Cevaplar.Org casino maxi

PROF. DR. ŞENER DİLEK HOCAMIZLA NUR’UN TEDRİS RAHLESİNDE-1

Bilindiği gibi bundan yaklaşık altı ay kadar evvel muhterem Şener Dilek beyefendi ile bir mülakat yapmış, ikincisinin de sözünü daha o zaman almıştık. Ancak başta hocamızın validesinin vefatı olmak üzere araya bazı mânialar girdi. Ancak geçtiği


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2009-12-21 03:56:07

Bilindiği gibi bundan yaklaşık altı ay kadar evvel muhterem Şener Dilek beyefendi ile bir mülakat yapmış, ikincisinin de sözünü daha o zaman almıştık. Ancak başta hocamızın validesinin vefatı olmak üzere araya bazı mânialar girdi. Ancak geçtiğimiz ay bu ricamız yerine gelebildi. Mevla’ya hamdü senalar olsun.

Tahkik mesleğinde tedris vazifesi gören bu dava adamını yakından tanıyabilmek büyük bir bahtiyarlık. Tabii; O'nun gösterdiği çemenzar-ı tefekkürün serhaddinde tereddüt ve tevakkufa düşmeden, sürekli üveykler gibi kanat çırpıp yükselmek bundan daha derin bir bahtiyarlık.

Uzun soluklu bu söyleşiyi gerçekleştirmemiz için çok kıymetli vakitlerinden fedakârlıkta bulunan değerli hocamıza sitemiz cevaplar.org adına çok teşekkür etmek istiyorum. Cenab-ı Hakk ilelebet kendilerinden hoşnut ve razı olsun. Saygılarımla. Salih Okur

 -“Efendim ilk sorum, biraz uzunca.. Birbiri içinde zincirleme birkaç soruyu barındıran birkaç başlı bir soru niteliğinde.. Müsaade ederseniz, ilkinden başlayalım.”

-Buyurun.

-“Birinci sorum şu: Şeyh Ahmed Zerruk: ‘Akıllının yükselmesi için kitap kâfidir; ancak nefsin yalpasından kurtaramaz!’ diyor. Bu cümleyi nasıl anlamamız ve ne şekilde yorumlamamız lazım?

İkinci sorum: Risale-i Nur’daki yüksek Kur’anî hakikatler, ölçü ve mizanlar, mihenk ve esaslar nefsin taslit ve tahakkümünü izale edebilecek, nefsin yalpasından insanları kurtaracak güç ve dirayette değil midir?

Üçüncüsü: Kitaplar insanları nefsi yalpasından kurtaramıyorsa, o zaman nefsin tahakkümünü izale etmek için neler yapmak lazım?”

Hemen ifade edeyim ki, Risale-i Nur’daki kuvvetli hakikatler, delil ve hüccetler nefsin serkeşliğini, lakayt ve laubaliliğini izale edecek güç ve dirayettedir. Çünkü Risale-i Nur’un hayattar marifet sofrası ve takdim edilen hakikatlerin tad, kıvam ve cazibesi, insanın bütün his, duygu ve latifelerini doyuracak keyfiyet ve camiiyettedir. Nitekim, Risale-i Nur’un rahle-i tedrisine sıdk-ı hulûs ile diz çökenler ve bu Kur’anî varidattan tefeyyüz edenler Risale-i Nur’un bu keyfiyetine ariftirler.

Ama isterseniz, öncelikle Şeyh Ahmed Zerruk’un sözleri ile ilgili bir açıklama yapalım. Daha sonra, Risale-i Nur’un muhatapları üzerindeki etkilerini daha detaylı ve daha derinliğine değerlendirmeye çalışalım. Olur mu?

-“Evet, daha güzel olur!”

Öncelikle belirteyim ki; Şeyh Ahmed Zerruk ile ilgili herhangi bir bilgim yok. Meslek ve meşrebi hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığım bir şahsiyetle ilgili söz söylemek, fikir yürütmek ve derinliğine yorumlara girişmek hikmete mutabık değil.. Hem tahkik mesleğine de uygun düşmez. Ama eğer, bu meselede ısrar eder, “Bir şeyler söylemeniz gerekir” tarzında bir beyanda bulunursanız; o zaman kanaatime göre, tahkik adına atılacak ilk adım ve yapılacak ilk iş; Şeyh Ahmet Zerruk’ın bu kelamı hangi makamda, ne maksatla ve hangi muhataplar için söylemiş olduğunu tetkik etmek olmalıdır. Çünkü kelamın makam, maksad ve muhatabını bilmeden yapılacak değerlendirmeler, çoğu zaman yanlış düşüncelere kapılar açabilir, maksadını aşarak faydadan ziyade zarar verebilir.

- “O zaman çok kısa olsa bile, bir değerlendirme yapmanız mümkün mü? Şeyh Ahmet Zerruk’ın bu beyanına nasıl bakmamız, fikren nasıl yaklaşmamız gerekir?”

Şeyh Ahmet Zerruk’un beyanı kapalı, muğlak.. Birçok noktalardan izaha muhtaç..

- “Nasıl yani?”

Şöyle: Evvela, Şeyh Ahmet Zerruk “kitap” tabiri ile neyi kastetmiş, ya da hangi tip kitapları murad etmiş? Bunu bilmiyoruz..

İkinci olarak, “nefsin yalpasından kurtaramaz” diye tavsif ettiği kimseler ile hangi yaş grubunu, hangi kültür seviyesini ve ne tip kimseleri kastettiğini de bu ifadeden anlamak mümkün değil..

Üçüncüsü, Şeyh Ahmet Zerruk, nefsin yalpasından kurtulmanın çaresi hakkında herhangi bir açıklama yapmamış. Kitapların fevkindeki güç ve dirayetin, iktidar ve müessiriyetin kaynağının ne olduğu ile ilgili açık bir beyanda bulunmamış.

Bu bilgiler elimizde olmadığı için, o zaman zihne ve fikre, ister istemez bazı mülahazalar gelebilir. Bu mülahazalar çerçevesinde açıklama yapmak gerekebilir.

- “Mesela ne gibi?”

Şöyle: Acaba, bu zat, kitapların veremediği telkin, terbiye ve eğitimi kendisinin verebileceğini mi kastetmiş? Ya da daha müessir ve daha muktedir bir tarz ve bir metod mu keşfetmiş? Ya da yepyeni bir yol mu açmış? Eğer böyle bir yol varsa; o zaman o yol ile ilgili bir kısım suallere cevap aramak, o yolu daha derinliğine ve inceden inceye tetkik etmek, araştırmak gerekir. Mesela, bu yolun vasıf ve hususiyetleri nelerdir? Rehberleri, pişdarları ve sâlikleri kimlerdir? Bu yol, umuma cadde olabilmiş midir; kalb-i küllî ve vicdan-ı umumiye hitap edebilecek bir camiiyette midir? Bu yolun İslam akaidindeki yeri nedir? Ehl-i sünnet çizgisi içindeki konumu nasıldır, gibi..

Evet, bu suallere tatminkâr cevaplar alınamazsa, o zaman söylenen ifadeler, mücerred iddialar hükmünde olur. Zaten ilm-i mantıkta, mücerred iddialara fazla itibar edilmez.

Böyle durumlarda en sağlam bakış, en sağlıklı değerlendirme -eğer mümkünse- gözlem ve müşahede metoduna başvurmaktır. Yani, delil ve neticeye, yani hüsn-ü istikamet ve akıbete bakmak gerektir.

Evet, çok önemli bir bakış açısı ve değerlendirme ölçüsü gözlem ve müşahede metodudur. Yani yapılacak iş; sözü söyleyenin ve o sözün takipçilerinin amellerine bakmak, hayattaki yansımalarını değerlendirmektir. Yani muhataplar, söylenenlerden neler anlıyor, sözleri nasıl değerlendiriyor, nasıl yorumluyorlar? Söylenen sözler muhatapların dimağ ve kalplerine, hayat ve davranış biçimlerine nasıl yansıyor? Bu yansımalar genellikle himmetleri tutuşturuyor mu? Hamiyetleri ayağa kaldırıyor mu? Ubudiyet, istikamet ve takvaya güç veriyor, kuvvet kazandırıyor mu?

Evet, sözün, muhatabın dünyasındaki kabul ve yansıması çok önemli bir kriterdir. Dinleyenler ve söze muhatap olanlar, netice noktasında itikat çizgisinde müstakim, fiil ve amellerinde müttaki, hasbi ve samimi iseler, mesele yok. Yok eğer, söylenen sözler, hazmedilmemiş gıdalar gibi, insanın manevi sıhhat ve afiyetine hizmet edemiyor, hayatın tekmiline kuvvet veremiyor; fertlerin fikir, amel ve itikat dünyasına bulantı veriyorsa; o zaman ağızdan dökülen kelamın kaynak suyu gibi berrak olması, yanlış tevil ve tefsirlere kapı açmayacak bir biçimde, net ve açık bir şekilde ifade edilmesi lazım..

Evet, her mide her taamı hazmedemediği gibi, her dimağ da her hakikati hazmedemez. Hazmedemeyince de, çoğu zaman çarpık fikirler, yanlış algılamalar gündeme gelir; his dünyasında med ve cezirler yaşanır. O med ve cezirler, o çalkantılar, o istikrarsız iniş ve çıkışlar belli bir müddet sonra, yanlış tevil ve tefsirlere kapı açabilir. Neticede bir kısım insanlar ifrata yuvarlanabilir, bir kısmı da tefrite düşebilirler.

- “Mesela ne gibi yanlış tevil ve tefsirler, ifrat ve tefritler?”

Hz. Ali’nin(r.a) bir sözü var: “Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz” diye.. Evet, cetveli yanlış tutanlar, ya da eğri cetvel kullananlar, doğru çizgiye ulaşamazlar. Hikmetten mahrum, muhakemesiz ve mizansız konuşan bazı çiğ fıtratlar, dinde mutaassıp, muhakeme-i akliyede noksan bir kısım şahıslar, birçok yanlışlara kapı açabilirler. Mesela, bazı şahıslar Şeyh Ahmet Zerruk’un bu sözünü bir hüccet kabul edip, bütün kitapları içine alacak bir biçimde şümullendirebilir, umum kitapları içine alacak tarza tamime cüret edebilirler. O zaman bu tip mülahazalar, her şeyden önce imanî ve İslamî hakikatleri incitir. İslam’ın ders ve tedris sorumluluğuna, ilmî rusûhiyete, neşir ve talim hakikatlerine, araştırma faaliyetlerine, tetebbuata, tezekküre, tedebbüre, tebliğ ruhuna ve tamim görevlerine ters düşer.

-“Bu noktayı biraz daha açar mısınız?

Malum.. İslam, kitap ile gelmiş.

İşte Kur’an-ı Azimüşşan, Kelam-ı Kadim.. Hidayet kitabımız, hayat rehberimiz ve ebedî kılavuzumuz.. Her asırda, her makamda, her meselede, mutlak mürşidimiz, rehberimiz, imamımız..

İşte Hz. Muhammed Aleyhisselatü Vesselam.. Muallim-i ekberimiz, mürşid-i ekmelimiz..

İşte O Resul-u Zişan’ın(s.a.v) sünnet-i seniyesini beyan eden hadis kitapları.. Başta Kütüb-ü Sitte ve diğerleri..

O sünnetler ki; ahkâmın me’hazleri.. Efendimizin(s.a.v) akval, ef’al, ahval, etvar ve harekâtı..

O sünnetler ki; onlara ittiba ve temessük etmek velayet yollarının, marifet caddelerinin, hakikat kulvarlarının, istikamet çizgilerinin en kısası, en keskini, en müstakimi, en makbulü, en kıymetlisi ve en şereflisi..

Evet, O Kur’an-ı Kerim, O Furkan-ı Hakîm ki; bütün asfiyalar, sıddıklar mesleklerinin esaslarını O’ndan almışlar, bütün evliyalar, arifler meşreplerini O’ndan istihrac etmişler.

Evet, O Kur’an ki; “Hem bütün evliya ve sıddıkîn ve urefa ve muhakkikînin muhtelif meşreblerine ve ayrı ayrı mesleklerine, her birindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvir edecek ve her bir mesleğin mesâkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir Kitab-ı Semavî'dir.”

 Evet, O Kur’an ki; “Hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emir ve davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bütün insanın bütün hacat-ı maneviyesine merci' olacak çok kitabları tazammun eden tek, câmi' bir Kitab-ı Mukaddes'tir.”

Evet, O Kur’an-ı Azimüşşan ki; “Şu âlem-i insaniyetin mürebbisi.. ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyet’in mâ ve ziyası.. ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi.. ve insaniyeti saadete sevkeden hakikî mürşidi ve hâdîsi...”dir.

Evet, selef-i sâlihînden ta asrımıza gelinceye kadar bütün müdakkik ve muhakkikler, bütün nurani akıllar, temiz kalpler, alî ruhlar Hak Teala’nın emir ve ahkamını kavramak, yaşamak ve yaşatmak için Kur’an’ı Azimüşşan’a müracaat etmişler. O’nu esas almışlar, O’nu merci tutmuşlar..

Bakın..! Ulema ve meşayıhlara, alim ve kamillere, mürşid ve mübelliğlere, pişdar ve manevi rehberlere.! Onlar da, kitap ve sünnetin çizgisinde müminleri ibadet ve salaha teşvik etmişler, kalp ve gönülleri tutuşturmuşlar. Kalplerin intibahına vesile olmak için bütün himmet, gayret ve dualarıyla insanların ıslahına çalışmışlar, dinin kudsiyetini dikkatlere sunmuşlar, İslam’ın güzelliğini fiilen teşhir etmiş, temsil görevini yerine getirmişler, ve “Din, nasihattır” hadis-i şerifince Kur’an hakikatlerini sürekli tezkir etmişler, hamiyet hissini tahrik etmişler, ahkâm-ı kudsiyeyi ihtar etmişler, lakayt ve laubalileri de ciddi bir biçimde ikaz etmişler.

Evet, tarih boyunca böyle kudsî bir görevin ifa ve icrasına, pek çok istidatlar talip olmuşlar. Her bir istidat kendi kabiliyet ve mazhariyetine göre, ümmet-i Muhammed’e kılavuzluk görevini deruhte etmiştir. Neticede kütüphaneler dolusu kitaplar telif edilmiş; derin sırlar, ince hakikatler kaleme alınmış, ümmete yol gösterilmiştir.

Evet, hak mesleğinde, Kur’an’dan çıkan ve Hakk’a giden istikametli yollarda, yanlış gitmemek için ölçü, mihenk ve mikyas olarak kitap ve sünnet esas alınmış. Kitap ve sünnetin nurlu yolunda yürümek maksut ve matlup kabul edilmiş.. Bu manalara kuvvet vermek için binlerce kitaplar, yüz binlerce risaleler telif edilmiş..

Evet, maksuda, matluba kitap ve sünnet ile, takva ve amel-i salih ile, ilim ve marifet ile, sıdk ve sebat ile, ihlas ve samimiyetle varılır. İlimsiz ve marifetsiz, mihenksiz ve ölçüsüz, ibadetsiz ve taatsız, istikametsiz ve çizgisiz yol alınmaz, irşad olmaz, maksuda da varılmaz. Kitapsız, kütüphanesiz, ilimsiz, müzakere ve mütalaasız bir dünya ruhları karartır, insanları cehalet mağaralarına taşır.

-Devam edecek-

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

-İzninizle başka bir soruya geçmek istiyorum. Bir yerde üstad şöyle diyor; “ey uykuda iken k

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

O Bediüzzaman'dır Bu köşede, çeşitli vesilelerle dediklerimize ek olarak söyleyecek olursak:

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, yeni bir söyleşimizi daha hizmetinize sunuyoruz. Aslen Muş’lu olup

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

Doğunun ilim ve irfan merkezlerinden bir amud-u nurani olan Nurşin medreselerinin Üstad Bediüzza

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşilerimizden birisini daha hizmetinize sunuyoruz. Prof. Dr.

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

-Hocam, sizin risaleyi risaleyle izahınız çok dikkat çekiyor. Bu tarza nasıl başladınız? -

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşileri bölümümüzde yeni bir mülakatımızı hizmetiniz

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, cevaplar.org adına gerçekleştirdiğimiz yeni bir söyleşiyi takdim

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli bir âlim ve ehl-i kalb bir büyüğümüzle yaptığımız k

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

-Hocam, ilk sorum şöyle; Bediüzzaman’ın medrese sistemine getirdiği yenilikler nelerdir?

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

Değerli ziyaretçilerimiz, Prof. Dr. Ahmed Akgündüz Hocamızla yaptığımız yeni bir söyleşiy

Ey Rabbim! Beni yalnız bırakma! Sen Vârislerin en hayırlısısın.

Enbiya,89

GÜNÜN HADİSİ

Ey Allah'ın Resulü," dedim, "şayet Kadir gecesine tevafuk edersem nasıl dua edeyim?" Şu duayı okumamı söyledi: "Allahümme inneke afuvvun, tuhibbu'l-afve fa'fu anni. (Allahım! Sen affedicisin, affı seversin, beni affet.)

Tirmizi, Da'avat 89,Ravi (r.a.): Aişe

TARİHTE BU HAFTA

*Eğriboz Adası'nin fethi(12 Ağustos 1470) *Kanuni Sultan Süleyman Han'in Tebriz'i fethi(13 Ağustos 1534) *Haçlı Ordusu'nun Kudüs katliami (15 Ağustoz 1099) *Gölcük Depremi(17 Ağustos 1999) *Misak-i Milli'nin TBMM'de de kabûlü(19 Ağustos 1920)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI