Cevaplar.Org

BÜYÜK İNSAN HAKPEREST OLUR

Doğruluk ve Hak istikametindeki her hareketi alkışlamak, Hakka karşı saygılı olmanın ifadesidir. Hakkı sadece kendi meslek ve meşreplerine münhasır görenler, inanın, çok geçmeden kendi kendileri ile yapayalnız kalacakları gibi, hak telakkisinde


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2009-02-16 10:55:06

Büyük insan, kabı geniş olan insandır. Kalıplaşmış düşünceler uzaktır ondan. Hazm-ı nefs sahibidir. Müsamahası engindir. İnhisarcı, hak ve güzelliği sadece kendisi ve çevresine hasreden insanlar, büyük insan olamazlar. Onlar küçük ve silik şahsiyetlerdir ve öyle de görülmelidirler.

Hedefi rıza-yı ilahi, gayesi İla-yı kelimetullah, düşüncesi insanlığı hakiki mutluluğa ulaştırmak olanlar, ufkunu büyük tutmak zorundadırlar.

Evet; “Doğruluk ve Hak istikametindeki her hareketi alkışlamak, Hakka karşı saygılı olmanın ifadesidir. Hakkı sadece kendi meslek ve meşreplerine münhasır görenler, inanın, çok geçmeden kendi kendileri ile yapayalnız kalacakları gibi, hak telakkisinde de hep değişip duracak ve katiyen istikrara kavuşamayacaktır.”

İşte böyle büyük düşünen büyüklerimizin bazı dikkat çekici ifadelerini sizlerle paylaşmak arzu ettik. Elverir ki bizde de müminleri kuşatıcı bir anlayışın yeşermesine vesile olsun.

Geçenlerde, Semerkand Yayınları arasında neşredilen “Mürşid
Ve Mürid Hukuku
” adlı tasavvufi bir eseri inceledim. Sohbet tadında olan eserin müellifi, Almanya’daki irşad çalışmalarını 82 yaşına rağmen aşk ve şevkle sürdüren muhterem Mehmed Ildırar beyefendi. Tabiri diğerle “Mehmed Yarbay” veya “Yarbay ağabey”

Etkileyici sohbet tarzıyla tanıdığımız bu zat, “Gavs-ı Bilvanisi Seyyid Abdülhakim Hüseyni” hazretlerinin dergâhına inkiyad ettiği günden bu yana sadakatini korumuş ehl-i hal bir insan. Ordumuzun şerefli bir mensubu..

Kendisinin dikkatimi çeken bir yönü Risale-i Nur’a sohbetlerinde çok yer vermesi ve eserlerden çokça alıntılar yapması. Mesela bir yerde şöyle diyor; “ İrade-i cüziye mevzuuna gelmişken Bediüzzaman hazretlerinin 26 Söz, Kader Risalesi’ne kısaca bir göz atalım. Çünkü bu meselede sofiler, Cebriye ve Mutezile mezhepleriyle, bilmeden Ehl-i Sünnetin dışına çıkabilmektedir.”(age: s:465)

Risale-i Nur’u okumasını ise bizzat Abdülhakim Hüseyni hazretleri tavsiye etmiş. Şöyle diyor muhterem Ildırar; “Tasavvuf ilim gerektirir. Ben bu yola ilk girdiğim zaman Gavsım Seyyid Abdülhakim Hüseyni hazretleri bana şöyle dedi; “Mehmed! Sen zahirde bir âlim gibi ilim okumadın. Senin şeriat bilgin zayıftır. İtikada ait olan konularda pek çok eksiğin vardır. Sen onun için bir müddet Risale-i Nur’u oku. İlmin genişlesin.”

İşte hakperestlik budur. Zaten bir ehl-i tasavvufun Risalelerden istifadesi meşrebini bırakmasını gerektirmez. Bu eserler miri malıdır, herkesin istifadesine açıktır. Üstad bir yerde buna şöyler değinir;

Madem bu Kur'ânî hakikat kapısı açıldı, benim noksaniyetime ve ehemmiyetsizliğime bakılmayarak, ehl-i ilim ve kemal arkamda bulunmaktan çekinmemeli ve istiğnâ etmemelidirler. Selef-i Salihînin ve muhakkıkîn-i ulemanın âsarları, çendan her derde kâfi ve vâfi bir hazine-i azîmedir; fakat bazı zaman olur ki, bir anahtar bir hazineden ziyade ehemmiyetli olur. Çünkü hazine kapalıdır. Fakat bir anahtar çok hazineleri açabilir.

Zannederim ki, o enâniyet-i ilmiyeyi fazla taşıyan zatlar da anladılar ki, neşrolunan Sözler, hakaik-i Kur'âniyenin birer anahtarı ve o hakaiki inkâr etmeye çalışanların başlarına inen birer elmas kılıçtır. O ehl-i fazl ve kemal ve kuvvetli enâniyet-i ilmiyeyi taşıyan zatlar bilsinler ki, bana değil, Kur'ân-ı Hakîme talebe ve şakirt oluyorlar; ben de onların bir ders arkadaşıyım. Haydi, farz-ı muhâl olarak, ben üstadlık dâvâ etsem, madem şimdi ehl-i imanın tabakatını, avamdan havassa kadar, maruz kaldıkları evham ve şübehattan kurtarmak çaresini bulduk; o ulema ya daha kolay bir çaresini bulsunlar veyahut bu çareyi iltizam edip ders versinler, taraftar olsunlar.”(Mektubat; 29. Mektup)

Mehmed Ildırar beyefendi gördüğü hakikatlı bir rüyayı da eserinde şöyle anlatıyor; “Üstad Bediüzzaman hazretlerini pek çok defa rüyamda gördüm. Bir defasında ise şöyle gördüm; Düşmanla muharebe ediyoruz. Ben subayım. Düşman mevzilenmiş. Bizim de mevziye girmemiz gerektiğini söylüyorlar. Bir mevzi bulmak için sağa sola bakarken Bediüzzaman hazretleri hazır oldu. Önüme düştü. Mevzi aramaya başladık. Merdivenlerden kuyuya iner gibi Üstad(r. Aleyh) uçmaya başladı, uçtu. Bern de arkasından uçtum. İçeri girdik. Yeşil bir cami-i şerifin yanına geldik. Caminin kubbesi camdan idi. Yağmur yağıyordu. Suları yeşil renkli şırıl şırıl akıyordu.

İçeri girince kubbe iki parçalı oldu. Sağ taraf tarikat kubbesi, sol taraf Risale-i Nur kubbesi oldu. Ben “ ne yapacağım?” derken Gavsımızı tarikat kubbesinde gördüm. Üstad Bediüzzaman ise Risale-i Nur kubbesine gitti. Ben de sağdaki tarikat kubbesine gittim, oturdum. Üstad bana baktı ve güldü.

…Ve bir gün Kasrik’e vardığımızda, Gavsımıza gidip rüyamı naklettim. Şöyle buyurdular; “Mehmed! O gördüğün muharebe dünyadır. İman ve Küfür harbi olmaktadır. Bediüzzaman hazretleri Kur’an’ın ve Risale-i Nur’un ahkâmıyla seni o cami-i şerife indirmiş. O yeşil kubbe Şeriat-ı Muhammeddiye’dir. Allah Resulünün (Sallallahu aleyhi ve selem) kubbesidir. Sağdaki kubbe ise ehl-i tasavvufun kubbesi olup senin nasibin olan yer tasavvuf kubbesidir. Doğudan batıya dünyanın ne tarafına gitsen senin nasibin Nakşibendî’dir” (age. s: 596–598)

Bir ayet-i kerimede mealen şöyle buyrulur; Ey Resulüm! Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların maişetlerini aralarında biz taksim ettik”(Zuhruf Suresi:32) Buradaki maişetten maksadın hem dünyevi, hem uhrevi maişet olduğunu âlimlerimiz beyan buyuruyor. O halde hangi meşrebden olursa olsun herkes “Allah’a giden yollar mahlûkatın nefesleri adedincedir” diye düşünmeli, Ehl-i Sünnet vel Cemaat şemsiyesi altında, bu ayette işaret edilen hakikate karşı edeb tavrını takınmalıdır.

Böyle bir büyük düşünmeyi de Üstad Bediüzzaman hazretlerinden bir hatırayla vermek istiyoruz. Bu hatırayı muhterem İsmail Çetin Hocaefendi “Mufassal Medeni Ahlak” adlı değerli eserinde naklediyor. Şöyle yazıyor İsmail Hocamız; “Ben neyim, ahlaken yerim nedir? Nereden gelip, nereye gidiyorum?” şeklindeki soruları her insanın ruhu onun nefsinden sorar. Öyle ise her insan bu soruların cevabını araştırmaya mecburdur. Ben neyim cevabını bulmak çok rahat olmakla beraber hem de zordur. Yani iman yoluyla bunu bilmek kolay, küfür ve inkâr yoluyla da çok zordur. Evvelce ne idim, şimdi neyim, nereye gidiyorum?

Gerçek şudur ki, ruhum dört yaşımdan itibaren her an, her lahza bu soruları benden sorar, ben de aynı soruları ana babamdan sorardım. Onsekiz yaşıma vardım. Ruhumun dimağıma vurduğu bir balyozla her gördüğüm hocadan bu soruları sorarım. Her birisi öyle cevap verir ki, onun cevabı beni bin sene mesafelik asli vatanımdan uzaklaştırır, hakikatini benden gizler.”

“Bu arada “Asrın müceddidi ve zamanın bedii Isparta’dadır” diye bir fısıltı kulağıma geldi. Bir zatın vesilesi ile ziyaretine gittim. O zat beni huzuruna götürdü ve ona şöyle dedi; “bu genç kardeşin müşkülleri varmış. Çoklardan sorar der ki; “Ben neyim, nereye gidiyorum, nasıl kendimi tanıyacağım?”

Bediüzzaman kafasını eğdi, derin düşünceye daldı. Zannettim ki kafası göğsünde kayboldu. Sonra kafasını kaldırdı. “Bu iş zor; ara bul erbabını. Ne faydaki ömrümün sonunda bana geldin. Yaralı olduğunu bildim. Bu sorularının cevabı nazari değil, amelidir. Zaman ister, ara bul erbabını

Ve muazzam bir bakışla “Eğer doğru diyorsan doğruları bulursun. Hadi git, ara bul erbabını” Ağlayarak ayrıldım…”

İsmail Efendi bu arayışı sonunda Abdülhakim Hüseyni Efendi ile tanışır ve sorularının cevabını bulur. Tafsilat için Edeple Varış Lütufla Dönüş adlı eserine bakılabilir. İsmail Çetin Hoca tasavvuf kapısına intisabına rağmen Risale-i Nur’dan istifadeyi sürdürür(Kendisiyle görüşmemde, Mesnevi-yi Nuriye’yi elliden fazla okuduğunu söylemişti). Eserlerinde de Bediüzzaman’dan “Ekmel-ül Ulema”Keşşaf-ı hakikat ve en yetkili Üstad” “Asrın müceddidi” ifadeleriyle bahseder.

Küçük bir hatırayı da burada nakledeyim. Molla Abdülhalim Şen Hoca anlatmıştı. Geçen sene Salih Ekinci Hocaefendi ile İsmail Efendiyi ziyarete gitmişler. Sohbet sırasında Abdulhalim hoca mülatefe suretinde Salih hocadan “müceddid” diye bahsedince İsmail Efendi irkilmiş ve “müceddid Üstad Bediüzzaman’dır” demiş..

Kendisi de aslen ehl-i tarik olan merhum Ali Ulvi Kurucu beyin şu tespitleri de fevkalade isabetlidir; “Bediüzzaman'ın açtığı nur yolu ile, hakîki ve şaibesiz tasavvuf arasında cevherî hiçbir ihtilaf yoktur. Her ikisi de rıza-i Barîye ve binnetice, Cennet-i alaya ve dîdar-ı Mevla'ya götüren yollardır.

Binaenaleyh, bu asil gâyeyi istihdaf eden herhangi mutasavvıf bir kardeşimizin Risale-i Nur külliyatını seve seve okumasına hiçbir mani kalmadığı gibi, bilakis, Risale-i Nur, tasavvuftaki murakabe dairesini Kur'an-ı Kerîm yolu ile genişleterek, ona bir de tefekkür vazifesini en mühim bir vird olarak ilave etmiştir.”

Bu son hususa dair iki mutasavvıfın beyanları ile meseleye hatime vereceğiz. Mehmed Kırkıncı Hocaefendi anlatıyor; “Bir gün Alvarlı Efe’nin Suriye’deki halifelerinden Mehmet Efendi’nin oğlu Abdurrahman Efendi Erzurum’a geldi. Kendisi ulemadan bir zat idi. Osman Hoca da onu alıp medresemize getirdi. Orada sohbet ettik ve Lem’alar’dan Kayyum ismini okuduk, ben de izah ettim. Dersten sonra Abdurrahman Efendi ayağa kalkarak:

Ben hocalık hayatımda birçok kitap okudum. Gerek Suriye’de gerek Anadolu’da birçok âlimle görüştüm. Ancak Kayyum ismini bu şekilde güzel izahına ilk defa şahit oldum.” dedi. Sonra Osman Hoca ve oradakilere:

“Bu kitapları muhakkak okuyun” dedi.

 Yine Mehmed Kırkıncı Hocamız, Oflu dersiamlardan Çalekli Dursun Feyzi Güven Efendi merhuma Bediüzzaman’ın tarikatla ilgili Telvihat-ı Tis’a Risalesini okuduğunda, Dursun Efendi’nin hayretler içerisinde şöyle dediğini naklediyor; “Allah! Allah! Ben çok genç yaşta iken Nakşibendî tarikatına intisap etmiş birisiyim. Bu bakımdan tarikat ve tasavvufa ait, Gümüşhanevî Hazretleri başta olmak üzere birçok büyük zatın kitaplarını okudum. Fakat böyle bir izah ve tarifi ilk defa dinledim.”

Fotoğraflar

1- Abdülhakim Hüseyni

2- Bediüzzaman

3- İsmail Çetin 

4- Ali Ulvi Kurucu

5- Mehmed Kırkıncı

Kaynaklar

1- Mürşid Ve Mürid Hukuku- Mehmed Ildırar- Semerkand Yayınları-İst–2008

2- Mektubat- Said Nursi- Envar Neşriyat- İst–2005

3- Mufassal Medeni Ahlak-İsmail Çetin- Dilara Yayınları- Isparta–2008

4- Tarihçe-i Hayat-Envar Neşriyat- İst–2005

5-Milliyetçilik Şuurumuz- İsmail Çetin- Dilara Yayınları

6-Hayatım Hatıralarım- Mehmed Kırkıncı Zafer Yayınları- İst–2007

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Üstad Bediüzzaman 6000 sayfalık Külliyatında zaman zaman -bazen bi

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

Merhum Ali Uçar Bey bir sohbetinde anlatıyor; “Ali Sert Hocamdan dinlediğim şu hatırayı, Kon

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, edep, nezaket, tevazu timsali çok kıymetli bir insan-ı kâmi

BİR AVUKATIN HATIRALARI

BİR AVUKATIN HATIRALARI

Kıymetli ziyaretçilerimiz, aşağıda nakledeceğimiz hatıralar, Mutlakıyet, Meşrutiyet, Cumhu

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

Güngörmüş, gün geçirmiş zatların yanında insanın ya bir not defteri olmalı veya bir kayı

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

Sungur Ağabey anlatıyor: ‘Ahmet Feyzi Ağabey hapiste iyice hırslanmış, Temyiz’e layiha ya

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

Hafız Rıza Çöllüoğlu, değerli bir büyüğümüz. Muradiye Vakfının kurucularından olan Ho

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

Şeyh Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunlarından Vahdettin Küfrevi Efendi'nin hatıraları

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

Abdurahman Büyükkörükçü hocamızla 29.06.2011 tarihinde Konya Erenköy’deki evlerinde kısa

İMANIN TEZAHÜRÜ

İMANIN TEZAHÜRÜ

Biz bu yazımızda Üstad Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatında da neşredilen bir kahramanlığ

NUR KAHRAMANLARI-2

NUR KAHRAMANLARI-2

Üstad Hazretlerini, ortaokul talebesi iken tanıyıp ona soru sorma şansına ve yakın talebelerin

Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullara (zerre kadar) zulmedici değildir.

Fussilet, 46

GÜNÜN HADİSİ

Kur'an'ın Faziletine Dair

"Bir grup, Kitabullah'ı okuyup ondan ders almak üzere Allah'ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekinet iner ve onları Allah'ın rahmeti bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, onları, yanında bulunan yüce cemaatte

TARİHTE BU HAFTA

*NATO'nun kuruluşu(24 Mart 1949) *Uhud savaşı(24 Mart 625) *Huneyn savaşı(29 Mart 630) *Fatih Sultan Mehmet Han'ın doğumu(30 Mart 1432)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI