Cevaplar.Org

MUTTALİPLİ HACI HİLMİ EFENDİ VE ÜSTAD BEDİÜZZAMAN

Muttalip, Eskişehir’in bir köyü iken zamanla şehrin büyümesi ile Eskişehir’e mülhak olmuş bir belde. Burası da Muttalipli Hacı Hilmi Efendi ismiyle özdeşleşmiştir. Hilmi Efendi, Osmanlı devletinin son demlerinde batı Anadolu’


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2009-11-21 05:09:35

Anadolu’muzda neredeyse her yerleşim biriminde bir Allah dostunun kokusu tüter, ruhaniyatı hissedilir. O yerleşim biriminden bahsedildiğinde o veli de hemen hatırlarda tülu eder. Konya denince Hz. Mevlana, Kastamonu anılınca Hz. Şaban Veli, Nevşehir’den bahsedilince Hacı Bektaş, Ankara söylenince Hacı Bayram Velilerin akla gelmesi gibi. Bu zat-ı muhteremlerin kabr-i şerifleri Anadolu’da İslam’ın tapusu mesabesindedir.

Muttalip, Eskişehir’in bir köyü iken zamanla şehrin büyümesi ile Eskişehir’e mülhak olmuş bir belde. Burası da Muttalipli Hacı Hilmi Efendi ismiyle özdeşleşmiştir.

Hilmi Efendi, Osmanlı devletinin son demlerinde batı Anadolu’da çok meşhur olmuş Seydişehirli Hacı Abdullah Efendi’nin halifelerindendir. Onu daha çok Muttalip’te kurduğu ve birçok insanın yetişmesine vesile olduğu Kur’an Kursu ile tanırız. Bu irfan mektebinin tesiri öyle olmuştur ki, halen Muttalip’de ırgatlık yapan insanların birçoğunun tecvidli Kur’an okumayı çok iyi bildiğini öğrendik.

Üstad Bediüzzaman’ın Emirdağ’a gelmesiyle birlikte bu iki Allah dostu şehadet eleminde de tanışmışlar ve birbirlerini çok sevmişlerdir. Biz bu sevgi manzaralarından bazı tabloları ilginize arz etmek istedik. Sizin de kalbinizin bütün Hak dostlarına karşı açık olmasına vesile olsun diye. Saygılarımla. Salih Okur, Cevaplar.org

Ali Osman Orum beyin kaleminden Hacı Hilmi Efendi’yi kısaca tanıyalım:

1888 yılında, babası Halil efendi, annesi Ümmü Gülsüm hanımdan doğan hocamızın vefatı 21.07.1964 tarihinde olup, Rumi 1381 yılı rebiülevvel’in 12’nci Salı gününe (Mevlit kandiline) tekâbül etmektedir. Cenaze namazını manevi halefi olan, bugün Mekke'de Cenneti Muallâ'da yatmakta olan muhterem hocamız H. Osman Efendi kıldırmıştır.

Mezar taşında da işaret olunduğu gibi manevi rütbesi bizce çok büyüktür. Sağlığında ziyaretçi halkasının çok geniş olduğunu bildiğimiz hocamızın bugün hâlâ ziyaretçisinin hiç eksilmediğini görmekteyiz. Üstat Bediüzzaman’ın da birkaç kez Muttalib’e gelip ziyaret ettiğini büyüklerimizden defalarca dinlemiştik.

Hafızlık müessesesinin Eskişehir ve civarındaki en büyük mimarlarındandır. Hafızlarının sayısının hayli kabarık olduğunu biliyoruz. Merhum Abdullah Toprak hocamızın “Ey koca hoca! Dünya bizi aldattı; sen ise dünyayı aldattın”ifadeleri hocayı anlamaya kâfidir sanıyorum.

Küçük yaşta hafızlığını ikmal eden H. Hilmi Efendi, Muttalip Köyü Orta Camiinde imam olarak görev yaptığı ve İmam- Hatiplik hizmetinin yanı sıra hafız yetiştirmek için o günün zor şartlarında bu faaliyeti hiç yılmadan sürdürmüştür. Talebelerinin sayısının binleri aştığı söylenir. Kendisine genç yaşta Hac nasip olur. Medine-i Münevvere’de rüya halinde Rasülullah Efendimiz(s.a.v)le görüştüğü ve Peygamber Efendimiz kendilerine: “Hilmi, sen bize Kur’an ve Hafızlarla yakın ol” diyerek sırtını sıvazladığı ve hocaefendinin bundan sonra aşk ve şevkle kendini Hafız yetiştirmeye adadığı bilinmektedir.

Muhterem hocamızı tanımakla ve onun hatıralarını taşımakla bahtiyar olduğumu söylemek isterim. Onun Kuran hizmetini bir nebze kendimize şiar edinebilir ve biz de Kuran’a hizmet edebilirsek, umarım ki Rabbimizin rızasını kazanmış oluruz. Mevlâ muînimiz olsun. Âmin.(1)

Muhittin Yürüten anlatıyor: Eskişehir'in Muttalib köyünde Hacı Hilmi Efendi vardı. Kendileri Nakşî şeyhlerinden idi. Köyde Kur'ân okutur, talebe yetiştirirdi. Bir gün Üstadla birlikte onun ziyaretine gittik. Hacı Hilmi Efendi, hemen âdeti üzere sofra hazırlattı. Üstad sofradan bir parça ekmek aldı ve sofraya beş kuruş koydu. Sonra Hilmi Efendi bir havlu getirip Üstadın boynuna koydu, 'Bunun bedeli on lira, ama âdetim bozulmasın' dedi ve iki lira koydu.

"Hilmi Efendi beni çağırıp, 'Yahu kardeşim, ben Üstada parasız bir şey veremeyecek miyim? Kabul ettiremeyecek miyim?' dedi. Ben 'Meşrebi böyle' dedim. Hilmi Efendi bir kutuya koku koyarak bana verdi. Üstada götürmemi söyledi ve ilâve etti, 'Bunu sen ver' dedi. Gittim, her zamanki gibi kesesine el attı. 'Efendim, siz daha evvel Mesnevî-yi Nuriye vermiştiniz. Hacı Hilmi Efendi bunu onun karşılığı olarak kabul etmenizi arzu ediyor' dedim.

"Peki' diyerek kabul etti.

"Yemekten sonra talebeler gelerek Üstadın elini öptüler. Üstad onlara hitaben şöyle dedi: 'Sizler, Kur'ân'ın lâfzının hâfızlarısınız. Risale-i Nur talebeleri de mânâsının hâfızlarıdır. Her ikiniz de kardeşsiniz.”(2)

Üstadın elini öpen o hafızlardan muhterem Yusuf Derin Bey, 31.07. 2009’da Eskişehir’de görüşmemizde Üstadın Muttalip ziyaretlerini şöyle anlattı; “1950’lerin başında Hacı Hilmi Efendi’de yüzünden okuyorduk. Daha sonra Hilmi Efendi bizi aşağı camideki Hacı Osman Efendi’ye ezber için gönderdi. Hafızlığı bitirdiğim sene icazet törenine Hilmi Efendi, Bediüzzaman’ı çağırmış. Bediüzzaman’da Muttalip’in Orta camiine gelip, hafızlık duamıza iştirak etti. Camii çok kalabalıktı. Namazı müteakip hafızlık duamız yapıldı.

Bu sırada dikkatimi çeken bir şey, Bediüzzaman’la Hilmi Efendi’in musafahası oldu ki beş dakika sürdü. Ellerini birbirlerine kenetlediler. Tabii biz de onların etrafındayız.

Bediüzzaman hiç konuşmadı. Zaten öyle vaaz filan vermezmiş. Hocaefendi ise konuştu, Bediüzzaman’ın Emirdağ’dan teşrif ettiğini söyledi. Faytonla gelmişti o zaman. Yemek de yemedi. Halbuki o merasimlerde pilav filan verilirdi. Hocaefendinin odasında hocaefendi ile biraz hasbihal etti. Bu hasbihalden sonra Eskişehir’e veya Emirdağ’a döndü, orasını bilemiyoruz.

İkinci gelişi ise, bizden üç sene sonraki hafızlık merasiminde oldu. Bu sefer yine “Bediüzzaman gelecekmiş” diye duyulunca camii birden doldu. Camiinin cemaati alamayacağı görülünce, anonsla Kara camii dediğimiz ve üç kat daha büyük olan eski selatin camiine gidilmesi, merasimin orada yapılacağı duyuruldu. O camiin de altı üstü lebaleb doldu.

O camide Hacı Hilmi Efendi vaaz etti. Bediüzzaman da dinlediler. Ve böylece hafızlık duası yapıldı. Öğrenciler Bediüzzaman’ın elini öptüler, biz de öptük. Onlara hayır dua etti. Hocaefendi ile yine uzun şekilde bir musafaha ettiler. Hilmi Efendi yine Bediüzzaman’ı odasına davet etti. Ve yine baş başa bir saat kadar kaldılar.”

Hilmi Efendi’nin talebelerinden Fehmi Has amca, 31.07.2009’da Muttalip’te görüştüğümüzde, Üstadın ziyareti hakkında şunları anlattı; “Hocaefendi’nin yanına geldiği zaman, Kara Camiin yanında çok güzel konuşmuşlardı. Hatta o zaman, Bediüzzaman benim sağ yanağımı okşamıştı. “Benim duam Hacı Hilmi Efendi’nin talebelerine” demişti.

Bediüzzaman “Sen talebe okutuyorsun” diye hürmetle Hacı Hilmi Efendi’nin ellerini öpmeye varıyor, o da Bediüzzaman’ın elini öpmeye çalışıyor, berabere kalıyorlar, ikisi de birbirinin elini öpemiyor.

Hacı Hilmi Efendi o zaman bize; “Bu zata Bediüzzaman derler” diye tanıtmıştı. Hatta Bediüzzaman hafızlık cemiyeti olması münasebetiyle; “dört gün burada kalmam lazım” demişti. “Bu muhitte(Eskişehir) ölürsem beni Muttalip’e gömün” diye vasiyet etmişti.

O zaman köylülerden Macid’in İbrahim Çavuş Bediüzzamanın kıyafetini yadırgayarak “Üstad üstad diyorlar, bundan üstad mı olur” demişti. Sonrasını bize şöyle anlatmıştı; “Böyle dedikten sonra 250 metre kadar yürüdüm. İçime bir korku geldi. Vallahi sıtma tutar gibi titremeye başladım” demişti.

Ali Tayyar Bey anlatıyor: "Üstadı son ziyarete giderken yanımda Halıcı Fehmi Sürmeci Ağabey vardı. Eskişehir'in Muttalip köyünden hafız yetiştiren Hacı Hilmi Efendiyi ziyaret ettik. Bu zat, Fehmi Ağabeyin şeyhiydi. Birkaç yeğenimiz orada hafızlığa çalışıyordu."Müsaade isteyip ayrılırken 'Şimdi siz nereye gidiyorsunuz?' diye sordu. Biz de, 'Bediüzzaman Hazretlerini ziyaret edeceğiz' deyince, oturduğu yerden ayağa kalktı. Sanki Üstad yanındaymış gibi kollarını iki yana açarak boşlukta kucakladı. Ve 'Kardeşim, ' dedi, 'zamanın kutbudur Bediüzzaman. Selâmımı söyleyin. Bana da dua etsin' diyerek kitaplarını iyi okuyup gösterdiği yoldan kat'iyyen ayrılmamamızı tavsiye etti.(3)

14.07.2009’da Isparta’da görüştüğümüz Ali Tayyar ağabey yukarıdaki ifadelerinin devamı olarak şunları anlattı; “Isparta’ya geldik. Mübarek üstadımızın ellerini öptük. O da benim alnımdan öptü. Eskişehir’den geldiğimizi söyledik. “Hacı Hilmi Efendi’nin selamları var” deyince, üstadım sanki o zat yanlarındaymış gibi, böyle kucaklar gibi yaptı “ve aleyküm selam..” dedi, sonra “kibar evliyaullahtır” buyurdu.

Ali Demirel Bey anlatıyor: “Pilot Astsubay olmam hasebiyle Diyarbakır'dan Eskişehir'e Jet kursuna gitmiştim. Bu sırada Üstadı görmeye karar verdim. O zamanlar Eskişehirli tarikat şeyhi, Muttalip köyünden Hacı Hilmi Efendinin tarikatına bağlı idim. Bu sebeple Üstada gitmeden önce Hacı Hilmi Efendiye uğradım. Risale-i Nurları gördüğümü ve Bediüzzaman Said Nursî'yi ziyaret etmek istediğimi şeyhime anlattım ve bu konudaki görüşlerini sordum. O da bana, 'Risale-i Nur'ları oku ve Üstadı mutlaka ziyaret et' diye tavsiyede bulundu

Yedi kişilik bir kafile ile Eskişehir'den Emirdağ'a, Üstadı ziyarete gitmiştik. Kafilemizde; Binbaşı Reşat Bey, Yüzbaşı Ekrem Bey, Pilot Başçavuş Ömer Halıcı, Saatçi Muhittin, Elbiseci Mustafa, Hacı Hafız Abdullah Efendi (Toprak) vardı. Üstada gideceğimiz zaman Hacı Hilmi Efendi yeni Hicaz'dan gelmişti. Üstada götürmemiz için, bize tesbih, misvak, koku ve hurma vermişti. Bu mübarek zat, daha önce bir kaç sefer Üstadı ziyaret ettiğini ifade etmişti.

"Emirdağ'a vardığımızda Mehmet Çalışkan'ın bakkaliye dükkânına uğrayıp, oradan da Üstadın yanına gittik. Üstad yatakta oturmuş vaziyette idi. Duvarda bir cep saati asılıydı. Ayrıca orta boy bir radyo da duvarda vardı.

"Üstad, kendisine hediye olarak Hacı Hilmi Efendi tarafından gönderilen hurmalaları açtı. Sekiz tane vardı. Biz de Üstad ile beraber içeride sekiz kişi idik. Üstad, 'Fesübhanallah' dedi.Ve sayı saydırarak bize hurmaları dağıttı. Sayı kendine düşen, hurmaların en büyüğünü almak mecburiyetinde idi. Bazı arkadaşlarımız küçüğünü almaya kalkıştıklarında Üstad mâni oluyor ve en büyüğünü almalarını istiyordu.

"Üstad bu hediyelere mukabil bir hediye vermek istedi, etrafı araştırdı, epeyce aradıktan sonra bir tesbih buldu, çıkardı:

"Tesbih mübarektir, bunu kendisine götürün, selâm söyleyin. Kardeşim, Hilmi Efendi bir kaç defadır benim ziyaretime geliyor, artık gelmesin, ben onun ziyaretine geleceğim' dedi.

"Bu hadiseden beş sene sonra, 1957'de, Üstad, Hilmi Efendinin hafız cemiyetine dâveti üzerine, trenle Isparta'dan Eskişehir'e gelerek oradan da Muttalib'e gitti. O zaman köyde çok kalabalık olmuş, bir kaç bin kişi toplanmıştı. Ertesi sene Üstad, dâvet edildiği günden üç gün evvel, yine Muttalib'e gitmişti. Üstadın dâvet edildiği duyulduğu için, çok büyük bir izdiham ve kalabalık olacaktı. Fakat Üstad, 'Benim kandilde Isparta'da bulunmam lâzım' diye Muttalib'e ziyareti, üç gün evvel yaparak geri dönmüştü. Ben Yıldız Oteline gitmiştim. Otelde Zübeyir Ağabey vardı. Bana, Üstadın Muttalib'e gittiğini ve hemen döneceğini söylemişti.

"Üstad yanımızdaki Hafız Abdullah Toprak'a şöyle diyordu: 'Kardeşim Hafız Abdullah, ben tek başıma kaldım. Eğer benim gibi altı-yedi kişi daha olsaydı, bu memleket bu hale gelmezdi.(4)

Ali Demirel Bey şunları da anlatıyor: “Üstadın giyinişi Şark usulü idi. Yanakları pembe, gözleri maviye çalıyor, parmakları ince ve uzundu. Arkadaşlarımın hepsini tanıdığı halde beni yeni görüyordu. Bunun üzerine Ömer Halıcı'ya beni göstererek, 'Bu kim?' dedi. Ömer Halıcı, 'Bizim alayda Başçavuş Ali Demirel' diye cevap verdi. Üstad da, 'Maşaallah, onu talebeliğe kabul ettim' diye iltifat etti. Üstad devamlı konuşuyordu. Şöyle dediğini hatırlıyorum:

"Kardaşlarım, ben önce Risale-i Nur talebelerine, sonra Muttalipçilere (yani Şeyhim Hacı Hilmi Efendinin talebelerine. Bunlar da sık sık Üstadı ziyaret ediyorlardı), sonra da tayyarecilere dua ediyorum. (Ve biz havacılara dönerek) Kardaşlarım, ölümle karşı karşıya olan kahramandır. Siz kahramansınız. Ben de din kahramanıyım.' Sonra Üstaddan müsaade alarak ayrılmıştık(5)

Üstadın hizmetkârlarından Mustafa Sungur ağabey, Hacı Hilmi Efendi hakkında şu hatırayı anlatıyor: “Muttalipli Şeyh Hacı Hilmi Efendi, Hazret-i Üstadımıza yakından alakadardı. Hem o, hem Çalışkan'ların babaları Şeyh Hacı Ali Efendi gibi, Konya civarlarında da Seydişehirli Hacı Abdullah Efendinin mensupları, umumiyetle Nur'a talebe olmuşlardı. Hazret-i Üstad bu merhum büyük veli zatı rahmetle yad ederdi. Ve 'Seydişehirli Hacı Abdullah Efendinin bütün mensupları benimle alâkadardır. Risale-i Nur'a âlakadarlık gösteriyorlar' derdi. Birgün Hz. Üstad, odanın anahtarını bana vermişti. Kapıyı da onun emriyle kilitlemiştim. Ben dışarıda iken Hacı Hilmi Efendi gelmiş, sonra geri gitmiş. Hz. Üstad, 'Bunda bir hikmet var' dedi. Sonra geri geldi, görüştüler.(6)

Namık Şenel Hocamız anlatmıştı: “…Aradan bir sene geçti, ben görevden ayrıyım. “Eskişehir’e gideyim, şu zatın selamını söyleyeyim” diye aklımdan geçirdim. Muttalip’e vardım. İkindi için abdest alıyorlardı. Ben de abdest almaya başladım. Kimsenin benim niçin geldiğimden haberi yok.

O arada, “seni şeyh efendi çağırıyor” dediler. Hemen acele abdest aldım, elini öptüm. “Hoş geldin evladım” dedi, “hoş bulduk” dedim. “Evladım, bu gece burada kal. İkindi namazından sonra mevlid olacak. Sen de mevlide iştirak et. Sabah namazından sonra seninle görüşelim” dedi.

O gün orada kaldık. Sabah namazından sonra beni çağırttı, vardım elini öptüm.

Elini omuzuma dayadı, “Evladım” dedi, “Bunlar Bediüzzaman’ı yıldıramadıkları için, sizi yıldırmaya çalışıyorlar. Çekinmeyin, bunlar(ihtilal sıkıntıları) geçiçidir, bunlar olağan şeylerdir. Benim şeyhimi ziyaret için Beypazarı’ndan 30- 40 âlim gelirdi. Bir Menemen hadisesi çıkarttılar, çayır biçer gibi biçtiler. Hatta ben o zaman, diyanette görevli Hasan Hüsnü Erdem’e mektup yazdım. Biz onunla İstanbul’da beraber okuduk, beraber müderris olduk. Ona ; “Niye müdahale etmiyorsunuz?” dedim de bana şöyle yazdı; “Ben böyle karışırsam, beni buradan alırlar. Benim yerime bir dinsizin geçirilmeyeceğine teminat verebilir misin şeyhim?” diye bir mektup yazmış, ben de hak verdim. Bunlar muvakkattir” dedi. Hasan Hüsnü hocanın mektubunu da gösterdi.

Ben de “Efendim, Nazilli’deki Şeyh Hacı Ali Efendi “onunla hiç maddeten görüşmedik. Ama manen görüşüyoruz dediler” dedim. “Görüşüyoruz evladım dedi.

Orada, üstaddan çok sena ile bahsetti. Zaten ben Emirdağlı olduğum için yakinen biliyorum, Emirdağ’daki bütün müridlerini üstadın hizmetine vermişti. Allah rahmet eylesin..”(7)

Dipnotlar

1-http://www.aliosmanorum.com/blog.asp?id=179

2- Son Şahitler-3-s:202

3- Son Şahitler-4-s:211

4- Son Şahitler-3-s:258-259

5-Son Şahitler-3-s:259

6-Son Şahitler: 4: 49

7-http://www.cevaplar.org/index.php?khide=visible&sec=5&sec1=37&yazi_id=5866&menu=1

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

barış, 2014-10-12 17:12:05

Eskişehirliyim ve muttalipte akrabalarimız var cok gelip gittik fakat bu zatı muhterem hocaefendimizin varligıni bildigim halde bu kadar geniş bilgi ve anılari ögrenmiş oldum Allah sızlerden razı olsun

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Zarif ZEYREK, 2013-04-28 03:20:51

Beypazarı' ndan Küçük Hafız namıyla ma'ruf Hafız-ı Kurra Hacı Hafız Şakir ZEYREK Hocaefendi' nin mahdumuyum. Babam merhumun, Hilmi Efendi (KS) ye intisabı vardı. Şeyh Efendi' nin Beypazarı' ndaki evimizde birkaç kez misafir olduğunu biliyorum. 1970 lerin başında Eskişehir' den amcazadem ve babam merhum ile birlikte Muttalib'e gittik. Hilmi Efendi (KS) nin kabri şeriflerini ziyaret ettik. Ancak iki kabirde dua ettik. Babam Hacı Hafız Şakir Efendi her ne kadar kabrini değiştirdilerse de O (KS) yine de burada" diyerek ilk defnedildiği yeri işaret etti. Sonradan öğrendiğime göre Bediüzzaman Hazretlerine de yaptıkları gibi kabrini yok etmeye çalışmışlar. Beypazarlı baba dostu Merhum Hacı Emir Ali Amca' mdan bizzat işittiğim bir hatıra var. Kendileri Babam ve bazı Beypazarlılar ile Muttalibde ziyarette bulunurken üçüncü gün sabah namazından sonra Hilmi Efendi (KS) nin "hazırlık yapın, Kardeşim Said gelecek" dediğine şahid oluyorlar. Hacı Emir Ali Amca bana dedi ki: o zaman köyde telefon, telgraf yok bir at arabası var o da haftada bir iki defa gelir. Köye dışardan gelip haber getiren de olmadı. Biz şaşkınlıkla beklerken ikindiden sonra Üstad, Muttalib'e gelince şaştık kaldık. İkisi arasında manevi bir buluşma ve bilişme olduğunu düşündük. Zarif ZEYREK

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

orhan, 2011-10-09 08:58:08

hılmi efendimizin ettigi dualarla beldemiz hala ayaktadır.allahsalihlerin bedduasından korusun.amcam vebabam lar da hilmi efedinin hafızlarındandır şöylede bir vasiyeti olmuş hocamızın demişki benim yetiştirdiği hafız senede birgün bir vakit arkasına cemaati alıpta namaz kıldırmazsa iki yakası bir araya gelmesin diye bir söylemi olmuş vasiyet anlamında

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Üstad Bediüzzaman 6000 sayfalık Külliyatında zaman zaman -bazen bi

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

Merhum Ali Uçar Bey bir sohbetinde anlatıyor; “Ali Sert Hocamdan dinlediğim şu hatırayı, Kon

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, edep, nezaket, tevazu timsali çok kıymetli bir insan-ı kâmi

BİR AVUKATIN HATIRALARI

BİR AVUKATIN HATIRALARI

Kıymetli ziyaretçilerimiz, aşağıda nakledeceğimiz hatıralar, Mutlakıyet, Meşrutiyet, Cumhu

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

Güngörmüş, gün geçirmiş zatların yanında insanın ya bir not defteri olmalı veya bir kayı

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

Sungur Ağabey anlatıyor: ‘Ahmet Feyzi Ağabey hapiste iyice hırslanmış, Temyiz’e layiha ya

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

Hafız Rıza Çöllüoğlu, değerli bir büyüğümüz. Muradiye Vakfının kurucularından olan Ho

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

Şeyh Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunlarından Vahdettin Küfrevi Efendi'nin hatıraları

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

Abdurahman Büyükkörükçü hocamızla 29.06.2011 tarihinde Konya Erenköy’deki evlerinde kısa

İMANIN TEZAHÜRÜ

İMANIN TEZAHÜRÜ

Biz bu yazımızda Üstad Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatında da neşredilen bir kahramanlığ

NUR KAHRAMANLARI-2

NUR KAHRAMANLARI-2

Üstad Hazretlerini, ortaokul talebesi iken tanıyıp ona soru sorma şansına ve yakın talebelerin

Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.

Necm,28

GÜNÜN HADİSİ

İki ni'met (iki güzel hal) vardır ki, insanlardan çoğu bu ni'metleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat, boş vakit.

Abdullâh b. Abbâs (r.a)'dan

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI