoğaltılmasında hep aynı tertibe göre hareket edilmiştir. Bu husuta hiçbir değişiklik olmamıştır."

Mukâtil b. Süleyman'ın Kur'ân Terimleri Sözlüğü adlı eserinde âyet'in iki şekilde tefsir edildiğinden bahsedilir:

1. Âyet, ibret manasında:

Biz de onu (Nûh'u) ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret kıldık. (Ankebût: 15)

Gökyüzünde Allah'ın emrine boyun eğerek uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları gökte ancak Allah tutar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.(Nahl: 79)

2. Âyet, alâmet manasında:

Allah'ın kudretine delâlet eden alâmetlerindendir ki, sizin aslınız olan Âdem'i bir topraktan yarattı. Sonra da siz bir insan olunca, çoğalıp yayılıyorsunuz. (Rûm: 20)

Yine göğün ve yerin, O'nun emriyle durması (kudretinin) alâmetlerindendir. Sonra (kıyamette) sizi (İsrafil lisanı ile) bir defa çağırdığı zaman hemen kabirlerden çıkacaksınız.(Rûm: 25)

"Kur'ân'da en uzun âyet Bakara sûresinin 282. âyeti, en kısa olanlar ise "yâsîn" (Yâsîn 36/1, "er-rahmân" (er-Rahmân 55/1), "müdhâm-metân" (er-Rahmân 55/64), "şümme nazara" (el-Müddessir 74/21),  "ve'l-fecr" (el-Fecr 89/1), "ve'd-duhâ" (ed-Duhâ 93/1), "ve'l-asr" (el-Asr 103/1) sözlerinden ibaret olan âyetlerdir. Alak sûresinin ilk beş âyetinin ilk nazil olan âyetler olduğu hususundaki kesin sayılabilecek bilginin yanında Bakara sûresinin 281, Mâide 3, Nisa 176, Nasr 1-3 ve Tevbe sûresinin 128-129. âyetlerinden her birinin en son gelen âyetler olduğunu bildiren rivayetler mevcuttur. Âyetlerin Kur'ân-ı Kerîm'deki tertibi gelişigüzel veya indiriliş sırasına göre yapılmamış, vahiy ile belirlenmiştir."

"el-Müddessir, el-Fâtiha ve Besmelenin ilk nâzil olduğunu söyleyenler varsa da, ekseri âlimler, ilk nâzil olan âyetlerin el-Alak sûresinin ilk beş âyeti olduğunu bildirmektedirler. Vahyin nasıl başladığını bildiren haber de bunu teyid etmektedir."

DİPNOTLAR

1- Muhammed Salih el-Useymîn-Muhammed Nasıruddin el-Elbani, Tefsir Usulü.

2- İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usulü, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2009.

3- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 1991, IV.

4- Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, Feza Gazetecilik, İstanbul, 1992, I.

5- Salih İbrahim el-Büleyhi, Kur'ân İsimleri Antolojisi, trc. Muzaffer Marangozoğlu, Pınar Yayınları, İstanbul, 2006.

6- Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi(Tabakatü'l-Müfessirin),Bilmen Yayınevi, I.

7- İsmail Özcan, Kur'ân-ı Kerim ve Özellikleri, İstanbul, 1985.

8- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, IV.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu Kur'an'da insanlara her türlü misali verdik.

Zümer,27

GÜNÜN HADİSİ

"Kişi, dostunun dini üzeredir. Bu nedenle, kiminle dost olacağına dikkat etsin!"

Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

TARİHTE BU HAFTA

*Elmalılı Hamdi Yazır Hocaefendi Vefat Etti (27 Mayıs 1942) *Azerbaycan'ın İstiklali(28 Mayıs 1918) *İSTANBUL'UN FETHİ VE AYASOFYA'NIN CAMİ OLMASI(29 MAYIS 1453) *İmam Nesei'nin Vefatı(31 Mayıs 1310) *Ayasofya'da İlk Cuma Namazı Kılındı(1 Haziran 145

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI