Cevaplar.Org

İNSANIN MUHTELİF ŞAHSİYETİ VE DEĞERLENDİRME HATALARIMIZ

Bir kardeşimle sohbet ederken dert yandı; “İnsanları değerlendirirken, gerekli bilgileri araştırırken sık, sık hatalar yapıyorum ve dostlarımı kırıp geçiyorum. Bir türlü güzel insan olamıyorum. Neler yapmalıyım” dedi. Yani benim de


Hilmi Arkın

hilmi.arkin@hotmail.com

2009-09-06 12:00:05

Bir kardeşimle sohbet ederken dert yandı; “İnsanları değerlendirirken, gerekli bilgileri araştırırken sık, sık hatalar yapıyorum ve dostlarımı kırıp geçiyorum. Bir türlü güzel insan olamıyorum. Neler yapmalıyım” dedi. Yani benim de dertlerimi nezaketlice sıraladı gibi geldi bana. Kendime bulabildiğim ilâçları sizlerle paylaşmak istiyorum.

İnsanin biyolojik vücudu devamlı yenilenip değişiklik gösterdiği gibi, manevi dünyası da öyledir. Yaralanır, kırılır, dökülür. Öyleyse devamlı bakıma, onarıma ve geliştirilmeğe muhtaçtır.

Her iki dünyamız da, çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık dönemlerinde farklılık gösterir. Sosyal hayatta aldığımız rollere göre, annelik babalık, meslek hayatındaki çeşitlilik, amirlik memurluk, ast ve üst kademelerdeki davranış ve bizden beklenenler ve yapılması gerekenler aynı şeyler değildir. Sorumlulukları da birbirine benzemez.

Çok kimse çocuklukta ağladıklarına şimdi güler geçer. Elbette gençlik hataları tekrarlanıp durmaz. Bir bilim adamının son yazdıkları, ilk kaleme aldıklarından daha iyi gelişmiş değilse tutunamaz ve istenen ölçüde faydalı olamaz. Sanat hayatı ve iç dünyamız da öyledir.

Büyük insanlar, devamlı geri dönülmez ivmeler kat ederek kendilerini geliştirirler. Her insana da yakışan budur. İmam Şafii hazretleri yeni eline geçen bilgi ve hadisler doğrultusunda eski görüşlerinde bazılarını değiştirmek zorunda kalmıştır.

Mehmet Akif Ersoy ve Yahya Kemal gibi bazı şairler ilk yazdıkları kelime ve mısraları, sonradan değiştirip, dilimizin en güzel şiirlerini meydana getirip bizlere hediye etmişlerdir. Bediüzzaman hazretleri, hayatını safhalara ayırmıştır. Eski Said, Yeni Said ve Üçüncü Said dönemlerinde her safhası farklı, zamanına göre uygun mesajlarla yüklüdür. Yaşanan zaman, olaylar, karşılaşılan şahıslar doğru okunursa böyle olması, hayatına güzellikler ve isabetli davranışlar katmak isteyenlere rehberliklerle dolu doğrulardır. O’na göre; “ Eski hal muhal, ya yeni hal ya izmihlâldir.” Hatta bu satırların ezber edilmesini ister.

Mimar Sinan’ın sanat hayatında; çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemlerini görürüz. Koca Mimar seksenli yaşların başlarında kendisine göre hâlâ kalfadır. İstanbul’daki eserlerine ustalık nasip olmamıştır. O şeref Edirne Selimiye’ye kısmet olmuştur. Ancak bütün eserleri bize birer ustalık şaheseridir.

Bir de çok orijinal bulduğum aşağıdaki değerlendirmeleri, çok sık düştüğümüz bazı hatalardan bizi kurtarması ve rehber olması niyetiyle dikkatlerinize sunuyorum;

Bediüzzaman Hazretlerine göre; “Bir insanın müteaddit şahsiyeti olabilir. O şahsiyetler ayrı ayrı ahlâkı gösteriyorlar. Meselâ, büyük bir memurun, memuriyet makamında bulunduğu vakit bir şahsiyeti var ki, vakar iktiza ediyor, makamın izzetini muhafaza edecek etvar istiyor. Meselâ, her ziyaretçi için tevazu göstermek tezellüldür, makamı tenzildir. Fakat kendi hanesindeki şahsiyeti, makamın aksiyle bazı ahlâkı istiyor ki, ne kadar tevazu etse iyidir. Az bir vakar gösterse, tekebbür olur. Ve hâkezâ...

Demek bir insanın, vazifesi itibarıyla bir şahsiyeti bulunur ki, hakikî şahsiyetiyle çok noktalarda muhalif düşer. Eğer o vazife sahibi o vazifeye hakikî lâyıksa ve tam müstaid ise, o iki şahsiyeti birbirine yakın olur. Eğer müstaid değilse, meselâ bir nefer bir müşir makamında oturtulsa, o iki şahsiyet birbirinden uzak düşer; o neferin şahsî, âdi, küçük hasletleri, makamın iktiza ettiği âli, yüksek ahlâkla kabil-i telif olamıyor.

İşte, bu biçare kardeşinizde üç şahsiyet var. Birbirinden çok uzak, hem de pek çok uzaktırlar.

Birincisi: Kur'ân-ı Hakîmin hazine-i âlisinin dellâlı cihetindeki muvakkat, sırf Kur'ân'a ait bir şahsiyetim var. O dellâllığın iktiza ettiği pek yüksek ahlâk var ki, o ahlâk benim değil; ben sahip değilim. Belki o makamın ve o vazifenin iktiza ettiği seciyelerdir. Bende bu neviden ne görseniz benim değil; onunla bana bakmayınız, o makamındır.

İkinci şahsiyet: Ubudiyet vaktinde, dergâh-ı İlâhiyeye müteveccih olduğum vakit, Cenâb-ı Hakkın ihsanıyla bir şahsiyet veriliyor ki, o şahsiyet bazı âsârı gösteriyor. O âsâr, mânâ-yı ubudiyetin esası olan "kusurunu bilmek, fakr ve aczini anlamak, tezellül ile dergâh-ı İlâhiyeye iltica etmek" noktalarından geliyor ki, o şahsiyetle, kendimi herkesten ziyade bedbaht, âciz, fakir ve kusurlu görüyorum. Bütün dünya beni medh ü senâ etse beni inandıramaz ki ben iyiyim ve sahib-i kemâlim.

Üçüncüsü: Hakikî şahsiyetim, yani Eski Said'in bozması bir şahsiyetim var ki, o da Eski Said'den irsiyet kalma bazı damarlardır. Bazan riyâya, hubb-u câha bir arzu bulunuyor. Hem, asil bir hanedandan olmadığımdan, hısset derecesinde bir iktisat ile, düşkün ve pest ahlâklar görünüyor.”(MEKTUBAT-ikinci mebhas 497-498)

Ehli olan kimselerce birçok dersler çıkarabileceğimiz bu satırlardan kendi adıma aldığım rehberlik ölçülerimi maddeler haline getirmek istiyorum;

1-İnsanları değerlendirirken çok acele edip yanlış değerlendirmeler yapıyoruz. Bu sözü kim, kaç yaşında, hangi makamda, ne zaman, kime karşı, ne için söylemiş bilmeden, baş tacı yapıyor veya kötülüyoruz.

2-Yüce değerleri, fanilerle ilişkilendirip öyle kabul ediyoruz, hataya düşüyoruz. Oysa altın ve elmas kimin elinde olursa olsun değerinden bir şey kaybetmez.

3-Mühendislik bilgilerini, doktordan alıyor, binamız yıkılıyor, sonra ağlıyoruz. Halbuki her zaman yumurtayı ve sütü hangi canlılardan, alacağımızı bilmemiz gerekiyor.

4-Çok ihtiyacımız olan dinimizin bilgilerini öğrenirken de yukarıdaki ölçülere dikkat etmiyor, elimize geçen yanlış bilgilerle dindar olmağa çalışıyoruz. İnsanları doğru olmayan metot ve malumatlarımızla kırıp döküyoruz.

Bu maddeleri arttırmak mümkün, fakat haddimi bilip, Rabbimiz(CC) bizleri ihtiyaç duyduğumuz duru kaynaklarla doyursun, ihlâslı, günahlardan olabildiğince arınmış sâlih amel caddelerinde yürütsün ve sırat-ı müstakimden ayırmasın. Allah’a(CC) emanet olunuz.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

YANLIŞ VE HAKSIZ İNTERNET PAYLAŞIMLARI

YANLIŞ VE HAKSIZ İNTERNET PAYLAŞIMLARI

dir. İnternet paylaşımlarındaki kaynak vermemek, metnin yazarını yazmamak, doğruluk olmadığ

MASONLAR VE ESAD AİLESİ

MASONLAR VE ESAD AİLESİ

Masonluk meselesi dallı budaklı bir mesele olduğundan ve yüksek dozda manipülasyon içerdiğind

OSMANLI DÜŞMANI BİR BARELVİ’NİN HEZEYANLARI

OSMANLI DÜŞMANI BİR BARELVİ’NİN HEZEYANLARI

Belki biraz garip gelecek ama peşinen söyleyelim ki anlatılan husus doğrudur. Stalin’in hocala

KADİROV:  KADİRİ-VEHHABİ KIRMASI 

KADİROV:  KADİRİ-VEHHABİ KIRMASI 

Ramzan Kadirov başkanlığındaki Çeçenlerin Suriye’den sonra Ukrayna’da da arz-ı endam etme

 İSLAM’IN DAHİLİ DÜŞMANLARI YA DA GÜNÜMÜZÜN YIKICI AKIMLARI

 İSLAM’IN DAHİLİ DÜŞMANLARI YA DA GÜNÜMÜZÜN YIKICI AKIMLARI

İhvan meşrepli Iraklı yazar ve düşünür Muhsin Abdulhamid, ‘ İslam’a Yönelik Yıkıcı

YİNE GÖÇ VAR

YİNE GÖÇ VAR

Türü: Hikâye (Otuz yıl önce bu günleri biz yazdık, yaşayanlar yorum yapsın) Aylardan Aral

BABAMI GÖTÜRMEYİN

BABAMI GÖTÜRMEYİN

Erzurumluydum. Erzurum’un Hınıs İlçesi’nin Göller Köyü’nde oturuyordum. Adım Ali’y

"İSLÂM DİNİ SAVAŞ VE TERÖR DİNİ MİDİR? YA DA KILIÇ ZORUYLA MI YAYILMIŞTIR?"

Muhterem Müslümanlar! Oryantalistlerin sürekli olarak İslâm dinini savaş ve terörle özdeşl

LATİN HARFLERİNİN KABULÜ VE HALK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

LATİN HARFLERİNİN KABULÜ VE HALK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

İnsana yazıyı kalemle öğreten ve ona (içinden geçenleri) düzgün bir şekilde ifade etmeyi

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-51

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-51

Muhammed Zahid Kevseri Şiilerin tarih boyunca Ezher’de gözleri olduğuna temas etmiştir. *Kahi

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-50

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-50

Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Nuri zikzak çıkışlarıyla kendi misyonunu kendi imha etti. Şimdi b

Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örteriz ve sizi ağırlancağınız şerefli bir yere yerleştiririz.

Nisâ, 31

GÜNÜN HADİSİ

"Kişi, dostunun dini üzeredir. Bu nedenle, kiminle dost olacağına dikkat etsin!"

Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

TARİHTE BU HAFTA

İlk uzay gemisinin Aya inişi-3 Şubat1966*İskilipli Atıf hocanın şehadeti(4 Şubat-1926)*Fatih'in tahta çıkışı(5 Şubat 1451)*Ömer bin abdülaziz'in vefatı-9 şubat 720

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI