Cevaplar.Org casino maxi

MUFASSAL TARİHÇE-İ HAYAT

Üstadın “manevi oğlum” hitabına mazhar olmuş kıymetli müellif Abdülkadir Badıllı beyefendi bu ihtiyacı görerek, seksenli yılların başından itibaren bu eseri yazmaya başladı. Müellifin gerek Latince, gerek el yazma risalelere vukufu,


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2010-03-15 01:10:02

Eser Adı: Mufassal Tarihçe-i Hayat

Müellifi: Abdülkadir Badıllı

Yayınevi: Şahsi Basım

“Zübeyr, sen zannediyor musun ki İslam tarihinde görülen bazı fıtratların birden bire parlayan mahiyetleri, tesadüfî bir hadise olsun!” Bediüzzaman

Dar-ı bekaya irtihalinin üzerinden tam yarım asır geçmesine rağmen, Türkiye gündeminden düşmeyen, hakkında olur olmaz herkesin bir şeyler söylediği, fikirlerini tartıştığı bir şahsiyet Bediüzzaman.

Halk partisi kodamanlarının o ve emsali İslam âlimlerine seksen yedi senelik at gözlüğü ile bakışını(resmi ideolojik bakış da diyebiliriz) kıymetli düşünür Metin Karabaşoğlu Bey ne güzel özetler; 

“Bediüzzaman Said Nursi’nin söylediği sözleri bu vatanda Anthony Sullivan isminde biri söylemiş olsa, bu kesim bu eserlerin Türkçeye çevrilmesini düşüneceklerdir. Yani, “enteresan, çok dikkat çekici, cins bir düşünür ile karşı karşıyayız” falan diyeceklerdir.

Ama ismi Said olduğu için, Bitlis’li olduğu için, özellikle de onlara göre “Kürt” olduğu için, her açıdan sınıf düşmüş olacaktır. Onlara göre, düşünce Batı’dan gelir, Batılı isimlerle gelir. Bu topraklarda geldiyse de, özelikle bu toprakların batı tarafından gelir.

Bu topraklardaki batılı mekteplerde okuyup, İngilizce, Fransızca vs bilen insanlardan gelir. Faraza bu toprakların doğusundan gelecek olsa da, Müslüman kimliği taşıyan, üstüne bir de âlim sıfatı eklenmiş kişiden değil, Müslümanlığını red etmiş kişiden gelir.”

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz beyefendi ise şöyle ışık tutar bu mevzuya; “Yanlış tanıtılan dâhinin yanlış tanıtımı bugün de devam ediyor. En önemli yanlış tanıtılan noktaların birisinde bizim anayasa hukuku profesörü Tarık Zafer Tunaya var. Adam kitabında sahtekârlık yapmış. Kürt Neşr-i Maarif Cemiyetinin kurucularının listesini Kürt Teali Cemiyeti’nin kurucularının listesi olarak vermiş. Bu kadar yanlış tanıtılıyor.

Daha büyük bir yanlış: Bütün YÖK’ün ve Genelkurmayın dağıttığı “Bölücü Cereyanlar” kitapçıklarında “Şeyh Said” olarak tanıtılıyor. Bize dağıttılar o kitapları, var bende o kitaplar. Özellikle 12 Eylül ve 28 Şubat dönemlerinde her tarafa dağıttılar. YÖK ve Genelkurmayın bu kadar cahil olacağını ben düşünemiyorum. Ama zannediyorum, son zamanlarda bunu biraz düzelttiler.

Bir diğer yanlış nokta: Bediüzzaman’ı hâşâ yalancı bir peygamber olarak gösteriyorlar. Bu neye benziyor? Biliyorsunuz, mahkemede savcının “Bediüzzaman; “Ben ve benden evvel gelen peygamberlerin en ziyade faziletli ve kıymetli sözleri, “Lâ ilahe illallah” kelâmıdır.” diyor” demesi gibi. Ahmak herif! Onun başında “Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm) ferman etmiş” ifadesi var, onu okumamış. Bu kadar alçaklık, bu kadar tahrifat, bu kadar rezalet… Bediüzzaman’ın Cumhuriyet düşmanı olarak ilan edilmesi de öyle. Hangi Cumhuriyet kardeşim? Kaddafi’nin cumhuriyeti mi? Sovyet Cumhuriyeti mi? Hangi cumhuriyet? Böyle cumhuriyetlere ben de karşıyım. Ama gerçek manada, dindar bir cumhuriyete taraftar olduğunu Bediüzzaman bütün eserlerinde ilan ediyor.”

Dostlarına gelince.. Acaba onlar hakkıyla bu Pir-i Mugan’ı anlayabildiler mi? Bir şey demeyecek, sadece Hz. Mevlana’nın bir beytiyle yetineceğim;

Herkes kendi zannınca benim yârim oldu

Ama kimse gönlümdeki sırları aramadı”(Mesnevi-6. Beyit)

Evet, günümüz âlimlerinden birinin dediği gibi “Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu, vaz ettiği şeyleri bütüncül bir nazarla ele almak lazım. Büyük ölçüde zayıf bir Bediüzzaman anlayışımız var. Hâlbuki çağı omuzlayarak alıp götüren o zatı bir türlü anlayamadık. Onu anlayanlar saf, duru, ihlâs abidesi o ilk talebeleriydi. Onlar Üstadı çok net anlamışlardı, görmüşlerdi. Biz hakikatlere bakarken kendimizi perde yapıyoruz. Azıcık ilmimizle, aklımızla, mülahazalarımızda ufkumuzu daraltıyoruz. Bizi yalancı, hırsız, müntehil durumuna düşürüyor ve Kur’an’ın gerçek değerini de bilemiyoruz. Günlük hadisler içinde boğulmuş olanlar, gazete sayfalarının içine gömülmüş olanlar, devlet adamı da olsa, sütun sahibi de olsa Bediüzzaman’ı anlayamazlar. Çünkü Bediüzzaman’ın ufku Peygamber ufkudur. İnsanlığın imanını kurtarma gibi Peygamberi bir vazifeyi onların anlaması mümkün değil. Kur’an lüzumsuz bilgi taşıyanlara eşek diyor. Bunların çoğu lüzumsuz bilgi hamallığı yapan ukala tiplerdir. Bunların anlattığı süslü püslü şeyler de olsa hiçbir şey anlatamazlar. Ben deyip söze başlayanların anlatabilecekleri hiçbir şeyleri yoktur.”

Bir müellifi bize yine en güzel tanıtacak olan onun eserleridir. Bu manada Risale-i Nur’u tamamıyla vukufla okumadan Bediüzzaman hakkında konuşmak-yazmak hep eksik kalacaktır. Kendi hayattayken talebelerinin kaleme aldığı ve kendi gözetiminden geçerek yayınlanan Tarihçe-i Hayat adlı eser birinci derecede bir kaynaktır. Ama Üstadı daha tafsilatlı olarak tanımak isteyenler için böyle bir çalışma da zaruri idi kanaatindeyiz.

Üstadın “manevi oğlum” hitabına mazhar olmuş kıymetli müellif Abdülkadir Badıllı beyefendi bu ihtiyacı görerek, seksenli yılların başından itibaren bu eseri yazmaya başladı. Müellifin gerek Latince, gerek el yazma risalelere vukufu, büyük araştırma merakı, Üstada derin sadakat ve bağlılığı, meseleleri en ince detayına kadar tetkik aşkı karşımıza üç ciltlik devasa bir eser ortaya çıkardı.

Kendileri eseri kaleme alma sebeplerini şöyle sıralıyor; “Evet, gerçekten Hazret-i Üstadın hayatıyla ilgili bunca eserler meydanda iken ve bir kitab, bir mevzu' hakkında yazılmış ve boşluğu doldurmuşsa, aynı mevzu'da yeni kitaplar te'lif etmeğe kalkışmanın bir riyakârlık, bir şöhret, bir menfaat hissi neticesi olduğu ve ihlâslı olamayacağı, büyük İslam ulemasından İmam-ı Gazali ve İmam-ı Şa'rani gibi zatlar beyan etmişlerken, neden bunu yazmak ihtiyacını duydun, diye sorulursa, derim ki: Evet, hakikaten bu mevzuda herhangi bir boşluk mevzu-u bahis değildir. Ancak, kitablaşarak nesl-i âtînin eline geçecek ve me'haz teşkil edecek olan bu eserlerin bazılarında mühim hatalar ve mübalağalar vardır.

Bu hataların bir su-i niyyetten geldiğine inanmıyorum. Fakat Bediüzzaman namına tarihe mal olabilecek ve nesl-i âtînin elinde mesned teşkil edecek -ki şimdiden etmeğe başladı- hususların aksettireceği lüzumsuz, ama tehlikeli neticeleri düşünüyoruz. Bu yüzden Hazret-i Üstadın hayat safahatının berrak, parlak, net ve sâfî cetvellerine mübalağalar ve yanlış iddialar küdûretinin karışmaması, karışdırılmaması, karışmışsa şimdiden temizlenmesi ve bundan sonra karıştırılmaya engel olma niyyeti, bu fakiri hiç ehil olmadığı halde harekete geçirmiştir... Ve Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bir yaşından seksenaltı yaşına kadar olan hayatının istikamet, nezahet, iffet ve mübalağalardan âriyet gibi yüksek vasıflarının ta'vizsiz cereyanının şeref ve izzetini olduğu gibi göstermek heyecanı bizi bu eseri yazmaya sevk etmiştir.”

Mufassal Tarihçe ilk olarak Timaş Yayınlarında 1990’larda basılmış. Daha sonra aziz müellif, içine nerdeyse bir ciltlik bir ilave yaparak, şahsi olarak bastırmış. Şu anda bir cilt kadar yeni ilave bilgilerle üçüncü bir basımına hazırlanıyor inşallah..

Arapların güzel bir sözü var; “Bir eser ortaya koyduğun zaman kendini hedef tahtasına yerleştirdin demektir.” Elbette böyle mufassal bir eser hazırlayan bir müellife de teşekkür ve takdirlerin yanı başında ilgili ilgisiz, bilinçli bilinçsiz, samimi, garazlı birçok tepkiler de gelebilir ve gelmiş. Mümin insaflı olur. Bendeniz eserin iki basımını da okumuş biri olarak, şimdiye kadar tenkitlerine rastladığım zevattan, eseri baştan sona okumuş bir kimseye rastlamadım. Fa’tebiru ya ulil elbab!

Elbette beşerin elinin karıştığı her şey gibi bu eserde de tenkit edebileceğimiz noktalar vardır ve olmuştur. Bunu müellif de kabul ediyor ve yeni baskılarında düzelteceğini de söyledi. Ama olur olmaz her eserin sergilendiği sözüm ona dini eserler mağazalarında bu eser niye yoktur, şahsen anlamış değilim. İşin enteresanı, Türkiye’de Bediüzzaman hakkında yazılan eserlerin ekseriyetle Mufassal Tarihçe ile Necmeddin Şahiner’in Son Şahitlerine dayanıyor olması..Hatta geçenlerde bir arkadaşa “Elinde Mufassal ve Son Şahitler olan, bir de Külliyat varsa, Bediüzzaman’ın hayatını yazıyor” demiştim.

Müellifle bugünlerde telefonda görüşürken “ağabey içimden geçiyor ki, bu Mufassal Tarihçe’nin bir ciltlik muhtasarı olsa” dedim. Meğer kendisi de aynı düşüncedeymiş. İnşallah bir ciltlik bir muhtasarı da elimizde olacak müjdesini aldık.

Eseri temin etmek isteyen okuyucularımıza İttihat Yayınlarının telefon numarasını vererek hatm-i kelam edelim.

02125205147

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Mehmet, 2014-01-18 08:41:05

Allah rszi olsun..

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur.

Zümre, 41

GÜNÜN HADİSİ

Geçmiş peygamberlerin sözünden (hiç eksiksiz) nâsın eriştiği haberlerden birisi de: Utanmazsan dilediğini işle! (sözü) dür.

Abdullâh b. Mes'ûd (r.a)'dan

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI