Cevaplar.Org

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-12

Nizam Şah hanedanı, Ahmet Nagar’da aşağı yukarı bir tam ve çeyrek asır hüküm sürmüştü. Bu hanedandan bir prensesin bahadırlığı kayda değer. Çünkü o, Büyük Ekber’in ordusuna üstün bir metanetle karşı koymak kahramanlığında bulunmuştu


Seyyid Süleyman Nedvi

.

2010-05-30 04:19:10

Nizam Şah hanedanı, Ahmet Nagar’da aşağı yukarı bir tam ve çeyrek asır hüküm sürmüştü. Bu hanedandan bir prensesin bahadırlığı kayda değer. Çünkü o, Büyük Ekber’in ordusuna üstün bir metanetle karşı koymak kahramanlığında bulunmuştu. Şand Hatun ve bu prenses, her ikisi de Nizam Şah hanedanına olduğu kadar, Adil Şah hanedanına da akraba bulunuyorlardı. Ahmed Nagarlı Nizam Şah onun babası; Bicaburlu Ali Adil Şah ise kocasıdır.

 

Adil Şahın ölümünden sonra o, babasıyle birlikte Ahmednagar’da yaşadı. Ekber, Hindistandaki fetihlerini bitirince, Dekkanı da dize getirmeyi tasarladı.

 

Murat Han ve Han Hananı sefere gönderdi. Bu sırada Burhan Nizam Şah Ahmednagar’da hükümet ediyordu.

 

Ekber’e Berar prensliğini vermeyi tasarladı. Böylece Ekber de Berar’ı istilâ edemiyecekti.. Fakat bunu yapamadan öldü. Prens Murat Han ve Han Hanan Gujeratta çadırlarını kurmuşlar, Ahmednagar’a saldırmak için fırsat kolluyorlardı. Nihayet o da geldi.. Burhan Şahın halefi İbrahim Şah, asiller tarafından katledildi. Krallık müşaviri Mançu Han Ahang Han, Ihlas Han arasında veraset mücadelesi başlamıştı. Her biri kendi seçtiğinin hükümdarlığını ilân ediyordu; kan dökülmeğe başladı.

 

Bundan sıkışan Mançu Han, prens Murat’a bir mektup yazdı.. Nizam Şah krallığına müdahale edilmesini istiyor, ve aynı zamanda buna mukabil ona Ahmednagar kalesini de teslim edeceğini vaat ediyordu.

 

Bunun üzerine Murat derhal sefere çıktı. Han Hanan, Bedahşanlı Şah Ruh, Raca Durga, Raca Cağanat, Raca Ram Sandra ve diğer asiller de alelacele sefere koyuldu.

 

Ahmednagar’a yaklaşmak üzereler, fakat Mançu Han memleketinde duruma tamamen hâkim olmuş ve baş kaldırmaları bastırmış bulunuyordu.. Memleketin her tarafını hükmü altına almış ve tam bir kuvvete ulaşmıştı.. Murat Hanı yardıma çağırmak gibi aceleden verdiği kararın bir ahmaklık olduğunu anlamış bundan çoktan pişman olmuştu…

 

Ama henüz eline geçmemiş olan kaleyi fethetmesi de gerekiyordu.

 

Şand Hatun ise bu gürültüde kraliyetin sonra ereceğini sanmıştı. Onun için kaleyi muhafazaya ahdetti. Bicapur’lu Kutup Şahtan da silâhlı yardım talep etmişti.. Murat ve Han Hanan’ın hücumunu da bekliyordu.

 

Prens Murat, silâhlı birlikleriyle 23 Rebiülahır 1004 de kaleye doğru yürüdü. Şand Hatun da onları ağır bir top ateşiyle karşıladı. Bütün gün Murat kaleye yaklaşmak için beyhude kuvvetler sarfetti; Şand Hatun’un öldürücü bombardıman tepkileri karşısında dayanamıyan Murat’ın cesareti kırıldı, kuvvetleri çözüldü. Akşama doğru geri çekilmeğe mecbur oldu. Ertesi gün ise Murat, Şah Ruh Mirza, Han Hanan, Şahbaz Han, hepsi bir olup kaleyi her tarafından kuşattılar. Fakat aylarca süren bu muhasaraları da beyhude oldu. Bir türlü bu sağlam kaleye nüfuz edememişlerdi.

 

Bu sırada Adil Şah 25000 süvariyi Şand Hatun’a yardımcı gönderdi. Kutup Şah ise tahminen 6000’e varan piyade ve suvari birliklerini onu takviye için yola çıkarmıştı. Mançu Han, İhlas Han ve Ağa Han ile Nizam Şâhî asiller de bu kuvvetlere katıldılar: Böylece Şand Hatun’un emrinde hazır, kudretli bir ordu meydana gelmiş oluyordu. Ama onun bu takviyeleri alması Prens Murat’ı çok endişelendirdi. Bununla beraber Murat, kıtaları dehşet ve korku içinde olmasına rağmen takviye kuvvetleri Şand Hatun’a ulaşmadan önce ne pahasına olursa olsun kaleyi zapt etmeye karar verdi, ama savaş yoluyla kaleye girmenin imkânsızlığına kail olmuş bulunuyordu…

 

Üç ay içinde kale istihkâmlarına kadar ulaşabilen beş tane dehliz kazdı. İçinde hazırladığı yatakları, kaleyi derhal berhava edebilecek miktarda barutlarla doldurdu.

 

Ama bu hile çok önceden Şand Hatun tarafından sezilmiş bulunuyordu.

 

O, dehlizlerin kaleye açılan ucundan girdi. Karşı tarafa sezdirmeden barut stoklarını boşaltmaya, aldığı barutları kendi silâhlarında kullanmağa tevessül etti…

 

Murat ise, fetih şerefinin yalnız kendisine ait kalmasını ister ve Han Hanan’a bildirmeksizin (onu karanlıklara terk ederek) kendi birlikleriyle kalenin karşısına yığınak yapmakta olduğu görülür.

 

Bu arada Şand Hatun tünelin içindeki barutları tamamen toplamış, onları tıklayarak muattal hale getirmiş, üçüncüsünü de, barutlarını boşaltmış ve dehlizi tıkamağa başlamış bulunuyordu ki Prens Murat, ateşleme emrini verdi. Sanki infilâk gürültüsünden gökyüzü kopmuş gibi etraf sarsıldı; kalenin surunda elli yardalık bir gedik açıldı. Prens, Moğol ve Rajputlardan olan askerlerini, açtığı bu gedikten kaleye sokarak orayı istilâya başladı. Bu sırada kalenin içinde kargaşalık baş göstermiş, halk cesaretini yitirmiş, gönüllü çarpışanlar ayrılmış, ordunun başları kaçmağa başlamış ve her şey elden gitmiş gibiydi…

 

Şand Hatun, elinde kılıç, zırhlarını giymiş ve atına binmiş olarak kale surlarına doğru ilerlerken Prens Murat da, diğer dehlizlerin bir an meselesi olan infilâkını beklemekteydi.. Nerede! Onlar çoktan işlemez hale getirilmişti.. O, bundan gafildi.. Şand Hatun, oranın barutlarını boşaltmış ve kendi toplarına doldurmuştu. Ne hazin.. Murat bunları bilmiyordu..

 

Moğol ve Rajputların savaşmalarına rağmen kalenin bir adım ötesinden ileri geçemiyorlardı. Şand Hatun elinde kılıç, düşmanları ile kahramanca mücadele etti. Kale dışında kazılan hendeğe Moğol ve Rajput cesetleri dolduruluyordu.. Ve gündoğumu ile birlikte Prens fecî bir hezimete uğramış, ricata mecbur edilmişti.. Gece boyunca Şand Hatun kale duvarında tahrip edilen kısmı onardı.. Ve gediği kapattı.. Ertesi gün Prens kendi tahrip ettiği duvarı, karşısında dimdik görünce şaşkına dönmüştü. Şand Hatun, hasım ve dostları tarafından, gösterdiği bahadırlıktan ve yaptığı hamleden dolayı büyük bir tezahürat ile karşılanmış ve o günden itibaren kendisine “Şand Sultanah” unvanı verilmiştir. Prens Murat ise o günden sonra bütün itibarını kaybetmiştir.. Cesaretini kaybeden Ekber asilleri ise Hatunla uzlaşma çabasına düştüler. Şand Sultanah önceleri buna yanaşmamakla beraber husumet zemini ortadan kalktığı için ve kalede uzun süre kapanmaktan mütevellit kendi taraftarları da bitkin düştüğünden, uzlaşma yoluna gitmeyi tercih etti. Daha önceden de kararlaştırıldığı veçhile Berar yöresi Prens Murad’a terk edilmişti.

 

Bir kadın bundan daha fazla kahramanlık yapabilir mi? Krallığın temelleri sarsılmış, asiller birbirini yok etmeğe koyulmuş ve kalede her türlü malzeme ve adam eksikliği… Hâsılı, kalenin savunulması için hiçbir çare yok.. Bununla beraber kahraman Şah Sultanah, Büyük Ekber’in eğitilmiş birlikleri karşısında kaleyi kahramanca savundu. Muhakkak ki bu, nefis bir kahramanlık ve mertlik örneği idi..

 

Seyyid Süleyman Nedvî, Müslüman Kadınların Kahramanlıkları, Fatih Matbaası, Çeviren Ramazan Yıldız, İstanbul-1967, s. 53-58.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

CENNET KADINLARININ SEYYİDELERİ

CENNET KADINLARININ SEYYİDELERİ

İbn-i Abbas (r.a) şöyle rivâyet etmiştir: Peygamber (aleyhissalatu vesselam) dört çizgi çizd

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-13

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-13

Biz, tekrar yeryüzünün kutsal topraklarına; bahse başladığımız yere dönelim: Yemenî kaste

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-12

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-12

Nizam Şah hanedanı, Ahmet Nagar’da aşağı yukarı bir tam ve çeyrek asır hüküm sürmü

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-11

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-11

Mirza Hadi, Tuzk-i Cihangiri’nin sonlarında ahlâken bazı skandallar yapmasına rağmen bir

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-10

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-10

Timur’un Hindistan’ı fethi, Zahiruddin Şah Babur ile başlayan Moğolların muhteşem

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-9

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-9

İslâm’ın, tarihî zaferlerinden bahsedilirken, Hindistan umumiyetle zikredilmez. Fakat biz

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-8

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-8

Hicretin 139. yılında, Mansur’un hilâfeti sırasında Rum Kayseri, Malatya şehrine saldır

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-7

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-7

Hicretten 77 yıl sonraydı.. Halife Abdülmelik, Haccac’ı Irak valiliğine getirdi. Bir hâr

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-6

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-6

Cemel vak’asında Hz. Âişe’nin (R.A.) Hz. Ali (R.A.) karşısındaki mücadelesi hiç

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-5

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-5

Müslümanlar “Meysen” savaşında çok ustaca taktikler kullandılar. Meysenlileri Dicl

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-4

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-4

Hazreti Ömer’in devri boyunca İslâm, iki çetin düşmanla savaşmağa mecbur olur.. Romal

"Ey inananlar! Rabbinizden korkun.Çünkü kıyametin saatinin depremi cidden korkunç bir şeydir.”

Hac:1

GÜNÜN HADİSİ

"Kişi, dostunun dini üzeredir. Bu nedenle, kiminle dost olacağına dikkat etsin!"

Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

TARİHTE BU HAFTA

*Bosna'da 800 kadar camii Sırplar Tarafından Yıkıldı(20 Ocak 1993) *Ridaniye Zaferi(22 Ocak 1517) *Babiali Baskını(23 Ocak 1913) *Hz.Ali'nin Küfe'de Şehid Edilmesi(24 Ocak 661)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI