Cevaplar.Org implant

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-11

Mirza Hadi, Tuzk-i Cihangiri’nin sonlarında ahlâken bazı skandallar yapmasına rağmen bir kadının harikulâde bir hâdisesini anlatır. Cihangir’in hükümdarlığında Daulatabad kalesi Nizamülmülk’ün hükmünde ve bir zenci olan Hamid


Seyyid Süleyman Nedvi

.

2010-05-21 13:16:49

Mirza Hadi, Tuzk-i Cihangiri’nin sonlarında ahlâken bazı skandallar yapmasına rağmen bir kadının harikulâde bir hâdisesini anlatır. Cihangir’in hükümdarlığında Daulatabad kalesi Nizamülmülk’ün hükmünde ve bir zenci olan Hamid Han da onun saray nazırıydı.

Saray içinde ise Hamid Han’ın karısı en yüksek söz sahibi bulunuyordu. O bayağı bir kadın olduğu halde, yavaş yavaş Nizamülmülk’ün sarayında bile kudret kazandı. O at üzerinde giderken asiller ve askerî kumandanlar atının yanında yaya yürüyorlardı. Nizamülmülk bu çiftin ellerinde bir âletti. Bu sırada Adil Han, ileri sürecek hiçbir adamı olmayan Nizamülmülk’e karşı bir ordu gönderdi.

Hamid Begum, eğer kazanırsa muzaffer olacak, kaybederse bunun bir kadın için küçük ve önemsiz bir mes’ele olacağını söyleyerek hizmetlerini teklif etti. Nizamülmülk razı oldu.

Hamid Begüm kuvvetlerle beraber harekete geçti. O cömertliği ile askerleri memnun etti. Savaşçı kuvvetler çarpıştığı zaman o da harp meydanında sarsılmaz bir kaya gibi durdu. Onun mevcudiyetinin ilhamiyle askerler yiğitçe dövüştüler ve çok geçmeden, Adil Şah’ın ordusu silâhlarını arkada bıraktı, bozgun halinde kaçtı.

Mirza Hâdi şöyle yazıyor: “O, zarif vücudu üzerine bir örtü giymiş ve beline murassa kılıç ve hançer bağlamıştı. İki ordu karşı karşıya geldiği zaman Adil Şah’ın kuvvetlerine karşı sert, yiğitçe ve cesurâne bir savaş yaptı. Ve kendi askerlerini savaşa, öldürmeye ve cesur darbeler indirmeye teşvik etti. Onlara mükâfatlar vadederek… Kendisi de bizzat savaş esnasında aşılmaz bir dağ gibi erkekçe durdu. Mütecavizler tamamiyle yenildi. Onların fillerini ve silâhlarını teslim alarak muzaffer bir şekilde döndü…”

İşte bir Müslüman kadının başka bir kahramanlığının örneği daha:

Ponçi Hatun, Biçapur’da Adil Şah hanedanının birinci kralının karısı idi. Yusuf Adil Şah’ın (hicrî 916 da) ölümüyle yerine küçük oğlu kral oldu.

Dekkânlı Kemal Han umumî vâli tâyin edilmişti. O itibarî kral olarak hareket etmeğe azmetti. Ve kendisi için üstün bir kuvvet kazandı. Ponçi Hatun Kemal Han’ın bu tasarlanmış plânından haberdar olunca onu tasfiye etmek için harekete geçti. Ama herhangi bir şey yapamadı. Çünkü sarayın bütün asilleri ve ordunun subayları doğrudan doğruya umumî vâlinin kontrolü altındaydı.

Ponçi Hatun bir yandan Kemal Han’la, diğer taraftan da Adil Şah Hânedanınca kendisi için bir şeyler yapmanın yolunu buldu. O bir Türk olan ve İsmail Adil Şah’ın üvey kardeşi bulunan Yusuf’u gizlice Kemal Han’a gönderdi. Yusuf, Kemal Han’ın kalbine bir hançer sapladı; fakat kendisi de yakalandı ve öldürüldü.

Safer Han, öldürülen Kemal Han’ın oğludur. O, babasının gaddarca katlinden çok sarsılmıştı. Babaannesi onu, babasının intikamı için gönderirken, sükûtu muhafaza etmesini, babasının ölümünü ve Ponçi Hatunla İsmail Adil Şahın öldürülmesi için kurulan plânı hiç kimseye söylememesini ve bunu son derece gizli tutmasını bildirdi.

Ondan, hemen orduya bir ilân yapmasını ve Kemal Hanın İsmail Hanın başını istediğini bildirmesini söyledi.

Ponçi Hatun ise gelmekte olan tehlikeyi sezmişti. Kale, Kemal Hanın 300 Moğol ve 300 Dekkanlı ile zenci askerleri tarafından işgal edilmişti.

Ponçi Hatun, topladığı askerlere hitaben: “Biliyorsunuz ki bu taht, haklı olarak Adil Şaha aittir. İsmail bir çocuktur. Ve Kemal Han onun iktidarını gaspetmek istiyor. Doğru ve Adil Şah hanedanına sadık kalmak isteyenler sonuna kadar çarpışmak üzere bizimle beraber kalede kalabilirler. Hayatlarını kıymetli tutan kimseler kaleden çıkıp gidebilirler. Biz düşmanın sayısından korkmuyoruz. Kemal Han, ihanetinden ve nankörlüğünden dolayı cezasını bulacaktır.”

Bu ümidsiz durumda, Kemal Han karşısında Ponçi Hatun tarafını tutacak çok az olurdu.. Nitekim 300 Moğoldan 250 si zenci ve Dakkanlılardan ancak 70’şi Ponçi Hatuna yardımda bulunacaklarını bildirdi. Geri kalanlar, Safder Han’ı tuttu.

Ponçi Hatun’a bu kadar yardım da, ona acıdıkları için bir lütuf olarak yapılıyordu. Eğer savaşın ortalarında kâfirler hainlik yapsalardı her şey kaybolmuş olurdu.

Ponçi Hatun kalenin kapılarını sımsıkı kapadı. Ve sonra askerlerden ibaret küçücük müfrezesini surların üzerine sıraladı.

Bizzat kendisi, Dilşat ağa, Yusuf’un kızı Adile Şah, ve diğer birkaç kadın İsmail Adil Şahla birlikte ellerinde mızrak ve okları oldukları halde kalenin tepesinde bulunuyorlardı.

Safder Han, büyükçe bir kuvvetle kaleye doğru ilerledi. Fakat bunlar Ponçi Hatun, Dilşad ağa ve diğer askerlerin taş ve mızrak yağmuruna tutuldular.

Tam bu sırada Mustafa Aka adında Adil Şah hanedanının bir taraftarı elli kişilik bir topçu yardım birliği ile yetişti. Düşmana karşı şiddetli bir hücum bombardımanına başladılar. Safder Han geri çekildi. Kaleyi bombalamak suretiyle Ponçi Hatun kuvvetlerinin silâhlarını susturmak cihetine tevessül etti. Bu, muhakkak ki Adil Şah taraftarlarının mahvı idi. Ponçi Hatun ve diğer kadınlar bu hususu göz önüne aldılar. Düşündüler, şöyle karar vardılar: Askerler tuzak kurma çaresini aramağa koyuldu, kadınlar da mazgallarda bekliyorlardı.. ki böylece düşman şaşıracak, askerlerin kaleyi terk ettiklerini, kadınları yalnız bıraktıklarını sanacaklardı..

Ve gerçekten de, uygulanan plân düşmanın istenen şekilde şaşırmasını sağladı.

Kadınların yalnız olduğunu, terk edildiğini sandılar. Sert bir hücumla kalenin kapısını kırdılar. İçerde kadınlar sâkin halde bekliyorlardı. Gizlenen askerler, saldırganlara birdenbire hücum edince Safder, diğer kapının da kırılmasını emretti… Hercümerc içinde düşman çekilmeğe mecbur edildi.

Şurası muhakkak ki, birkaç yüz insanla bir ordunun silâhlı kuvvetlerine karşı koymak alelâde bir mesele değil…

Seyyid Süleyman Nedvî, Müslüman Kadınların Kahramanlıkları, Fatih Matbaası, Çeviren Ramazan Yıldız, İstanbul-1967, s. 48-53.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

CENNET KADINLARININ SEYYİDELERİ

CENNET KADINLARININ SEYYİDELERİ

İbn-i Abbas (r.a) şöyle rivâyet etmiştir: Peygamber (aleyhissalatu vesselam) dört çizgi çizd

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-13

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-13

Biz, tekrar yeryüzünün kutsal topraklarına; bahse başladığımız yere dönelim: Yemenî kaste

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-12

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-12

Nizam Şah hanedanı, Ahmet Nagar’da aşağı yukarı bir tam ve çeyrek asır hüküm sürmü

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-11

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-11

Mirza Hadi, Tuzk-i Cihangiri’nin sonlarında ahlâken bazı skandallar yapmasına rağmen bir

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-10

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-10

Timur’un Hindistan’ı fethi, Zahiruddin Şah Babur ile başlayan Moğolların muhteşem

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-9

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-9

İslâm’ın, tarihî zaferlerinden bahsedilirken, Hindistan umumiyetle zikredilmez. Fakat biz

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-8

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-8

Hicretin 139. yılında, Mansur’un hilâfeti sırasında Rum Kayseri, Malatya şehrine saldır

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-7

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-7

Hicretten 77 yıl sonraydı.. Halife Abdülmelik, Haccac’ı Irak valiliğine getirdi. Bir hâr

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-6

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-6

Cemel vak’asında Hz. Âişe’nin (R.A.) Hz. Ali (R.A.) karşısındaki mücadelesi hiç

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-5

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-5

Müslümanlar “Meysen” savaşında çok ustaca taktikler kullandılar. Meysenlileri Dicl

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-4

MÜSLÜMAN KADINLARIN KAHRAMANLIKLARI-4

Hazreti Ömer’in devri boyunca İslâm, iki çetin düşmanla savaşmağa mecbur olur.. Romal

Herhangi birinize ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın

Münafikün, 10

GÜNÜN HADİSİ

Gece içinde öyle bir saat vardır ki, müslüman olan herhangi bir kimse, dünya ve ahiret hususlarında Allah'dan bir hayır isterken duasını ona denk düşürürse, Allah; muhakkak istediğini kendisine verir.

Müslim, Ravi[Cabir (r.a.)]

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI