Cevaplar.Org casino maxi

BİRİNCİ SÖZ-Senai Demirci-Timaş Yayınları-İstanbul-2006

Ulaşmak istediklerimiz, kâinatın her yerine dal budak salmış sebepler çizgisinin ucundadır. Ancak sebepleri izleyerek varırız isteğimize


Nurgül Dere

nurguldere@gmail.com

2009-07-31 00:09:13

• Ulaşmak istediklerimiz, kâinatın her yerine dal budak salmış sebepler çizgisinin ucundadır. Ancak sebepleri izleyerek varırız isteğimize. S:16

• Sebeplerin hiçbiri, sonucu kendisi yapıyor değildir. Sebeplerle birlikte geliyor oldukları halde, sonuçları garanti eden, hazır eden, yakın eden sebepler değildir. Sebepler sonuçları yapmaktan sonsuz uzaktadır. S:18

• Sorunumuz şu: İstemeyi 'iyi biliyor' olmak, isteğimizi kendi kudretimizle elde ettiğimizi, kendi irademizle arzumuza kavuştuğumuzu göstermez. S:19

• Sadece istemeyi biliriz, sadece isteriz. Bizim için, irademizin belirlemediği yollardan, kudretimizin erişemediği uzaklıklardan, şefkatimizin yetmediği biçimlerde sonuçlar, yanımızda hazır edilir, isteğimiz bize yakın edilir. S:19

• İnsan kendini 'abd' bildiğinde, zerreyi de Rabbi adına hareket eder biliyor; 'tesadüf oyuncağı, karışık manasız hareket' olduğunu vehmetmekten kurtuluyordu. S:24

• İnsan kendi ubudiyetini maksadında aradığı kadar ve hatta ondan önce, takip ettiği tarikte aramalıdır. S:32

• İnsanın hayrı tercihi, seçtiği yolda, yani 'hayrın başı'nda başlar. Bu yüzden insan hep başlardadır ve yapıp ettiği de başlamaktan ibarettir; nihayetler ve hayırlar kendisine ait değildir. Allah'ın adıyla hareket etmek ya da etmemek tercihi hayrın başında başlar ve biter. S:33

• 'Siyaset-i İslamiye' gibi meşru bir maksad için, izledikleri yolda 'hakaik-i İslamiye'yi menfaatperest siyasetin zaruretlerine alet ve tabi edenlerin, "Bismillah her hayrın başıdır" cümlesinden alacakları çok ders var, vesselam. S:33

• Rabbimize olan yönelişimiz dış dünyadan içeri doğru taşındığında, yönelişimiz daha bir sapabilir hale gelir. Her şeyi dışarıdaki konuşlanmaya göre hallettiğini düşünen bizler için istikamet kolayca belirlenir, sapma ihtimali düşük görünür. S:35

• Ancak kalbi ile nefsi arasında yaşayan maneviyat büyükleri için pusula ibresi sürekli titreşim halindedir. S:35

• Risale-i Nur, istikametimizi haricî referanslarda değil de, sahih duruşumuzun temeli olan kalp-nefis ekseninde tanımlar. Bizi, taraftarlık ve tarafgirlikle kurduğumuz gayrisahih rahatlıktan alır, manevî bir titrekliğin ortasına çeker. S:35

Bismillah'ın sırrı, atlanıp geçilecek, geride bırakılacak bir şey değil, bütün bir ömür boyu 'başlanacak' bir ubudiyet sırrıdır. S:41

• Her nefesimizde, her adımımızda 'Allah adına' hareket etme ya da kendi başına buyruk olma tercihi ile karşı karşıya kaldığımıza göre, her zaman "Bismillah'a başlarız." Ötesine de geçemeyiz; ötesine geçtiğimizde bile bir an sonra kendimizi yeni bir başlangıçta buluruz. Hep başlamakla kalır ve başta kalırız. S:41

• "Bil ey nefsim" ifadesi, Kur'an mesleği açısından önemli bir nirengi noktasına işaret eder: Bilmek, nefisle ilgili bir şeydir. Nefsin kendini nasıl bildiği, kâinatı nasıl bildiğini belirler. S:43

• Bilirse 'nefsim' bilir; ister kendini zulmet ve abesiyet dolu bir zindana atar, ister gelen nuru ve hikmeti 'olduğu gibi' kabul eder. S:44

• Besmele bahsi, bir esmâ bahsidir. Allah'ın adıyla başlamak, her işte, her şeyde Allah'ın ismini okumayı gerektirir çünkü. Risale-i Nur'un kronolojik olarak değilse de, metodolojik olarak başı olan Birinci Söz, her şeyin başı olan Besmele'ye başlar. Dikkat ediniz, "Biz dahi başta ona başlarız" derken, bu derse sadece başlanacağını, bu dersin bitirilemeyeceğini ima eder. S:47

• Varlık âleminde her bir şey her şeye muhtaçtır; öyleyse, varlık, her bir şeyin yardımına her şeyi koşturan 'bir başkası' sayesinde var oluyor olmalıdır. 'Bir başkası diye kastedilen de, eşya cinsinden olmamalıdır, olamaz da! S:49

• Esma-i hüsnayı okumak, hissetmek ve yaşamak bir hal değişimi gerektirir; sadece dille esmayı söylemek ve kulakla esmayı duymak esmayı talim etmeye yetmez. Esmayı tevazu halini giyinerek söylüyor olmalıyız. S:50

Her şeyin "Allah'ın ismiyle hareket ettiğini" bilmek, her şeyi hak ettiği yerde görmeyi de içerir. Âlemdeki düzenin ve ahengin temeli, kuvvetlinin haklılığı değil; hakkın kuvvetli oluşudur. S:61

• Hayırlı ve haklı işler görmenin başı, her şeye Allah adına bakmaktır. S:61

• "Bismillah her hayrın başıdır" cümlesi, kâinata hayırlı bir nazarla bakmayı da içeriyor değil midir? S:61

• "Sert ve katı olan taş ve toprak, ipek gibi yumuşacık kök ve damarların emri altına giriyorsa, onların hatırına değil, onları kendi bağrına gönderen "Allah, Rahman" adınadır." S:65,

• Teslimiyet görüntüler, bizi Hâkim ismine götürür. Her şeye hükmeden, dilerse ateşi serin ve selametli eyler. O öyle bir Hâkim'dir ki, aczimize karşılık bize ateşler içinde de serinlik ve selamet verir. Serinlik ve selamet vermek için suya muhtaç değildir; ateşi söndürmek zorunda değildir. S:69

• Acz ve fakr üzerine iki "esmâ" inşa ediliyor. 'Fakr' haline karşılık olarak, 'Malik' ismi ve 'acz' haline karşılık olarak 'Hâkim' ismi yazılıyor. Demek ki, 'Malik-i Ebedî' ve 'Hâkim-i Ezelî' unvanlarıyla anılan Bir'ine olan ihtiyacı insanın fakr ve aczden yoğrulmuş fıtratında baştan beri vardır. S:85

• Bu esmâ insan fıtratına kazınmıştır. Okumak için insanın enfüsi tefekküre dalarak, fakrını ve aczini fark etmesi gerekir. S:85

• "…ince, nazenin yapraklar", ateş saçan hararete karşı "ey ateş serin ve selametli ol" (Enbiya 21/69) diye okuyorlar. Her bahar ateşe atılan nazenin yapraklar tıpkı ateşe atılan İbrahim (as) bedeni gibi, yaz boyu ateşin yakıcılından korunurken, İbrahim'in (as) ateş içinde gül bahçesi bulması gibi, çiçeğe duruyor, meyvelere tebessüm ediyor. S:98

Özellikle Küçük Sözler'e hâkim olan 'iki adam'lı temsilî hikayecikler, Risale-i Nur'un hem insana psikolojik içgörü kazandırmada kullandığı özel yöntemi açığa vurur, hem de vahyî mesajın ana eksenlerini oluşturan, 'hayır-şer' 'vücud-adem' 'hudabin-hodbin' gibi kavramları yerli yerine oturtma ve yeniden inşa etme konusundaki özel çabayı haber verir. S:112

• Birinci Söz'de takdim edilen 'lisan-ı hâl' terimi, aslında Risale-i Nur'un bütününe hâkim olan 'kâinatı okuma' yönteminin habercisidir. S:113

Risale-i Nur dilini, kısaca, damardaki akan kana benzetiyorum. Damardaki kanın basıncı vardır, her hücresi canlıdır, sürekli akış içindedir, sıcaktır. Oysa tüpteki kan soğuktur, basıncını yitirmiştir, canlılığını kaybetmek üzeredir, akışı durmuştur. Risale-i Nur'un nabzına kalbimizi koyduğumuzda, bu canlılığı, akışı, sıcaklığı, doluluğu hissederiz. S:116

Risale-i Nur'un dili, yazıldığı zamana göre sade görünmekle birlikte, Kur'anî kavramlarla canlı irtibat sağlamamız için bize Kur'an kelimeleri üzerinden muhatap olur. Bu yüzden, Risale-i Nur, ilk bakışta bize "sade" gelmeyebilir; ancak sorun Risale-i Nur'un sade olmayışı değil, bizim Kur'an kelimelerine olan uzaklığımız ve Kur'anî kavramlar açısından sığlaşmamızdır. S:117

• Risale-i Nur dilinin en önemli özelliklerinden biri, mümini kâinatla sahici ve müjdeli bir düzlemde ilişkilendirmesidir. S:139

Bir Risale okuyucusu, her okumasında, adeta taşlarla söyleşir, yağmurlarla kucaklaşır, çiçeklere misafir olur, dağlara ve yıldızla seslenir; eşyanın konuştuğunu fark eder. S:139

• Rüzgârın müjdeci olarak okunabilmesi için, eşyanın ağaç dalı gibi rahmete doğru eğildiğini görecek bir nazar gerek. S:139-140

• Okudukça, sürekli bir çocuk heyecanı yüklenmeli, sürekli bir şükür mahcubiyeti kuşanmalıyız. Risale-i Nur talebesi, çocuklar gibi sevinmezse bahara, daha bir fırın ekmek yemelidir. S:142

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ŞEHBENDERZÂDE FİLİBELİ AHMED HİLMİ’NİN DİNÎ VE FELSEFÎ GÖRÜŞLERİ-ÖMER CERAN-SIR YAYINCILIK-BURSA-2013

ŞEHBENDERZÂDE FİLİBELİ AHMED HİLMİ’NİN DİNÎ VE FELSEFÎ GÖRÜŞLERİ-ÖMER CERAN-SIR YAYINCILIK-BURSA-2013

Ahmed Hilmi, 1914 yılında vefat etmiştir. Vefat sebebi olarak bakır zehirlenmesi düşüncesi il

TOTALİTERİZMİN SEFALETİ-MESUT KARAŞAHAN-BEYAN YAYINLARI-İSTANBUL 1998

TOTALİTERİZMİN SEFALETİ-MESUT KARAŞAHAN-BEYAN YAYINLARI-İSTANBUL 1998

Antik Çağ’ın filozofları arasında totaliter siyasal felsefesini daha açık ve kolay biçimde

MASONLUK-CARO Y. ROGRIGUEZ-ÇEVİRİ: HACASAN YÜNCÜ-ETKİN KİTAPLAR-İSTANBUL 2012

MASONLUK-CARO Y. ROGRIGUEZ-ÇEVİRİ: HACASAN YÜNCÜ-ETKİN KİTAPLAR-İSTANBUL 2012

Illuminuti’nin kurucusu Weishaupt’ın meşhur ‘Talimât’ından birkaç cümle sunuyorum: D

OSMANLI TARİHİNDE MASKELER VE YÜZLER-MUSTAFA ARMAĞAN-TİMAŞ YAYINLARI-İSTANBUL–2008

OSMANLI TARİHİNDE MASKELER VE YÜZLER-MUSTAFA ARMAĞAN-TİMAŞ YAYINLARI-İSTANBUL–2008

Feminizm, modernliğin son büyük ideolojisi. Kolay kolay yıkılmaz, çünkü hiçbir zaman kurulm

ŞÂH-I GÜLİSTAN-HARUN ÇETİN- KAYIHAN YAYINLARI-İSTANBUL-2012

ŞÂH-I GÜLİSTAN-HARUN ÇETİN- KAYIHAN YAYINLARI-İSTANBUL-2012

Ben bir bülbülüm ki, cismim insanın avucunu doldurmaz, kalbim ise dünyaya sığmaz. Yirmi dört

MÜSLÜMAN OLMAK-NURİ YILMAZ-MANA YAYINLARI-İSTANBUL-2008

MÜSLÜMAN OLMAK-NURİ YILMAZ-MANA YAYINLARI-İSTANBUL-2008

"Cezan kadar yanarsın, sonra yine cennete girersin!" ...İşte hayata günahlar ve sevaplar penc

CEMAAT-İSMAİL ÇETİN-DİLARA YAYINLARI-ISPARTA-2005

CEMAAT-İSMAİL ÇETİN-DİLARA YAYINLARI-ISPARTA-2005

...Cemaatleşmek devlet kurmak değildir. Çünkü devlet kurmak ibadet değildir. Yani devlet mekan

DÖRT RUKÜN-SEYYİD EBÜL HASAN ALİ NEDVÎ-TERCÜME YUSUF KARACA-NEHİR YAYINLARI-İSTANBUL–1992

DÖRT RUKÜN-SEYYİD EBÜL HASAN ALİ NEDVÎ-TERCÜME YUSUF KARACA-NEHİR YAYINLARI-İSTANBUL–1992

…İnsan için öyle bir ibadet tarzı veya ibadet düzenine gerek vardı ki, bu ibadet tarzı onun

KANUN-İ ESASİ’DEN ASKERÎ MÜDAHALEYE II. MEŞRUTİYET-HAZIRLAYAN: YUSUF ÇAĞLAR- ZAMAN KİTAP-İSTANBUL-2008

KANUN-İ ESASİ’DEN ASKERÎ MÜDAHALEYE II. MEŞRUTİYET-HAZIRLAYAN: YUSUF ÇAĞLAR- ZAMAN KİTAP-İSTANBUL-2008

İlk anayasamız, Kanun-i Esasi’nin hazırlık çalışmalarına II. Abdülhamid’in izniyle Ekim

JÖN TÜRKLER VE İTTİHAT TERAKKİ, SİNA AKŞİN, REMZİ KİTABEVİ, İSTANBUL–1987

JÖN TÜRKLER VE İTTİHAT TERAKKİ, SİNA AKŞİN, REMZİ KİTABEVİ, İSTANBUL–1987

Ermeni sorunundaki Alman tarafsızlığı dolayısıyla Almanya ile Osmanlı Hükümeti arasında ge

II. MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE SİYASAL MUHALEFET-ABDULLAH İSLAMOĞLU-GÖKKUBBE-İSTANBUL-2004

II. MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE SİYASAL MUHALEFET-ABDULLAH İSLAMOĞLU-GÖKKUBBE-İSTANBUL-2004

Siyasal muhalefet kavramı, özellikle Meşrutiyet dönemlerinde siyasal yaşamımızı önemli öl

"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

Ahkaf,13

GÜNÜN HADİSİ

Mü'minin sezgisinden sakının, çünkü o Allah'ın nuruyla bakar.

Taberani

TARİHTE BU HAFTA

*Süleyman Hilmi Tunahan Hz.lerinin Vefatı(16 Eylül 1959) *Adnan Menderes'in İdamı(17 Eylül 1961) *Ertuğrul Fırkateyni Japon Sularında Battı(18 Eylül 1890) *Efendimiz (s.a.v.) Hicret Ederken KUBA'yı Teşrif Ettiler(20 Eylül 622) *Yavuz Sultan Selim Han

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI