Cevaplar.Org

İHSAN KASIM SALİHİ BEY İLE HİZMET YOLLARINDA

Risaleleri Arapçaya çeviren muhterem İhsan Kasım Salihi Bey ile daha önce bir mülakat yapmıştık. Kıymetli oğlu Üseyd Bey, daha sonra İhsan ağabeyin Dost TV’nin “Dünyanın Kapıları” programındaki sohbetinin Cd’sini bize gö


Nurgül Dere

nurguldere@gmail.com

2009-03-27 10:44:22

Risaleleri Arapçaya çeviren muhterem İhsan Kasım Salihi Bey ile daha önce bir mülakat yapmıştık. Kıymetli oğlu Üseyd Bey, daha sonra İhsan ağabeyin Dost TV'nin "Dünyanın Kapıları" programındaki sohbetinin Cd'sini bize gönderdi. Kıymetli kardeşimiz Nurgül Dere hanımefendi bu sohbetin önemli yerlerini yazıya geçirdi. Mümkün mertebe yazı üslubuna aktarmaya çalıştık. İstifade etmeniz dileklerimizle… Cevaplar.org

 

BEN ALLAH İÇİN YAPIYORUM

 

Amr isminde bir kardeşimizle beraber Bağdat'a kitapları basmak üzere gitmiştik. Bağdat çok sıcaktı. O matbaadan bu matbaaya kapak öyle olsun, içi böyle olsun diye koşturmaktan ikimiz de perişan olduk. "Amr kardeş, bugün seni çok yordum" dedim. Bana döndü dedi ki: "Ben senin için mi yapıyorum bu işi? Ben Allah için yapıyorum! Çok yordum ne demek, Allah Allah!" Çok hoşuma gitti, içimi rahatlattı. Sanki o yorgunluğum gitti. O bana büyük bir teselli verdi, Allah razı olsun. Yani öyle ihlâslı derslerimiz vardı.

 

KÖY HOCASINDAN MÜCEDDİTLİĞE

 

Bağdat Üniversitesi Profesörlerinden Muhsin Abdülhamid, risaleleri tercümeye etmeye başladığımız ilk zamanlarda beni teşvik ederdi, ama derdi ki; "İhsan, Said Nursi'nin aklı bir köy hocası kadardır!" Ben ses çıkarmazdım, bir şey demezdim. Kendisi de âlim bir insan..Uzmanlık sahası tefsir.

 

O, 83–85 arası Fas'a öğretim üyesi olarak gitti. Gitmeden evvel ben ona, usul-i hadis ilmine dair 24. sözün 3. dalının tercümesini verdim, "Oku, tercümemde bir hata varsa düzeltirsin" dedim. Defteri okudu, getirdi. "Ya, meğersem bu zat âlimmiş" dedi.

 

Eh, elhamdülillah köy hocalığından âlimliğe çıktı. Şimdi o Fas'a gittiği zaman ben Ayet-ül Kübra'yı tercüme etmiştim. Ayet-ül Kübra'nın müsveddesini ona postayla gönderdim. "Oku, Arapçasında düzeltme gerekiyorsa yap" dedim. Allah razı olsun, o bir düzeltme yapmadı, ama çok güzel bir önsöz yazdı. Orada önsözünde diyor: "Said Nursi'nin bu asrın müceddidi olmasında hiç şek şüphe yok, kendi başına bir ümmettir."Allah Allah, âlimlikten müceddidliğe çıktı elhamdülillah! Hatta Üstad'ın hayatını yazdığımızda o önsözünden bir parça alıntı aldım, koydum, çünkü değerli bir şey o...

 

Zaman geçti, ben İşaratül-İcaz'ı tahkik ettim, ona verdim. Aldı, gece geldi yanıma, dedi ki: "İhsan kardeş sen zamanını niye bu işe harcadın? Bunun yerine tercüme etseydin daha iyi değil miydi? Tefsir çok Arapça. Bu ne yani?"

 

Dedim "sen okudun mu?"

 

Yok, okumadım dedi.

 

"O zaman hükmün batıldır" dedim.

 

"Eee, içinde ne var ki?" dedi.

 

 O esnada hatırıma bu geldi. Dedim; "Mesela Allahu Teala önce yeri yaratmış, sonra gökleri yaratmış, ayet-i kerimede öyle diyor. (Bakara S: 29) Ama bir başka ayette önce göklerin yaratıldığı ferman ediliyor. (Naziat S: 27–32) Eee nasıl oluyor? Bir başka ayette " yer ve gök bir parçaydı, ayrıldı" deniliyor.(Bkz: Enbiya S:30) Bir müşkülat var."

 

"O bunu nasıl çözmüş!" dedi. "Ben söylemem, oku gör" dedim.*

 

Onu öyle hayrete koydum...

 

Kerkük'e döndüm. Bir hafta sonra bir telefon açtım. "Bu nasıl bir denizdir, bu nasıl bir ummandır, bu nasıl bir tefsirdir" diye anlattı. Daha sonra Muhsin Abdülhamid, Üstad hakkında birkaç kitap yazdı, önsözler yazdı. Fas'ta iken, daha 83–85 sıralarında, orada çıkan Davet-ül Hak isminde ki mecmuada Üstadın hayatını özet olarak yazdı. İlk defa Fas'a Üstadı tanıtan o oldu... Bütün Arap âlemine tanıtan bizzat o oldu, öncülük yapmış oldu…

 

ESAD COŞAN HOCAEFENDİNİN YARDIMI

 

-İhsan ağabey, Kerkük'te tercümeleri yaparken ilmi bir çevreniz varmış. Dostluk kurduğunuz o zatlar aynı zamanda size ilmi olarak da yardım etmişler. İstanbul'a geldiğiniz zaman size yardım edebilecek ilmi bir çevre bulabildiniz mi?

 

- Yok maalesef bulamadık. Fatih'te otururduk. Allah rahmet etsin, Esad Coşan Hoca Efendi o zaman İskenderpaşa'da bazen vaaz verirdi. Fırıncı ağabey ile beraber gidelim mi dedim... Gittik, "Kelimat" (Sözler'in Arapça çevirisi) yeni çıkmış, onu hediye ettik. O caminin içinde bir kütüphane var, eve yakın olduğu için, o kaynakları orada bulurum diye düşünüyordum. Irak'ta elimizin altında her türlü kaynak vardı. Burada o imkânı bulamamıştık.

 

O hocayı orada ziyaret ettik, o da bir vesile oldu... Esad hoca çok sahip çıktı. Allah razı olsun, hatta "sen istersen milli kütüphane var, üniversite kütüphanesi var, oralara git" diyebilirdi. Öyle demedi. "Ben gelirim, sen istediğin zaman beraber gideriz" dedi. Öyle bir alaka gösterdi. Sonra Fırıncı ağabey ile eski günlere dair güzel sohbetler etti...

 

-Fırıncı ağabey ile yaptığımız "Bir Katre" programı var... Onun bir bölümünde Fırıncı ağabey ziyaretinizi anlattı. Üç kişi olarak gitmişsiniz. Orada rahmetli Esad Coşan Hocaefendinin şöyle bir ifadesi olmuş... 1950'lerde kendisi Kirazlı Mescid dersanesindeki sohbetlere gelir gidermiş, onu yad etmek manasında tahattur edip "Türkiye'de İslami hizmetlerin inkişafında Kirazlı mescidin hakkı tekaddümü(öncelik hakkı) vardır" diye ifadede bulunmuş... Yani İslami hizmetler eğer Türkiye'de inkişaf etmişse bugün onun öncülüğünü yapan Kirazlı Mescid'deki ruhtur diye... Oradaki şahs-ı manevi tabii, oradaki şahıslardan ziyade... Onu ifade etmiş...

 

-Ben o hocayı her zaman rahmetle anarım…

 

MESCİD-İ AKSA'DA RİSALE DERSİ

 

Kudüs'te Mustafa Ebu-Suay adlı bir Felsefe Profesörü var. Amerika'da okumuş. İhtisasını İmam-ı Gazali'den yapmış. Ürdün'de görüştük. O dedi ki: "Ya İhsan kardeş, benim her Çarşamba günü Mescid-i Aksa'da dersim var. Millete ders veriyorum ama felsefe olduğu için, ne yapayım üslubum bu, konuşma tarzım böyle, millet bakıyor, ama uyuyor! Bir gün "Risalelerden götüreyim, bunlara bir ders vereyim" dedim. Kelimat'ı götürdüm, açtım. Sekizinci Sözü okudum. Millet öyle bir dikkatli dinlemeye başladı. Allah Allah, ya aynı insanız biz, niye öyle oldu, hepsi dikkat ediyor.

 

ARAP DÜNYASINDAKİ İNKİŞAF

 

Mısır'dan gelip gidenler oldu, Suriye'den oldu, Dünya'nın çeşitli yerlerinden gelenler oldu.0 gelenlerle ister istemez bir irtibat oldu. Oraların Nur talebelerini görme, Risaleleri görme, onun hakkında bir çalışma yapmak istekleri oldu. Ama tabi biz hiç kimseye "siz bu işi yapın" veya "yapmanız lazım" diye bir teklifte bulunmadık. Çünkü Risale-i Nur'da o yok. Ama önüne koyarız, isterse yapar, istemez ise yapmaz. Ama Allah razı olsun, çok çalışma yapan oldu. Mısır gazetelerinde olsun, başka yerlerde olsun gazetelerde, dergilerde yazılar çıktı. Yani Risale kendi kendini tanıttırdı…

 

Hatta hatırlıyorum ben Mısır'a gittim. Mısır'da Risaleler o zamanlar daha çok yayılmamıştı. Ama Muhtar-il İslami isminde bir yayınevine gittim. Oturmuşuz konuşuyoruz. O yayınevinin çıkardığı bir mecmua ile beraber verdiği çocuk ilavesi var. Ben de bir bakayım ne var ne yok dedim. Baktım ki Üstad'ın hayatını çocuk üslubuyla anlatıyor. Nasıl kahramanmış, savaşlarda nasıl savaşmış... Öyle güzel bir üslup... Hâlbuki biz ne onlara söyledik, ne de anlattık… Kendileri yapmış, Allah razı olsun.

 

HAC HATIRALARI - TECELLİYAT BEKLENTİSİ

 

Geçen haccımızda bir kardeşimiz bizimle birlikteydi. Bana ve Mehmed Paksu hocaya: "İhsan kardeş ya, hep siz diyorsunuz ki, hacda füyuzat var, tecelliyat var... Biz bir şey görmedik... İlk hac... Nasıl olur?" dedi

 

"Vallahi" dedim "ben de bilmiyorum, bekle gelir."

 

"Ne zaman gelir?" dedi.

 

"Ben de bilmiyorum, bekle gelir..." dedim

 

Bir gün, iki gün oluyor, tavafa gidiyoruz. İçimizde bir şey olmuyor..

 

Paksu Hoca her gün orada ders yapıyordu. Bir gün Irak'tan yaşlı, sakallı bir Arap geldi. Ama çok harika bir insan... Irak'ta bize çok yardımcı olmuştu, Allah razı olsun... Ben de onu derse getirdim, ama ders Türkçe! Kendisi Arap, hiçbir şey anlamıyor!..
Paksu Hoca dedi: "Bu hocaya da söyle ders bitti, bir dua etsin..."
O hocaya "buyurun bir dua edin" dedim... Şimdi bu hoca Arapça dua ediyor, oturanların hepsi Türk ve hiç birisi Arapça bilmiyor, ama hepsi ağlıyor. O kardeşimiz de onların içinde... Dua bitti, millet rahatladı...
O soran kardeşe "nasıl füyuzat geldi mi?" dedi. Dedi: "Geldi, geldi, şimdi geldi." Demek ki bilmiyorsun nereden gelir. Belki Allah Subhan Teala bir insan vasıtasıyla gönderir...

 

Hac Hatıraları–Dua Vakti

 

Evvelki sene bir hatıra oldu... Arafatta'yız. Arafat'ta tabii önceden Diyanetten gelen dua var, onu millet okuyor, oradaki hocalar okuyorlar, mikrofonlar ile bütün çadırlara ulaşıyor. Sonra Allah razı olsun, bizim Paksu Hoca aldı mikrofonu eline "Kardeşler biliyor musunuz? Mevla bizimle Arafat'ta şimdi... Başta Hz. Rasullullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ruhaniyeti burada, bütün sahabe, bütün tabiin, bütün evliya... İmam Şeyh Geylani, Şeyh Şazeli, İmam-ı Rabbani, Bediüzzaman Said Nursi... Hepsinin ruhaniyeti burada bizimle beraber şimdi. Biz bunlarla Allah'a teveccüh ediyoruz. Onlarla beraber yalvarıyoruz, onlarla beraber dua ediyoruz" dedi. Başladı duaya... Cevşen'in sonunda var ya...

 

-Peygamberlerin isimlerinin zikredildiği yer!

 

-Bir de Peygamberlerin mucizelerini... Bunları okudu. Türkçesini anlattı anlattı... Sanki bütün Peygamberleri o anda orada görüyor gibi oldum...Yani ben bakıyorum, benim gibi kalbi kasavet bağlamış biri... Ağlıyordum... Başkaları daha çok coşuyordu. Ondan sonra Üstad'ın onikinci notadaki duası var ya... "Kefenimi giydim, kabrime koydular, teşyiciler bırakıp gittiler... Yalnız kaldım..." onu okudu, ondan sonra diğer duaları... Hakikaten bir tecelliyat oldu... Tabii dua bittikten sonra herkes birbirine sarıldı, helalleşti, gözyaşları içinde. Hatta o kardeşlerin birisi dedi ki "Hac da hiçbir şey olmasa–çok şeyler var da- hiç bir şey olmasa, yalnız bu varsa yeter elhamdülillah."

 

ADEMİNDE VÜCUDU VAR VÜCUDUN DA ADEMİ VAR

 

Biz daha tercümelere başlamadan önce 1976–1978 yılında Türkiye'ye Abidin isminde bir kardeşle beraber geldiğimiz zaman enteresan bir olay yaşamıştık. Fırıncı ağabey bizi aldı Bursa'ya götürdü. Biz o zaman Risale okumuştuk. Bizi gezdiriyor, ikram ediyor, Uludağ'a götürüyor. Dondurma, İskender kebap... Fırıncı ağabeyi bilirsiniz. Şimdi bu sırada ben de hep diyorum ki:

 

"Ağabey bu Risaleler hakikaten muazzam, tercüme ettirin. Gidelim beraber isterseniz, filan âlime gidelim, Suriye'de, Lübnan'da, Ürdün'de.. Arapça çok önemli bir mesele bu, niye tercüme ettirmiyorsunuz?"

 

Fırıncı ağabey de öyle bir şey söylüyor ben hiç anlamıyorum. Diyor ki: "Ademinde vücudu var, vücudunda ademi var." Ne diyor anlamıyorum! Öyle yavaşça da diyor ki, cümleyi hiç anlamıyorum. Sonra sordum "ağabey ne diyorsun sen?" Dedi ki: "Bu dediğin âlimler kendilerinde bir vücut bulurlar. Yani ben de varım! Said Nursi de var! Tercüme ettiğin zaman kendi şeyini koyar içine o zaman Üstad'ın Üstad'lığı görünmez, o zaman o iş vücut bulmaz, ademe(yokluğa) döner... Ne zaman ki mütercim insan kendini adem(yok) etti, o zaman Üstad'ı görebilir, o zaman tercümesi tercüme olur." "Şimdi anladım! Allah razı olsun" dedim..

 

Dipnot

 

*Üstadın konuyla ilgili izahı için bakınız: İşarat'ül İ'caz, Bakara Suresi 29.ayetin tefsiri

 

Fotoğraflar

 

1-İhsan Kasım Salihi

 

2-Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid

 

3-Kelimat(Sözlerin Arapça çevirisi)

 

4- Bediüzzaman

 

5-Esad Coşan Hocaefendi

 

6-Mehmed Fırıncı

 

7-Mehmed Paksu

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Üstad Bediüzzaman 6000 sayfalık Külliyatında zaman zaman -bazen bi

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

Merhum Ali Uçar Bey bir sohbetinde anlatıyor; “Ali Sert Hocamdan dinlediğim şu hatırayı, Kon

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, edep, nezaket, tevazu timsali çok kıymetli bir insan-ı kâmi

BİR AVUKATIN HATIRALARI

BİR AVUKATIN HATIRALARI

Kıymetli ziyaretçilerimiz, aşağıda nakledeceğimiz hatıralar, Mutlakıyet, Meşrutiyet, Cumhu

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

Güngörmüş, gün geçirmiş zatların yanında insanın ya bir not defteri olmalı veya bir kayı

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

Sungur Ağabey anlatıyor: ‘Ahmet Feyzi Ağabey hapiste iyice hırslanmış, Temyiz’e layiha ya

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

Hafız Rıza Çöllüoğlu, değerli bir büyüğümüz. Muradiye Vakfının kurucularından olan Ho

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

Şeyh Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunlarından Vahdettin Küfrevi Efendi'nin hatıraları

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

Abdurahman Büyükkörükçü hocamızla 29.06.2011 tarihinde Konya Erenköy’deki evlerinde kısa

İMANIN TEZAHÜRÜ

İMANIN TEZAHÜRÜ

Biz bu yazımızda Üstad Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatında da neşredilen bir kahramanlığ

NUR KAHRAMANLARI-2

NUR KAHRAMANLARI-2

Üstad Hazretlerini, ortaokul talebesi iken tanıyıp ona soru sorma şansına ve yakın talebelerin

Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.

Şûra, 43

GÜNÜN HADİSİ

Harb bir hiledir.

Buhari, Cihad 157; Müslim, Cihad 18, (1740)

TARİHTE BU HAFTA

-İbn-i Batuta'nın Vefatı(24 Şubat 1369) -Malcolm X'in Vefatı(25 Şubat 1965) -Tarık Buğra Vefat Etti.(28 Şubat 1994) -Buhari'nin Vefatı(2 Mart 869)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI