Cevaplar.Org

AV.GÜLTEKİN SARIGÜL BEYİN HATIRALARI-5

Nusret Kocabay Hoca Nusret Hoca ile 1965’de tanıştık. Herhalde Nazım Akkurt’un davası vardı. Ağrı’ya o davaya gittim. -Masrafı nasıl karşılıyordunuz? -Masrafı karşılayacak durumum yoktu


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2009-05-22 00:10:08

Nusret Kocabay Hoca

Nusret Hoca ile 1965’de tanıştık. Herhalde Nazım Akkurt’un davası vardı. Ağrı’ya o davaya gittim.

-Masrafı nasıl karşılıyordunuz?

-Masrafı karşılayacak durumum yoktu, borç alıp gidiyorduk. O sırada bana müzahir olan da yoktu. Nazım Akkurt bir fırının üstünü ahşaptan dershane gibi bir şey yapmış. Çok gariban, basit, mütevazı bir şey. Beni Nusret hoca ile tanıştırdı; “Bu Nusret Hoca, şarkta, kavmiyetçilere karşı Risale-i Nur’ları savunuyor. Çok da müessir oldu. Kavmiyetçiliğin tehlikelerini burada izale etti” dedi. Nusret Hoca ile orada tanıştık. O zaman daha gençti.

Bir ara ben 1986’da Erzurum’a bir iade-i ziyarete gitmiştim. Oradan da Ağrı’ya geçtim, Nusret Hocayı göreceğim. Nezih Alparslan adlı kardeşimizin bir oteli vardı, oraya gittim. Hacı Nezih’e “Nusret Hoca’yı nasıl görürüz? diye sordum. “O şimdi Karacehennem köyünde. Yayan zaten gidilmez, traktör bile bu mevsimde gitmez, kar daha yeni kalktı” dedi. “Peki, nasıl görebiliriz?” dedim. “Sizin için kolay, bir selam gönderirsin, haberdar olur, gelir. Ben kuvvetli iman ediyorum ki, ikinizden birisi muhakkak velidir” dedi. “Vallahi Hacı Nezir, artık başka çare de kalmadı” dedim. Şark tarafına dönüp; “Nusret Hocam! selamun aleyküm, seni Patnos’ta bekliyorum, hemen arkamdan yetiş” dedim.

Patnos’a geçtim. Hacı Şemseddin’in misafiriyim, Allah selamet versin. İkindiye doğru bir telefon geldi. Baktım, Nusret Hoca; “Ağabey, sen beni bekle, geliyorum” dedi. “Peki Hocam, tamam” dedim. Eleşkirt’e kadar yayan gelmiş. Köyünden orası 3–4 saat vardır. Oradan vasıtaya binmiş, geldi. O gece orada beraber kaldık.

Korkuteli’nde her yıl on günlük okuma programı yapılıyor. Nusret Hoca da onun müdavimlerindendir. Aşağı yukarı on beş yıldan beri, orada on gün beraber kalırız. Yıllardan beri hep beraber olmuşuz. Çok hatıralarımız var, çok mübarek bir zat. Diyelim ki gece saat on’da yatar, saat iki oldu mu kalkar. Sabaha kadar Cevşen okur, ibadet ile meşgul olur. Sabah namazını takiben imsak’ı kılar. Ondan sonra saat on’a kadar yatar, uykusu o kadardır. Devamlı böyledir. Evradu ezkar bakımından zirvede olan çok ehl-i kalp bir zattır. Allahu Teâla uzun ömür ihsan etsin…

Cahit Erdoğan

Cahit Erdoğan astsubaylıktan ayrılmış, çok halis, fedakâr bir kardeşimizdi. Tanışmamız 60’lı yıllarda idi. Fethullah Hoca İzmir’e gelmeden çok önceleri tanışıyoruz. Ahmet Feyzi Ağabey ile olan münasebetlerimizde ekseriyetle Cahit Erdoğan da hazır bulunurdu. Çok fedakâr, eli açık, himmet ehli bir zattı.

İzmir’de davalara gittiğimiz zaman, ekseriya Ahmet Feyzi Ağabey, Hacı Kemal Erimez, Cahit Erdoğan orada hazır bulunur. Onlarla beraber bir balık lokantasına gideriz, yemek yiyip, sohbet ederiz, sonra derse gideriz. Ders de devamlı Mustafa Birlik’in evinde olurdu. Başka dershane de yok, sohbet yeri de yoktu. Ahmet Feyzi Ağabey, Cahit Erdoğan, Hacı Kemal Erimez ve Mustafa Birlik arasında büyük bir birlik-beraberlik vardı. Her İzmir’e gelip gidişimizde onlarla karşılaşırdık.

Cahit Erdoğan’da bir ara evlenmeyi düşünüyordu. Ben bir-iki kişi göstereyim dedim, geldi misafir kaldı, buradakileri beğenmedi. Ben de ısrar etmedim. Öyle samimiyetimiz vardı. Sonra bir şekilde evlendi. O zaman evlenenlere “öldü” derlerdi, evlenmeye sıcak bakılmazdı. Ahmet Feyzi Ağabey de çok latifeci, nüktedan biri olduğu için; “Cahit oldu camid” derdi. Ahmet Feyzi Ağabey devamlı onun evine gider, misafir kalırdı, onunla irtibatı çok fazlaydı.

İlla İzmir’e geleceksin diye ısrar ettiler. Ben de gittim, en fazla Cahit ile beraberdim. Bir ara bana orada bir iş ayarlandı. Bir avukatın serbest bir işte çalışmasına imkân var mı? Olmadı ayrıldık. Yazıhane açacak olduk. Birisinden borç para istedim, vermedi, Tabii üzüldüm. Cahit kardeşin yanına gittim. “Seninkine uğradım, borç para vermedi” dedim. “Ben varken sen niye gidiyorsun, al şu altı bin lirayı, bu yetmez daha vereceğim” dedi. O altı bin lira zaten kâfi geldi. Çok fedakâr, eli açıktı. Allah nasip etti borcu da en kısa zamanda ödedim.

Sonra mukaddermiş; 1971’de sıkıyönetim mahkemesinde beraber içeri girdik. Cahit kardeş ibadetine gayet düşkün, yaşı bir iki yaş benden büyük olması hasebiyle ağabey diye hürmet ettiğim, çok mübarek bir kardeşimizdi. Orada çok hatıralarımız var. İçerde hiç maneviyatını bozmadı. Devamlı evradu ezkâr, Cevşen okuyan biriydi. İçerde hiçbir rahatsızlığı olmadı. Hocaefendi’ye karşı da sonsuz bir hürmet ve ihtiramı vardı.

Hacı Kemal Erimez

Hacı Kemal Erimez’le o devrelerde hep beraberdik. Hacı Kemal Erimez dışa yönelik hizmetlerde o zaman da muvaffaktı. Aydın’daki İmam Hatip okulunun binasını kendi himmeti ve gayretiyle, başkalarından topladıklarıyla yaptırmıştı.

O zaman Fethullah Hoca yoktu, Yaşar Hoca vardı. Yaşar Hocanın etrafında devamlı ona müzahir olan bir zattı, ama bizimle de aynı şekilde idi. Latifeleri gayet hoş, kafa dengi, biraz fazlaca yemeğe vs. düşkün, ama şakaya getirerekten onu da gayet güzel bir kılıfa sokuyordu. Çok hareketli, mübarek bir zattı. Sonra çok hürmetkârdı. Yaşı bizden çok ileri olmasına rağmen ağabey diye hitap ederdi.

Sonra Hocaefendi İzmir’e gelince, Hocaefendi ile hemhal oldu. O cenahta vazife aldı. Tabii, Hocaefendinin gelişi İzmir’e bir hareket getirdi. Kamplar başladı. Dershaneler çoğaldı. Risale-i Nur okuma-okutma meselelerinde o zaman çok mesafe alındı. Çok da güzel, mükemmel bir atmosfer vardı. Sonra yurt açma şeklinde tecelli etti. Akabinde kendi ekibi ile yürüme müsaadesi aldı ve yürüdü gitti…

Onun en yakınlarından birisi de ona müzahir olan Hacı Kemal Erimez Ağabey’dir. Bütün zengin şahsiyetlerle münasebet kurma, onlarla irtibat kurma, onları harekete getirme… Hepsi onun himmet ve gayretleriyle oldu. Zaten kendi varlığının hepsini hemen hemen verdi. Büyük bir zeytinliği vardı, hepsini verdi. Çok kahraman bir insandı. Onun için Türkî cumhuriyetlerde kendisi“Hacı Ata” diye anılır olmuştur.

Nail Papatya Hoca

Nail Papatya, Bursa’ya müftü olarak tayin edilmişti. Sami Pala’nın evinde tanışmıştık. Hemşehrilik de vardı, oradan bir yakınlık hâsıl oldu. Nail Papatya bazı yerlerde müftülük yaptı, emekli olduktan sonra İzmir’e geldi. Yakinen devamlı temasta bulunmamız İzmir’de olmuştur. Ben her İzmir’e gidişimde, fahri olarak imamlık yaptığı, ayakkabıcıların çarşısında bir mescidde buluşurduk. Ben müezzinlik yapardım, o hutbe irad ederdi, namaz kıldırırdı. Sonra oradaki cemaate beni takdim ederdi.

Böyle bir yakınlaşmamız var. Çok makul, malumatlı, kültürlü, diğergam, takvaya çok dikkat eden, risalelere de vâkıf, mübarek bir zattı.

Birbirimizi çok severdik. Hatta hastalandı, kanser oldu. Bizim cemaat kendisine bir şey diyemiyorlar. Çamlık’ta defnetmek istiyorlar. “Bunu söyleyebilir misin” dediler. Söylerim, problem değil dedim.

Şifa hastanesinde ziyaretine gittim. Selam sabahtan sonra, dedim ki “Hocam, Allah şifa etsin. Ama, dünya ölüm kalım dünyasıdır. Kimin kimden önce öleceği bilinmez. Yalnız bir emr-i hak vaki olursa, cemaat size Çamlığı münasip görüyorlar. Onlar söyleyemedikleri için ben söylüyorum” dedim. “Nasip” dedi. Orada helalleştik. Sonra tabii ben buraya geldim. Korkuteli’nde programdaydık, haber geldi, İzmir’e gittik. Cenazesinde bulunduk, defnettik. Çok faziletli bir insandı.

Ali Ulvi Kurucu

1958’de Tarihçe-i Hayat neşredildiği zaman, onun bir önsüzü vardı. Şahane bir yazıydı. Hakikaten bir istihdama tabi olmuş. Hâlbuki Risale-i Nur’ları enine boyuna okumuş değil, ama işte bir istihdam. Hakikaten şahane bir takdim yazısı. Onu okuduk, kendisini öyle tanıdık. Sonunda da bir şiiri vardı “Gönüller Sultanı Üstad’a” diye. O şiirinde güzel, akıcı bir üslubu vardı, şahane bir şiir. Biz o zamanlar ona “Ali Ulvi Ağabey” derdik, tabi dünya gözüyle görüşmedik. Daha ziyade Arif Ural Ağabeyimiz onunla irtibat kurmuşlar. Ali Ulvi Bey’e bir mektup yazmış, Ali Ulvi Bey ağlamış ve onun üzerine o önsözü yazmış.

Böyle ona hüsnü zan ederdik. Bizim hacca ve umreye gitme imkânlarımız olmadığı için kendisiyle görüşme imkânı olmadı.

Sonradan 80’li yıllardı herhalde. İzmir’de Kutlu Doğum münasebetiyle Yamanlar Kolejinde bir panel tertip edilmişti. Merhum ağabeyimizi de oraya çağırmışlar, orada dünya gözüyle gördüm. Güzel konuşmalar yaptı “Siz benim yaptığım duaların kabulüsünüz” dedi.

Sonra 89’da umreye gitmek nasip oldu. Umreye gittiğimiz zaman Medine’de Hüseyin Avni diye bir kardeşimiz var, oradaki hizmetleri organize eden Ispartalı bir kardeş. Bizi akşam yemeğine evine davet etti. Yemeğe icabet ettik. Baktık ki Ali Ulvi Ağabey orada, Ömer Kirazoğlu merhum orada, Adapazarı üniversite öğretim üyelerinden üç-beş kişilik bir grup orada, ben de bir kenara oturdum.

Ali Ulvi Ağabey orada sohbet ediyor, güzel şeylerden bahsediyor; Efendimiz aleyhissalatu vesselam hicret buyurdukları zaman, daha süratli olduğu için “Ecinni” devesiyle gelmişler. Üç gün üç gecede Mekke’den Medine’ye gelebiliyormuş. Başka bir deve cinsi varmış, o yük taşımaya daha elverişli, onunla gitmek icab etse altı gün.

Efendimiz o hengâmede buyurmuş ki; “Ahirzamanda seyir vasıtaları öyle sürat peyda edecek ki; sabah Mekke’den kalkan akşam Şam’a varacak, o devri yaşayanlar görecekler, öyle vasıtalar olacak ki, neler olacak, neler olacak…” Böyle imaen, şimdiki vasıtalara da işaret buyurduğunu belirtti.

Fakat güzel de konuşuyor, Ömer Kirazoğlu da kısmen bazı şeyler anlattı, o da malumatlı bir zattı. Aşk ehli ikisi de. Benim orada olduğumdan Ali Ulvi Ağabeyin haberi yok. Sonra kardeşlerden bir tanesi “Gültekin Ağabey de burada” der demez, rahmetli hemen kalktı “Gel kardeşim, ben seni bir kucaklayayım” dedi. Kucaklaştık. Ondan sonra: “Yahu, Gültekin Bey sizin o ruhsatınızın iptal edilmesi bizi çok üzmüştü, çok müteessir olmuştuk, o hadiseyi bir anlatsanız” dedi. “Nasıl intikal etti size” dedim. Tabi olan bitenden benim haberim yok.

1971’de İzmir sıkıyönetim mahkemesindeki bir mahkûmiyet kararı kesinleşmişti, benimkini tasdik ettiler. Bekir Ağabeyinkini, Hocaefendi’ninkini bozdular, Mustafa Birlik’in bozdular. Bunlarınki kesinleşmedi, sadece bula bula beni buldular, benimkini tasdik ettiler. Şimdi o vesileyle ruhsatname gitti. Bu mesele duyulunca, Salih Özcan Bey Arap gazeteleriyle irtibatlı olduğu için oraya haber olarak intikal ettirmiş. Orada da sürmanşet olarak, arapçada (g) harfi olmadığı için “Mahami Cültekin’in cezası tasdik edildi, avukatlık ruhsatnamesi iptal edildi” diye haber mahiyetinde çıkmış. Ali Ulvi Ağabeyimiz de o haberi okumuş, epey üzülmüş, merak etmişler. Ona durumu izah ettik. Böyle bir sohbetimiz oldu.

Onun bir damadı var, genç bir kardeşimiz. Medine’de evine davet etti. Ali Ulvi Ağabey geldi. Orada da görüştük. Sonra bir sempozyuma İstanbul’a gelmişlerdi, orada karşılaştık, elini öptüm, hal-hatır sordum. Görüşmelerimiz bu kadardı, ama kendileri çok mübarek, kalbi yanık, ehl-i aşk, muhterem bir zattı. Allah cümlesine rahmet eylesin.

2005’te umre nasip oldu. Medine’de Mihr Ali Süleyman var, Allah selamet versin. O bana Cennet-ül Bakiyeyi gezdirdi. Eliyle işaret ederek “Üçüncü kabir Ali Ulvi Ağabeyimizin, şu kabir Hacı Zehra validemizin, Selahaddin Yeşilyurt’un kabri şurada” diye gösterdi. Allah rahmet eylesin.

Salih Özcan

O bizden büyük bir ağabeyimiz, ama arkadaş gibiydik. Yani bazen ben ona bazı şeyleri sert bir şekilde ihtar ederdim, ama çok olgundur, yanlış anlamaz.

Arkadaşlığımız nasıl oldu? Kendisi Hilal mecmuasını çıkarırdı. Ankara’da bir cadde vardı, Adliye’den Numune Hastanesine giden bir caddedir. Bütün muhafazakar mecmualar oradaydı. Sol tarafta iş hanının altında Hilal, biraz ötede İslam mecmuası..sağ tarafta Osman Yüksel Serdengeçti mecmuasını çıkarır, orada izbe bir yer vardı, orada kalırdı. Ekmek ve pekmez yer, son derece muktesit. Hilal mecmuasının bir yukarısında bir odada Sezai Karakoç, Şevket Eygi “Diriliş” diye bir dergi çıkarırlardı. Hemen hemen hepsi oradaydı, başka bir mekân yoktu.

O zaman tabi talebelik yılları. Ben sık sık Salih Özcan Bey’e uğrardım, sohbet ederdik, öyle bir arkadaşlığımız oldu. Sonra ben avukat olup davaları takibe koyulduğum devrelerde, birçok yerde karşılaştık ve bir yakınlık hâsıl oldu.

Sonra Fethullah Hoca İzmir Kestanepazarı’na geldi. Salih Bey ile Fethullah Hoca’nın yakın bir alakaları vardı, sık sık İzmir’e gelirdi. Kendisi Yeni Asya gazetesine katıldı. Sonra aralarında bir iki ihtilaf çıkmış, ondan dolayı onlara biraz kırgındı.

Bekir Ağabey 1973–74 yıllarında Türkiye’den ayrıldı Cidde’ye gitti. Orada bir radyoya intisab etmesi icab ediyor. Fakat Salih Özcan’dan da vize almaları icab ediyor. Onun tavsiyesi olmadıkça da almıyorlar. Bekir Ağabey bana mektup yazdı: “Bu zat bana mani oluyor, ben sana haber veriyorum” dedi. Tevafuk, Salih Bey de İzmir’e gelmiş bulundu. Ben de İzmir’deyim o zaman. Mesut Kızılhisar diye bir kardeşimiz vardı, onun marangozhanesinde oturduğunu duydum, hemen gittim “Sen mağdur olmuş bir insanın arkasından tekme sallayacak kadar alçaldın mı?” dedim. “Ne demek istiyorsun” dedi.” “Ne demek istediğim açık. Radyoda vazife almak istiyor sen buna mani oluyorsun” dedim. “Bana şöyle böyle yaptılar” filan dedi. “Öyle de olsa bu mevzu ayrı bir mevzu. Ayrı bir nezaketi var, sana yakışan burada bir büyüklük göstermektir. Şu kadar yıldan beri seninle arkadaşız, bu işi bitireceksin ve bana da malumat vereceksin, aksi halde bir daha konuşmam, seninle alakayı keserim” dedim. Düşündü, düşündü: “Peki senin hatırını kıramam” dedi. Sonra telefon açtı: “Tamam senin adamın işini yaptık” dedi. Bekir ağabey de o şekilde radyoya intisap etti.

Salih Bey, Kraliyet ailesinden biri geldiği zaman –o zaman parası da yoktu- borç alır, onları misafir ederdi. Öyle bir yakınlığı vardı. O da Mekke’ye gittiği zaman, onlar karşılarlar, hususi misafir ederler. Onların yanında, bilhassa Kral Faysal zamanında çok itibarı vardı.

Sonradan şu anki Suudi Arabistan dışişleri bakanı Prens Faysal, Salih Özcan ile beraber 85’li yıllarda buraya gelmişti. Otelde kaldılar. Ben Prens Faysal’ı Salih Bey ile beraber gezdirdim. Kraliyet ailesiyle görüştükleri için, Prens Faysal sırf Salih Özcan’a itimadından dolayı Faysal Finans’ı açtırdı. Öyle bir yakınlıkları vardı.

Bir tarafı vardır; çok alçakgönüllüdür, arkadaşlığı gayet iyidir. Son zamanlarda görüşemiyoruz –hayatta, felç geçirdi- ama kırk yıllık bir kardeşliğimiz, dostluğumuz devam ediyor.

Risale-i Nur’ların Arap âlemine tanıtılmasında çok büyük hizmetler ifa etti. Geniş kitlelere hitap etmeye matuf Hilal adlı bir dergi çıkarıyordu. Üstad’dan da vecizeler koyardı. Çok alakayla takip edilirdi.

-Hakkınızı helal edin abi, Allah razı olsun.

-Estağfurullah…

Fotoğraflar

1- Nusret Kocabay Hocamız

2- Merhum Hacı Kemal Erimez ağabey

3-Merhum Nail Papatya Hocaefendi

4-Merhum Ali Ulvi Kurucu

5- Salih Özcan ağabey

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

nuri, 2009-06-17 06:31:20

selim abi talat abi musa abi hasan abi bu abilerimizin yorumlarıda bulunmalı bütün meşveret cemaati kardeşlerime kucak dolusu sevgiler nurive ahmet ayrılmaz ikili elmalı herkes bizi bilir...

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Üstad Bediüzzaman 6000 sayfalık Külliyatında zaman zaman -bazen bi

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

Merhum Ali Uçar Bey bir sohbetinde anlatıyor; “Ali Sert Hocamdan dinlediğim şu hatırayı, Kon

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, edep, nezaket, tevazu timsali çok kıymetli bir insan-ı kâmi

BİR AVUKATIN HATIRALARI

BİR AVUKATIN HATIRALARI

Kıymetli ziyaretçilerimiz, aşağıda nakledeceğimiz hatıralar, Mutlakıyet, Meşrutiyet, Cumhu

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

Güngörmüş, gün geçirmiş zatların yanında insanın ya bir not defteri olmalı veya bir kayı

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

Sungur Ağabey anlatıyor: ‘Ahmet Feyzi Ağabey hapiste iyice hırslanmış, Temyiz’e layiha ya

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

Hafız Rıza Çöllüoğlu, değerli bir büyüğümüz. Muradiye Vakfının kurucularından olan Ho

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

Şeyh Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunlarından Vahdettin Küfrevi Efendi'nin hatıraları

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

Abdurahman Büyükkörükçü hocamızla 29.06.2011 tarihinde Konya Erenköy’deki evlerinde kısa

İMANIN TEZAHÜRÜ

İMANIN TEZAHÜRÜ

Biz bu yazımızda Üstad Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatında da neşredilen bir kahramanlığ

NUR KAHRAMANLARI-2

NUR KAHRAMANLARI-2

Üstad Hazretlerini, ortaokul talebesi iken tanıyıp ona soru sorma şansına ve yakın talebelerin

Şüphesiz Kur'an, mü'minler için gerçekten bir hidâyet rehberi ve rahmettir.

Neml, 77

GÜNÜN HADİSİ

Evlad ve Akrabalara İyilik

"Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz" [Tirmizi, Birr 33, (1953)]

TARİHTE BU HAFTA

-İbn-i Batuta'nın Vefatı(24 Şubat 1369) -Malcolm X'in Vefatı(25 Şubat 1965) -Tarık Buğra Vefat Etti.(28 Şubat 1994) -Buhari'nin Vefatı(2 Mart 869)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI