Cevaplar.Org 1xbet para cekmeimplant dis fiyatlari

ALEVİLİK NEDİR

Eser Soru cevap şeklinde hazırlanmış… Aleviliğin ne olduğunu, Şiiliğin doğuşunu ve bu konuda Yahudi komitesi ve onların temsilcisi Abdullah İbn-i Sebe’nin baş döndürücü sinsi faaliyetlerini, Aleviliğin zuhurunu ve görüşlerini, gerçe


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2009-09-30 12:57:17

Eser Adı: Alevilik Nedir

 

Müellifi: Mehmed Kırkıncı

 

Yayınevi: Zafer Yayınları

 

Alevilik, Türkiye'nin gündeminde devamlı tazeliğini muhafaza eden ve başta Alman gizli servisi olmak üzere iç ve dış mihraklarca zaman zaman kaşına gelen bir olgu. Yakın tarihimiz, ülkeyi karıştırmak ve bir gece baskınına sürüklemek için planlanmış Sünni-Alevi kavgası kurguları ile dolu. 1970'lerde cereyan eden Çorum, Maraş hadiseleri, daha yakın tarihteki Sivas Madımak katliamı ilk akla gelenler..

 

Yara doğru teşhis edilmediği sürece pansuman tedbirler bir işe yaramıyor. Zaman bunu gösterdi. Asrın mücediddi Bediüzzaman'a bin barekallah, nasıl da problemi keskin basiretiyle teşhis edip tehlikeye dikkat çekmiş, insan hayretten kendisini alamıyor;

 

"Ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu manasız ve hakikatsız, haksız, zararlı olan nizaı aranızdan kaldırınız. Yoksa şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen zendeka(dinsizlik) cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip, ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlub ettikten sonra, o âleti de kıracak. Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan uhuvveti ve ittihadı emreden yüzer esaslı rabıta-i kudsiye(kudsi bağlar) mabeyninizde(aranızda) varken, iftirakı iktiza eden(ayrılığı gerektiren) cüz'î mes'eleleri bırakmak elzemdir. "

 

Emirdağ Lahikası'ndaki bir mektubunda da Hazret-i Üstad şu çarpıcı beyanlarda bulunuyor; Münafık öldükten sonra namazı kılınmaz" mealindeki âyet, o zamandaki ihbar-ı İlahî ile bilinen kat'î münafıklar demektir. Yoksa zan ile, şübhe ile, münafık deyip namaz kılmamak olmaz. Madem "Lâ ilahe illâllah" der, ehl-i kıbledir. Sarih küfür söylemese veyahut tövbe etse, namazı kılınabilir.

 

O Aliköy'de Alevîler çok olduğunu ve bir kısmı Râfızîliğe kadar gidebilmesi nazarıyla, onların en fenası da, münafık hakikatına dâhil olmamak lâzım gelir. Çünki münafık itikadsızdır, kalbsizdir ve vicdansızdır, Peygamber (A.S.M.) aleyhindedir. (Şimdiki bazı zındıklar gibi.) Alevî ve Şiîlerin müfritleri ise; değil Peygamber (A.S.M.) aleyhinde, belki Âl-i Beyt'in muhabbetinden, ifratkârane muhabbet besliyorlar. Münafıkların tefritlerine mukabil, bunlar ifrat ediyorlar. Hadd-i Şeriattan çıktıkları vakit, münafık değil ehl-i bid'a oluyorlar, fâsık oluyorlar; zendekaya girmiyorlar. Hazret-i Ali Radıyallahü Anh yirmi sene hürmet ettiği ve onlara şeyhülislâm mertebesinde onların hükmünü kabul ettiği Ebu Bekir, Ömer, Osman (Radıyallahü Anhüm)e ilişmeseler, Hazret-i Ali Radıyallahü Anh o üç halifeye hürmet ettiği gibi, onlar da hürmet etseler, farz namazını kılsalar yeter.

 

Hem madem Risale-i Nur şakirdlerinin en büyük üstadı, Peygamber'den (A.S.M.) sonra Celcelutiye'nin şehadetiyle İmam-ı Ali Radıyallahü Anhu'dur; onun muhabbetini dava eden Şiîler, Alevîler, Risale-i Nur'un derslerini Sünnîlerden ziyade dinlemeseler, Âl-i Beyt'e muhabbet davaları yanlış olur. "

 

Onun bu konudaki isabetli teşhislerini bir sohbetinde Fethullah Gülen Hocaefendi gözyaşları içinde şöyle anlatıyor; "Üstad bunlar "suri mesele" diyor. Geçen bir Alevi dedelerinden birisi de öyle dedi, "suri bir mesele bunlar. Bu meseleleri medar-i münakaşa yapmak doğru değil." Şu Üstad'ın felsefesine bak, o gün ben ağladım hıçkıra hıçkıra.. dedim "ne müthiş insansın sen yani, kitabını yazıp gideli elli atmış sene oldu, katalizör gibi sen Türk milletinin birbirinden kopmaz, ayrılmaz, parçalanmaz iki parçasını bütünleştirici bir şey yapıyorsun."

 

Hocaefendi bir başka sohbetinde de aynı meseleye şöyle parmak basıyor; "Bizim, ben Aleviyim diyen, yani Ali'ye mensubum, Ali yanlısıyım diyen insanla bir alaveremizin olması katiyen söz konusu olamaz. En son işte Sünniliğin önemli kutuplarından, çağımızın fikir mimarlarından Hz. Bediüzzaman'ın yazdığı eserler meydandadır bu mevzuda. Suri münakaşa diyor ona. Aslı astarı olmayan, ciddi bir esasa dayanmayan, havada bir kavgadır diyor bu meseleye. Siz nasıl yorumlarsanız yorumlayın. Ve nitekim bunu, kardeşimizin yaptığı Ayna programında bir Alevi dedesi söylerken de benim gözlerim doldu. Ben bu meselenin bu kadar enginliğini bilemiyordum. "Ya Üstad" dedim, "sen 70 sene evvel bu gün meydana gelecek hadiselerin bölücülüğüne, parçalayıcılığına karşı katalizör diyebileceğimiz o maddeyi taa o zamandan ortaya koymuşsun. Uzlaştırıcı, birleştirici tavrını." İnanın, televizyonun karşısında hıçkıra hıçkıra ağladım ben."

 

Bu ciğersuz meselede ehl-i hamiyet ve gayret ulemamızın önde gelenlerinden muhterem Mehmed Kırkıncı Hocaefendi'nin "Alevilik Nedir" adlı eseri neşredildiği 1987'den beri önemli bir işlev görüyor. Prof. Dr. Ahmed Akgündüz beyin dediği gibi "Bu mevzuda daha geniş bilgi edinmek isteyenler muhterem hocam Mehmed Kırkıncı'nın Alevilik Nedir adlı eserini mutlaka okumalıdırlar."

 Merhum Şeyh Hasan Burkay Efendi "Fıkhi Ve Tasavvufi Sorular ve Cevaplar" adlı eserinde(s:247) Kırkıncı Hocamızın bu eseri için şöyle demektedir; "Geniş malumat isteyenler, M. Kırkıncı Hoca'nın Alevilik Nedir isimli eserini okumalı. Bu eser, Alevilerin bile okuyup düşünecekleri bir eserdir."

 

Eser, soru cevap şeklinde hazırlanmış… Aleviliğin ne olduğunu, Şiiliğin doğuşunu ve bu konuda Yahudi komitesi ve onların temsilcisi Abdullah İbn-i Sebe'nin baş döndürücü sinsi faaliyetlerini, Aleviliğin zuhurunu ve görüşlerini, gerçek Ehl-i Beyt sevgisinin ne olduğunu ve nasıl anlaşılması gerektiğini, bu konudaki Alevi ve Sünni çevrelerce zaman zaman sorulan sorulara halkın seviyesini göz önünde bulundurup, fazla ilmiliğe boğmadan verilen cevapları kitapta okuyabiliyorsunuz. En sonunda, bu ihtilafın nasıl giderilmesi, yaraya merhemin nasıl şefkatle vurulması gerektiği konusundaki izahlar ve dört halife efendilerimizi tanıtan bir bölüm mevcut.

 

Kırkıncı Hocaefendi seneler önce Aksiyon Dergisine verdiği mülakatta bu eser hakkında şunları söylemiş;"Alevilik Nedir" kitabının yayınlanmasından sonra üçyüze yakın mektup geldi Alevilerden. Kitabı arayan bir Aleviye sebebini sormuşlar o da "Bize kâfir demeyen bir hoca çıktı, niye okumayayım" diye cevap vermiş. Alevilere şefkatle, muhabbetle yaklaşmak lazım. Kitabımın muhtevası budur."

 

Son olarak sözü muhterem Hocamıza bırakalım; "Nitekim milletimiz tarih boyunca bunun birçok acı misallerini yaşamış ve ortaya çıkan keşmekeşlikten, sürtüşmelerden, ayaklanmalardan büyük zararlar görmüştür. Yıllar boyu süren meşhur Celâlî isyanları, yakın tarihimizde şahit olduğumuz Dersim ayaklanması ve dünün Sivas, Kahramanmaraş, Çorum hâdiseleri bunun en açık ve acı delilleridir.

 

Bütün bu hâdiselerin başlıca muharrik unsuru, hariçteki düşmanlarımız olmuş ve bu ayaklanma ve isyan hareketlerinden en çok onlar istifade etmişlerdir. Tarihten ibret alınmadığı takdirde benzer hâdiselerin istikbalde de vuku bulacağından endişe edilir. Sünnî olsun, Alevî olsun bu vatan ve milleti seven bütün âlicenap insanlar bu ihtilâfın halline, bu düşmanlıkların izalesine bütün güçleriyle çalışmalıdırlar. Bu, dinî, milli ve vatanî bir vazifedir.

 

Şehid kanlarıyla yoğrulmuş bu son vatan toprağını birlik ve beraberlik silahıyla muhafaza edemezsek, o takdirde bizler zir ü zeber olacağımız gibi, dünyanın huzur ve selâmeti de, sulh ve sükûnu da ortadan kalkacaktır. Ayrıca, bütün Müslümanların bu son ümit kalesinin düşmesiyle de âlem-i İslâm perişan olacaktır. Öyleyse, aynı bayrak altında ve vatan hudutları içerisinde yaşayan her Türk vatandaşı, bu aziz vatanı, haricî ve dahilî düşmanlara karşı, malıyla, canıyla, ilmiyle, irfaniyle korumaya dinen, milliyeten, vicdanen, aklen ve mantıken mecburdur.

 

Halıkları, Peygamberleri, Kitapları, dinleri, vatanları ve milliyetleri bir olan şu insanlar, aralarında tefrikaya, nifak ve fitneye yer vermemeye azamî gayret göstermelidirler. Sudan bahaneleri bir tarafa bırakıp, birlik ve beraberliği ihya ederek, bu kudsî rabıtaları kalblere sevdirmeli, idraklere takdir ettirmeli, şuurlara mâl ettirmelidirler. Hem dünyevî huzur ve istirahatimizin, hem de uhrevî saadetimizin ancak bu rabıtaların ihyâsına bağlı olduğunu bütün vicdanlara yerleştirmelidirler. Bunda muvaffak olunduğu takdirde milletimizin ilelebet payidar olmaması için hiçbir sebep yoktur."

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Elbette onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmayacaktır. Ancak O'na sizin takvanız erecektir. Onları bu şekilde sizin buyruğunuza verdi ki, size yolunu gösterdiğinden dolayı, Allah'ı tekbir ile yüceltesiniz.

Hac:37

GÜNÜN HADİSİ

Her kim bir namazı (kılmayı) unutursa (onu) hatırladığında kılsın. Onun bundan başka keffâreti yoktur.

BUHARİ, KİTÂBU MEVÂKÎTİ'S-SALÂT

TARİHTE BU HAFTA

*Bosna'da 800 kadar camii Sırplar Tarafından Yıkıldı(20 Ocak 1993) *Ridaniye Zaferi(22 Ocak 1517) *Babiali Baskını(23 Ocak 1913) *Hz.Ali'nin Küfe'de Şehid Edilmesi(24 Ocak 661)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI