Cevaplar.Org casino maxi

ASR-I SAADET-1-Mevlânâ Şibli-Eser Neşriyat-İstanbul-1977

Her müslümanın, her münevver insanın İslam tarihini tanıması ve bilmesi kadar tabiî bir şey olamaz. Bilhassa İslam tarihinin “asr-ı saadet” devri, bizim için tarihi devirlerin en mühimi, en coşturucusu ve en muazzamıdır. S:3


Nurgül Dere

nurguldere@gmail.com

2009-09-25 06:20:54

Her müslümanın, her münevver insanın İslam tarihini tanıması ve bilmesi kadar tabiî bir şey olamaz. Bilhassa İslam tarihinin "asr-ı saadet" devri, bizim için tarihi devirlerin en mühimi, en coşturucusu ve en muazzamıdır. S:3 

"Hakikî Müslümanlığı anlamak isteyen her Müslüman o devre dikkatini çevirir. Çünkü Müslümanlığın en saf ve berrak, en canlı ve hareketli devri o devirdir." S:3 

Hadis ve rivayet dalında, dünyada İmam Buharî ile İmam Müslim'e eş olacak bir kimse yetişmemiştir. Bunların diğerlerinden ayrıldıkları vasıflardan biri Rasûl-i Ekrem'e karşı duydukları, samimî ihlâs ve hürmettir. Bundan başka onların eserlerinde Beyhakî, Ebu Nuaym, Bezzâr, Taberânî ve sairenin eserlerinde görülen mübalağalı faziletler ve menkıbeler yoktur. S:54 

Tahkik etmek istediğimiz bir vak'ayı evvela Kur'an'da, sonra sahih hadislerde, sonra Rasûl-i Ekrem'in umûmî sözlerinde aramalıyız. Bunların hepsinde bir şey bulamazsak o zaman sîret kitaplarına müracaat edebiliriz. S:71 

Hz. İsmail, Mekke'ye geldiği zaman Cürhüm kabilesi Mekke havalisinde yaşıyordu. Hz. İsmail, bu kabileye mensûb bir kızla evlenmiş ve nesline "Arab-i Müsta'rebe" (Arablaşan Arablar) adı verilmiştir. Bugünkü Arabistan'ın hemen bütün ahalisi onun neslindendir. Gerek Peygamberimiz, gerek İslam tarihi bu aile ile pek sıkı surette bağlıdır. Peygamberimiz, Hz. İsmail'in neslinden olduğu gibi onun tebliğ ettiği din, Hz. İbrahim'in dini idi. S:101-102 

Hz. Muhammed'in çocukluğunda ve gençliğinde, velhasıl Peygamberliğinden önceki bütün günlerinde putperestlikle katiyen alakadar olmadığı ittifakla teslim olunmaktadır. Bir kere Kureyş, putların şerefine verilen bir ziyafet esnasında kesilen bir hayvanın etini Hz. Muhammed'e takdim etmiş, Peygamberimiz bu etten yemeyi reddetmişti. S:140 

Rasûl-i Ekrem'in doğumu zamanında Mekke putperestliğin merkezi idi. S:149 

Hz. Muhammed'in mensub olduğu ailenin en büyük hususiyeti, onun bu putlar ma'bedinin muhafızlığını elinde bulundurması ve bu ma'bedin anahtarlarını taşıması idi. Buna rağmen Hz. Muhammed, bir kere bile başını putlara eğmemiş, putların şerefine yapılan merasime katılmamıştı. S:149 

O zamanlarda Kureyş, üstünlüğünü göstermek için Hacc mevsiminde Arafat'a çıkmaz, hacıların Kureyş tarafından kullanılan elbiseye benzer elbiseler giymelerini men'eder, buna muhalefet edenleri Kâ'be'nin etrafında çırıl çıplak tavafa mecbur ederdi. Bu yüzden Kâ'be'yi çırıl çıplak tavaf etmek âdet olmuştu. Fakat Hz. Muhammed, Kureyş'in bu çirkin âdetlerinden hiç birine uymamıştır. S:149 

Daha o zamanlarda, Varaka gibi, Zeyd gibi, Osman bin Hüveyris gibi zatlar putperestlikten tiksiniyor, hak dini arıyor, fakat ümitsizliğe düşüyor ve hayal kırıklığına uğruyorlardı. Varaka ile Osman, Hıristiyanlığa sâlik olmuşlar; fakat Zeyd, hasret ve üzüntüsünü ifade eden şu kelimelerle "Yâ Rabbi! Sana nasıl ibadet edileceğini bilseydim öylece ibadet ederdim!" sözü ile dünya hayatına veda etmişti. S:150 

Yavaş yavaş Müslümanların sayısı kırk'a vardı. Hz. Muhammed, bunlarla birlikte Harem'e giderek Allah'ın birliğini ilân etmiş, fakat müşrikler bu hareketi, Kâ'be'ye gösterilen en büyük hakaret kabul ederek her taraftan Rasûl-i Ekrem'e hücum etmişlerdi. Hz. Muhammed'in yetiştirmesi olan Hâris bin. Ebî Hâle, hadiseden haberdar olarak hemen koşmuş ve Peygamberi kurtarmaya çalışmıştı. Hâris, her taraftan kılıç darbelerine hedef olarak hayata veda etmişti. Kanları Harem-i Şerif'in zeminini boyayan ilk İslam şehidi Hâris'dir! S:157-158 

İslamiyet'in sadık sâlikleri, her eziyete tahammül etmişler, her eziyete tahammül edeceklerini göstermişlerdi. Hiçbir işkence, onları hayal kırıklığına uğratmamıştı. Fakat Müslümanları en ziyade düşündüren mesele, onların dinî vecibelerini serbestçe yerine getirebilmeleri idi. S:173 

Ensar ile muhacirîn arasında kardeşlik kurulması, sırf evsiz yurtsuz kalan muhacirleri yerleştirmek gibi geçici bir tedbir olduğu halde bu hareket, İslam dayanışmasını takviye eden bir esas olmuştur. S:210 

Tarih, Ensar'ın muhacîrlere gösterdiği fedakârâne kardeşliğin, âlicenaplık duygularının bir mislini göstermekten aciz kalır. S:211 

Abdullah bin Cahş, Kureyş'in bir küçük kervanına hücum ederek bir adamı öldürdü ve iki adamı esir etti. Onun bu hareketi, Rasûl-i Ekrem'in arzusuna muhalifti. S:252 

Arabların millî ananelerinden biri, bir kabileye mensub bir adam öldürülürse bu yüzden bir harp vuku bulmasıdır. İki muhasım taraf, dostlarını ve müttefiklerini toplar ve müthiş bir savaşa girişirler. Bazen bu muharebeler uzun bir müddet devam eder ve bütün kabilelerin mahvolmasına sebep olur. S:254 

Yukarıda söylediğimiz gibi Amr bin Hadramî, Abdullah bin Cahş tarafından öldürülmüştü. Hadramî, Kureyş'in en mühim lideri Utbe bin Rabiâ'nın müttefiki idi. Amr'ın öcünü almak için bütün Kureyş seferber olmuştu. Bedir savaşından başlayarak Kureyş ile Müslümanlar arasında vuku bulan bütün savaşlar, Amr'ın intikamını almak için vuku bulmuştu. S:254 

Bedir muharebesi dinî, medenî birçok mühim neticeler vermiştir. Bu vakâ İslamiyet'in inkişafına başlangıç olmuştur. Çünkü İslamiyet'in inkişafına karşı, çelikten bir duvar gibi gerilen Kureyş büyükleri Bedir vak'asında maktul düşmüşlerdi. S:256 

Bedir'den önce Kureyş, yalnız Hadramî'nin öcünü almak fikrinde idiler. Fakat muharebeden sonra bütün Mekke, gözyaşı vadisi olmuştu. Bütün Mekkeliler Müslümanlardan intikam almak ateşiyle yanıyorlardı. Sevîk ve Uhud vak'aları, Bedir muharebesi yüzünden vukua gelmişti. S:257 

Yahudiler, Müslümanlığın haysiyetini düşürmek için en süflî vasıtalara müracaat ederlerdi. Bunların içinden birçokları bir gün Müslüman olurlar, ertesi gün Müslümanlıktan dönerlerdi. Bu suretle herkesi şaşırtmak ve Müslümanlığı herkesin gözünden düşürmek isterlerdi. S:276 

Medine'de Abdullah bin Übeyy bin Selûl'ün riyaseti altında bir münâfıklar zümresi vardı. Bunlar, İslam'ın dost kalbine girmiş amansız düşmanları idi. Yahudiler, bunları kolaylıkla kendi taraflarına almışlar ve onlarla Müslümanlık aleyhinde teşrik-i mesai etmişlerdi. S:277 

Tarihçiler, Hudeybiye sulhu ile Mekke'nin fethi arasında geçen müddet esnasında Müslümanlığı kabul edenlerin, sayı itibariyle eski Müslümanların iki mislinden fazla olduklarını söylüyorlar. Suriye'nin müstakbel Fatihi Hz. Halid, Mısır'ın müstakbel Fatihi Amr bin el-Âss bu devirde Müslüman olmuşlardı. S:312-313 

Kur'an-ı Kerim, Hudeybiye sulhunu bir "fetih ve zafer" olarak ilan etmişti. Fakat bu, maddî bir zafer değildi. Bu, kalpleri ve fikirleri feth ve teshîr eden bir zaferdi. İslamiyet yayılabilmek için sulh ve barışa muhtaç idi. S:321 

İslamiyet'in asıl hedefi, hakikati ilandır. İslamiyet'in, bu vazifeyi ifa etmesine engel olan bulunmazsa İslamiyet harb ilanına, yahud başkalarını kendi idaresi altına almağa ihtiyaç hissetmez. Bu şartlar altında sulh antlaşmaları kâfidir. İslam tarihi, Müslümanların bu hareket tarzını isbat eden delillerle doludur. Fakat bir cemaat İslamiyet'i tehdid eder ve onu imhayı kasdederse Müslümanlar da kendilerini müdafaa için silaha sarılmağa ve o cemaati veya o milleti mağlup etmeğe izinlidirler. Bu itibarla Hayber, Müslümanların fethettikleri ilk ülke idi. S:326 

Hadis ve sîret kitapları İslam kadınlarının her gazaya iştirak ettiklerini ve yaralılara baktıklarını, susuzlara su verdiklerini izah eder. Mesela Uhud vak'asında Hz. Aişe su taşıyor ve yaralılara su içiriyordu. Müslüman kadınları, esasen bu gibi işleri görmekten aciz değillerdi. S:327-328 

Arabistan'da vuku bulan iç savaşların menşei, hayat ve memat meselesi idi. Arablar bu yüzden ganimeti en çok sevilen şey telakki ederler ve onu meşru bir geçim vasıtası tanırlardı. İslamiyet'in ilânından sonra Rasûl-i Ekrem, bu telakkilerle mücadeleye mecbur kalmış, bu âdetleri kaldırmağa muvaffak olmuştu. S:378-379 

Arabistan'da harb; yağmacılık, hunharlık, vahşet, yıkıcılıktan ibaretti. Rasûl-i Ekrem'in Peygamberlik mucizesi sayesinde harb, bu vahşiyâne gösterilerden kurtularak insanın mukaddes bir vazifesi haline girmişti. S:392 

Rasûl-i Ekrem'in Hicretten sonra muhacirîn ile Ensar arasında akdettiği kardeşlik, İslam kardeşliğini muhkemleştiren ilk halka idi. Bu halkayı diğer halkalar tamamlamış ve bu kardeşlik silsilesinin son halkası, Rasûl-i Ekrem'in Mekke fethini müteakib verdiği fetih hutbesi olmuştu. S:408 

Rasûl-i Ekrem, arkadaşlarını irşada gönderirken onların maiyetine verdiği adamların başına, Kur'an'ın en uzun sûrelerini ezberden bileni tayin ederdi. Bunun için bir defa yine bir heyet gönderdiği zaman o heyetin ferdlerini birer birer Kur'an'dan imtihan etmişti. Bunların içinde genç bir asker, Rasûl-i Ekrem'e yaklaşarak Bakara sûresi ile diğer sûreleri ezberden bildiğini söylemiş, Rasûl-i Ekrem de onu heyetin başına geçirmişti. S:418 

Peygamberimiz Vedâ haccını edâ ederken Arabistan'da bir tek müşrik kalmamıştı. S:434 

Camilerin inşası ile beraber, muhtelif kabilelere imamlık vazifesini yapacak imamların tayini lâzımdı. Rasûl-i Ekrem, ancak Kur'an'ın en uzun sûrelerini ezberden bilenleri imam tayin ederdi. Bu hususta herkes, gençler ve ihtiyarlar, hürler ve köleler eşit tutuluyordu. S:466 

Rasûl-i Ekrem, imamların tayini için kaideler koymuştu. İbn-i Mes'ud El-Ensarî der ki: "Bir topluluğun içinden Allah'ın kitabını en iyi okuyanı imamlık eder. Hepsi okumakta eşit iseler sünneti en iyi bilen, sünneti bilmekte hep eşitseler hicrette en kıdemli olan, şayet hicrette de eşit iseler yaşça en büyükleri olan imamlık eder." S:467 

Hz. Muhammed'in hicretini takip eden ilk sekiz sene, memlekette emniyeti tesis için harcanan mesai ile, taarruz hareketlerine, entrikalara ve fesadlara karşı müdafaa vasıtalarını hazırlamakla geçmişti. Bundan dolayı bu devir içinde "cihad"ın İslamî vazifeler arasında en mühim mevkii işgal ettiğini görüyoruz. S:469 

Orucun hedefi, günahkârlığa galebe çalmaktır. Oruç, insanın bütün günahlarla mücadele etmesini kolaylaştırır. Bunun için Rasûl-i Ekrem, bir kere "kim oruçlu olduğu halde yalan söyler ve insanları aldatırsa katlandığı açlık ve susuzluktan başka bir şey kazanmaz!" S:482 

Sadaka olarak verilen şeylerin iyi olmasını temin için şu âyet-i kerime gönderilmişti: "Sadakalarınızı beğendiğiniz şeylerden ayırıp vermedikçe iyilik yapmış olamazsınız." (Âl-i İmrân: 92) S:483 

Rasûl-i Ekrem'in sadaka verilmesi için vuku bulan teşvikleri, halk üzerinde o kadar iyi tesir bırakmıştı ki, fakirler çarşıya giderler, çalışırlar, hamallık ederler ve bir şey kazanıp sadaka vermek, daha fakir Müslümanlara yardım etmek isterlerdi. S:483 

Hicretin onuncu senesinde Vedâ Haccı esnasında Resûl-i Ekrem, verdiği hutbede faizle verilen borçların faizlerini kaldırmıştı. Hz. İbn-i Abbas der ki: "Faizi yasaklayan ilahî emir, İslam hükümlerinin sonuncusudur." S:503 

Nasr sûresinin inişi, Peygamberin Ashâb-ı güzinine Peygamber'in irtihalinin yaklaştığını sezdirmişti. Bu sûre-i şerifede Rasûl-i Ekrem'e Allah'ın yüce adını tesbih ve takdis etmesi, O'nun gufranını dilemesi emrediliyordu. Onun için Rasûl-i Ekrem, vaktinin en çoğunu tesbih ve tehlil ile geçiriyordu. S:516 

Peygamber Ramazan aylarında mescide itikâfa çekilir ve bu itikâf on gün kadar devam ederdi. Fakat Hicretin onuncu senesi Ramazan'ında Rasûl-i Ekrem, bu müddeti yirmi güne çıkarmıştı. S:516 

Rasûl-i Ekrem'in yanında bir su çanağı vardı. Arasıra elini bu çanağa batırıyor ve yüzünü ıslatıyordu. Bazen yüzünü örtüyor, bazen de örtüyü kaldırıyordu. Nihayet Rasûl-i Ekrem, elini kaldırdı. Üç kere parmağı ile semâya işaret etti, "Yüce yoldaşın huzuruna!" dedi ve bu kelimelerle eli düştü. Gözleri açık, tavana dikili kaldı ve mübarek ruhu kudsî âleme göç etti. S:526 

Cesedin yıkanmasından sonra Rasûl-i Ekrem'in nereye defnedileceği meselesi bahis mevzuu edilmiş, Hz. Ebû Bekir, Peygamberlerin öldükleri yerde defnedildiklerini söylemiş, bunun üzerine Rasûl-i Ekrem'in cüsmanı başka bir yere kaldırılarak mezarı Hz. Aişe'nin hücresinde Peygamberin son nefesini verdiği yerde kazılmıştı. S:527 

Hz. Aişe der ki: "Rasûl-i Ekrem, açık bir yerde toprağa verilmedi. Çünkü böyle yapılmış olsa, halkı O'nun mezarını ta'zîm etmekten men'etmek kolay olmayacak, bu da Peygamberin kabrinin bir ibadetgâh haline getirilmesine sebep teşkil edecekti. Rasûl-i Ekrem ise son dakikasında bile bu nokta ile alâkadar olmuş ve bu itibarla hücrenin içinde toprağa verilmişti." S:528 

Hicretin 88. senesinde Ömer bin Abdülaziz Medine valisi iken, Rasûl-i Ekrem'in kabrini ihtiva eden Hz. Aişe'nin hücresinden başka diğer hücreleri alarak bunları yıkmış ve mescide ilave etmişti. Bu hücrelerin yıkılması gününde bütün Medine halkı, Rasûl-i Ekrem'in devrinden kalma bir hatıranın ortadan kalktığı için matem tutmuştu. S:534

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ŞEHBENDERZÂDE FİLİBELİ AHMED HİLMİ’NİN DİNÎ VE FELSEFÎ GÖRÜŞLERİ-ÖMER CERAN-SIR YAYINCILIK-BURSA-2013

ŞEHBENDERZÂDE FİLİBELİ AHMED HİLMİ’NİN DİNÎ VE FELSEFÎ GÖRÜŞLERİ-ÖMER CERAN-SIR YAYINCILIK-BURSA-2013

Ahmed Hilmi, 1914 yılında vefat etmiştir. Vefat sebebi olarak bakır zehirlenmesi düşüncesi il

TOTALİTERİZMİN SEFALETİ-MESUT KARAŞAHAN-BEYAN YAYINLARI-İSTANBUL 1998

TOTALİTERİZMİN SEFALETİ-MESUT KARAŞAHAN-BEYAN YAYINLARI-İSTANBUL 1998

Antik Çağ’ın filozofları arasında totaliter siyasal felsefesini daha açık ve kolay biçimde

MASONLUK-CARO Y. ROGRIGUEZ-ÇEVİRİ: HACASAN YÜNCÜ-ETKİN KİTAPLAR-İSTANBUL 2012

MASONLUK-CARO Y. ROGRIGUEZ-ÇEVİRİ: HACASAN YÜNCÜ-ETKİN KİTAPLAR-İSTANBUL 2012

Illuminuti’nin kurucusu Weishaupt’ın meşhur ‘Talimât’ından birkaç cümle sunuyorum: D

OSMANLI TARİHİNDE MASKELER VE YÜZLER-MUSTAFA ARMAĞAN-TİMAŞ YAYINLARI-İSTANBUL–2008

OSMANLI TARİHİNDE MASKELER VE YÜZLER-MUSTAFA ARMAĞAN-TİMAŞ YAYINLARI-İSTANBUL–2008

Feminizm, modernliğin son büyük ideolojisi. Kolay kolay yıkılmaz, çünkü hiçbir zaman kurulm

ŞÂH-I GÜLİSTAN-HARUN ÇETİN- KAYIHAN YAYINLARI-İSTANBUL-2012

ŞÂH-I GÜLİSTAN-HARUN ÇETİN- KAYIHAN YAYINLARI-İSTANBUL-2012

Ben bir bülbülüm ki, cismim insanın avucunu doldurmaz, kalbim ise dünyaya sığmaz. Yirmi dört

MÜSLÜMAN OLMAK-NURİ YILMAZ-MANA YAYINLARI-İSTANBUL-2008

MÜSLÜMAN OLMAK-NURİ YILMAZ-MANA YAYINLARI-İSTANBUL-2008

"Cezan kadar yanarsın, sonra yine cennete girersin!" ...İşte hayata günahlar ve sevaplar penc

CEMAAT-İSMAİL ÇETİN-DİLARA YAYINLARI-ISPARTA-2005

CEMAAT-İSMAİL ÇETİN-DİLARA YAYINLARI-ISPARTA-2005

...Cemaatleşmek devlet kurmak değildir. Çünkü devlet kurmak ibadet değildir. Yani devlet mekan

DÖRT RUKÜN-SEYYİD EBÜL HASAN ALİ NEDVÎ-TERCÜME YUSUF KARACA-NEHİR YAYINLARI-İSTANBUL–1992

DÖRT RUKÜN-SEYYİD EBÜL HASAN ALİ NEDVÎ-TERCÜME YUSUF KARACA-NEHİR YAYINLARI-İSTANBUL–1992

…İnsan için öyle bir ibadet tarzı veya ibadet düzenine gerek vardı ki, bu ibadet tarzı onun

KANUN-İ ESASİ’DEN ASKERÎ MÜDAHALEYE II. MEŞRUTİYET-HAZIRLAYAN: YUSUF ÇAĞLAR- ZAMAN KİTAP-İSTANBUL-2008

KANUN-İ ESASİ’DEN ASKERÎ MÜDAHALEYE II. MEŞRUTİYET-HAZIRLAYAN: YUSUF ÇAĞLAR- ZAMAN KİTAP-İSTANBUL-2008

İlk anayasamız, Kanun-i Esasi’nin hazırlık çalışmalarına II. Abdülhamid’in izniyle Ekim

JÖN TÜRKLER VE İTTİHAT TERAKKİ, SİNA AKŞİN, REMZİ KİTABEVİ, İSTANBUL–1987

JÖN TÜRKLER VE İTTİHAT TERAKKİ, SİNA AKŞİN, REMZİ KİTABEVİ, İSTANBUL–1987

Ermeni sorunundaki Alman tarafsızlığı dolayısıyla Almanya ile Osmanlı Hükümeti arasında ge

II. MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE SİYASAL MUHALEFET-ABDULLAH İSLAMOĞLU-GÖKKUBBE-İSTANBUL-2004

II. MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE SİYASAL MUHALEFET-ABDULLAH İSLAMOĞLU-GÖKKUBBE-İSTANBUL-2004

Siyasal muhalefet kavramı, özellikle Meşrutiyet dönemlerinde siyasal yaşamımızı önemli öl

Dehşeti herşeyi kaplayan kıyametin haberi sana geldi mi?

Gaşiye, 1

GÜNÜN HADİSİ

"Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah'ın Kitab'ı ve Resulünün Sünneti."

Muvatta, Kader 3, (2, 899)

TARİHTE BU HAFTA

*Abdülkadir Geylani hazretlerinin vefatı 17 Temmuz 1163 *Kıbrıs barış harekatı 20 Temmuz 1974 *Aya ilk insan ayağının basması 21 Temmuz 1969

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI