Cevaplar.Org

AV.GÜLTEKİN SARIGÜL BEYİN HATIRALARI-1

Zindan ve muhakemelerden gelen bir kutlu davanın hukuk karşısında savunucularından bir sembol isimdir Avukat Gültekin Sarıgül. Bir fedakârlık ve feragat kahramanıdır. Onda feraset buudlu bir muhakeme enginliği ile birlikte


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2008-12-27 23:00:20

Zindan ve muhakemelerden gelen bir kutlu davanın hukuk karşısında savunucularından bir sembol isimdir Avukat Gültekin Sarıgül. Bir fedakârlık ve feragat kahramanıdır. Onda feraset buudlu bir muhakeme enginliği ile birlikte, ciddiyet ve vakar televvünlü bir samimiyet ve hasbilik hemen sezilir.

Gazeteciler Ve Yazarlar Vakfı başkanı Sayın Harun Tokak beyefendi, Yeni Şafak’taki bir yazısında, herkesin bir şekilde savrulduğu şu modern zamanlarda “bu güzel insanın nasıl bu kadar berrak sular gibi dupduru kalabildiğini” yazmıştı. Onu yakından tanımayanlar belki bu ifadeyi abartılı bulabilir. Ama kesin olan bir şey var, karşısında konuşurken tesiri altına girdiğiniz bu kıymetli zat, eskilerin enfes ifadesiyle “nevi şahsına münhasır” bir şahsiyet abidesi..

1956’da tanıdığı büyük üstad ve eserleri onun İslam’a hizmet çizgisinin mihverini oluşturmuş. O zamandan bu yana nice acı tatlı olaya tanıklık yapmış. Risale-i Nur eserlerinin serbestisi için merhum avukat Bekir Berk ile beraber o mahkemeden bu mahkemeye durma bilmeden koşmuş, çalışmış, didinmiş bir hukuk adamı..

Üstad ile alakalı anılarını ve bir kısım mahkeme safahatını Necmeddin Şahiner beyin Son Şahitler, Said Nursi’yi Nasıl Bilirdiniz, Rahmi Erdem beyin Bediüzzaman’ın Talebelerinin Hukuk Mücadelesi, Ömer Özcan beyin Ağabeyler Anlatıyor adlı eserlerinde anlattığı için, biz kendisine nur kervanında tanıştığı ak yüzlülerden bir kısmını sorduk. Mümkün mertebe hususi kalan hatıraları elemeye tabii tuttuk ve tashihinden geçtikten sonra şimdi sizlere birkaç bölüm halinde arz ediyoruz. Kendisine bir kere daha şükranlarımız arz ederiz. Saygılarımla. Salih Okur, cevaplar.org

Ahmed Feyzi Kul

Ahmed Feyzi ağabeyi ilk görmem 1960’ın Ocak ayı başları veya ortalarıydı. Üstad hazretleri Ankara’ya teşrif buyurmuşlardı. Ocak ayı içinde ikinci gelişleriydi bu. On beş gün kadar evvel yine gelmişler ama bu matbuata duyurulmamıştı. Orada merdivenlerden inerken üstadı görmüş oldum.

İkinci gelişlerinde ise tabii kıyamet koptu. Matbuatta da aleyhte isnat ve iftiralarla bir karalama kampanyası başlatıldı. O Denizciler caddesinde Beyrut Palas isminde, iki üç katlı bir otel vardı. Üstadımız o otelde kaldılar. O sırada Türkiye’nin hemen her yerinden ileri gelen talebeler davet edildiler.

Said Özdemir ağabey, Dış Kapıya giderken sol tarafta, Murat Lokantasının üstünde bir yeri hem büro, hem bir buluşma yeri hem de dershane tarzında tefriş etmişti. Orası merkezi bir yer olduğundan, Ankara’ya gelen kardeşler orada toplanıyordu.

Tarihçe-i Hayat davası da o gündü. Tarihçe-i Hayat’ın neşrinden dolayı Sungur ağabey, Tahsin Tola ağabey ve herhalde Zübeyir ağabeyin davası vardı.

O davaya gittik. Davayı takip ettik. Ahmed Feyzi ağabey de o davayı takip edenler içerisindeydi. O zaman aşağı yukarı 50–55 yaşlarında, bize göre tabii hayli yaşlı, kalender yapılı, kalender giyimli, sakalsız, iri bıyıklı bir zat-ı muhterem. Kim olduğunu bilmiyoruz. Beraber mahkemeden çıktık. Murat lokantasının üzerindeki dershane olarak hazırlanan yere geldik. Köşede bir sandalye ve bir masa var. Masanın üzerinde de bir telefon bulunuyor. Yanda bir sandalye, gerisi ise yekpare halı döşenmiş vaziyette.

Cemaatin hepsi halıya diz çökerek veya bağdaş kurarak oturdular. Ben de o zaman hukuk fakültesi son sınıf talebesiyim. Ahmed Feyzi ağabey köşeye, masaya oturdu. Biz de merak ettik; Bu yaşlı zat kim? Sonra konuşmaya başladı. Konuşuyor ama noktası virgülü noksansız, böyle mükemmel cümlelerle, hem de Osmanlı Türkçesi ile şahane bir hitabet. Bakakaldık.. Böyle bir hitabetin ondan sadır olacağını hiç zannetmiyorduk.

Bazı şeyler hatırlattı. Mesela şöyle dedi; “Kardeşlerimizin sünnet olan bazı şeyleri tehir etmelerinde fayda var. Sakal mübarektir, ama bir müddet tehir ediverin. İçtimai hayattayız. Mesaj vermek istediğimiz zümre belli. O zümrenin nokta-i nazarını, onların halet-i ruhiyesini anlamamız lazım. Biz askeriz. Askerin kendine göre bir kıyafeti olur. Mesela askerler Osmanlı devrinde sakal bırakmamışlardır. O sünneti tehir etmişleridir. Bizler de aynı şartlar muvacehesindeyiz. Sakalın elbette bir kudsiyeti var. Ama

devrin iktizası olarak, onu bir müddet tehir etmemizde fayda var.

Hem de sakallı mübarek kardeşler mahkemede ön tarafta oturuyorlar. Karşı taraf hedef oluyorlar, hedef gösteriyorlar. Bunlardan içtinap etmemizde fayda var. Ama sakal bırakana da sakalını kes diyemeyiz. Buna hiçbir zaman da cevaz verilemez. Ama keşke arka taraflarda otursalar” diye devam eden şahane bir konuşma. Sorduk; “kimdir bu?” dediler ki; bu Ahmed Feyzi ağabey” “Allah Allah” dedik, “Risale-i Nur dairesinde ne cevherler varmış da haberimiz yok

Sonra Ahmed Feyzi ağabey ve diğer ağabeyler ile Ulus’a doğru çıktık. Tabii onlar önde, kol kola yürüyorlar. Şen şakrak, sevinç içindeler. Meğerse onlar için sanki bayram havası. Çünkü üstadımız Ankara’ya gelmiş ve biraz sonra da onlar üstadımızın odasına girecekler. Nitekim Üstad hazretleri Beyrut Palas oteline gelmişlerdi. Yürüyerek oraya gittik. Tabii bizim puanımız tutmadığı için haliyle odaya giremedik. Henüz daha talebeyiz.

Ahmed Feyzi ağabey ve sair ağabeyler odaya girdiler. Bir iki tane de milletvekili girdi. Kapı kapalıydı. Yalnız ben biraz kurnazlık yaptım. Üstadın konuşmasını takip etmek için kulağımı kapıya dayadım. Üstadımız da kısık bir sesle son dersini veriyor. Emirdağ Lahikasının sonunda zikredilen, “vazifemiz müsbet harekettir, menfi hareket değildir” diye bahsedilen dersi veriyor. Onu da herhalde Sungur ağabey, Zübeyir ağabey gibi yazısı işlek olan birkaç ağabey kısım kısım kaleme almışlar. Ondan sonra ders bitti, dağıldık. Akabinde de Ahmed Feyzi ağabeyi görme imkânı olmadı.

Birkaç yıl geçti. Ben 1963’te avukatlığa başladım. Daha hemen ruhsatname alıp, cübbeyi giydiğim gün Burdur’dan telefon geldi. “Risale-i Nurla alakalı ağır cezada dava var, hemen yetiş.” İlk girdiğim dava da bir Risale-i Nur davası oldu. Rahmetli Bekir Berk ağabey de gelmişti.

O sırada Ahmed Feyzi ağabey ile kardeşi Mehmed Emin Kul da beraber oraya gelmişler. Bir evde misafir kalıyorlar. Bizi o eve götürdüler. Orada misafir kalacağız. Hemen kapıdan içeri girdik. Girer girmez hemen Ahmed Feyzi ağabey “Efendim, bendeniz Ahmed Feyzi Kul, müşerref olduk efendim” dedi. Hemen elini öptük. Kardeşi Mehmed Emin ağabey hemen atıldı; “Efendim, biraderi Mehmed Emin Kul, çok memnun olduk” dedi. Ahmed Feyzi ağabey gülerek; “Buyur bakalım genç avukatımız” diyerek sohbete başladı. Zaten böyle çok mültefit, çok da şaka ve nükteden hoşlanan bir ağabeyimizdi. Çok latifeci idi. Hemen birkaç dakika içerisinde senli benli olmuştuk.

Bilirkişi raporuna karşı bir itiraz hazırlamak gerekiyordu. Onu beraber hazırladık. Osmanlı Türkçesine çok vukufu olduğu için ufak tefek şeyler olursa hemen düzeltiyordu.

O şekilde yakinen bir tanışma imkânımız oldu. Daha sonraki dava safahatında, Ege muhitinde bir mahkemeye gitmek icab ederse, otobüsten Çamlık’ta ineriz. Gece vakti bile olsa kaldıkları yere çıkarız. “Selamün aleyküm amcalar”(ben latife olarak onlara amcalar derdim) diye sesleniriz. Hemen fırlayıp, karşılarlar. Ahmed Feyzi ağabeyin evi çok müsait olmaz, zira ailesi var. Mehmed Emin ağabey de evlenmeden öyle gariban şekilde gitti. Mehmed Emin ağabeyin bekârhanesi var. Ekseriya oraya buyur ederlerdi. Hemen Ahmed Feyzi ağabey gelir. Evvela bir sohbet vesaire, sonra sabah namazını kılarız.

Bazen kendisi imam olurdu. Kıraatinin mahreç açısından bir şeyi yoktu ama biraz titrek bir eda ile okurdu, mahreçten anlardı. Tabii bunlar kalp ehli insanlar. Manaya da aşina olduğu için okurken bazen bir ayet-i kerimeye denk gelir, ondan sonra hüngür hüngür ağlamaya başlardı. Ekseriya da beni imamete geçirirdi.

Tabii her uğrayışımızda görüşür, konuşur, sohbet ederiz. Bazen beraber İzmir’e gider, oradaki ağabey ve kardeşleri ziyaret eder, derslerde beraber olurduk.

1967’de Sarayköy’de bir sohbette Ahmed Feyzi ağabey ile Said Atıcı ağabey bir baskına uğramışlar, tevkif edilmişler. Ben de tabii orada Van’da mevlit hadisesinden dolayı içerideydim. Onun için ilk celselerde iştirak edemedim. Tahliye olduktan bir müddet sonra hapishanede ziyaret ettim. Tabii belki bir ay geciktim.

Beni hemen muaheze etti. “Nerde kaldın?” dedi. “İlk tahliye olur olamaz gelmen lazımdı. Bu ağabeyini ihmal ediyorsun” Ben de dedim ki; “Ben şöyle düşünmüştüm; Ahmed Feyzi ağabey Denizli’de yatmış, Afyon’da yatmış. Hapishane onun için bir medrese-i Yusufiye. Onun herhangi bir şekilde hapishaneden filan muzdarip olması mümkün olmayabilir. Ben şimdi ona ne teselli vereceğim? O teselliyi baştan almış vaziyette. Biraz gecikmemin sebebi bundan kaynaklanıyor..

Bunun üzerine Ahmed Feyzi ağabey “Ya müsaade et de biraz tarizde bulunalım kardeşim. Sen şimdi hemen beni bağlıyorsun” dedi. Böyle latifeciydi.

Baktım eli ayağı şişik vaziyette. “Ha” dedim, yaş ilerlemiş artık. Hapishane hayatına intibak edecek vaziyette değil. O zaman 70 yaşlarında. Hemen mahkemesine girdik. Mahkemesi de çok enteresan oldu. Hâkimlerin pek tahliye niyetleri yoktu. Hüsameddin Akmumcu isminde bir avukat ağabeyimiz var. Davaya onunla birlikte girdik. Tahliye talebinde bulunduk, mahkeme de müzakereye çekildi.

Baktım, Hüsameddin ağabey kapı aralığından içeri bakıp duruyor. “Ya ne yapacak bu” diye düşünüyorum. İçeri girdik, kararı açıklıyorlar; “Tahliye talebinin reddine…” Tam o anda Hüsameddin ağabey kalktı. “Bir dakika” dedi, “Müzakere yaparken sayın savcı da sizinle beraberdi. Kapı aralığından gördüm. Lütfen zapta geçirin.”

Reis de bu sefer tabii alındı. “Ne demek istiyorsun? Söyle, yoksa bize itimat etmiyor musun?” dedi. Hüsameddin bey; “Müvekkillerime sorun” dedi. Sordu; “siz itimat ediyor musunuz?” Ahmed Feyzi ağabey; “İtimat ediyoruz, adaletinizden eminiz” dedi. Reis bunun üzerine Hüsameddin beye döndü; “Evet avukat bey, ne diyorsun?” dedi. O da; “Efendim, müvekkillerim itimat ediyorsa, ben de itimat ediyorum” dedi.

Tabii bu bir haysiyet meselesi oldu. İkinci celsede reis hemen onlara sordu; “Tahliye istiyor musunuz?” “Evet, istiyoruz” dediler. “Tamam, tahliyelerine..” dedi ve sırf o hareketlerinden dolayı beraat verdi.

Aradan zaman geçti, benim İzmir’e taşınmam mevzubahis oldu. Öyle arzu ettiler. Başta Fethullah hoca, Mustafa Birlik; “İlla İzmir’e yerleşeceksin” dediler. Gittik. Orada iki sene kalıverdik. Tabii Ahmed Feyzi ağabey ile artık yakinen görüşme imkânımız oldu. Peder ve valideyi de götürdüm. Babam da ilim sahibi olduğu için onunla çok iyi anlaştılar. Babamı devamlı ziyaret eder, evimizde misafir olurdu. Aralarında böyle bir kaynaşma oldu.

Bir gün İzmir’de yazıhanedeyim. Ahmed Feyzi ağabey yavaş yavaş merdivenlerden çıktı. Geldi, karşıma oturdu. Baktım, yorgun ve üzgün bir vaziyette. “Hayrola amca, çok üzgün ve yorgun görünüyorsun” dedim.

“Valla” dedi. “seninkinden kaynaklanıyor.” Seninki dediği, rahmetli biraderi Emin ağabey. Onunla daha bir hususiyetimiz var, sırdaş gibiyiz, çok iyi anlaşıyoruz. Emin ağabey de çok halis ve mübarek bir insandı. “Hayrola, siz birbirinizden kopamazsınız” dedim. Gerçekten birbirlerine çok sevgi ve bağlılıkları vardı. “Efendim, bu sefer koptuk” dedi. “Bu sefer gemi azıya aldı. Bana bağırıyor, çocuklara bağırıyor. Bildiğin gibi değil. İyice koptuk birbirimizden” diye ekledi. “Pek inanasım gelmiyor ama..” dedim. “Ya sen inan, hakikaten böyle” dedi. Sonra durdu, durdu ve “Sen Çamlığa gel de bizi barıştır. Biliyorsun bu adam seni çok seviyor, senin dediğini yapar” dedi. “Peki, peki geleyim. Pazar günü geliyorum, ikindiye doğru inşallah oradayım” dedim.

İzmir’den bir otobüse atladım. O zaman otoban olmadığı için otobüsler Çamlık’tan geçiyor. Çamlık’a varınca indim. Yukarı doğru çıktım, baktım evde yoklar. “Amcalar nerdesiniz” filan dedim. Baktım, kimse yok. Herhalde bunlar yukarı doğru çıkmışlardır” dedim. Orada bir ardıç ağacı var. Onun dibinde kumrular gibi yan yana oturmuşlar, sohbet edip duruyorlar. Yaklaştım, selam verdim. “Yahu” dedim “böyle kumrular gibi yan yana oturup sohbet edecektiniz de, beni buraya kadar niye yordunuz?” Mehmed Emin ağabeyin kendine has bir gülüşü vardı, Öyle güldü, “sen bizim biradere bakar mısın?” dedi. Ahmed Feyzi ağabey tabii lafın altında kalır mı? Risale-i Nur’un avukatı bu. “Yani ne olmuş beyefendi dedi, “bir ricada bulunduk. Buraya gelip görüşmeni arzu ettik. Aramızdaki hukuk bu kadar mı? Bu hukuk her halükarda seni buraya getirmek icap etmez mi? Bir ricayı ifa etmek sana ağır mı geldi” dedi.

Gülerek “tamam tamam anlaşıldı” dedim. Akşama kadar onlarla hemhal olduk, sohbet ettik. Ondan sonra müsaade istedim, ayrıldık.

-Hocaefendi ile Ahmed Feyzi ağabey arasında geçen bir hatıranız var mı?

-Bir tanesini anlatayım. İzmir’e taşındıktan sonra, haftalık derslerimizde genelde dersleri bir hafta Fethullah Hoca, bir hafta ben yapardım. Yalnız Hocaefendi üstadın talebelerinden biri olduğunda hiç konuşmaz, bir köşeye çekilir, dinlerdi. Bir gün Ahmed Feyzi ağabey ile İşarat’ül İcaz’ı mütalaa ediyoruz. Bir yere geldik, tıkandık. Öyle ediyoruz, böyle ediyoruz, işin içinden çıkamıyoruz. Hocaefendi de ileride oturuyor. Ahmed Feyzi ağabey sonunda dayanamadı; “ne diyeceksen de artık, apıştık kaldık” dedi. Hocaefendi de gülümseyerek yanımıza geldi ve meseleyi çok mükemmel şekilde izah etti.

Ahmed Feyzi ağabey ile alakalı hatırıma gelen şu hatırayı da anlatayım. 1971’de biz tevkif edildik. Ahmed Feyzi ağabey de duruşmalar gelip takip ediyor. Tabii ben askeri savcının maznunları sıralamasında 14. sıradayım. Benim Van’daki davalarımı filan bilmiyorlar. İzmir’deki iki senelik faaliyetlerime münhasıran bu sıralamaya koymuşlar. Husumet yönüyle 14. sıradayım.

Birkaç celse geçti. Ehh, bana herhangi bir şekilde bir şey uzanmıyor. “Uzansa da cevap versek” filan diyoruz. Fakat Ahmed Feyzi ağabey bu durumdan rahatsızmış. Bütün husumet Bekir ağabeye gidiyor, onunla savcı arasındaki bir mücadele şeklinde gidiyor.

Mahkemeye ara verildi. Tabii mahkememiz devam ediyor, Askeri vasıtaya binip hapishaneye götürülürken Ahmed Feyzi ağabey kardeşi Emin ağabey ile yanımıza geldi. Bana dedi ki; “Bekir’i yalnız bırakıyorsun, yakışmıyor.” “Yakında kılıcı kınından çıkaracağım, sen merak etme” dedim.

Tabii bilirkişi raporuna karşı itiraz hazırlıyoruz. Onu hazırladık, bitti. Hemen birinci celsede Bekir ağabey itiraznamesini arz edecek. Onunki iki saat sürdü.

Bir saat ara verildi. Mahkeme başkanı general birisi vardı. Çok müsbet bir adamdı. Bizim cemaate döndü dedi ki; “Bu müdafaa dinlenir, buraya uyunmaya gelinmez.”

Ertesi celse sıra bana geldi. Benim ki de iki saat sürdü. Ama tabii benim ki ilmi. Nasıl hazırladığımı Bekir ağabey de bilmiyor. O da merak ediyor. Fakat Cenab-ı Hakk’ın ihsanıyla ifadeler çok mükemmel düşünce, hemen Bekir ağabey heyecanla “Hayy ağzını öpeyim senin” falan dedi. Ahmed Feyzi ağabey de tam arkamdaydı. Ondan da bir yumruk geldi sırtıma.

Döndüm baktım, Ahmed Feyzi ağabey “Eferin! Eferin” diyor.

General yine bir ara kalktı, salondakilere dönerek, “Bu müdafaa dinlenir, buraya uyunmaya gelinmez” dedi.

Sonra bir saat daha sürdü bu.. Tabii takdir topladı. Bekir ağabey de dedi ki, “Allah senden razı olsun ya..Üstad hakkında ne güzel ifadeler kullandın. İstihdam oldu.” Ahmed Feyzi ağabey de artık memnun kaldı..

Bir süre sonra tahliye olduk. Bir gün Mustafa Birlik’in dükkânındayım. Bir telefon geldi. Saim Güntaş arıyor. “Gültekin bey, Ahmed Feyzi ağabey Antalya’da sizin evde vefat etti. Ne yapacağız?” “Abi onu orada alıkoyun. Yani toprak çekti. Orada kalması lazım. Hiç olmazsa Antalya’da da bir ağabeyimiz bulunsun” dedim.

Tabii Mehmed Emin ağabey hemen haber almış, bir kamyon bulmuş, Antalya’ya gitmiş. Na’şı almış, Çamlığa getirmiş. Çamlık’ta defnolunacak.

Ertesi gün Çamlığa gittik. Fethullah Hoca da iştirak edecek. O da namaz kıldıracak. Fethullah hoca da o gün o kadar hasta ki, kıpırdayacak hali yok. Ama geldi, kıldırdı. Ondan sonra da Çamlık’taki o husus mezarlığa ilk defnedilen ağabeyimiz o oldu.

Akabinde, üç sene sonra, 1975’te kardeşi Emin ağabey vefat etti. Ben haberdar olamadığım için cenazesinde bulunamadım. O da oraya defnedildi. Derken orası bir mezar yeri oldu. Ahmed Feyzi ağabey ile hatıratım daha çok var, ama bu kadarla iktifa edelim.

Emin Zeyrek Hocaefendi

-Efendim, sırası gelmişken Ahmed Feyzi ağabeyin de kendisini çok sevdiği Manisalı Emin Zeyrek Hocaefendi merhumdan da biraz bahsedebilir miyiz?

-Emin hoca, İsmail Hakkı Zeyrek hocanın babası. Kendisinin ilmi bakımdan Arapçası gayet kuvvetli. Müderris birisi. Çok açık sözlü, hiç böyle dolambaçlı laf etmeyen, düşündüğünü olduğu gibi söyleyen, çok mert yapılı bir şahsiyetti.

İsmail Hakkı Hoca ile ben askerlik arkadaşıyım. O yedek subay öğretmendi, ben yedek subaydım. Sivas er eğitim tugayında tanıştık,

epeyce beraber olduk. Tabii İsmail Hakkı Hoca ilmi bakımdan çok mükemmel, âlim bir zat. Beraber Sivas’ta derslere katılırdık. Askerden sonra onu bir ziyarete gittim. Emin Hocaefendi ile orada tanıştık. Sonraki yıllarda gerek İzmir’de kaldığım müddetçe, gerekse mahkemeler dolayısıyla geçerken, Ahmed Feyzi ağabey ile kalkar ziyaretine giderdik. Şu dikkatimi çekti; İsmail Hakkı hoca ile bazen çok ilmi tartışmalara girerlerdi. Artık orada baba oğul ilişkisi muvakkaten kalkar ve hakkın hatırı bahis mevzuu olurdu. İkisi de delillerini ortaya koyarlar ve bizlere çok güzel bir ilim ziyafeti sunarlardı.

Bir gün Sungur ağabey de var. Ahmed Feyzi ağabey, Sungur ağabey ve ben, Emin Hocayı ziyarete gittik. Namaz vakti gelince Ahmed Feyzi ağabey ile Sungur ağabey birbirlerini imamete geçirmek için rica ediyorlar. Kimsenin Emin Hocaya bir şey dediği yok. Bir müddet bunlara baktı bu, sonra; “Bir dakika durun bakalım, siz ikiniz de namaz kıldıracak vasıfta değilsiniz. Namazı ben kıldıracam” deyiverdi. Hepsi çok güldüler.

Müezzinlik fakire düştü. Namaz bitiminde bir de aşır okudum. Emin Efendi kıraatimi çok beğendi. Namaz sonrası; “Ooo senin ne güzel kıraatın var, Sen kimde okudun? Maşallah, bu yönünüzü bilmiyordum, tebrik ederim” demişti. Allah rahmet eylesin.

-Devam edecek-

Fotoğraflar

1-Gültekin Sarıgül

2-Şarkın iki yıldızı Nusret Ve Kırkıncı Hocaefendilerle

3-Ahmed Feyzi Kul

4-Emin Zeyrek Hocaefendi

5-İsmail Hakkı Zeyrek Hocaefendi

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Duygu Dağabakan, 2009-07-06 08:19:35

çok güzel bir yazı bizlerle bu güzel hatıraları paylaştığınız için çok teşekkür ederiz yalnız size gültekin sarıgülün antalya barosuna kayıtlı bir avukat mı olup olmadığını sormak istiyorum lütfen cevap yazın lütfen

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Fatma, 2009-01-02 07:08:36

Maşallah çok geniş içerikli ve zengin bir site hazırlamışsınız. Çok kimselere en çok kullananlara eklemesi için tavsiye ettim. Sizi tebrik ederim.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Üstad Bediüzzaman 6000 sayfalık Külliyatında zaman zaman -bazen bi

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

Merhum Ali Uçar Bey bir sohbetinde anlatıyor; “Ali Sert Hocamdan dinlediğim şu hatırayı, Kon

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, edep, nezaket, tevazu timsali çok kıymetli bir insan-ı kâmi

BİR AVUKATIN HATIRALARI

BİR AVUKATIN HATIRALARI

Kıymetli ziyaretçilerimiz, aşağıda nakledeceğimiz hatıralar, Mutlakıyet, Meşrutiyet, Cumhu

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

Güngörmüş, gün geçirmiş zatların yanında insanın ya bir not defteri olmalı veya bir kayı

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

Sungur Ağabey anlatıyor: ‘Ahmet Feyzi Ağabey hapiste iyice hırslanmış, Temyiz’e layiha ya

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

Hafız Rıza Çöllüoğlu, değerli bir büyüğümüz. Muradiye Vakfının kurucularından olan Ho

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

Şeyh Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunlarından Vahdettin Küfrevi Efendi'nin hatıraları

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

Abdurahman Büyükkörükçü hocamızla 29.06.2011 tarihinde Konya Erenköy’deki evlerinde kısa

İMANIN TEZAHÜRÜ

İMANIN TEZAHÜRÜ

Biz bu yazımızda Üstad Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatında da neşredilen bir kahramanlığ

NUR KAHRAMANLARI-2

NUR KAHRAMANLARI-2

Üstad Hazretlerini, ortaokul talebesi iken tanıyıp ona soru sorma şansına ve yakın talebelerin

De ki: "Herkes kendi yapısına uygun işler görür. Rabbiniz, en doğru yolda olanı daha iyi bilir."

İsra, 84

GÜNÜN HADİSİ

"Biriniz bir oturma yerine girince selâm versin. Oturmak isterse otursun. Kalkarken yine selâm versin. Çünkü, birinci selâm ikincisinden daha üstün değildir."

Ebu Davud

TARİHTE BU HAFTA

*Yavuz Sultan Selim'in Ridaniyye Zaferi(22 Ocak) *Hz.Ali (r.a.) Efendimiz'in Şehit Edilmesi(24 Ocak) *I.Murad Hân'ın Haçlı Ordusuna Karşı Sırpsındığı Zaferi(25 Ocak) *Büyük Muhaddis ve Tarihçi İbn-ü Asâkir'in Vefâtı(26 Ocak) *OSMANLI DEVLETİ'NİN KURU

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI