Cevaplar.Org

GERÇEK TASAVVUF

Eser Adı:Gerçek Tasavvuf Orijinal ismi: Rabbaniyye La Ruhbaniyye Müellifi: Ebu’l Hasan En Nedvi Mütercim: İsmet Ersöz Yayınevi: İslami Neşriyat


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2009-10-22 02:08:26

Eser Adı: Gerçek Tasavvuf

 

Orijinal ismi: Rabbaniyye La Ruhbaniyye

 

Müellifi: Ebu'l Hasan En Nedvi

 

Mütercim: İsmet Ersöz

 

Yayınevi: İslami Neşriyat

 

Tasavvufla alakalı üçüncü olarak tavsiye edeceğimiz bu eserle birlikte bu sahadaki tavsiyelerimizi şimdilik noktalayacağız. Bu çalışma tasavvufun ruhundaki dinamizmi göstermesi bakımından önemli. Gerçi Suriyeli yazar Esad El Hatip'in aynı mevzuyu işleyen Sufiler Ve Aksiyon adlı bir eseri var. Ama çok kalitesiz bir tercüme ve basımla piyasaya sürülmüş.

 

İslam âleminde -İngiliz ajanlarının da zamanında belirttiği gibi- müslüman toplumları üç unsur diri tutmuştur. Bunun için, Müslüman coğrafyada hâkim olan o zamanın Britanya imparatorluğu bu üç unsurla mücadele ve ortadan kaldırma, olmazsa onları asliyetinden ve safiyetinden sıyırma gayreti gütmüştür. Bu üç unsur şunlardır:

 

a- Hilafet

 

b- Hac

 

c- Tasavvuf müessesesi

 

19. ve 20. Yüzyılda sömürgeci güçleri Afrika ve Asya'da tedirgin eden birçok tasavvuf hareketleri(Senusiyye hareketi, Kafkaslarda Müridizm gibi) olduğu kadar, bu kurumu bir miskinler yuvasına çeviren tarikatlar da görülmüş ve halen de bolca görülmektedir. 1892'de Anadolu, Suriye ve Mısır'a yaptığı seyahatte merhum Şibli Numani bu hususa şöyle değinir; "Ehliyetsiz kişiler elinde "bu dergâhlar ve zaviyeler de artık birer tembellik, bedavadan geçinme, dilencilik, miskinlik yuvaları haline geldiler. Bu yüzden de İslam ümmetinin hayatına çok zarar vermeye başladılar."

 

Bu ifrat ve miskinlik, tasavvufu tamamen red eden ve onu Cahiliye bulaşığı olarak gören Vehhabi ve Selefi hareketlere güç verdi. İfrat tefriti doğurdu. Bediüzzaman'ın Vehhabilerle alakalı risalesinde buyurduğu gibi; "Esbab tahtında vücuda gelen hâdiseler, o esbabın hâlis malı değil, belki asıl o hâdisenin hakiki sahibi kaderdir. Kader ise, hikmet-i İlahiye ile hükmeder. Öyle ise bu Vehhabî hâdisesine, yalnız Vehhabîlerin Ehl-i Sünnete karşı müfritane bir tecavüzü nazarıyla bakmayacağız. Belki Ehl-i Sünnet bir su-i hareketiyle kadere fetva vermiş ki, Vehhabîleri Ehl-i Sünnet'e taslit etmiş. Vehhabîler zulmeder, çünki hem çok müfritane, hem intikamkârane, hem Hâricîlik namına ettikleri için cinayet ediyorlar. Fakat kader-i İlâhî üç sebebe binaen adalet eder(devamı için 28.Mektub 6.Risale olan 6.Mes'ele)

 

Böyle bir dönemde bazı itidal hareketleri de görülmedi değil. Hind alt kıtasında Şah Veliyullah Dehlevi'nin açtığı büyük tecdid hareketinin 19. Ve 20. Asrın sahiline vurduğu dalgalar diyebileceğimiz Seyyid Ahmed Şehid ve mücadelesi, Diyobend tasavvufu, hususan Mevlana Eşref Ali Tehanevi ve Abdülkadir Raipuri ve talebeleri bunlardan sadece bir kaçı..

 

1962'de şeyhi Abdülkadir Raipuri'nin vefatıyla yerine geçen ve kendisi de bir "şeyh" olan merhum allame Ebul Hasan en Nedvi "Gerçek Tasavvuf" diye tercüme edilen bu eserinde, tasavvuf terminolojisinin Kitap ve Sünnette nüve halinde bulunduğunu, Kur'an'ın emri olan tezkiye, zühd ve akleden kalbin müesseseleşmiş şekli olduğunu, tasavvufun tarih boyunca toplumları hayatın içinde aktif tutan bir fonksiyona sahip olduğunu, onun Rabbani bir yol olduğunu, Hıristiyanlıkta olduğu gibi Ruhbaniyet olmadığını tarihten misallerle, çok veciz olarak anlatmaktadır.

 

Bunu yaparken de Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz beyefendinin isabetli teşhisiyle belirttiği gibi, "Bir de tabii son yıllarda tasavvufa karşı yöneltilen çok ciddi tenkitler var. Bu tenkitlerin haklılık payı olanları da var. Tasavvufu korumak amacıyla bilhassa İhvan-ı Müslimin ve Hind kökenli bazı sufiler, sufiliği de selefi bir zihniyetle buluşturmak ihtiyacı hissetmişlerdir ki, bu tip tenkitleri asgariye indirsinler ve bu tür ithamlardan tasavvufu korumuş olsunlar. Mesela Ebu'l Hasan en-Nedvi de bunlardan birisidir. O da mesela "Rabbaniyye la Ruhbaniyye" isimli eserinde, "Bunun adı önemli değil, bunun adına illaki tasavvuf demek zorunda değiliz… Tasavvufu beğenmeyen olabilir, başka bir kültürden geldiği iddiasında bulunanlar olabilir, ama Rabbanilikten vazgeçemeyiz, tezkiyeden vazgeçemeyiz, ihsandan, zikirden vazgeçemeyiz. Çünkü bunlar Kur'anidir ve Resulullah'ın hayatında vardır. Dolayısıyla biz tasavvuf ve tasavvufun o temel ve başka kültürlerle buluşan taraflarıyla fazla uğraşmayalım, biz Kur'an'ın öğrettikleriyle buluşalım ve selefi bir çizgide tasavvufu anlayalım" ifadesinde kaygısı budur diye düşünüyorum. Said Havva da aynı kaygıdadır. Onların bulunduğu muhitlerde, Mısır'da, Suriye'de, Suud'da ve pek çok yerde insanların tasavvufa ulu orta saldırmalarından dolayı, tasavvufu bütünüyle reddeden bir zihniyet karşısında, en azından biraz daha oradaki bozuklukları ve çarpıklıkları ayıklayarak tasavvufu korumanın ve muhafaza etmenin daha kolay olacağını düşünerek -bu da bir tavır aslında, kınamak da mümkün değil- demişlerdir."

 

İsmet Ersöz beyefendi merhum Nedvi'nin birçok eserini Arapçadan çeviren ve güvenilir tercümelerin sahibi bir isim. Bu eseri de çok akıcı bir şekilde dilimize kazandırmış. İstifade etmeniz dualarımızla…

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SİTE HARİTASI