Cevaplar.Org 1xbet para cekmeimplant dis fiyatlari

PROF. DR. ŞENER DİLEK HOCAMIZLA NUR’UN TEDRİS RAHLESİNDE-7

- “Bir yerde şöyle diyorsunuz: “Evet çok yakın bir zamanda cemiyet hayatında yaşanan bunalımları çözmek isteyen kafalar, toplum mühendisleri, sosyologlar, yöneticiler, devlet-siyaset adamları bu reçeteyi –Risale-i Nur’u-


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2010-02-06 02:09:02

- “Bir yerde şöyle diyorsunuz: “Evet çok yakın bir zamanda cemiyet hayatında yaşanan bunalımları çözmek isteyen kafalar, toplum mühendisleri, sosyologlar, yöneticiler, devlet-siyaset adamları bu reçeteyi –Risale-i Nur’u- arayacak, alacak ve ondan ciddi bir biçimde istifade edeceklerdir.” Ama bazıları şöyle diyor: “Bediüzzaman toplumsal sorunlarımıza nasıl reçeteler sunmuş. Bir medrese hocası nasıl reçeteler sunabilir?”

Bu asırda en dehşetli kokuşma ve bozulma insan unsurunda yaşanmaktadır. Asır dehşetli.. İnsan kokuşuyor ve çürüyor. Mevcut eğitim sistemleri kokuşma ve çürümeyi izale edecek güç ve dirayette, yetki ve salahiyette değil.. Eğitim kurumlarında verilen teknik bilgiler, işin sadece bir cephesi.. Bugünkü mevcut sistemde eğitim kalitesini artırarak, belki çok iyi bir fizikçi, bir matematikçi yetiştirmek mümkün.. Ama, tek cepheli eğitim, tek kanatlı kuş gibidir. Maneviyattan tecrid edilmiş bir eğitim aksaktır, topaldır; akıl-kalb dengesini muhafaza edemediği için çiğ ve yetersiz, tatsız ve kıvamsızdır; ruhu okşamaz, kalb ile barışmaz, his dünyasının açılıma kuvvet veremez. Akibet noktasında insanları mefluç eder. Yaşlandıkça bu eğitimin dehşetli zararları gün geçtikçe hissedilmeye başlar; Allah’tan kopuk bir kalb.. İbadetten uzak bir hayat.. Kömürleşmiş bir ruh.. Dua ve ilticadan, istiğfar ve münacattan yoksun bir dil, bir lisan.. Soluk bir yüz, somurtkan bir çehre, en yakınlarından şefkat görmeyen bir biçare.. Ve bütün ümitlerini tüketmiş bir zavallı..

Evet, teknik donanımları yanında genç kuşaklara gerçek anlamda “karakter eğitimi” verilmelidir. Bu eğitim, hem gençlerin ahlak ve davranışları açısından hem de toplumun umumi hak ve hukukunun gözetilmesi açısından çok ciddi bir ihtiyaç, hayatî bir zarurettir. Bu eğitim ihmal edilirse, toplum hayatının problemleri katlanarak ve hız kazanarak büyür. Neticede toplumun şirazesi bozulur; hukuk batar, hak zayi olur, kul hakkını çiğneyenler çoğalır; rüşvet alan, çalıp çırpan kişiler ziyadeleşir; sahtekârlar, düzenbazlar, üçkâğıtçılar, dolandırıcılar, yalancılar, riyakârlar toplumu istila eder. Şiddet, gerilim, anarşi ve terör tırmanmaya başlar, toplum her an patlamaya hazır bir bomba halini alır. İpler fitili çektirenlerin eline geçer..

Şimdi düşünelim biraz.. Akl-ı selimle.. Şirazesi bozulmuş bir toplumu düzeltme görevini kim yapabilir? İnsanlara sorumluluk ruhunu kim üfleyebilir? Akılsız başları kim ayıltabilir?

Evet, imandan başka reçete yoktur. İman kalbe girerse, sorumluluk gelir, vicdana teyakkuz iner; Allah inancı ve ahiret hesabı, insanları istikamet çizgisine getirir. Bu görev ve sorumluluğu aşılamak tek yönlü, şeklî ve ruhsuz eğitim sistemleri ile mümkün değildir. Maalesef günümüzde, toplum ile ilgili sorunların çözümü ile alakadar olanların pek çoğu hep kışırda dolaşıp durmakta, işin özüne, esasına inememektedirler. İşin temeline inmedikçe gerçek çözümlerin de üretilemeyeceği açıktır.

Gerçek çözüm, tabandan tavana doğru olmalıdır. Açılım fertten başlatılmalıdır. Çünkü işin başı, ferdî sorumluluktur; ferdî sorumluluğun da esası, insanın Allah’a karşı kulluk şuur ve duyarlılığıdır. Bu şuur ve duyarlılığı geliştirecek, yol ve üslupların, tarz ve metotların önleri açılmadıkça, muhtemel ki, insan unsurunu inşa etme görevi hep muattal olacak, hep muallakta kalacaktır.

Evet, vicdanî ve kalbî muhasebe sorumluluğunu geliştirmeyenlerin cemiyet içindeki ilişkileri hep çarpık, yıkıcı ve tahrip eksenli olacaktır.

Evet, insana ulaşmadıkça, onu itikat çizgisinde müstakim tutmadıkça ve iman ve ahlak noktasında tekmil etmedikçe sosyal sorunların çözülmesi ile ilgili yapılacak çalışmalar hep satıhta kalacak; zayıf düşen bedenin mikropların istilasına uğraması gibi, iman ve ahlak itibariyle yeterli ölçüde beslenmeyen toplumlarda sürekli kargaşa, anarşi, kaos, fitne ve fesat mikroplarının istilasına uğrayacaktır.

İşte, Said Nursi, cemiyeti param parça edecek bu sıkıntıları yıllar önce görmüş, yaşanacak sancıları yıllar önce teşhis etmiş; toplumun hastalıklarına deva ve şifa olacak reçeteleri kaleme almış, o günün yetkililerini, büyük kafaları ikaz etmiştir. Fikirde, hayatta bir anarşizmin geleceğini söylemiş; bugünkü insanlardan ziyade, elli sene sonra gelecek nesilleri düşündüğünü ifade etmiştir.

Evet, Said Nursi, iman hakikatleri ile beslenmeyen gelecek kuşakların akıbetinin vahşet, dehşet, anarşi ve tahrip olacağını; iman ve itikat zincirinden kopanların sefahat ve anarşinin kucağına düşeceklerini, ta 60–70 sene önce keskin feraseti ile görmüş, gerekli ikazını yapmıştır:

“Sedd-i Zülkarneyn'in tahribiyle, Ye'cüc ve Me'cüclerin dünyayı fesada vermesi gibi; şeriat-ı Muhammediye (A.S.M.) olan sedd-i Kur'anînin tezelzülüyle de Ye'cüc ve Me'cüc'den daha müdhiş olarak ahlâkta ve hayatta zulmetli bir anarşilik ve zulümlü bir dinsizlik fesada ve ifsada başlıyor” demiştir.

Bakın Said Nursi’nin şu sızlanmalarına, şu ikazlarına:

“[Kendi kendime hasbihal namındaki parçaya lâhika olarak]

Adliye Vekiliyle Ve Risale-i Nur'la Alâkadar Mahkemelerin Hâkimleriyle Bir Hasbihaldir. Efendiler! Siz, ne için sebebsiz bizimle ve Risale-i Nur'la uğraşıyorsunuz! Kat'iyyen size haber veriyorum ki: Ben ve Risale-i Nur, sizinle değil mübareze, belki sizi düşünmek dahi vazifemizin haricindedir. Çünki Risale-i Nur ve hakikî şakirdleri, elli sene sonra gelen nesl-i âtîye gayet büyük bir hizmet ve onları büyük bir vartadan ve millet ve vatanı büyük bir tehlikeden kurtarmağa çalışıyorlar. Şimdi bizimle uğraşanlar, o zaman kabirde elbette toprak oluyorlar. Farz-ı muhal olarak o saadet ve selâmet hizmeti bir mübareze olsa da, kabirde toprak olmağa yüz tutanları alâkadar etmemek gerektir.

Evet hürriyetçilerin ahlâk-ı içtimaiyede ve dinde ve seciye-i milliyede bir derece lâübalilik göstermeleriyle, yirmi-otuz sene sonra dince, ahlâkça, namusça şimdiki vaziyeti gösterdiği cihetinden; şimdiki vaziyette de, elli sene sonra bu dindar, namuskâr, kahraman seciyeli milletin nesl-i âtîsi, seciye-i diniye ve ahlâk-ı içtimaiye cihetinde, ne şekle girecek elbette anlıyorsunuz. Bin seneden beri bu fedakâr millet, bütün ruh u canıyla Kur'anın hizmetinde emsalsiz kahramanlık gösterdikleri halde, elli sene sonra o parlak mazisini dehşetli lekedar belki mahvedecek bir kısım nesl-i âtînin eline elbette Risale-i Nur gibi bir hakikatı verip, o dehşetli sukuttan kurtarmak en büyük bir vazife-i milliye ve vataniye bildiğimizden; bu zamanın insanlarını değil, o zamanın insanlarını düşünüyoruz.

Evet efendiler! Gerçi Risale-i Nur sırf âhirete bakar; gayesi rıza-yı İlahî ve imanı kurtarmak ve şakirdlerinin ise, kendilerini ve vatandaşlarını i'dam-ı ebedîden ve ebedî haps-i münferidden kurtarmaya çalışmaktır. Fakat dünyaya ait ikinci derecede gayet ehemmiyetli bir hizmettir ve bu millet ve vatanı anarşilik tehlikesinden ve nesl-i âtînin bîçareler kısmını dalalet-i mutlakadan kurtarmaktır. Çünki bir müslüman başkasına benzemez. Dini terkedip İslâmiyet seciyesinden çıkan bir müslim; dalalet-i mutlakaya düşer, anarşist olur, daha idare edilmez.

Evet, eski terbiye-i İslâmiyeyi alanların yüzde ellisi meydanda varken ve an'anat-ı milliye ve İslâmiyeye karşı yüzde elli lâkaydlık gösterildiği halde; elli sene sonra, yüzde doksanı nefs-i emmareye tâbi' olup millet ve vatanı anarşiliğe sevketmek ihtimalinin düşünülmesi ve o belaya karşı bir çare taharrisi, yirmi sene evvel beni siyasetten ve bu asırdaki insanlarla uğraşmaktan kat'iyyen men'ettiği gibi; Risale-i Nur'u, hem şakirdlerini, bu zamana karşı alâkalarını kesmiş; hiç onlarla ne mübareze, ne meşguliyet yok.

Madem hakikat budur, adliyelerin değil beni ve onları itham etmek; belki Risale-i Nur'u ve şakirdlerini himaye etmek en birinci vazifeleridir. Çünki onlar bu millet ve vatanın en büyük bir hukukunu muhafaza ettiklerinden, onların karşısında, bu millet ve vatanın hakikî düşmanları Risale-i Nur'a hücum edip, adliyeyi şaşırtıp, dehşetli bir haksızlığa ve adaletsizliğe sevkediyorlar.”

- “Ahlâkta ve hayatta zulmetli bir anarşilik ne demek?”

Hayatta anarşi, bir bakıma radyasyonun yayılıp çevreye zarar vermesine benziyor. Radyasyon hava tabakasında yayılınca herkesi vurur, herkese zararı dokunur. Rusya’da Çernobil’den sızan radyasyonlar, bizim Karadeniz Bölgesi’ni de içine alan çok geniş bir alanı etkilemedi mi?

Küfür ve fısk ile kirlenmiş, kokuşmuş ve tefessüh etmiş insan suretindeki canavarların yaptıkları tahripler, işledikleri cürümler, insanın kanını donduran kirli eylem planları, insanları birbirine kırdırma senaryoları, hukuk düzenbazlıkları, dinden ve ahlaktan sıyrılmış insanların sergiledikleri faaliyetler, lakayt, sorumsuz kitlelerin yaptıkları tahripler; doğruluk, emniyet, adalet, şefkat ve merhamet, yardım ve müzaharet gibi vasıfların silindiği ve niteliğini kaybettiği toplumlar hayatta yaşanan anarşinin dehşet ve boyutlarını gözlere göstermektedir.

Evet, insanda iman olmazsa, o insan canavardan daha dehşetli bir canavar oluyor, tahribatı küllîleşiyor.

Peki, ahlakta yaşanan bu çöküş ve yıkılışa karşı toplum duyarlı mı? Bu dehşetli tahribat ve idraklerin bombardıman edilmesine karşı, aileler ne yapıyor? Cemiyeti ıslah etmeyi amaç edinenler neler düşünüyor?

Maalesef, bugün pek çok ana ve babalar yavrularından habersiz.. Çocukları neler yapıyor, nerelere gidiyor, neler ile meşgul oluyor? Haberleri bile yok; bir kısmının aldırdığı da yok.. İnsanlar tahribatın dehşetini de göremiyorlar.

İşte internet, korsan yayınlar, CD, DVD’ler, ahlak dışı oyunlar vs.. Bunlar çocuklarımızın hayatını karartıyor.. Ciddi bir denetim yok. Ta ilkokuldan itibaren o masum yavruların zihinleri sürekli bombardıman ediliyor, gözleri, hafıza, hayal ve ruhları kirletiliyor. Önlerine ölçü ve mihenk konulmamış, örnekler gösterilmemiş, güzellikler sergilenmemiş.. O çocuklar sorumsuz ve mesuliyetiz büyüyorlar. Anne ve babalarından gerekli eğitim ve terbiyeyi almayan o masumları, sokaklar kirletiyor; internet, CD ve DVD’ler ufuklarını karartıyor. Bu bataklığa batan çocuklar da adım adım anarşiye sürükleniyor ve patlamaya hazır bir bombaya dönüşüyorlar.. Böylece toplum huzur ve sükûnunu kaybediyor, insaniyet ağır darbe alıyor, ahlakî rabıtalar kopuyor.. Cemiyet yıkılış ve bitişe sürükleniyor..

Evet, ahlak ve hayatta sergilenen bu anarşinin izalesini düşünen kafalar, her şeyden önce şu insan unsurunu ciddi bir biçimde analiz etmelidirler. Çünkü insana ulaşamayan ve onun tekmil ve tekâmülüne kuvvet vermeyen toplumlar, uzun vadede çok büyük faturalar ödemek zorunda kalacaklardır. Bilmek gerektir ki, insanın yıkılışı ve çözülüşü, ekonomideki yıkılış ve çöküşe benzemez. Çünkü o tefessüh ederse, ortada başka bir şey kalmaz.

İşte, bu asırda toplumun yapamadığı, devlet kademelerinin yeteri kadar yönelemediği, anne ve babaların ihmal ettiği bu görev ve sorumluğu Risale-i Nur yapıyor. Bu dehşetli tahribata karşı Risale-i Nur, bir sedd-i manevi oluşturuyor.. Allah inancını kalblere nakşediyor, ahlakı tahkim ediyor, gençliğin elinden tutuyor, onların enerjisini müsbete çeviriyor, hakikatlere yönlendiriyor, marifete raptediyor.

İşte Said Nursi, “Şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeğe bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da îman kalesinin istikbali selâmette olsa!” diye ızdırabını beyan etmiş, bu milletin imanını kurtarmak adına hayatını, izzet ve itibarını feda etmiş, bu acı ve sancıların dinmesi için çok hakimane reçeteler sunmuştur. Vatanını seven akl-ı selim sahiplerinin bu reçetelere karşı lakayt kalması düşünülemez.

-Devam Edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

-İzninizle başka bir soruya geçmek istiyorum. Bir yerde üstad şöyle diyor; “ey uykuda iken k

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

O Bediüzzaman'dır Bu köşede, çeşitli vesilelerle dediklerimize ek olarak söyleyecek olursak:

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, yeni bir söyleşimizi daha hizmetinize sunuyoruz. Aslen Muş’lu olup

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

Doğunun ilim ve irfan merkezlerinden bir amud-u nurani olan Nurşin medreselerinin Üstad Bediüzza

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşilerimizden birisini daha hizmetinize sunuyoruz. Prof. Dr.

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

-Hocam, sizin risaleyi risaleyle izahınız çok dikkat çekiyor. Bu tarza nasıl başladınız? -

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşileri bölümümüzde yeni bir mülakatımızı hizmetiniz

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, cevaplar.org adına gerçekleştirdiğimiz yeni bir söyleşiyi takdim

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli bir âlim ve ehl-i kalb bir büyüğümüzle yaptığımız k

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

-Hocam, ilk sorum şöyle; Bediüzzaman’ın medrese sistemine getirdiği yenilikler nelerdir?

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

Değerli ziyaretçilerimiz, Prof. Dr. Ahmed Akgündüz Hocamızla yaptığımız yeni bir söyleşiy

Hala mı Allah'a tövbe etmezler ve O'ndan bağışlanma istemezler? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Maide, 74

GÜNÜN HADİSİ

Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.

Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mace, Sıyam 45, (1746)

TARİHTE BU HAFTA

*Yavuz Sultan Selim'in Ridaniyye Zaferi(22 Ocak) *Hz.Ali (r.a.) Efendimiz'in Şehit Edilmesi(24 Ocak) *I.Murad Hân'ın Haçlı Ordusuna Karşı Sırpsındığı Zaferi(25 Ocak) *Büyük Muhaddis ve Tarihçi İbn-ü Asâkir'in Vefâtı(26 Ocak) *OSMANLI DEVLETİ'NİN KURU

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI