Cevaplar.Org 1xbet para cekmeimplant dis fiyatlari

ÜSTADIN UFÛLÜ

Zübeyir Ağabey üstadın son dakikalarını ve vefatını cemaate şu cümlelerle anlatıyordu. “Üstad’ın hastalığı çok ilerlemişti. Ateşi çok şiddetliydi. Üstad bir ara rahatladı ve uykuya daldı. Biz kendi aramızda sessizce konuşurken Elazı


Mehmed Kırkıncı

.

2010-03-22 04:39:02

Benim son Hocam Erzurum müftüsü Sadık Efendi'ydi. Ramazan-ı Şerifte onun emriyle Mahallebaşı'ndaki Darağaç Camiinde vaaz ediyordum. Yine bir gün vaaz etmeye giderken karşıma bir adam çıktı.

 

"Hocam nereye gidiyorsun?" dedi. Vaaza gittiğimi söyledim. Adamın halinde bir gariplik vardı.

 

"Hocam sen duymadın mı? Üstad vefat etmiş" dedi. Birden bire kızdım ve "Sus!" dedim. Nereden duyduğunu sordum. Radyodan duyduğunu söyledi.

 

Ben, Üstad'ın daha çok uzun yıllar yaşayacağını hayal ediyordum. Vaaza gitmekten vazgeçtim. Hemen babamın mahalle başındaki oteline gittim, olanları anlattım, çok üzüldü ve ağladı. Sonunda olay doğrulandı. Astsubay İbrahim Okur, Astsubay Mehmet Şanlı, Müslüman Hasan, Kamil Sirkeci ve Şercil Ağabey birlikte 1700 lira vererek bir minibüs tuttuk ve yola çıktık. Fakat hiç kimse konuşmuyordu. Herkes ya Cevşen, ya Kur'an okuyordu. Arabanın içinde bir hüzün havası vardı.

 

Böylece Tercan'a kadar geldik. Yatsı vaktiydi. Henüz orucumuzu açmamıştık. Yola çıkarken telâş ve hüzünden hiç kimsenin aklına yiyecek almak gelmemişti. Çarşıdan ekmek, zeytin, peynir alıp yolda yemeyi uygun gördük. Çarşıya indik. Herkes teravih namazında olduğu için hiçbir dükkân açık değildi. Sadece bir terzi dükkânı açıktı. İçerden bir genç çıktı. Bize ne aradığımızı sordu. Bizim iftar açmak için ekmek aradığımızı öğrenince:

 

"Siz dükkâna buyurun, ben şimdi gelirim." dedi. Biraz sonra ekmek ve yiyecekle döndü. Bize çay ısmarladı. İftarımızı o dükkânda yaptık. Halimizdeki gariplik dikkatini çekmişti.

 

"Siz de bir gariplik var. Hayırdır!" dedi. Biz de olanları anlattık."Ha!" dedi, bir daha konuşmadı.

 

Biz de hemen yola çıktık. Yol boyunca sürekli kar yağdı, hava da fırtınalıydı. Sabah namazı vaktinde Diyarbakır'a indik. Namazı Diyarbakır'da kıldık. O sırada kar durdu. Saat dokuz sularında Urfa'ya ulaştık. Cuma namazını Dergâhtaki camide kıldık. Urfa'ya sanki bir insan seli akmıştı. Caddeler, sokaklar Nur Talebeleri ile dolup taşmıştı. Namazı müteakip medreseye gittik. Sungur Ağabey, Ceylan Ağabey, Zübeyir Ağabey, Tahiri Ağabey medresedeydiler.

 

Zübeyir Ağabey üstadın son dakikalarını ve vefatını cemaate şu cümlelerle anlatıyordu.

 

"Üstad'ın hastalığı çok ilerlemişti. Ateşi çok şiddetliydi. Üstad bir ara rahatladı ve uykuya daldı. Biz kendi aramızda sessizce konuşurken Elazığ müftüsü Ömer Efendi içeri girdi ve Üstad'ı görür görmez, "İnna lillah ve inna ileyhi raciûn." dedi. Biz ona doğru dönüp:

 

"Ne oldu?" diye sorduk.

 

"Üstad dünyasını değişti." diye karşılık verdi. İtiraz ederek:

 

 "Üstad yaşıyor." dedik. Fakat Üstad'a dikkatli bakınca vefat ettiğini anladık."

 

Sonra üstadın vefatı anında aldıkları tedbirleri anlattı:

 

"Üstadın vefat ettiğini öğrenince Ömer Efendi'ye vefatın gizli tutulmasını söyledik. Hemen Üstad'ın özel eşyalarını muhafaza altına aldık. Daha sonra hâkimi çağırdık ve gereken resmi işlemler başladı.

 

Zübeyir Ağabey orada hazır bulunan cemaate cesaret vermek için şunları söyledi:

 

"Artık Üstadımız gitti. Bu hizmet bizim boynumuzda kaldı. Ölünceye kadar bu hizmeti devam ettireceğiz. Üstadımız vefat etti, diye durmayacağız. Peygamberimiz vefat edince İslâmiyet'i yayma vazifesi durmadı; bu vazifeyi sahabeler üstlendiler. Şimdi biz de bu hizmet uğrunda önümüze çıkan bütün engelleri aşacağız. Engeller ne kadar büyük olursa olsun, bizdeki himmet, şehamet, celadet, cesaret ondan daha büyüktür. Bu hâsiyetlerin karşısına hangi engel çıksa küçüktür" dedi.

 

Anlatılanlar bizim için büyük bir şevk oldu. Sadece benim değil, orada bulunan Türkiye'nin çeşitli yerlerinden gelmiş bütün Nur Talebelerinin içini rahatlattı. Böylece bir teselli bulmuş olduk. Medresede, Dergâhın imamı cemaate şunları anlattı:

 

"Dergahın benden önceki imamı, hem büyük bir âlim hem de evliyadan bir zattı. Üstadımızı defnettiğimiz türbeyi o yaptırdı. Herkes bunu kendisi için yaptırdığını zannediyorlardı. Vefatına yakın "Sakın beni oraya koymayın, dergâhın yanındaki kabristana defnedin. Oranın sahibi gelecek" dedi. Üstad vefat edince imamın ihbarı tam tahakkuk etmiş oldu.

 

 Erzurum'a döndük. Erzurum halkı günlerce bize taziyeye geldiler. O sırada Müftü Solakzade Sadık Efendi sağ idi. Hocalar:

 

"Üstad'ın ruhuna 400 hatim okuyalım" dediler. Kadana Camii imamı İdris Hoca hatimlerin kendi camisinde okunabileceğini söyledi. Biz de kabul ettik. Kadana Camii günlerce dolup taştı. Her imam ve müezzin yatsı namazını kıldıktan hemen sonra Kadana Camiine gelip hatim okumaya başlıyordu. Biz 400 hatim diye başladık, ama 400 hatmi geçti.

 

Mehmed Kırkıncı

 

Hayatım Hatıralarım

 

Zafer Yayınları-İst-2007

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Murat Akbulut, 2010-03-29 04:22:37

Aziz üstadım azizi ruhun şad olsun.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

"Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla, şüphesiz ki sen her şeye kadirsin."

Tahrim, 8

GÜNÜN HADİSİ

Berâe (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: "Müminlerden (özür sahibi olanlar dışında) (evlerinde) oturanlar ile Allah yolunda malları ve canları ile savaşanlar bir olamaz."

TARİHTE BU HAFTA

*Elmalılı Hamdi Yazır'ın Vefatı(27 Mayıs 1942) *İstanbul'un Fethi'nin 550. yıl dönümü(29 Mayıs 1453) *Ayasofya'da ilk Cuma Namazı kılındı.(1 Haziran 1453)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI