Cevaplar.Org

HZ. MÂRİYE (R.ANHA)

"Mâriye'yi hiç bir kadından daha az kıskanmadım. Bunun sebebi şuydu: Bir kere o güzeldi ve kıvırcık saçlıydı. Dolayısıyla Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) onu beğenmişti." Hz. Âişe (r.anha)


Nurgül Dere

nurguldere@gmail.com

2009-08-06 23:29:07

"Mâriye'yi hiç bir kadından daha az kıskanmadım. Bunun sebebi şuydu: Bir kere o güzeldi ve kıvırcık saçlıydı. Dolayısıyla Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) onu beğenmişti." Hz. Âişe (r.anha)

BABASI:

Mısırlı bir Kıbtî olan Şem'ûn'dur.

ANNESİ:

Annesinin adı kayıtlarda geçmemektedir. Yalnızca Hıristiyan Rûm bir kadın olduğu bilinmektedir.

NESEBİ:

Mâriye binti Şem'ûn, Mısır'ın Said bölgesinden Hafn denilen köydendir. Bu köy, Mısır'ın Said bölgesinde Eşmûn'in karşısında Nil Nehri'nin doğu kıyısında bulunan Ensina'ya yakın bir köydür. Onun, bu köyde Kıptî bir baba ve Hıristiyan bir Rûm anneden dünyaya geldiği söylenmektedir.

ŞEMAİLİ VE AHLÂKI:

Kıvırcık saçlı, aynı zamanda güzel ve cazibeli genç bir kadındı.

BAZI ÖZELLİKLERİ:

v Hz. Peygamber'in Mâriye ile evlenmesi, bütün Mısırlılar üzerinde fevkalâde güzel tesir icra etmiş, Araplar Mısır'a hücum ederek Bizanslılarla muharebe ettikleri zaman Mısırlıların tarafsız kalmalarının sebeplerinden biri de bu olmuştur. Mısırlılar, Resûl-i Ekrem'in bir Mısırlı kadınla evlendiğini bu münasebetle hatırlamışlardı.

v Peygamberimiz'in (aleyhissalatu vesselam) en küçük ve en son çocuğu İbrahim'in annesidir.

v Efendimiz'in (aleyhissalatu vesselam), Hz. Hatice'den (r.anha) sonraki hanımlarından sadece Hz. Mâriye'den çocuğu olmuştur.

HAYATI:

Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) hükümdarlara elçiler aracılığı ile mektuplar gönderip onları İslâm'a davet etmiştir. Bunlardan biri de Mısır hükümdarı olan Mukavkıs'tır. Mukavkıs'a mektubu ulaştıran elçi Hatıb b. Belte'a radıyallahu anh'tır. Mektubu kabul eden Mukavkıs: "Abdullahoğlu Muhammed'e, Kıptîlerin büyük lideri Mukavkıs'tan.

Selam üzerinize olsun.

Mektubunuzu okudum. Anlattıklarınızı ve davet ettiğiniz şeyi kavradım. Bir peygamber geleceğini biliyordum ama onun Suriye tarafından çıkacağını sanıyordum. Gönderdiğin elçiye ikramda bulundum. Mısır'da kendilerine değer verilen iki kız gönderiyorum, sizin için de elbise ve bir binek katırı gönderiyorum." cevabını vermiştir.

Şiblî'nin Sîretü'n-Nebî'sinde bu nezaket ve ikrama rağmen Mısır hükümdarı Mukavkıs'ın İslam'a girmediğine dair bilgi vardır.

Mukavkıs'ın gönderdiği kızlardan birinin adı Mâriye el-Kıptiyye'dir, Efendimizin oğlu İbrahim bu hanımdan doğmuştur, diğeri ise Mâriye'nin kız kardeşi olan Sîrîn idi. Mâriye kıbtî bir babadan ve Romalı hıristiyan bir anneden dünyaya gelmiştir.

Daha sonra Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) bu kız kardeşlerden Mâriye ile kendisi evlenecek ve Sîrîn'i ise sahabeden şair Hassan İbn Sâbit'e hediye edecektir.

"Taberi şöyle der: "Mâriye ve Sîrîn kız kardeştiler. Hz. Peygamber'in kendisine mektup vererek Mukavkıs'a gönderdiği Hâtib b. Belte'a radıyallahu anh'ın gelirken yol boyunca anlatması sonucu, iki kadın Hz. Peygamber'in huzuruna ulaşmadan İslâm'ı kabul etmişlerdi. Bu olaya şu açıdan bakmak gerekir: Bu iki kadın hem cariye değillerdi, hem de İslam'ı kabul etmiş oldukları için Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) Mariye ile evlenmiş olmalıdır. Bir cariye olarak Hz. Peygamber'in haremine girmemiştir."

Mâriye ve kız kardeşi Sîrîn'i Medine-i Münevvere'ye elçi Hatib b. Belte'a götürmüştür. Hatib yol boyunca Mâriye ve kız kardeşine, Arap tarihinden, Peygamberimiz'den (aleyhissalatu vesselam) ve İslam'dan bahseder. Onların da kalbi İslam'a ve Efendimiz'e (aleyhissalatu vesselam) ısınır. Hatıb onlara Müslümanlığı teklif eder ve iki kız kardeşte Müslüman olurlar. Bu kafile Medine'ye ulaştığında Hicretin sekizinci yılıydı. Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) Kureyş ile yaptığı Hudeybiye antlaşmasından yeni dönmüştü.

Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) Mukavkıs'ın mektup ve hediyelerini kabul etti. Mâriye'yi kendisine aldı, kız kardeşi Sirin'i ise Hassan b. Sâbit'e verdi.

Mâriye, Resûlullah'ın (aleyhissalatu vesselam) hayatına girişinin ikinci senesinde Hz. İbrahim'e hamile kalır. Mâriye, Medine'nin Avâli denen yerinde Resûlullah'ın kendisine tahsis ettiği hurma bahçesi içerisindeki bir evde kalıyordu. İbrahim bu evde dünyaya geldi. İbrahim'in doğumunun yedinci günü kurban kesen Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) şu açıklamayı yaptı:

"Ona, ceddim İbrahim'in ismini koydum" buyurdular.

İbrahim'in sütannesi olabilmek için Medineli kadınlar birbirleri ile yarışırlar. Bu şerefli göreve ise Ümmü Bürde Havle binti Münzir getirilir. Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) Ümmü Bürde'ye hemen bir hurmalık tahsis eder. Efendimizin mübarek oğlu İbrahim vefat edene kadar sütannesinin yanında kalmıştır.

Hz. Enes (r.a) şöyle anlatıyor:

"Ben, ev halkına Resûl-i Ekrem'den (aleyhissalatu vesselam) daha şefkatli, daha merhametli davranan bir kimse hayatımda görmedim.

İbrahim, Medine'nin Avâli kısmında sütannesinin yanında bulunurken, Peygamberimiz onu görmeye gider, biz de beraberinde bulunurduk. İbrahim'in sütbabası (Ebû Seyf Bera' bin Evs) demirci idi. Evinin her tarafı dumanlanmışken, Resûlullah içeri girer, oğlunu alır, öper, sonra dönerdi.

Yine bir gün Resûlullah onu görmek için yola çıkmıştı. Ben de kendisini takip ediyordum. Evine vardığımızda Ebû Seyf körüğüne asılıp duruyordu. Evin içi dumana bürünmüştü. Hemen önden koştum, ona "Körüğünü durdur! Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) geldi" dedim. O da körüğünü durdurdu.

Resûlullah çocuğunu getirtti, bağrına bastı. Ona bazı sözler söyledi, onunla konuştu."

Ve İbrahim doğduktan yaklaşık iki yıl sonra rahatsızlandı ve ruhunu Rahman'a teslim etti.

"Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) oğlunun cenaze namazını kıldırmış, Fadl b. Abbas ile Üsâme b. Zeyd cenazeyi kabre indirmişlerdir. Osman b. Maz'ûn'da onun kabrinin yanına gömülmüştür. Hz. Peygamber kabrin başında ayakta duruyordu. Mezarın üzerine su serpilmiş ve orayı tanıtan bir işaret dikilmişti."

Bütün bu anlatılanlardan anlaşıldığı üzere, Hz. Mâriye cariye değil, Efendimiz'in (aleyhissalatu vesselam) hanımıdır. Bazı İslâm düşmanları bunun aksini söyleseler de bu doğru değildir. Kanıtı yukarıdadır. Ayrıca Mâriye'nin doğurduğu Hz. İbrahim ise Arabistan'da âdet olduğu üzere bir sütanne tarafından emzirilmiş olup bu uygulama sadece hür ve asil kadınların çocuklarına yapılıyordu.

"Hz. İbrahim'in vefat ettiği gün güneş tutulmuştu. Halk bunun, onun vefatıyla ilgili olduğunu sanarak, "İbrahim'in ölümü sebebiyle güneş tutuldu" dedi.

Resûl-ü Kibriyâ Efendimiz bunu duyunca, Mescid-i Şerife vardı ve Allah'a hamd ve senâdan sonra Ashab-ı Kirama şu dersi verdi:

"Ey insanlar! Biliniz ki, güneş ve ay; Allah'ın kudret alâmetlerinden ikisidir. Bir kimsein vefatı veya birinin hayatı sebebiyle tutulmazlar. Bunları tutulmuş gördüğünüzde, hemen mescidlere gidiniz. Onlar açılıncaya kadar da Allah'a dua ediniz, namaz kılınız!"

"Ebu Dâvûd ile Beyhakî'nin bir rivayetlerine göre İbrahim, iki ay on gün yaşamıştır. Hicrî sekizinci yılın Zilhicce ayında doğmuştu. Bu rivayete göre Hicret'in 9. yılında vefat etmiş olmalıdır. Vâkıdî onun ölümü sırasında on beş aylık olduğunu söyler. Diğerlerine göre İbrahim yirmi iki aylık iken ölmüştür. Hz. Âişe'nin rivayetinde göre on yedi ya da on sekiz aylıkken vefat etti."

Hz. İbrahim vefat ettiğinde Hicri onuncu yıldı, Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) ise Hicri on birinci yılda vefat edince Hz. Mâriye bu üzüntüye dayanamayıp inzivaya çekilmişti, Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) ve biricik oğlunun kabirlerini ziyaret dışında dışarıya çıkmıyordu.

Hz. Peygamber'den 2 hadis rivayet eden Hz. Mâriye Hicretin on altıncı yılında vefat etti. Cenaze namazını Hz. Ömer (r.a) kıldırdı ve Baki kabristanına defnedildi.

HAKKINDAKİ ÂYETLER:

v "Ey Peygamber, eşlerinin rızasını arayarak Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir." (Tahrim, 66/1)

v "Allah size yeminlerinizi çözmeyi meşrû kılmıştır. Allah sizin sahibinizdir. O bilendir, hikmetle yönetendir." (Tahrim, 66/2)

v "Peygamber eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber'e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi, "Bunu sana kim söyledi?" dedi. Peygamber "Bilen, her şeyden haberi olan Allah bana söyledi" dedi." (Tahrim, 66/3)
Bu âyetlerin iniş sebebi olarak iki rivayet vardır, biri Hz. Hafsa'da işlediğimiz bal şerbeti meselesidir. Diğeri ise Hz. Mâriye ile ilgili olan şu rivayettir:
"Nesâî ve Taberî'de Hz. Enes ve Zeyd İbnu Eslem'den gelen, birbirini tamamlayan bir kısım rivayetlere göre, Aleyhissalatu vesselam, bir gün, oğlu İbrahim'in annesi olan Mâriye radıyallahu anha'ya zevcelerinden birinin (Hz. Hafsa'nın) hücresinde temasta bulunur. Hücre sahibi "Yâ Resûlallah nasıl olur da benim odamda ve benim yatağımda.." diyerek feveran eder. Bunun üzerine Resûlullah bunu sır tutması kaydıyla Mâriye'yi kendisine haram kılar. Hz. Hafsa: "Ya Resûlullah, sana helal olanı nasıl haram kılabilirsin?" diye sorar. Hz. Peygamber cevaben Mâriye'ye temas etmeyeceğine dair Allah'a yemin eder. İşte bu yemin üzerine Tahrim suresi nâzil olur."
Yukarıda da bahsedildiği üzere bu ayetin iniş sebebi olarak iki rivayet vardır, ancak bunlardan bal şerbeti meselesi daha kuvvetlidir. Gerçeği Allah bilir.

HAKKINDAKİ HADİSLER:

v Efendimiz, Mâriye'nin kavmi hakkında şu vasiyeti yapmıştı: "Kıvırcık siyah saçlı, medeniyete sahip zimmet ehli hakkında Allah'dan korkun. Zira onların soy ve akrabalık bağı vardır."

v el-İsabe'de, Amre binti Abdurrahman yoluyla Âîşe'den (r.anha) rivayet edilen bir hadiste Hz. Âîşe şöyle der: "Mâriye'yi hiç bir kadından daha az kıskanmadım. Bunun sebebi şuydu: Bir kere o güzeldi ve kıvırcık saçlıydı. Dolayısıyla Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) onu beğenmişti. İlk geldiğinde onu, Ensarlılardan Hârise b. Nu'man'ın evine indirdi. Bu durumda benim komşum olmuştu. Resûlullah'da gecesi gündüzüyle yirmi dört saatini onun yanında geçiriyordu. Ben bundan şikâyetlenince onu Medine'nin Âliye isimli mahallesine taşıdı. Burada da onun yanına gidip geliyordu. Bu durum bana daha da ağır gelmeye başladı."

HAKKINDA SÖYLENENLER:

v "Allah Mâriye'ye çocuk bahşederek onu mükâfatlandırdı. Biz ise bundan mahrum kılınmıştık." Hz. Âişe (r.anha)

KAYNAK

Nurgül Dere, Hanım Sahabîler, Kayıhan Yayınları, İstanbul, 2019.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

HZ. HANSÂ (R.ANHA)

HZ. HANSÂ (R.ANHA)

“Bütün bilginler ondan önce veya sonra hiçbir kadının ondan daha güzel şiir yazmadığınd

HZ. HAVLE BİNTİ TUVEYT (R.ANHA)

HZ. HAVLE BİNTİ TUVEYT (R.ANHA)

Allah’ın rızasını kazanmanın yollarından biri de eşinin rızasını kazanmaktır. Hz. Havle

HZ. ÜMMÜ HUMEYD ES-SAİDİYYE (R.ANHA

HZ. ÜMMÜ HUMEYD ES-SAİDİYYE (R.ANHA

Namaza çok düşkün bir hanımefendidir.

HZ. SÜBEY’A BİNTİ EL-HÂRİS EL-ESLEMİYYE (R.ANHA)

HZ. SÜBEY’A BİNTİ EL-HÂRİS EL-ESLEMİYYE (R.ANHA)

Allah Resûlü'nün, istediği kişi ile evlenebilmesi için ruhsat verdiği hanım sahabedir.

HZ. ÜMMÜ SİNÂN (R.ANHA)

HZ. ÜMMÜ SİNÂN (R.ANHA)

Peygamberimiz’in (aleyhissalatu vesselam) hacca giderken davet ettiği hanım sahabedir.

HZ. ÜMMÜ MÂLİK (R.ANHA)

HZ. ÜMMÜ MÂLİK (R.ANHA)

Resûlullah’ın (aleyhissalatu vesselam) duasını alıp, mucizesine şahit olmuştur.

HZ. HAVLE BİNTİ YEMÂN (R.ANHA)

HZ. HAVLE BİNTİ YEMÂN (R.ANHA)

Sahabenin büyüklerinden Huzeyfe bin el-Yemân’ın kız kardeşidir.

HZ. ÜMMÜ ZİYÂD EL-EŞCEİYYE (R.ANHA)

HZ. ÜMMÜ ZİYÂD EL-EŞCEİYYE (R.ANHA)

Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) ile birlikte Hayber’in fethine iştirak etmiştir.

HZ. ÜMMÜ BUCEYD (R.ANHA)

HZ. ÜMMÜ BUCEYD (R.ANHA)

Kendisi fakir olmasına rağmen sadakaya çok ehemmiyet verirdi.

HZ. ÜMMÜ İSHAK (R.ANHA)

HZ. ÜMMÜ İSHAK (R.ANHA)

Hicret etmek için yola çıktıklarında kardeşini şehit vermiş ve tek başına Medine'ye gidere

HZ. ÜMMÜ SÜNBÜLE (R. ANHA)

HZ. ÜMMÜ SÜNBÜLE (R. ANHA)

Peygamberimiz’e (aleyhissalatu vesselam) ikramlarda bulunmuştur. NESEBİ: Eslem kabilesindendir

Kim Allah'a güvenip dayanırsa, Allah ona yeter.

Talak,3

GÜNÜN HADİSİ

Hastayı ziyaret edin, açı doyurun, esiri kurtarın.

Riyazü's-Salihin

TARİHTE BU HAFTA

*Elmalılı Hamdi Yazır Hocaefendi Vefat Etti (27 Mayıs 1942) *Azerbaycan'ın İstiklali(28 Mayıs 1918) *İSTANBUL'UN FETHİ VE AYASOFYA'NIN CAMİ OLMASI(29 MAYIS 1453) *İmam Nesei'nin Vefatı(31 Mayıs 1310) *Ayasofya'da İlk Cuma Namazı Kılındı(1 Haziran 145

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI