Cevaplar.Org casino maxi

MEHMED KIRKINCI- BÜTÜN ESERLERİ-1-ZAFER YAYINLARI-İST-2007

Not: Hikmet Pırıltıları ve Nükteler adlı eserleri muhtevidir. Semayı yıldızlarla, zemini çiçeklerle süslendiren Cenab-ı Hak insan ruhunu da görme, işitme, idrak, tefekkür, vicdan gibi mânevî çiçeklerle tezyin etmiştir. S:20


Nurgül Dere

nurguldere@gmail.com

2009-11-01 04:01:02

Not: Hikmet Pırıltıları ve Nükteler adlı eserleri muhtevidir.

Semayı yıldızlarla, zemini çiçeklerle süslendiren Cenab-ı Hak insan ruhunu da görme, işitme, idrak, tefekkür, vicdan gibi mânevî çiçeklerle tezyin etmiştir. S:20

Bu dünyada misafir ve yolcu olan insan için en mühim mes'ele; varacağı nihaî hedeftir. Yolda çekilen elemler gibi, alınan lezzetler de ehemmiyetsizdir. S:25

Çekirdeğin meyve vermek için çok sabırlı olması ve bu sabırla Allahü Azimüşşân'ın lûtfunu celbe çalışması lazımdır. Zira, çekirdeği ağaç yapacak olan, ancak Cenab-ı Hakk'ın lûtfudur. Yani; sabır esbabına tevessülün meyvesi lûtuf, lûtfun neticesi ise meyvedir. S:30

Her gün bir bahçede oturan ağaç, meyve veremediği gibi, her gün ayrı yumurtalar üzerinde oturan tavuk da civciv çıkaramaz. Dâvamıza lâyık sebatı göstermezsek misâldeki ağaçtan veya tavuktan bir farkımız olmayacaktır. S:36

Meselelerimiz müzakere edilirken, halden ziyade istikbâl nazara alınmalıdır. İstikbâli dikkate alarak adım atmak güzel bir tedbirdir. Hizmetteki kardeşlerimizi değerlendirirken de bu ölçüyü dikkate almak gerekmektedir. S:39

Dâva arkadaşlarıyla istişare eden, onların muhabbet ve teveccühünü kazandığı gibi, kendi kadr ve kıymetini de arttırmış olur. Ayrıca müşaverenin psikolojik faydası vardır. Bir kardeşimizle bir mes'eleyi müşavere edersek, kendisine kıymet verildiği kanaatı ile o kardeşimizin hizmetteki şevk ve gayreti ateşlenecek, hizmet arzusu kuvvet kazanacaktır. Bu nokta da unutulmamalıdır. S:41

Hizmeti umum insanlara bakan muhteşem bir fabrikanın bir veya iki çarkındaki muvakkat arızayı gören kimsenin, o arızayı tamir etmek yerine, fabrikadan çekilip umum varidattan mahrum kalması kâr-ı akıl değildir. S:46

Her şeyin yerinde olduğu halde mes'ud olamayan bir insanın bu bedbahtlığı mânen aç, vitaminsiz ve gıdasız kalmış olmasından ileri gelmektedir. Süt, yumurta ve havuç gibi A vitamini ihtiva eden gıdaları almayan bir insanın gözü fersiz kaldığı gibi, namaz nimetini tatmayan insan da ruhen vitaminsiz kalıyor; orucu ise yediğinde zehirleniyor ve dehşetli mânevi sancılar çekmeye başlıyor. S:64

Yazıdaki güzellik ve onda tezahür eden ulvî manalar ve derin hakikatler mürekkebe isnad edilemez. Ancak, mürekkep, kâtipteki kemalâtın, maharetin, ilmin, san'at melekesinin tezahürüne bir âyinedir. S:70

İnsan; biri maneviyat, diğeri ise maddîyat olmak üzere iki şeyden mürekkeptir. Bunların vahdeti ile insanın kıymeti tahakkuk eder. Bu vahdet neticesi, ruh padişahlık, akıl ise sadrazamlık makamına yükselir. S:75-76

İnsan nevi, ism-i âzama mazhardır. Yani, ism-i âzam bütün esmâ-i İlâhiye'yi içine aldığı gibi, insan da, bütün esmânın tecellilerine mazhar bulunmaktadır. Ayrıca, her bir ismin insandaki tecellisi de diğer mahlûkatın çok fevkindedir. Bu cihetle de insan her ismin mertebe-i âzamına mazhardır. S:93

Bir eserde tecelli eden güzellik ustadan gelmektedir. Lâkin o güzellikle ustanın ilminin, san'atının ve zâtının güzellikleri arasında hiçbir benzerlik bulunmamaktadır. S:95

Cenab-ı Hakk'ın tasarrufatında mübâşeret yoktur. Mübâşeret, ancak iki maddî şey arasında söz konusudur. Maddeden uzaklaştıkça, mübâşeretsiz iş yapmaya doğru yaklaşılır. S:98

Dünyamızın cazibe kanunuyla güneşe nasıl takılı olduğunu idrak edemeyen ilmimizle, umum kâinatın hâlikı ve bütün kanunların hâkimi olan Kadir-i Zülkemâl'in şuunatına vâkıf olabileceğimizi iddia edemeyiz. S:100

Akıl, henüz bir yumurtanın civcive nasıl inkılâp ettiğini veya bir ağacın bütün meyveleri bir anda nasıl beslediğini de anlayamıyor.
Bir ağacın yaptığı işe aklı ermeyen insan, elbette ki Hâlik-ı kâinatın şuunatının mahiyetini anlayamayacaktır. S:105

İnsan Cenab-ı Hakk'ı tanımazsa, O'na iman ve itaat etmezse, kendinde tecelli eden esmâ-i İlâhiyye'nin güzelliğinden bir hisse alamaz. İman ve itaat etmesi halinde ise, memerlikten kurtulup mazhar olur. Bu haliyle güneşin ziyâsına mazhar olan bir ayna gibi kendi de ziyâlanır, güzelleşir ve şereflenir. S:111-112

Hayvan kendi vazifesini hakkıyla yerine getirdiği halde, biz ibadet vazifemizi yerine getirmezsek hesabımızın çok çetin olacağı muhakkaktır. S:124

Divâne bir çocuğun okula gitmeyerek oyunu ilme tercih etmesi gibi, fasık adam da günahı sevaba, eğlenceyi ibadete tercih ediyor. S:125

Devenin dili bizim dilimizden çok daha büyük olduğu halde konuşamıyor. Demek ki dil başka, konuşma başkadır. Aynen göz ile görmenin farklı olması gibi. Dilde konuşmayı yaratan ancak Mütekellim-i Ezelî'dir. S:125

Bir gelin, babasını evinden elini kolunu sallayarak değil, arkasında bir araba çeyizle ayrılır. Âhiret yolcusu olan insanların çeyizleri de ibadetleridir. S:127

İbadet etmek insanın fıtratında dercedilmiş bulunduğundan Allahü Azîmüşşân'a kulluk etmeyen kimseler, taşlara, ateşe, güneşe veya tabiata tapmakta veyahut çocuğun kendi parmağını emmesi misâli, bizzat kendi nefislerinin emriyle oturup kalkmaktadırlar. S:129

Nefis, ateş gibidir. Yakıcılığı ve zararlılığı her zaman mevcuttur. Bu nefis, İslamiyet sobasıyla kuşatılırsa, ondan istifade edilir. Yani o halde nefis, insan için terakki vasıtası olur. S:133

Nefsini yenerek tahkiki iman kazanan kimse, ateş ortasında fidan yetiştirmiş gibidir. S:133

Rütbece kendilerinden bir derece büyük olan bir insan karşısında, bütün hareketlerini kontrol eden bu âciz insanlar, Hâlik-ı Zülcelâl'in huzurunda olduklarını bildikleri halde, nasıl O'nun emri hilâfına hareket edebiliyorlar? S:133

İnsanın sofrasıyla kedinin sofrasını mukayese ediniz. Buna rağmen, ikincisi büyük bir memnuniyet gösterirken, birincisi isyan etmekte… S:133

Bir günümüzü oyun ve eğlence ile geçirdiğimizde ertesi gün elimizde bir hiç kalır. O günü ticaretle geçirsek kazandığımız kârla servetimize bir şeyler ilâve etmiş ve yarınımızın maddî ihtiyaçlarını karşılamış oluruz. S:135

Bu dünyanın yarını da ahiret olduğuna göre, yarın elimizde kalacak, yani hasenat defterimize kâr olarak geçecek işlere ne derece müteveccih olmamız gerektiği açıktır. S:135

Namaz kıldığı halde dünyevî işlerinin iyi gitmemesine hayret eden veya namazı böyle bir gaye için kılan kimse namazı anlamamış demektir. Bir talebe mezun oluncaya kadar maaş beklemez, ücret mezuniyetten sonradır. Bu dünya bizim için bir imtihan salonudur. Bu salondan ölüm ile ayrılacak, mükâfat veya ceza menziline doğru yol alacağız. S:145

Yumurta içindeki civcivin kâinattan habersiz olması gibi, biz de kâinat yumurtası içinde ahiretin keyfiyet ve mahiyetinden bihaber yaşıyoruz. Ölümle bu yumurtanın kabuğunu delmiş olacağız. S:145

Bir kâğıt üzerindeki alelâde bir gül resminin dahi mutlaka bir ressamı olacağını idrak eden insan, nasıl oluyor da zemin sahifesindeki hayattar gülleri nakkaşsız zannediyor? S:150

Sevaplar servet gibi, iman keyfiyeti ise makam gibidir. S:155

Hindistan cevizinin ağacı toprak yiyor, süt veriyor. Koyun ise ot yiyip, süt veriyor. Bir valide faraza et yiyip, süt veriyor. Demek ki bunların her biri birer sebeptir, sütü yaratan ise, ancak Rezzâk-ı Zülcelâl'dir. S:156

İhlâs, saf süte teşbih edilirse, Allahü Azîmüşşân'ın rızası dışında herhangi bir gaye için ibadet yapmak, süte o gayenin mahiyetine göre az veya çok su karıştırmak demektir.
Cennet için yapılan ibadette, süte bir damla su karıştırılmışsa, dünyevî maksatlar için yapılan ibadetlerde, sütün çoğu su olmuş demektir. S.159

Zerrelerin vücudumuza gelip gitmeleri, bizim de bir gün bu kâinattan gideceğimizi gösterdiği gibi; bizlerin bu kâinata gelip gitmemiz, bir gün kâinatın da vefat edeceğine işaret etmektedir. S:164

Esmâ-i İlâhiyye'nin mertebeleri nihayetsiz olduğundan imanda terakkinin hududu yoktur. Her bir bürhan bir refref, her bir hüccet ve ibadet bir burak gibidir. Onlara, aklen, kalben, fikren binenler marifetullahın semasında kat-ı meratip ederler, yükselirler. S:165

Padişahın nazarı altında yâverine ittiba etmek, padişaha itaat etmek demektir. Sünnet-i seniyyeye ittiba hususuna bu noktadan bakmalı ve ona göre hassasiyet göstermeliyiz. S:169

Göz görme âleti, akıl ise anlama âletidir. Gözün, güneşe muhtaç olması gibi, akıl da hakikatleri görmekte Kur'an'a muhtaçtır. S:182

Bir kimse, benim gözüm var, o halde güneşe ne ihtiyacım olacak? Dese ve karanlıkta görmeye çabalasa gözünü bir çiviye çarpıp kör edebilir. Aynen bunun gibi, Kur'an nurundan gaflet ederek hakikat arayan akıl da kendini yaralayabilir ve öldürebilir. S:182

Bir ağacın yanında gayr-i meşrû zevkler de işlense, ibadet de edilse suretâ o ağaç her ikisini de şuursuzca seyreder, ne birincisini tenkid ve ne de ikincisini tebrik eder.
Bazı insanlar böyle yaşamayı, yani kendi ifadeleriyle, etliye sütlüye karışmamayı, büyük bir idealmiş gibi kendilerine rehber etmekte ve ağaçlardan çok daha şuursuz ve camid duruma düşmektedir. S:189

Allah'ın kâinatla olan nisbeti hallâkiyettir. Yani, her şey O'nun mahlûkudur, masnûudur. Usta eserine benzemekten münezzeh olduğu gibi, Sâni-i âlem de bu kâinata benzemekten münezzehtir. Zira, kâinattaki bütün madde ve manalar O'nun mahlûkudurlar. S:191

İnsanın kalbi bir bahçe gibidir. Onda mutlaka bir şeyler bitecektir. Eğer o kalp, marifetullah ve muhabbetullah ile doldurulmazsa orada ya dikenler biter veya düşmanlar ona muzır şeyler dikerler. S.209

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Serkan, 2009-11-08 05:37:08

Hocamızı dün Suffa'daki Sohbette dinledik. Ardından başka bir yere sohbete gitti. 81. yaşındaki bu delikanlılığı bizi utandırdı doğrusu. Allah kendisinden razı olsun.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Zemahşeri, 2009-11-06 15:05:20

Bir cümleye bir kitap, bir kitaba bir hayat sığabiliyormuş... Allah, Hocamıza sağlık, afiyetler versin. Başımızdan eksik etmesin...

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.

AL-İ İMRAN,134.AYET

GÜNÜN HADİSİ

Yapılan hayırdan (ma'ruf) hiçbir şeyi küçük bulup hakir görme, kardeşini güler yüzle karşılaman bile olsa (bunu ehemmiyetsiz görüp ihmal etme)

Müslim, Birr 144, (2626)

TARİHTE BU HAFTA

*Abdülkadir Geylani hazretlerinin vefatı 17 Temmuz 1163 *Kıbrıs barış harekatı 20 Temmuz 1974 *Aya ilk insan ayağının basması 21 Temmuz 1969

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI