Cevaplar.Org

RUH ÇAĞIRMA SEANSLARI VE BEKLEYEN TEHLİKELER

Amerika’da bazı kimseler ölülerin ruhları ile konuştuklarına inanırlar. Bu maksatla tam bir sessizliğin hâkim olduğu karanlık bir odada bir masanın etrafında toplanırlar, rûhî kuvvetlerinin birleşmesine ve bir zincir meydana getirmesine y


İsmail Hakkı Zeyrek

ekremyilmaz08@gmail.com

2009-02-14 08:56:22

Avrupa’nın bilim insanları yirminci yüzyılın başından beri garip rûhî

olaylar hakkında incelemeler yapmışlardır. Bunlardan bazıları şimdiye kadar elde ettikleri sonuçları ruhun sonsuz olduğunu ispata yeterli görmüşlerse de diğerleri insanda tam bir tatmin duygusu oluşacak şekilde sonuca ulaşıncaya kadar incelemelerine devam etmeğe karar vermişlerdir.

Yapılan araştırmalarda insanda kendi vücudunun dışına çıkarak hareket edebilen ve basit şuurun çok ilerisinde yüksek bir şuurun varlığı anlaşılmıştır. Bu şuurun dünya işlerine hemen hemen hiç karışmadığı ve bu âlemde faydasız ve boş bir şey de yaratılmadığı göz önüne alınacak olursa başka bir hayat için yaratılmış olduğu gerçeği ortaya çıkar.

Görülen olaylar çok garip ve ruhun sonsuza kadar yaşayacağı bilgisini doğrular mahiyettedir. Uzun zamandan beri Avrupa’da ve Amerika’da bazı kimseler ölülerin ruhları ile konuştuklarına inanırlar. Bu maksatla tam bir sessizliğin hâkim olduğu karanlık bir odada bir masanın etrafında toplanırlar, rûhî kuvvetlerinin birleşmesine ve bir zincir meydana getirmesine yardımcı olmak üzere ellerini masaya hafifçe dayarlar, bir süre geçtikten sonra masada bazı tıkırtılar ve bir takım hareketler olmaya, masanın bir ayağı kalkıp yere bazı vuruşlar yapmaya başlar. Bu vuruşların herbirine bir konuşma ve bir harf değeri verilir, meselâ bir vuruş (A), iki vuruş (B) kabul edilir...

Böylece her harfi gösterecek vuruşların sayısı belirlendikten sonra içlerinden biri sözlü olarak sorular sormaya, masa da vuruşları ile cevaplar vermeğe başlar. İşte bu şekilde ölülerin ruhları ile bağlantı kurduklarına inananların izledikleri yola Spiritizm Mezhebi, bu mezhebe bağlı olanlara da Sprit adı verilmiştir. Spritizm bugün dünyanın her yerine yayılmıştır.

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren (Kardek) adındaki bir Fransız bu mezhebin usul ve esaslarını ortaya koymuştur. Daha sonra ölülerin ruhları tarafından söylendiği iddia edilen ve ruh, ölüm, âhiret hayatı gibi bilinmeyen gerçekler üzerinde bir takım bilgileri ihtiva eden kitaplar yazılmıştır.

Bu mezhepte olanlar ölen dost ve akrabalarının ruhları ile haberleştiklerini öne sürerek heyecanlı toplantılar ve âyinler yaparlar, mezhebin karşısında olanlar ise masanın vuruşlarını orada hazır bulunanların -bilerek veya bilmeyerek- masayı hareket ettirdikleri iddiası ile spritlere vehim veya hile isnadında bulunur, onlara aldanmış safdil insanlar gözü ile bakarlardı.

Spritler toplantılarında bazı garip olayların meydana geldiğini, bilginlerin gelip bunları bizzat kendilerinin görmelerini teklif ediyorlar; fakat bilginler, bu gibi şeylerle uğraşmayı vakitleri boşa harcamak olarak kabul ettikleri için, bu tekliflere aldırış etmiyorlardı. Ancak gün geçtikçe spritlerin haberleşme usulleri gelişiyor, bu haberleşmeyi kolaylaştıran âletler icad ediliyor; diğer taraftan bazı kimselere toplantı sırasında uyku gibi bir hal gelerek bunlar sandalye, masa gibi bazı eşyayı dokunmadan hareket ettirmek, bir yerden diğer bir yere götürmek gibi gerçekten dikkat çekici olaylar göstermeyi başarıyorlardı. İşte bunlara (medyum) adı verildi. Nihayet bazı bilginler bu olayları incelemeğe başladı. Medyumlar tarafından -bilerek veya bilmeyerek- birçok hileler yapıldığını ortaya çıkardılarsa da hileye dayandırılamayacak bazı olayların meydana geldiğini de itiraf etmek zorunda kaldılar. Bunun üzerine fizik, kimya, fizyoloji, psikoloji bilginlerinden birçokları bu gibi olayları inceledi ve bu konuda önemli eserler yazıldı.

Yirmiden fazla bilgin tarafından önce İngiltere’de, daha sonra da Amerika’da birer dernek kuruldu. Bu dernek üyesi olan bilginler bu konuları içeren dergiler çıkardılar ve kitaplar yazdılar.

Bu eserlerden bazıları şunlardır:

1- Hypnotisme et spiritisme par Cesar lombroso.

2- The Survival of man (La Survivance hummanie)

by Sir Oliver Lodge.

3- Les Phènomènes Psychiques par J. Maxvell.

4- La Psycholôgie inconnue par Emile Boirac.

5- La Miracle Moderne par Jules Bois.

6- Les Forces naturelles inconnues L’Inconnu par Camille Flamarion.

7- L’Extèriorisation de la motricitè par Albert Rochas.

8- L’Automatisme psychologique par Pierre Janet.

9- Les Annales des Sciences psychiques, Charles Richet.

10- Psychical research by Barret.

Görülen olayları da şöyle özetleyebiliriz:

Bunlar önce maddi ve rûhi olmak üzere ikiye ayrılır.

A)Maddi olaylar:

1- Mobilya, duvar, döşeme veya deney yapan kişinin üzerine vurulan darbeler.

2- Bu darbelerden başka olan tıkırtılar, patırtılar.

3- Telekinezya, yani hiç dokunmadan meydana gelen olaylar. (Meselâ bir masa veya sandalyanın kendi kendine yerinden kalkması gibi şeyler).

B) Ruhî, (hissi ve zihnî) olaylar:

1- Teyptolojya (tıkırtı), gramatolojya (hece harfleri usulü ile konuşma)

2- Şuur ve iradeye dayanmadan yazılan yazılar.

3- Ölülerin medyumda ceset ve cisim olarak şekillenmesi.

4- Yazının dışında şuur ve irade dışı meydana gelen ve görülebilen duyarlılık hali.

5- Telepatya: Bir süjenin(4) uzak bir yerde bulunan bir etkenin tesiri altında kalması.(5)

6- Telesitezya: Süjenin uzaktan ve başkası karışmadan, doğrudan doğruya etki altında kalması.(6)

7- Hareket ve duyarlılık halinin bedenin dışına çıkması ve duyuların yer değiştirmesi. (Gözler bağlı iken okuma gibi).

8- Medyumun bilmediği bir dili trans halinde(7) söylemesi veya yazması.

9- Zamanı bilebilme: (Barret yazıyor: Süjenin birkaç dakika sonra uyanması ve adını yazması istendi. Süjenin üzerinde ve odada saat olmadığı halde süje tam belirlenen saatte uyandı.)

10- Geleceğe ait bazı olayları keşfetmek.

11- Bir kimsenin aklından geçirdiği bir şeyi bilme.

12- Uzun yolu, bir harika olarak, son hızla almak. Bir yerde ortadan kaybolup başka bir yerde görünmek.

13- Ateşte yanmamak.

14- Bir kimse ile ilgisi bulunan şeylerden o kişi hakkında bilgi edinme. (Medyumlara, ölmüş, yahut uzak bir yere gitmiş bir kişi ile ilgisi bulunan birşey gösterilince o kişi hakkında derhal geniş bilgi vermişlerdir).

15- Manevi tedavî, inançla şifa bulma.

16- Telkin yolu ile te’sir ve tedavî.

Biz, burada çok kısa ve başlıklar halinde sunduğumuz bu bilgilerle yetiniyor, değerli Üstad Ahmed Naîm beyin Tecrîd-i Sarîh tercemesindeki çok önemli çalışmaları ve Bediüzzaman Said Nursî’nin ikaz ve bilgilendirmeleriyle bu konuya son vermek istiyoruz:

“Allah’ın yarattığı canlı varlıklar sadece maddi âlemdeki insan ile çeşit ve türlerini saymakla bitiremediğimiz hayvanlardan ibaret değildir. “Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir” âyetinin ifade ettiği gibi Allah’ın ordularını, yarattıklarının çeşitlerini ve cinslerini ancak onları yaratan bilir. Bunlar akıl ve şuur sahibi varlıklar olarak Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in haber vermesiyle bildiğimiz, asfiyanın bazan keşfen gördükleri iki takım melekler ile cinlerdir. Melâike-i kiramın hepsi yüksek ve mukaddes ruhlardan ibaret olup Allah’ın emirlerine hiçbir şekilde karşı gelmezler. Bulundukları yer gökler olmakla beraber, Allah’ın emriyle yeryüzüne kadar iner ve tekrar dönerler.

Cinler ise bizimle beraber yeryüzünde yaşarlar. Meleklerin de cinlerin de varlığı Hz. Muhammed’in (s.a.v.) haber vermesiyle ve Kur’ân ile sabit olduğundan “Böyle varlıklar yoktur.” demek Rasulullah’ı inkâr demek olduğundan küfürdür.

“Müsbet ilimler böyle varlıklardan bahsetmiyor, biz nasıl tasdik edelim?” diyenlere verilecek cevap basittir.

Pozitif ilimlerin ve fenlerin bilemediği daha neler vardır? Pozitif ilimlerin gayesi hakikatleri araştırıp bulmaktır. Pozitif ilimlerin bildikleri bilmediklerine oranla bir hiçtir. Pozitif ilim “her şeyi bilirim” dediği gün gayesinden sapmış, ilmîlikten çıkıp cahilliğe dönüşmüş olur. Bilim insanlarının yapması gereken pek az şeyi bildiğini kabul ederek bilmedikleri olduğunu da kabul etmelidir. Doğruyu bulmak isteyenler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğine dayanarak verdiği sağlam ve doğru haberlerin aslını araştırmak için yüzlerini biraz bu sahaya çevirseler doğruyu bulacaklardır. Özellikle gayb âleminin yeni yeni delilleri de zihinleri meşgul edip durmaktadır.

“Modern cincilik” dediğimiz ilgi çekici metapsişik olayların incelenmesi Avrupa ve Amerika’da o kadar ileri gitmiştir ki hile ve aldatmadan uzak olan adamların birçoğu en tutucu, en inatçı materyalist fen adamını şaşırtmıştır. Önceleri hiç değer vermeyip yüz çeviren pek çok bilim insanını “Bunda bir şey var, bakalım ne çıkacak?” diye araştırmaya ve incelemeğe sevk etmiştir.

Herhalde bu olayların içinde Telekinezi (doğal kuvvetlerin etkisinin dışında hareket), Ektoplasme (medyumda görülen sızıntılar), Materialisation (cesed giyme) dedikleri türleri, alıştığımız doğal ve maddi olaylar cinsinden olan şeylere pek benzemeyip bugünkü fennin çerçevesi içinde olmamakla beraber büsbütün atılacak şeyler de değildir. Hatta kendi sahalarına yaklaştıkça bugünkü ilmî teorileri bile altüst edebilecek vasıftadır.

Telekinezi: Metapisiştlerin tabirince çekim, ısı ve elektrik benzeri doğal kuvvetlerin etkisinde olmayarak bir cismin kendi kendine harekete geçmesine denmektedir.

Medyum denilen ve beş duyunun dışında duyarlılık hali gösteren kimseler aracılığıyla yapılan deneyler sırasında sandalyelerin, oda içindeki diğer ağır eşyaların insan eli dokunmadan ve görünürde hareket ettiren hiçbir kuvvet bulunmadan oynaması, çekim kanununu hiçe sayarak havaya kalkıp dolaşması ve bu olağanüstü hareketlerin bunları takip edenlerin arzuları doğrultusunda olması gözlere görünmeyen, akıl ve şuur sahibi mahlûkların varlığını açıkça hissettirmektedir.

Ektoplasme: Bir takım medyumların çeşitli organlarından sızarak, ancak karanlıkta köpük şeklinde gözle görülebilen akıcı bir şeyin adıdır ki bu köpükler filmlerin üzerine aksedebilecek özellikte olduğu gibi bazen insan veya başka canlılara benzer bir varlık şekline de girebilmektedir. İşte bu da bir “materialisation”dır.

İngiltere’nin en büyük astronomi bilginlerinden Krookes’in bu alandaki incelemelerinden bahseden bir kitapta (Keti-King) bu şekilde görünen kişiye ait birçok bilgi verilmekte ve fotoğraflar yer almaktadır.

Deneylerini fizik laboratuarlarında fizik aletleriyle yapan Krookes, incelemelerinin özetini İngiliz Kraliyet ailesine haber verdiği zaman “aldanmıştır, gözü bağlanmıştır” diyen inkârcılara “Haydi benim aldanmış olduğumu, gözümün bağlanmış olduğunu kabul edeyim, ya şu fizik âletlerinin de aldanmış, gözü bağlanmış olduğunu nasıl kabul ederim?” demiştir.

Bugün Avrupa ve Amerika’da bu konuda araştırma ve incelemeler yapmak üzere ciddi birçok dernekler kurulduğu gibi yüzlerce dergi ve kitap yayınlanmaktadır. Bu derneklere doktor, mühendis, üniversite öğretim üyesi gibi insanlar da üye olmuşlardır.

Bu konuda yayınlanan dergilerde bunların yüzlercesinin adını görmek mümkündür. Bugün birçok batılı ilim adamı maddî âlemin ötesindeki rûhanî âlemde ilmî araştırmalar yapmaktadır.

Bununla beraber biz cinnin ve meleklerin varlığına delil getirmek için bu tür araştırmalara ve bilim insanlarının kalın esrar perdeleri arkasından hissedip sezmeğe çalıştıkları zayıf bilgilerine asla ihtiyaç duymuyoruz. Bunların teorik bilgileri, daha doğrusu ilmî olma özelliğine bile hak kazanamayan hipotezleri ilkel olduğu için, ruha gıda olacak ve kalbe huzur ve sükûn verecek kuvvette olmadığından onların bu sözlerini ihtiyatla karşılıyoruz. Bizim bu konudaki kaynaklarımız bu gibi varlıkları bizzat görmüş, semâvî vahiy ile de bilgisi fevkalâde artmış olan ve daima doğru haberler veren Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sözleridir. Ve hükümlerimiz o doğru beyanların sınırını aşmayacaktır. Oradan bize nasıl gelmiş ise öylece kabul eder, kendimizden bir şey katmayız.

Avrupalı ve Amerikalı bilim adamlarının bu konudaki çalışmalarından örnekler vermemizdeki masadımız, onların bu konudaki sözleri ve düşünceleri bize uysun veya uymasın, vahyi inkâr edenlerin bilgilerinin henüz çok yetersiz olduğunu, her şeyi düşünmeden inkâra kalkışmanın gerçeğe ulaşmada yetersiz ve ilim adına bir çeşit küfür olduğunu anlatmaktır.

Batı kaynaklı, semavî vahiyden yoksun, kitap ve sünnetin ölçülerini kullanmayan, henüz ilmî olma özelliği taşımaktan uzak, daha çok zanna dayanan bu çalışmalar kalbe huzur ve sükûn verecek bir kuvvette değildir.

Bizim burada bunlardan kısaca söz etmedeki gayemiz -değerli üstad Ahmed Naîm beyin de ifade ettiği gibi- vahyi inkâr edenlerin bilgi sahalarının çok dar olduğunu ve bunların bilgi alanlarının dışında daha pek çok gerçekler bulunduğunu, çok güvendikleri batılı bilim insanlarının sözleriyle de onlara hatırlatmaktır.

Şunu da söylemekte yarar vardır ki bu konuda yapılan çalışmalar hakkında bilgi edinmek başka şeydir, bunları bir gerçek olarak kabul etmek ve benimsemek başka şeydir.

Kitap ve sünnetin ölçülerini tam ve eksiksiz olarak bilmeyenlerin bu gibi şeylerle ilgilenmeleri son derece tehlikelidir. Ayaklarının kaymasına ve kalplerinin bozulmasına ciddi bir sebep olabilir.

Kitap ve sünnetin ölçülerini bilenlerin ise ruhlarını tatmin için zaten bu gibi şeylere ihtiyaçları yoktur. Çünkü onlar hakikat kaynağı ile daima bağlantı halindedirler. Bununla beraber bazı insanlar vardır ki rûhen ve fikren ne kadar kuvvetli olurlarsa olsunlar yine de zayıf bir yönleri bulunabilir. Ve bu yön onları zevkli ve ruhânî böyle bir meşrep ile meşgul edip esas vazifelerinden uzaklaştırabilir. Onlar hiç düşünmedikleri ve istemedikleri halde kendilerini cehennemî tehlike çukurlarının içinde bulabilirler. Geniş ve düzgün sahada yol almak varken mayın tarlalarında dolaşmak akıllıca değildir.

Bu tehlikelere dikkatimizi çeken çağımızın en büyük ilim ve irfan kılavuzunun bu husustaki uyarı ve tavsiyelerini projektör misali önümüzü aydınlatan bir hakikat dersi olarak takdim ediyoruz:

“Azîz, sıddık kardeşlerim,

Evvelen: Çok emârelerle ve bâzı hadiselerle katiyen tahakkuk etmiş ki, Nurun has talebelerinden bâzılarının bir zaif damarını bulup hizmet-i Nuriyeden vazgeçirmek veya zaifleştirmek için Nurun ve Nur Talebelerinin düşmanlarının çok plânları var. Medâr-ı ibret bir-iki nükûneyi beyân ediyoruz:

Birinci nümûnesi: Nurlarla şiddetli alâkası bulunan birkaç has kardeşimizin nazarını, fikrini, başka tarafa çevirmek veya zevkli ve ruhânî bir meşrep ile meşgul edip, hizmet-i îmâniyeye karşı zaifleştirmek için bâzı şahıslar ispirtizma denilen ölülerle muhâbere nâmı altında, cinnîlerle muhâbere etmek gibi, hattâ bazı büyük evliyâlarla, hattâ peygamberlerle güyâ bir nevî konuşmak gibi, eski zamanda kâhinlik denilen, şimdi de medyumluk nâmı verilen bu mesele ile bâzı kardeşlerimizi meşgul ediyorlar.

Hâlbuki bu mesele, felsefeden ve ecnebîlerden geldiği için, ehl-i îmâna çok zararları olabilir. Ve çok sû-i istimâlâta menşe olmakla beraber içinde bir doğru olsa, on yalan karışıyor. Çünkü doğruyu ve yalanı tefrik edecek bir mihenk, bir mikyas olmadığından, ervâh-ı hâbise ve şeytana yardım eden cinnîlerin bu vesîle ile hem onunla meşgul olanın kalbine ve hem de İslâmiyete zarar vermek ihtimâli var. Çünkü, mâneviyât nâmına hakaik-ı İslâmiyeye ve akîde-i umûmiyeye muhâlif ihbarât oluyor. Ervâh-ı habîse iken, kendilerini ervâh-ı tayyibe zannettirip, belki kendilerine bâzı büyük velîler nâmını verip, İslâmiyetin esâsâtına muhâlif sözlerle zarar vermeye çalışabilirler. Hakîkati tağyir edip, safdilleri tam aldatabilirler.

Meselâ: Nasıl ki güneş bir küçük cam parçasında ziyâsıyla, harâretiyle, şekliyle görünüyor. Fakat, o küçücük camın içindeki güneşin o küçücük timsâli, kendi namına eğer konuşsa ve dese: “Benim ziyâm dünyayı istilâ ediyor, benim harâretim herşeyi ısıtıyor ve küre-i arzdan bir milyon defadan daha büyüğüm” dese, ne derece hilâf-ı hakîkat olduğu anlaşılır. Aynen bu misâl gibi, bir peygamber güneş gibi hakîki makamında iken, o ispirtizmanın veyahut medyumluğun cam parçası hükmündeki istidâdına göre, bir cilvesinin tezahürü, o hakikat nâmına konuşamaz. Eğer konuşsa, yüz derece muhâlif olur.

İspirtizmanın veya medyumluğun o mazhardaki cüz’î cilvesi, vahyin mazhârı olan o mânevî güneşin kudsî mâhiyetine hiçbir cihetle kıyas olamaz. Çünkü, esfel-i sâfilîndeki bir cam parçası, mânen âlâ-yı illiyyînde olan o mânevî güneşin hakîkatini yanına getiremez. Getirmeye çalışmak da hürmetsizlikten başka birşey değildir. Ancak onun makamına karîb olmak için, Celâleddin-i Süyûtî ve bir kısım evliyâlar gibi, seyr ü sülûk ile terakkî ederek, o mânevî güneşin sohbetine mazhar olunur. Fakat, böyle terakkî, Risâle-i Nur’un ispat ettiği gibi, peygamberin velayetiyle bir nevî sohbeti, kendi derecelerine göre ve kendi istidatları derecesinde olur.

Fakat Nübüvvet hakikati, velâyetten ne derece yüksek ise, ispirtizma vâsıtasıyla veyahut terakkiyât-ı rûhiye cihetiyle mazhar olunan sohbet ve muhâbere dâhi hiçbir cihette hakîki peygamberle muhâbereye yetişemeyeceğinden, yeni ahkâm-ı şer’iyeye medâr-ı ahkâm olamaz.

Evet, dinden gelmeyen, belki felsefenin hassâsiyetinden gelen celb-i ervah da hem hilâf-ı hakîkat, hem hilâf-ı edeb bir harekettir. Çünkü alâ-yı illiyyînde ve kudsî makamlarda olanları esfel-i sâfilîn hükmündeki masasına ve yalanların yeri olan oyuncak tahtasına getirmek tam bir ihânettir ve bir hürmetsizliktir. Âdetâ bir padişahı kulübeciğine çağırıp getirmek gibidir. Belki ayn-ı hakîkat ve edeb ve hürmet ve istifade odur ki, Celâleddin-i Süyûtî, Celâleddin-i Rumî ve İmâm-ı Rabbânî gibi zâtların seyr ü sülûk-u rûhânîleri gibi seyr ü sülûk ile yükselerek o kudsî zatlara yanaşmak ve istifade etmektir.

Rüyâ-ı sâdıkada ervâh-ı habîse ve şeytan, peygamber sûretinde temessül edemez. Fakat celb-i ervahta, ervâh-ı habîse, belki peygamberin lisânen ismini kendine takıp, Sünnet-i Seniyyeye ve ahkâm-ı şer’iyeye muhâlif olarak konuşabilir. Eğer bu konuşması şeriatın ahkâmına ve Sünnet-i Seniyyeye muhâlif ise, tam delildir ki, o konuşan ervâh-ı tayyibe değildir. Mü’min ve Müslüman cinnî de değildir; ervâh-ı habîsedir. Bu şekilde taklit ediyor.

Sâniyen: Şimdi Nur Talebeleri böyle meselelerde derse muhtaç değildir. Risâle-i Nur, herşeyin hakîkatini beyân etmiş, başka izahâta ihtiyaç bırakmamış. Risâle-i Nur onlara kâfidir. Fakat, Nur Talebesi olmayanların aynı muhâberede, ahkâm-ı şeriat ve Sünnet-i Seniyye esâsâtına muhâlif telkinâtı dinlememeleri lâzım ve elzemdir. Yoksa büyük hatâ olur.

Bir ihtar: Bu mektuptaki ruhlarla muhâbere meselesine karşı edilen şiddetli tenkit, ecnebîden fen ve felsefeden ve manyetizma ve ispirtizmadan gelen ve mânevî bir şekli giyen bir meşrebe karşıdır. Yoksa İslâmiyetten ve tasavvuf ve ehl-i tarîkatten gelen ve bir derece ruhlarla muhâbereye benzeyen ve nâehillerin girmesiyle bir derece sû-i istimâl edilen ve pek az olan bir kısım sofuların sofîliğine karşı değildir. Gerçi onlarda da bir cihette bâzılara zarar olabilir, fakat öteki gibi hiçbir cihette aldatıcı değil ve İslâmiyete hiçbir cihette zarar niyeti yok.

Hem o ecnebîden gelen meşrep ise, hem tarîkat ve hem İslâmiyet aleyhinde olduğu gibi, o sofuların mesleğini de sukut ettirmeye çalışıyor ve âdîleştiriyor. Ehl-i tasavvufun zaif ve tam sünneti yerine getirmeyen kısmı dikkat etsinler, kendilerini onlara benzetmesinler. (Emirdağ Lahikası II/381-383)

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

tolga, 2014-12-17 17:56:49

Abi, çok iyi yaa. Özellikle ibrahim köse hocamın yazılarını okudum. İnşallah ileride sizler gibi yazar olacağım.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

BURCUMUZ KADERİMİZİ ETKİLER Mİ?

BURCUMUZ KADERİMİZİ ETKİLER Mİ?

Burç; güzel olmak, örtülerinden sıyrılmak ve yükselerek görünür olmak anlamına gelen “b

KEHANET VE KAHİNLİK

KEHANET VE KAHİNLİK

Eskiden bir takım adamlar gaipten haberler verir ve bunların semavî sırlarla ilgili olduğunu s

İSABET-İ AYN (GÖZ DEĞMESİ) VE HÜKMÜ

İSABET-İ AYN (GÖZ DEĞMESİ) VE HÜKMÜ

Türkçemizde göz değmesi, göz dokunması, nazar gibi tabir (deyim)lerle bildiğimiz “İsab

RUH ÇAĞIRMA SEANSLARI VE BEKLEYEN TEHLİKELER

RUH ÇAĞIRMA SEANSLARI VE BEKLEYEN TEHLİKELER

Amerika’da bazı kimseler ölülerin ruhları ile konuştuklarına inanırlar. Bu maksatla tam

Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!

Nahl, 125

GÜNÜN HADİSİ

"Her şeyin bir alameti vardır. İmanın alameti de namazdır."

Münavi

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI