Cevaplar.Org implant

AV.GÜLTEKİN SARIGÜL BEYİN HATIRALARI-2


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2009-01-14 02:21:36

 

Mehmed Kırkıncı Hocaefendi

-Ağabey, Kırkıncı Hocam hakkında da bir şeyler dinlesek. Kendileri ile nasıl tanıştınız?

-Kırkıncı Hocamı ilk olarak 1961 senesinin Nisan veya Mayıs aylarında görmüştüm. O zaman Ankara'da Said Özdemir ağabeyin dershanesine Mehmed Kayalar ağabeyin geldiğini duymuştuk. Biz de gittik. Kayalar ağabey ile tanıştık, musafaha ettik.

Üzerimde yedek subay elbisesi vardı. Kayalar ağabey bana iltifat etti. "Mübarek olsun kardeşim" dedi. Kanepeye oturuyor, yanında da sakalsız, genç, siyah saçlı, başında bere olan biri var.

Kayalar ağabeye "bir sual sorabilir miyim" dedim. "Hay hay" dedi. "Gavs-ı Azam ile Kutb-u azam arasında derece farkı var mı, varsa nedir?" dedim. "Bu suali aslında benim yanımdaki şu zata sorman lazım. Bu, Türkiye'nin en büyük âlimlerinden bir tanesidir. Ama müsaade ederse, ben izah edeyim" dedi.

Kırkıncı Hocanın bir şey dediği yok zaten. Sükût sadece. Sungur ağabey de var. Beraber gitmiştik. Sonra Kayalar ağabey kendine has bir şekilde meseleyi izah etti. Baktım, malumat sahibi. Yani oldukça ilmi olan bir zat.

O zaman da Türkiye'de bir çalkalanma varmış da bizim haberimiz yok. Meğerse Mehmed Kayalar ağabey de; "şöyle harekete geçip şunlara haddini bildirelim" diyormuş meğerse… Yahut ta "Üstad vefat etti. Artık onun yerine benim ikame edilmem lazım" filan.. "benim riyasetimde bu işin yürümesi lazım" gibi bir hava içinde. Sungur ağabeye "ne konuştunuz kardeşim" dedi. Sungur ağabeyin yapısı belli ya; "Efendim, üstadımızın vefatından sonra bir ağabeyimizin riyasetinde bu işin yürümesi lazım şeklinde konuştuk" dedi. Mehmed Kayalar da "Ooo..kardeşimizi sevsinler" diye onu okşuyor. Ne olup ne bittiğimizden haberimiz yok ki. Sonradan duyuyoruz.

Neyse, Mehmed Kayalar ağabey Sivas'taki cezaevindeki tecridden yeni çıkmış, Çanakkale'ye sürgüne gönderiliyor. Oraya gidecek. O Sivas'tan geldikten 15 gün sonra da ben takım komutanı olarak oraya tayin oldum. Baktım, tel örgüler filan duruyor.

Daha yeni tahliye olmuşlar. Kayalar ağabeyi Sivas kampında diğer nur talebelerinden ayırmışlar, bir tecrit odasına koymuşlar. Orada hafif yollu bir muvazene bozukluğu hâsıl olmuş, yarı meczubane bir şey. Zaten hal ve hareketlerinden belli oluyordu. Allah rahmet eylesin. Tabii cemaat ona tabi olur mu? Olmadığı için o bir kenara çekildi. Yalova'da vefat etti.

Ama Şark'ta da ilk bu hizmet şeyini başlatan bir zat. Bilgisi, malumatı gayet yerinde. Cesur bir insan. Kırkıncı Hocayı o vesileyle görmüş bulundum.

Daha sonraki seneler mahkemeleri takip etmeye başlayınca Erzurum'a

da gittim. Erzurum'a gittiğim zaman Kırkıncı Hocayla karşılaştım. Kırkıncı Hoca beni Erzurum'da gezdirdi. Risale-i Nur'un orada nasıl başladığını izah ediyor ama ekseri sadece Risale-i Nur kelimesini anlıyorum. Söylediği şeyleri ancak ferasetle filan anlamaya çalışıyorum. Şiveye aşina değilim.

Ama artık gidip geldikçe şiveye alışmaya başladım.

Tabii bakıyorum o Kümbet'te zaman zaman âlimler geliyor, onlara ilmi izahlar yapıyor. 

Nişanlandığım sıralarda bana şöyle demişti: "Gayet isabetli hareket ettin. Evlenme kapısının aralayıcısı ve şeyhi oldun. Bu kapıdan bundan sonra çokları girer. Bunu aralaman da iyi oldu. Zaten ben de kayd-ı hayat şartıyla evlenmemeyi doğru bulmuyorum." 

Kırkıncı Hocamla tabii sonraki zamanlarda ayrı kulvarlarda kaldık. O, Yeni Asya ekibiyle beraber oldu, ben ayrıydım. Fakat aramızda hiç, en ufak bir münazara, bir şey, sevgi ve muhabbeti ihlal edecek, hürmeti iptal edecek bir şey geçmedi.

Yaş bakımından benden epey büyük olmasına rağmen her zaman Antalya'dan biri yanına gitse, hemen sorar, "selam ve hürmetlerimi arz ediyorum" der. Ben de onun aleyhinde nerde bir konuşma başlasa katiyen mani olurdum. "Onun aleyhinde bulunmayın, bulunamazsınız" diye.

Seksenden sonra o ve diğer ağabeyler Yeni Asya ekibinden hizmet yollarını ayırınca yine beraber olduk ve hala beraberiz. Tabii Kırkıncı Hocam hizmet noktasında Erzurum'da büyük bir çığır açtı. Allah selamet versin.

Mehmed Feyzi Pamukçu Efendi

-Mehmed Feyzi ağabey ile de tanıştığınızı biliyoruz. Onun hakkında ne dersiniz?

- Mehmed Feyzi ağabeyimiz çok nadir bir zattı. Hem âlim, hem fazıl, hem de bihakkın maneviyat ehliydi. Münzevi idi. Üstadımız Kastamonu'ya sürgün gönderildiğinde hizmetkârlığını yapmış. Daha çok üstadın şahsiyetini temsil eder bir durumu vardı.

Kendisini ilk ziyaretim 1966'da oldu. Tosyalı kardeşlerin davaları vardı. Bu davalara bir hayli kalabalık avukat arkadaşla katıldık. Davadan çıktıktan sonra; "Mehmed Feyzi ağabeyi ziyaret edelim" dendi.

Ziyaret ettik. Bizden önce de ziyarete gelen 5–10 kişi oradaydı. Yalnız içlerinde bir tanesinin sivil polis olduğu anlaşılıyor. Biz onu bilmiyoruz da Mehmed Feyzi ağabeyin tavır ve hareketlerinden öyle olduğu anlaşılıyor. Gayet soğuk bir eda ile bizi karşıladı, herhangi bir iltifatta bulunmadı.

Ondan sonra, o polisi muhatap alarak şahane güzel irşadatta bulundu. Çok da güzel konuşuyor, ilmi müktesebatı çok fevkalade.. Hülasa olarak, "bizim vazifemiz hidayet temennisi ve başkalarının hidayeti için çalışmak. Devlet idaresi ile ilgili hiçbir talebimiz yok. Memleketin selamette olmasından başka temennimiz yok." Bu istikamette güzel bir konuşma yaptı. Ondan sonra musafaha ettik. Çıkarken Rahmetli Bekir Beyin yanağını okşadı; "içerde adamlar vardı da ondan dolayı soğuk davrandım" dedi. Kendisi son derece müdebbir bir insandı. Akabinde tekrar aynı mahkeme vesilesi ile Kastamonu'ya geldik. Tekrar ziyaret ettik. Orada bazı sualler sorma imkânı oldu. Daha yakinen tanıştık.

Aradan yıllar geçti. Seksenli yıllarda bir vesile ile Safranbolu'da Abdullah Yeğin ağabeyi ziyaret ettim. Sonra da Mehmed Feyzi ağabeyin ziyaretine gittim. "Epey bir fasıla oldu..Benim sakalımda beyazlıklar arttı, ama maşallah sen gençliğini muhafaza ediyorsun" dedi. Yine bazı sualler sorduk, o suallere cevaplar verdi. Yani herkesi kucaklayan, tam bir mürşid. Fevkalade kâmil bir zat.

Üstadımızla Denizli hapsinde beraber kalmışlar. Mehmed Feyzi ağabeyin sakalı fıtri idi. Yani hiç ustura görmemişti. Askerliğini de sakalıyla yapmış. Şimdi mahkemeye gelmiş, sakalı kesilecek. Çünkü Türkiye'de insan hapse düşerse, saç, sakal ve bıyığını kesip cascavlak bırakmak adettir.

Tabii sakalını kestireceğinden dolayı son derece müteessir. Üstadımız bir ara ona dönerek "Mehmed Feyzi sendeki sakal bana aittir. Sen de emaneten duruyor. Merak etme, ona hiç kimse elini uzatamaz" diyor. Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti'nin Tarihçe-i Hayat'ta da geçen, üstadımız hakkında güzel bir ifadesi vardır; "o mahkûmken bile hükmediyordu."

Tıraş sırası Mehmed Feyzi ağabeye gelmiş. Gardiyan şöyle bir bakmış; "Yahu bu sakala da kıyılmaz ki" demiş. Sonra; "sen şu odaya gir, artık benim hizmetkarımsın.. Ama ortalıklarda fazla görünme" demiş.

Daha sonra mahkemelere de çıkıp, ifade vermiş. Orada da sakalına el uzatan olmamış ki, o dönem Şeflik idaresinin en ceberut dönemi idi.

Mehmed Feyzi ağabeyi o son ziyaretimde; "Artık ben turabi oldum" dedi. Yani yaşlandım, toprağa girer gibi oldum. Dediği gibi de oldu. Çok kısa bir süre sonra da dar-ı bekaya irtihal buyurdu. Beni haberdar etmediklerinden cenazesinde bulunamadım. Hâlbuki Ispartalılardan telefon eden olsaydı, ben de cenazeye yetişirdim. Ama nasip olmadı. Vefatından iki gün sonra haberdar oldum.

Gerçekten onu gören melek görmüş gibi olurdu. Sakalı, siması ile o kadar nurani, güzel bir şahsiyet ve kamil bir insandı..

Avukat Bekir Berk

- Bekir Berk ağabey ile ilgili hatıralarınıza geçsek…

-Avukat Bekir Beyi Ankara davası münasebetiyle,1958'de tanıdım. O sırada ben fakültede okuyordum. Kendisini görüyorduk, görüşüyorduk. Ama biraz onun mütecessis bir tavrı vardı. Benden biraz şüphelenirdi. Sanki ben gizli istihbarat teşkilatının ajanıymışım gibi, beni her gördüğünde çekingen davranırdı. Çekindiği için de ben tabii fazla yaklaşamıyordum. Olgunlukla karşılıyordum, normal de görüyordum. Bir araya gelinir, sohbet edilir, iş bana gelince müstağni kalır. Bir tanışma ve kaynaşma olmuyordu.

Sonra ben askere gittim. Sivas'ta kıtada vazifeli iken, bir kardeşimizin davası münasebetiyle Abdullah Yeğin ağabey ile beraber Sivas'a geldi. Orada bir evde misafir oldu. Orada yakinen tanışma imkânı oldu. Sohbet ederken dedi ki; "Gültekin kardeş, artık ben dünyevi dava almamaya karar verdim, vakf-ı hayat ettim. Sen de kendini ona göre hazırla. Askerden terhis olduktan sonra inşallah davalara beraber gireriz" dedi. "İnşallah" dedim. Öyle de oldu. Askerden dönüşte hemen nur davalarına girmeye başladım.

Şunu da söyleyeyim, askerlik devresinde, hizmet noktasında çok şeylerde istihdam etti. Hizmet yıllarımın en güzel tablolarından biri askerlik yıllarıdır. 27 Mayısın hemen akabinde askerlik yaptığım için biliyorum, hizmetler yavaşlamış, kitap sarfiyatı azalmıştı. Bir tek Muzaffer Arslan ağabeyin bulunduğu yerlerde az bir kitap dağıtımı oluyordu. İşte bu sırada arkadaşlarla beraber Sivas'ta çok kitap dağıtımına vesile olduk.

Terhis olur olmaz telefon ettiler; "Muhakkak Ankara'ya uğrayacaksın" dediler. Ankara'ya geldiğimde Zübeyir ağabey beni kucakladı; "Kardeşim, Allah razı olsun. Hiçbir yerde kitap sarfiyatı yoktu. Bir tek senin ve Muzaffer kardeşin bulunduğu yerlerde oldu" dedi. Bu da hizmetin inkişafı noktasında değerlendirildiği için Zübeyir ağabey memnuniyetini dile getirdi.

O sırada Bekir ağabey mahkemeden çıktı, geldi. "Keçeli" dedi "bundan sonra beraber bu davaları takip edeceğiz. Ona göre kendini hazırla." "İnşallah" dedim. O şekilde ayrıldık.

1963'te stajımı tamamladım. Cübbeyi giydim. Hemen bir telefon geldi; "Burdur ağır ceza mahkemesine yetiş." Böylece ilk girdiğim dava bir nur davası oldu. Ondan sonra da herhangi bir dünyevi dava takip etmeye fırsat kalmadı.

Tabii çıkış o çıkış. Burdur mahkemesi sürecinde Türkiye'nin muhtelif yerlerini 10–15 gün dolaştık. Sonra döndük. Bir süre sonra tekrar Bekir ağabeyle buluştuk. "Sen şuraya gideceksin, ben buradaki davalara" diyor ve 15 günlük bir program daha yapıyoruz. Hadi bakalım, davalara koşuyoruz.

Bekir ağabeyin avantajlı tarafı, İstanbul'da maddi yönden az çok sahip çıkanlar var. Bir de kendisine yazıhane tahsis edilmiş. Yoksa çok zor. Onun da bir elbise alacak parası yok yani. Aynı şekilde benim de durumum böyle. Hatta biraz daha kötü. Yazıhane kirasını ödemem şöyle dursun, yola çıkacağım zaman kimden borç para alabilirim diye onu düşünüyorum. Antalya'dan birisinden 100 lira borç alıyorum. Gittiğimiz yerlerde bilet parası verilir ya da verilmez. Cemaatin imkânları o zamanlar çok dar. Bazıları verebiliyor, bazıları veremiyor.

Dolaştığımız yerlere de otobüslerle gidiyoruz. O zamanın otobüsleri de kamyondan mütehavvil, özel motorlu, kaloriferi olmayan derme çatma otobüsler. Otobüs bulamadığım zaman kamyon şoför mahallerinde seyahat ediyorum. O zaman şoför mahallerine yolcu alırlardı. Şimdi olsa onu da yapamazsınız ya.. Bu şekilde kamyon veya otobüslerle davalara giderdik. Yolların hemen % 95'i toprak yol. Gece bu şartlarda ne kadar uyuyabiliyorsam uyku o. Günde iki saat, üç saat uykuyla dolaşıyoruz. Davalar bittikten sonra tekrar Bekir ağabey ile Ankara'da buluşuyoruz. Sonra herkes yoluna devam ediyor.

Şark tarafındaki davalara nadiren gitmişimdir. Oralara ancak Bekir ağabey gidebilirdi. Çünkü İstanbul'da uçak biletini alabilecek imkânlar vardı. O gidemediği zaman ben giderdim, o da ancak otobüs veya trenle..

Bu minval üzere devam ederken 1971'de İzmir sıkıyönetim mahkemesince tevkif edildik. Fethullah Hoca, Bekir ağabey, Mustafa Birlik olmak üzere 54 kişi idik. Beraber altı ay kaldık.

Bekir ağabey, Fethullah Hoca ve Mustafa Birlik'i iki yıla, beni ve diğer bazı arkadaşları bir yıla mahkûm ettiler. Tabii benim cezam kesinleşince ruhsatnamem iptal edildi. Avukatlığımı kaybettim. Ama o sırada MSP CHP koalisyonu oldu. Onlar bir af kanunu çıkardılar. Benim mahkûmiyetim düştü. Dolayısıyla ruhsatnamemi iade ettiler.

Bekir ağabey de ondan sonra 1974'de Türkiye'den ayrılıp Cidde'ye yerleşti. Avukatlığı bıraktı. İş bana kaldı. Evet, başka arkadaşlar da vardı. Ama Türkiye çapında davaların takibini ben yapıyordum.

1991'de 163. madde kaldırılıncaya kadar peşimizi bırakmadılar.

Sıkıyönetim mahkemelerinde çok güzel kararlar alık. Askeri Yargıtay'da çok müspet kararlar aldık. İhtilal sonrası Devlet Güvenlik Mahkemelerini kurdular. Davalara sil baştan tekrar başladık. DGM'ler ile epey bir boğuştuk.

-Kaç yıllarındaydı bunlar ağabey?

- İşte 91'e kadar. Onlarla epey bir mücadele ettik. Tabii o zaman Turgut Özal iktidardaydı. DGM'lerin durumunu kendileriyle konuştuk. Adalet bakanı ile meclis başkanı ile konuştuk. En nihayet Turgut Özal 163. maddenin kaldırılmasına vesile oldu. Dindarlar da rahat bir nefes aldılar.

Bekir ağabeyi (rahmetullahi aleyh) 1989'da Umre'ye gittiğimde ziyaret ettim. Türkiye'ye gelmesi mevzu bahis idi. Biraz da böyle düşünceli idi. Onun da öyle bir dikili ağacı yok. Evet, Cidde'de dolgun maaş alıyordu ama aldığı maaşın yarısını gazeteye(Yeni Nesil) gönderiyormuş. Sonradan öğreniyorum.

Sordum ben; "Sen Türkiye'ye dönersen nasıl olacak? Nasıl geçineceksin?

Bir yatırımın var mı?" " Yok, sen biliyorsun, bir dikili ağacım yok" dedi. Ben de giderken, Allah selamet versin, İstanbul'da Orhan beyle meşveret etmiştim. "Bu arkadaşı ortada bırakırlar. Biz bir şey yapabilir miyiz? Umre'ye gideceğim, Umre'de kendisiyle görüşeceğim." "Ağabey, hiç merak etme, onlar yapamazsa biz bir daire tahsis ederiz. Her halükarda rahatlıkla kendisine sahip çıkarız" dedi.

Bekir ağabeye dedim ki, "Senin vasıtanla muayyen imkânlara kavuşan arkadaşların var. Onlardan evvela sana karşı bir vefa borcunu ifa etmelerini bekleriz. Baktık ki olmuyor, o zaman sadece bana telefon et kâfi."

"Allah razı olsun. Sen kara gün dostusun" dedi. Çok rahatladı ama. Bütün sıkıntısı, düşüncesi oymuş. "sen merak etme, hallederiz" dedim. Gerçektende doksanlı yılların başında dönüş yaptı. Ben takip ediyorum. İstanbul'a geldiğinde bir daire almaya teşebbüs ettiler. Tabii alamadılar. Ama bir kısmını temin ettiler. Fethullah Hocanın teberrüken iştirakiyle, Kavurmacıların iştirakiyle filan bir daire alındı. Tefrişi, düzenlemesi yapıldı.

Orada kendisini ziyarete gittim. Kendisine bazı şeyler tavsiye ettim. "Sen böyle ekiplerin dışında kal. Hepsini kucakla. Eski tanıdıkların hepsini çağır, hepsiyle helalleş, hepsini hoş gör. Ta o Milliyetçiler Derneği zamanlarından itibaren tanıdıklarını çağır, helalleş." Öyle de yaptı…

Sonra 1992 senesinde Dar-ı Beka'ya irtihal etti. Cenazesinde de bulunduk. Allah rahmet eylesin.

Bu işe gönül vermiş, bütün varını yoğunu bu hizmete sarf etmiş olan çok gönül ehli bir insandı. Kabiliyetli idi. Çok zeki idi. Fevri hareketleri vardı, her insanda böyle zaaflar olabilir. Nur içinde yatsın.

Fotoğraflar

1- Fethullah Gülen Hocaefendi(bereli) 1965'te Edirne'de..

2- Fethullah Gülen Hocaefendi 1972'de Ankara'da

3- Fethullah Gülen Hocaefendi 1971'de İzmir mahkemesinde

4- Merhum Mehmed Kayalar ağabey

5- Mehmed Kırkıncı Hocaefendi-70'li yıllar

6- Mehmed Kırkıncı Hocaefendi ve merhum Mehmed Emin Birinci

7- Merhum Mehmed Feyzi Efendi

8- Merhum Mehmed Feyzi Efendi

9- Merhum avukat Bekir Berk

10-Bekir Berk Cidde'de.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Nurettin Dicleli, 2013-10-14 17:51:59

Gültekin aüabeyi takdire şayan bir insandır. Erzurumlu oluşum sebebiyle Fetullah hoca efendiyle, Kırkıncı hoca efendimizin vaazlerini, derslerini dinleme takip etme fırsatım çok olmuştur, Gültekin ağabeyiminde sohbetlerine katıldım her birini tanımaktan onur duyarım. ALLAH (C.C.) bu değerli büyüklerimizin ve onlarla birlikte hizmet yolunda olanların yar ve yardımcısı olsun.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Üstad Bediüzzaman 6000 sayfalık Külliyatında zaman zaman -bazen bi

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

Merhum Ali Uçar Bey bir sohbetinde anlatıyor; “Ali Sert Hocamdan dinlediğim şu hatırayı, Kon

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, edep, nezaket, tevazu timsali çok kıymetli bir insan-ı kâmi

BİR AVUKATIN HATIRALARI

BİR AVUKATIN HATIRALARI

Kıymetli ziyaretçilerimiz, aşağıda nakledeceğimiz hatıralar, Mutlakıyet, Meşrutiyet, Cumhu

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

Güngörmüş, gün geçirmiş zatların yanında insanın ya bir not defteri olmalı veya bir kayı

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

Sungur Ağabey anlatıyor: ‘Ahmet Feyzi Ağabey hapiste iyice hırslanmış, Temyiz’e layiha ya

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

Hafız Rıza Çöllüoğlu, değerli bir büyüğümüz. Muradiye Vakfının kurucularından olan Ho

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

Şeyh Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunlarından Vahdettin Küfrevi Efendi'nin hatıraları

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

Abdurahman Büyükkörükçü hocamızla 29.06.2011 tarihinde Konya Erenköy’deki evlerinde kısa

İMANIN TEZAHÜRÜ

İMANIN TEZAHÜRÜ

Biz bu yazımızda Üstad Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatında da neşredilen bir kahramanlığ

NUR KAHRAMANLARI-2

NUR KAHRAMANLARI-2

Üstad Hazretlerini, ortaokul talebesi iken tanıyıp ona soru sorma şansına ve yakın talebelerin

De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır. Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir.

Cum'a, 8

GÜNÜN HADİSİ

"Kişi, dostunun dini üzeredir. Bu nedenle, kiminle dost olacağına dikkat etsin!"

Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI