Cevaplar.Org

AV.GÜLTEKİN SARIGÜL BEYİN HATIRALARI-3

Zübeyir Gündüzalp ağabey ile diyalogunuz nasıldı? -Zübeyir ağabey üstadımızın hizmetkarlarındandı. Onunla ilk tanışmamız da 1959’da üstadımızı ziyarete giderken, Isparta’da, yolda oldu.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2009-01-29 04:14:13

Zübeyir Gündüzalp

-Zübeyir Gündüzalp ağabey ile diyalogunuz nasıldı?

-Zübeyir ağabey üstadımızın hizmetkarlarındandı. Onunla ilk tanışmamız da 1959'da üstadımızı ziyarete giderken, Isparta'da, yolda oldu. Beni gördü ve "kardeşim sen nereye gidiyorsun?" diye sordu. "Ben üstadı ziyarete gidiyorum ağabey" dedim. Tabii Zübeyir ağabey olduğunu bilmiyorum da, öyle tahmin ediyorum. "Üstadımız hasta ziyaret kabul etmiyor" dedi. Ehh ne yapayım "Peki, o halde rahatsız etmeyeyim" dedim. Bu hareketim hoşuna gitmiş "Kardeşim" diye arkamdan seslendi. "Sen şu camiin orada dur. Üstadımız Eğridir'e gidecek. Araba hazırlanıyor. Geçerken görürsün."

Ben de orada durdum. Üstadın evinin kapısı belli. Hemen şöyle üç beş dakika olduktan sonra, Zübeyir ağabey koşarak geldi. Beni görür görmez; 'Kardeşim, Üstad sizi istiyor' dedi ve beni içeriye aldı. O şekilde üstadı ziyaret imkânım oldu. Zübeyir ağabey ile ilk görüşmemiz de böyle oldu.

Fakültenin son sınıfındayken Zübeyir ağabey Ankara'ya sık sık gelirdi. O sebeple, Ankara'da Bayram Yüksel ağabeyin kaldığı Hacı Bayram camisinin arkasındaki dershanede kendisi ile sık sık karşılaşırdık. Bazı ikazlarda, hizmetle alakalı tavsiyelerde bulunurdu. Daima zaten teşvik ederdi.

Askerden geldiğimde Zübeyir ağabey Eskişehir'de Abdülvahid Tabakçı'nın üstadı misafir ettiği evde misafireten kalıyordu. Kendisini ziyarete gittim. Askerlik dönemimde çok yerinde hizmetler olduğu ve Sivas civarında çok kitap dağıtımında bulunduğumuz için beni sevgiyle kucakladı. Bir gece orada misafir kaldım.

Birkaç sefer Eskişehir'e gidip, geldik. Sonraları Ankara'da ikamet ettiği zamanlarda, İstanbul'da kaldığı zamanlarda kendisiyle muhtelif defalar görüştük. Müdebbir bir insandı. Üstadın meslek ve meşrebini muhafaza hususunda son derece hassastı.

Bir ara Said Özdemir, Ayaş'ta bir dershane açmıştı. Zübeyir ağabey; "Beraber Said kardeşi ziyarete gidelim" dedi. Bir minibüse atladık, gittik. Cevşen'in sonunda üstada ve nur talebelerine duayı ihtiva eden bir kısım var. Üstadın sağlığında o yer ilave edilmemişti. Sonradan bunların ilave edilmesini Zübeyir ağabey münasip görmüş. Said ağabey ile beraber bunun Arapça ibaresini hazırlıyorlar.

Ben de "Sarf Nahiv" okuduğum için iştirak ediyorum. Çünkü bazen hatalar olabiliyor. Said ağabeyin ana lisanı Arapça olmakla birlikte, kavaide(dil bilgisi kaidelerine) çok vakıf değil. Arapça rahat konuşur da.

Ben de "bu esre olacak, şurası ötre olacak" filan diye fikir beyan ediyorum. Zübeyir ağabey; "Maşallah sen hocaymışsın be" dedi. Sonra artık "hocamız" demeye başladı.(gülüşmeler)

Dediğim gibi ben bir ara İzmir'e nakil yapmıştım. Tabii orada bulunduğum zamanlarda dünyevi davalara bakmaya başladım. Zübeyir ağabey bundan son derece mahzunmuş. Tekrar nur davalarına girmeye başlayınca "Kardeşim, sen bir tüneldeydin. Cenab-ı Hakk'a çok şükür seni kurtardı" demişti.

Zübeyir ağabeyle daha çok şeylerimiz var ama şu anda hemen hatırıma gelmiyor. Ama tabii Zübeyir ağabey üstadla tarih olmuş bir şahsiyet. Üstaddan nakiller yapardı. Bu noktada onunla farklı düşünürdüm. Yazılı metin halinde olan şeyleri bir düstur olarak kabul ederiz de, böyle şahsi hatıraların düstur ittihaz edilmemesi şeklinde bir kanaatim var. Zaman zaman bu gibi ağabeylerin şahsi hatıraları değil-zira o yoruma tabi-üstadın hizmet mektuplarında, lahikalarda, metin haline getirdiği şeylere tâbi olmak lazım diye düşünüyorum.

Çok ince bir insandı. 1971 askeri müdahalesi yapıldı. Zübeyir ağabey de hemen akabinden, sanki böyle kurban veriyormuş gibi, vefat etti.

12 Mart muhtırası yapıldı. Hemen akabinden de Abdullah Aymazlar filan bir grup halinde tevkif edildiler. Biz Bekir Berk ağabey ile onların davasına girdik. Davadan çıktıktan sonra Karşıyaka'da bir kardeşin evine gittik. Biraz sonra Ahmed Feyzi ağabey geldi. Otururken kulağıma eğilip; "Bekir duymasın, Zübeyir'i kaybettik" dedi.

Demek ki ruh bazı şeyleri hissediyor. Baktım Bekir Bey merhum da bir sıkıntı hâsıl oldu. "Yahu içimde çok acaib bir sıkıntı hâsıl oldu. Kötü bir haber duyacağım herhalde" dedi. Hiç yerinde duramıyor, bir sıkıntı hâli…

Biraz sonra kendisine bir telefon geldi. Arayan merhum Mehmed Emin Birinci'ydi. Telefon'da vefat haberini işiten Bekir Beyin yüzü değişti; "Ne diyorsun sen kardeşim ya? Allah Allah.. Alahu ekber" dedi. Gözleri yaşardı.. Gözyaşları içinde "İnna lillah.." diyerek koltuğa oturdu. Hemen akabinden İstanbul'a hareket etti. Biz de o akşam yola çıkıp ertesi gün cenazeye yetiştik.

Kirazlı Mescid'deki 46 numaradan aldık. Fatih camiine götürdük. O zamanki şartlara göre kalabalık bir cemaat vardı. Namazını herhalde Demirci Hoca kıldırdı. Oradan omuzlar üstünde Eyüp Sultan kabristanına götürüldü. Allah rahmet eylesin.

Muzaffer Arslan Ağabey

-Muzaffer Arslan merhumla ilgili anılarınızı da alabilir miyiz?

- Muzaffer Arslan ağabey en fazla beraber olduğumuz ağabeylerdendi. Kendisi nev-i şahsına münhasır, karakter sahibi, tavizsiz, mert bir insandı. Riya, gösteriş gibi şeyleri hiç bilmeyen, bir hata gördüğü zaman sert bir edayla insanı muaheze eden, ama bunu derken kalbinde hiçbir garaz olmayan bir insandı. Vasıflı kabul ettiği bir insana hatasından dolayı şiddetle ihtar eder, ama sonra ona toz kondurmaz, değerini, üstün vasıflarını takdir ederdi. Yani hiç böyle garazla, kinle işi olmayan mübarek bir insandı.

İlk tanışmamız Sivas'ta kıta hizmetinde bulunurken oldu. Oraya bir ağabeyin evine sohbete gelmişti. Musafaha etti, oturdu. Yanında kitap getirmemişti. Evde de kitap yok. Artık risalelerden ezberinde olan şeyleri anlattı.

Baktım, bizim aşina olmadığımız, alışık olmadığımız, sanki böyle enaniyetli, münekkit, tenkitçi karaktere sahip bir insan. "Allah Allah! Nasıl bir nur talebesi bu?" dedim içimden.

Baktım, kışa doğru tekrar geldi. Biraz kitap getirdi. O sırada ben de teğmendim. Maaşımızda biraz artış olmuştu. Ders yaptıktan sonra, "bu kitapları alın. Bunların parası şu kadar. Onu da temin ederseniz sevinirim" dedi.

Baktım, kimse cebine davranmıyor. "Ağabey ne kadar bunların hepsi" dedim. Hepsini satın aldım. Cemaat sonra bana bunu iade ettiler. O sırada yanlarında para yoktu.

Ben şimdi onun tavır ve hareketlerine bakıyorum. Ta çok basit bir otelde, üçüncü sınıf bile değil, yer ayırttırmış. Orada kalıyor. Düşünce tarzı gayet makul. Fedakârlığına bakıyorum. Bu kitapları dağıtacak. Kitap satışlarının yüzde onu ile yol masraflarını temin edecek, onunla gezecek, yiyecek. Dünyası, ailesi, evi yok, geziyor dolaşıyor. Böylece on gün kadar kaldı, devamlı dersler yaptı. Beraber çevre ilçeleri dolaştık. İyice kaynaştık. Sonra ayrıldı, Manisa'ya gitmiş. Manisa da benden sitayişle bahsetmiş. İsmail Hakkı hocadan dinlemiştim.

Ben Sivas'tan ayrıldım. Bir müddet sonra Antalya'ya ziyaretime geldi. Baktı ki benim etrafımda kimse yok. "Kardeşim ya" dedi "burada hiç çalışılmamış. Biraz burada çalışmak lazım." "Burada bir ay kalabilir misin?" dedim, kabul etti.

Bir gecekondu kiraladık. Dershane olarak tuttuk. "Sen burada kal" dedik. Bir ay kaldı. Evlerde dersler yapıyoruz. Başlarda yirmi, otuz kişilik bir cemaat geliyor. Paşa Camii denilen bir yer var. Orada buluşuyor, evlere gidiyoruz. Bir hafta geçti. İkimiz kaldık. Hiç kimse gelmiyor. Tabii çok canı sıkıldı, yüzü kızardı, morardı. Asabı bozuldu. Sık sık böyle nefes alıp veriyor. "Muzaffer ağabey şurada bir pastahane var. Senle orada bir salep içelim" dedim. Gittik. Sinirleri biraz yatıştı. "Ehh Muzaffer ağabey dedim. Antalya'yı nasıl buldun? "Ya kardeşim, senin burada nur talebesi olarak kalabilmen en büyük hizmet. Buraya ölü toprağı saçılmış ya" dedi. Dedim, "O kadar olmamakla birlikte, Cenab-ı Hak beni imtihan ediyor. Yani "haddini bil, senin bu hizmetlerinle ancak bir tohum ekilebilir. Sana ihsanatı ben yapacağım" diyor Murad-ı ilahi..

Gerçekten Cenab-ı Hak on yıl beni yalnız bıraktı. İnsanlara vesile oluyor, derslere getiriyoruz. Derken… Efendinin talebeleri kapıp götürüyor. Oraya transfer oluyor. Bu transferlere mani olamıyoruz. Daha sonra Cenab-ı Hak ihsan etti ve Antalya'da hizmet belli bir noktaya geldi..

Bir ara bana dedi ki; "benim artık sağlığım müsait değil. Bir yere yerleşmek istiyorum. Sen nereyi tavsiye edersin?" "Aydın'ı tavsiye ederim" dedim, "daha sakin." "Denizli'yi tavsiye etmedin ya" dedi. "Eh, Denizli'nin kimliğini horoz temsil ediyor, sen onlarla anlaşamazsın." Bu sözüme epey güldü ama..

Aydın'a yerleşti. Arada da Adana'ya filan giderdi. Son görüşmemiz de Adana'da oldu. Orada bir mezunlar günü vardı. Beni oraya davet etmişlerdi. Bana hatıra anlattırıyorlar. Muzaffer ağabey de orada. Hatırada da teferruata kaçtın mı hemen müdahale eder. Biz de orada teferruata biraz kaçıverince müdahale etti. "Tamam, özür dilerim" dedim, hemen kısa kestim. Son görüşmemiz oymuş.

Bir gün telefon geldi; "Muzaffer ağabey Maraş'ta komaya girdi." Anteplilere telefon açtım; "Kendisini Gaziantep üniversitesi hastanesine alın. Onun teşmilatı daha fazla. Eğer Emr-i Hak vaki olursa da Antep'te kalması daha uygun olur. Zira Antep daha merkezi, yol üstü. Cemaat ziyaret eder. Nazım kardeşin yanına defnedilir." Öyle de oldu.

Yani çok değerli, kıymetli, şahsiyetli ağabeylerimizden bir tanesiydi. Allah rahmet eylesin, hizmetlerini kabul buyursun.

Şahin Yılmaz Hocaefendi

-Şahin Yılmaz hoca merhumla nasıl tanıştınız? O nasıl bir insandı?

-Şahin hocamla daha çok Muzaffer Arslan ağabey arasında bir yakınlık vardı. Şahin Hocamın yetişmesinde, Risale-i Nur'u tanımasında, Risale-i Nur'u anlamasında Muzaffer ağabeyin büyük etkisi vardı. Yani onun tekâmül etmesindeki en büyük vesilelerden biri Muzaffer ağabey idi.

Şahin hoca daha önce İslami ilimlerde icazet almıştı. Arapçası filan mükemmel idi. Tabii Risale-i Nur meselesi, onu okumak, anlamak meselesi ayrı. Bunda da en fazla emeği geçen Muzaffer ağabeydi.

Muzaffer ağabey devamlı Akhisar'a uğrardı. Şahin hocanın da Muzaffer ağabeye büyük hürmet ve ihtiramı vardı. Kendisiyle beni tanıştıran da Muzaffer ağabeydir. Herhalde 1965'ti. Yine böyle bir mahkemeden çıkmıştım. Akhisar'a uğradım. Şahin Hocayla tanıştım. O sıra da henüz Risaleleri de tam tanımış değil.

Şimdiki gibi binalar vesaire yok. Sadece tek katlı bir ev, yanında da kurs gibi bir şey var, orada talebeleri okutuyor. Sonraki yıllarda orada kurs binası inşa edildi. Devamlı olarak hafız yetiştirilmeye başladı ve gittikçe inkişaf etti. Çeşitli il ve ilçelerde Hilaliye'nin şubeleri açıldı.

1980'den sonra daha çok teşrik-i mesaimiz oldu. Artık sık sık ziyaret eder, Antalya'nın ilçelerini ve merkezini dolaşır, bilhassa Korkuteli'ne gelirdi. Korkuteli'nde senelik olarak yapılan okuma programların her zaman müdavimlerinden biri de Şahin Hocaydı.

Biz de her sene Akhisar'daki Hafızlık cemiyetine iştirak ederdik. O da çok muhteşem oluyordu. Gün geçtikçe Kursun faaliyetlerinde ilerleme ve inkişaflar, yeni yeni binalar kendini gösteriyordu.

 

Kafasına koymuş bir defa, yaptı. Fena değil, muvaffak da oldu. Gayet güzel, randıman da iyi. Şimdi oğlu takip ediyor. Maşallah kız Kur'an kursları ayrı, erkekler ayrı. Yılda en az elli hafız yetiştiriyor, onlara üniversite tahsili yaptırıyor. Yani, çok gayretli bir insandı.

-Müteheyyiç…

-Evet müteheyyiç… Devamlı böyle gülen, mütebessim, latifeci, çok mübarek bir insandı. İlmi müktesebatı da gayet güzel, risaleleri de çok iyi anlıyordu.

Ders yaptığı zamanlar "ben hocalığı karıştırmadan yapamam" derdi. "Sen serbestsin" filan derdim, öyle ders yapardı. Ama kendisinden büyük birisi geldiği zaman "tamam, su göründü, teyemmüm bozuldu" derdi.

-Mesela benim gördüğüm Muzaffer ağabeyin yanında yapmıyordu..

-Yapmaz. Sungur ağabey geldiği zaman da bırakır. Son geçirdiğimiz imtihanda da, o işi atlatma hususunda da Şahin hoca ile beraber, müşterek mesafe aldık. Allah rahmet eylesin.

Abdullah Yeğin

Abdullah Yeğin ağabey ile tanışmamız 1961 senesinde, Sivas'a Bekir ağabeyle geldiklerinde oldu. Bir gece misafirimiz oldular. Ondan sonra Abdullah ağabeyle pek fazla bir araya gelme imkânımız olmadı. Biz mahkemelerin takibine başladığımız sıralarda o Adana'da idi. En fazla davalar Şark'ta olduğu için Adana bir uğrak yerimizdi. Adana'ya uğranılır, orada misafir kalınır, Abdullah ağabey ziyaret edilirdi. Konuşur, görüşür, geri dönüşte tekrar Adana'ya uğrardık.

Tabii Abdullah ağabeyin çok faziletli halleri var. Halillikte zirvede, ilim sahibi, pamuk gibi, insana dokunan bir yönü yok, enaniyetini tamamen silmiş, oldukça malumat sahibi, az çok Arapçaya vakıf, Risale-i Nur bütün dem ve damarlarına işlemiş. Devamlı Risale-i Nur okumak, Risale-i Nur derslerinde bulunmak, onun hayat aldığı nokta bu. Hocaefendi ile de iyi münasebetler içerisinde. Hatta Hocaefendi ona "şeyhim" der.

Yılları o şekilde geçti ve Abdullah ağabey İstanbul'a döndü. Tevruz Apartmanında kalırdı. Tahiri ağabey, Abdullah ağabey, bu Yeni Asya ekibini siyaset olarak tasvip etmediklerinden 1973-74'lerde onlardan ayrıldılar. Beraberce, siyasetlerin üstünde, üstadımızın asli mesleğine icrayı esas alan bir hizmet başlatmak için Hizmet Vakfı'nı kurduk. Fethullah hoca'nın kendi ekibiyle beraber yürümesinde de ilk cevaz veren Abdullah ağabey oldu.

Ben Adana'da bulunurken onun davasına da girdim, avukatlığını yaptım. Bir müddet beraber hizmet ettik. Seksen sonrası Meşveret Cemaati bana beraber çalışma teklifi yapınca, Abdullah ağabey biraz geri çıktı. Bizim Mehmed Kurdoğlu kardeşler, Ahmed Aytimur vs, o ekiple beraber hareket etti. Arada herhangi bir şey yok da..Şimdi de zaten iç içe hale geldi.

Geçenlerde Abdullah ağabeyi ziyaret ettim. Son hizmet hadiselerinden dolayı çocuklar gibi seviniyor. Dış ülke hizmetleri vs onu çok sevindiriyor.

Almanya'da, Berlin'de uzun seneler kaldı. Orada yapılan belli bazı hizmetlerin temelinde de o bulundu. Ala kader-il imkân işte orada bir hizmete vesile oldu.

İstikametini muhafaza eden, inhiraf etmeyen, kendisini silmiş, kemalatın zirvelerinde kabul ettiğimiz bir veli şahsiyet. Nurani bir şahsiyet. Halen de hizmetlere devam ediyor. Cenab-ı Hak uzun ömürler ihsan eylesin. Tabii çok hatırat var da, ilk aklıma gelenler bunlar.

Bayram Yüksel

Bayram ağabey ile 1957-58'lerde tanıştık. Kendisi, üstadın hizmetindeyken Ankara'ya hizmet vesilesi ile gelir giderdi. Daha sonra ben üstadı ziyaretimde Bayram ağabey de oradaydı. Üstada beni o takdim etti. Üstadın sesi bazen kısıldığı için bazen anlayamıyordum. Bayram ağabey devreye girip, üstadın dediklerini bana nakletmişti.

Üstadımızın dar-ı bekaya irtihalinden sonra, 27 Mayıs akabinde kendisi aranmaya başladı. Bu süre zarfında onun nerede olduğunu bilmiyorduk. Meğer Nazillili Hacı Mustafa Efendi onu himaye etmiş. Hakkındaki takibat kalkınca Ankara'ya yerleşti. Oradaki merkezi hizmetlerin oturmasında büyük emeği geçti.

Dolayısıyla, benim davaları takip ettiğim devirlerde gerek benimle, gerekse Bekir ağabeyle en ziyade alakadar olan, müzaheret eden ağabeylerimizden biri Bayram ağabey idi. Onun kaldığı 27 Numara adlı dershane bizim en çok uğrak yerlerimizden biri oldu.

Bana "fukara avukat" diye takılırdı. Çünkü o günkü şartlar içinde ayakkabı alamazdım, pantolon alamazdım. Pardösümüz yoktu. Bayram ağabey bir keresinde Kilis'ten gelen bir pardösüyü bana vermiş ve soğuk havalarda bunu giyersin" demişti. Baktım ebadı benim giyeceğim ebattan çok küçük. "ağabey bu bana olmaz" dedim. "Ehh, bununla artık idare edeceksin" demişti. Ne yapayım diye düşündüm. O zaman Dr. Mehmed Akay kardeşimiz daha tıp fakültesinde talebe idi. Ona; "Akay, seninle pardösüleri değiştirelim. Senin pardösünle birkaç sene idare edeyim" dedim. Allah razı olsun, verdi. Onunla birkaç sene idare ettim. O fedakârlığı o gün yapmazsan olmazdı, işler yürümezdi. Hiçbir nur davasından ücret almıyorduk. Zaten başka davalara bakmak için zamanımız da yoktu.

Tahiri Mutlu

-Ağabey, isterseniz merhum Tahiri ağabey ile söyleşimizi hitam-ı miske erdirelim. Onunla alakalı da hatıralarınız vardır herhalde?

-Tabii tabii, olmaz mı? Tahiri ağabey üstadın hizmetkârları içinde en başta gelenlerden birisi. İbadet ve taat noktasında zirvesinde. Salahat ve şahsi ibadet konusunda ona yetişmek çok zor. Hizmette sadakat noktasında da öyle..

Vakit israf etmemeye çok özen gösterirdi. Görsen, ya abdest alır, ibadete durur, ya evradu ezkarla meşgul olur veya tashihatla uğraşırdı. Gıybete asla fırsat vermez, etmez ve ettirmezdi.

Tevazuun timsaliydi. Bize göre babamız yaşındaydı. Buna rağmen o davaların takibinden dönerken onun bulunduğu bir yerden geçerken rap diye ayağa kalkardı. "Ya yapma Tahiri ağabey, uygun düşmüyor" dediğimizde, "Hayır, ben sizin şahsınıza değil ki, ifa ettiğiniz hizmete ayağa kalkıyorum" derdi.

İlk tanışmamız nasıl oldu? Üstadı Isparta'da ziyarete gittiğimizde, baktım üstadın arabası hazırlanıyor. Arabanın sağ tarafında da sakallı, sarıklı, müşekkel, nurani bir zat duruyor. "Allah Allah kim acaba?" diyorum.

Neyse, üstadı ziyaret edip, elini öptüm. Üstadımız "Sikke-i Tasdik-i Gaybi'yi tashih edin, bu kardeşle Ankara'ya yollayın" dedi ve Eğridir'e gitmek üzere ayrıldı. Tahiri ağabeyle ikimiz orada aldık. Yukarı çıktık. Orada iki saat beraber tashih ettik. Biraz da sohbet ettik. Elini öptüm, duasını isteyip ayrıldım.

Sonraki seneler davaları takip ettiğimiz için Ankara'da sık sık karşılaşır, sohbet ederiz, beraber namaz kılarız. Onun arkasında namaz kılmayı arzu ederiz, o fırsat vermez. İlla beni imamete geçirir. Namaz kıldıktan sonra oturur, sohbet ederiz. Mahkemelerin gidişatı hakkında sorar, değişik konularda konuşur, nadiren de sohbetlere beraber gideriz.

1977 senesinde bir gün ziyaretine gittim. Baktım sakalı böyle çok nurani. Sanki her telinden nur damlıyor. İçimden geçti; "Ya, Tahiri ağabey acaba yolcu olmasın?" İkindi namazını kılacağız. Ben de arzu ediyorum ki, aman arkasında bir namaz kılayım. Cübbeyi giydi, kamet getirildi, ben de tam arkasındayım. Tam tekbir alacak, birden döndü ve "ben bu kardeşin olduğu yere imam olamam" dedi. "Abi ben çok arzu ediyorum, arkanızda namaz kılmak istiyorum, lütfen buyurun" dedim. "Yok, giy cübbeyi" dedi. Cübbeyi giydim, Allah kabul etsin, namazı kıldık. Namazdan sonra ders yapıldı. Dersin bitiminde Tahiri ağabey dedi ki, "Ahi, benim senin arkanda namaz kılmak isteyişimin sebebi şu, sen tadil-i erkâna çok güzel riayet ediyorsun. Benim için bu ölçüdür" dedi.

Antalya'ya döndüm. Hadi, bir haber; "Tahiri ağabey vefat etmiş." Allah rahmet eylesin.

-devam edecek-

Fotoğraflar:

1-Zübeyir Gündüzalp ağabey

2- Zübeyir Gündüzalp ağabey

3- Zübeyir Gündüzalp ağabey

4- Zübeyir Gündüzalp ağabey

5- Muzaffer Arslan ağabey

6- Muzaffer Arslan ağabey

7- Şahin Yılmaz Hocaefendi

8- Şahin Yılmaz Hocaefendi

9- Abdullah Yeğin ağabey

10-Abdullah Yeğin ağabey

11-Bayram Yüksel ağabey

12-Bayram Yüksel ağabey

13-Tahiri Mutlu ağabey

14-Tahiri Mutlu ağabey

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Üstad Bediüzzaman 6000 sayfalık Külliyatında zaman zaman -bazen bi

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

Merhum Ali Uçar Bey bir sohbetinde anlatıyor; “Ali Sert Hocamdan dinlediğim şu hatırayı, Kon

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, edep, nezaket, tevazu timsali çok kıymetli bir insan-ı kâmi

BİR AVUKATIN HATIRALARI

BİR AVUKATIN HATIRALARI

Kıymetli ziyaretçilerimiz, aşağıda nakledeceğimiz hatıralar, Mutlakıyet, Meşrutiyet, Cumhu

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

Güngörmüş, gün geçirmiş zatların yanında insanın ya bir not defteri olmalı veya bir kayı

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

Sungur Ağabey anlatıyor: ‘Ahmet Feyzi Ağabey hapiste iyice hırslanmış, Temyiz’e layiha ya

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

Hafız Rıza Çöllüoğlu, değerli bir büyüğümüz. Muradiye Vakfının kurucularından olan Ho

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

Şeyh Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunlarından Vahdettin Küfrevi Efendi'nin hatıraları

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

Abdurahman Büyükkörükçü hocamızla 29.06.2011 tarihinde Konya Erenköy’deki evlerinde kısa

İMANIN TEZAHÜRÜ

İMANIN TEZAHÜRÜ

Biz bu yazımızda Üstad Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatında da neşredilen bir kahramanlığ

NUR KAHRAMANLARI-2

NUR KAHRAMANLARI-2

Üstad Hazretlerini, ortaokul talebesi iken tanıyıp ona soru sorma şansına ve yakın talebelerin

Üstünlük ve şeref ancak Allah'ın, Peygamberinin ve mü'minlerindir.

Münâfikûn, 8

GÜNÜN HADİSİ

Alî b. Ebî Tâlib (r.a.)'dan :

"Benim ağzımdan yalan uydurmayınız. Her kim benim ağzımdan yalan söylerse Cehennem'deki yerine hazırlansın."

TARİHTE BU HAFTA

*Sultan Abdulaziz Han Şehid Edildi.(4 Haziran 1876) *Kırım'ın Fethi(6 Haziran 1475) *Süleymaniye Camii İbadete Açıldı(7 Haziran 1557) *EFENDİMİZ'İN (s.a.v.) DÂR-I BEKA'YA İRTİHALİ(Vefatları)(8 HAZİRAN 632) *Hz.Ebubekir (r.a.)Halife Seçildi(9 Haziran

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI