Cevaplar.Org

OSMANLI’DA HAREM-Prof. Dr. Ahmed Akgündüz-Timaş Yayınları-İs–2007

Osmanlı’da Harem konusunun, bilen bilmeyen herkes tarafından çeşitli mahfillerde dile getirildiğini ve kasıtlı olarak İslamiyet ve Osmanlı Devleti aleyhinde bir iftira kampanyası şeklinde kullanıldığını esefle müşahede ediyoruz. Özellikle


Nurgül Dere

nurguldere@gmail.com

2008-12-18 00:23:18

· "Osmanlı'da Harem konusunun, bilen bilmeyen herkes tarafından çeşitli mahfillerde dile getirildiğini ve kasıtlı olarak İslamiyet ve Osmanlı Devleti aleyhinde bir iftira kampanyası şeklinde kullanıldığını esefle müşahede ediyoruz. Özellikle Cumhuriyet kurulduktan sonra kaleme alınan eserlerin çoğunda, tamamen Osmanlı Devleti'ni kötülemeye yönelik kullanılan malzemelerin arasında harem ve cariyelik konusu başı çekmiştir." s:9

· "M. Çağatay Uluçay'ın şu tespitlerini de aktarmak istiyoruz: Padişahın haremine dâhil kadınlar, çok sıkı bir disiplin altında yaşarlardı. Bazı romanlarda, bilhassa son zamanlarda çevrilen filmlerde, Kadın Efendi ve Sultanların hayatlarını ifade etmek için onları açık saçık göstermek, tarihi hakikate uyar mı? Biz, var olan bir tarihi, milletimize yaşatmıyor, onu yıkıyor, tahrif ediyoruz. Yerli eserlerin noksan ve çok kere yanlış izahları, ne harem teşkilâtını, ne de haremde mevcut olan Kadın Efendi, İkbal, Usta, Kalfa ve Cariyelerin hususiyetlerini, vazife ve hayatlarını anlatacak durumda değildir'" s:10

· "Evvela, her konuda olduğu gibi, Osmanlı padişahlarının aile hayatı konusunda da büyük tahrifatlar ve yanlış izahlar bulunmaktadır. Bir kısım ilim adamlarının yanlış izah ve beyanları, maalesef turizm ve seyahat acentelerinin kitaplarına ve turizm rehberlerine kadar yayılmıştır. Mesela İslam hukukunda hür bir kadın ile mahrem kadınlar ve cariyelerin avret mahallerinin farklı olması, fıkıh kitaplarında cariyelerin kol, ayak, yüz ve başlarına efendilerinin bakabilmesi şeklindeki hükmün yer alması, meseleyi bilmeyen iyi niyetli tarihçilerimiz tarafından bile farkına varılmadan yanlış nakledilebilmiştir." s:15

· " Üzülerek ifade edeyim ki, çoğu kaynaklarda Hünkâr Sofası haremin eğlence yeri olarak tarif edilir. Hedefi Osmanlı'yı ve İslâm'ı kötülemek olan kaynaklarda ise, burası padişahların âlem yaptıkları yerler olarak tavsif edilir." s:16

· "Hünkâr Sofası, duvarları Kur'an ayetleri ve hadislerle dolu olan bir salondur. Burada bu tür eğlencelerin yapıldığını iddia etmek, tamamen meseleyi bilememek ve çarpıtmak demektir." s:16

· "Günümüzde, Osmanlı Devleti'ne cephe alan belli mihraklar ve karanlık güçler, iki kol halinde, en uzun ömürlü İslâm Devleti olan Osmanlı Devleti'ne hücum etmektedirler." s:17

"Birinci kol, İslâm'a düşmanlıklarını açıktan ortaya koyamayan ve bunu Osmanlı düşmanlığı adı altında yürüten din ve tarih düşmanlarıdır." s:17

"İkinci kol ise, altı yüz sene, İslâm'ı neşretme hizmetindeki Osmanlı Devleti'ne ayak bağı olmuş, İslâm'ı kendi safiyetinden çıkarmaya çalışmış bir devletin fikir propagandalarına kanan ve tarihimizi tam bilmeyen saf Müslümanlardır. Her iki kolun da ellerinde koz olarak kullandıkları en önemli mevzulardan biri, Osmanlı padişahlarının ve Osmanlı Devleti'nin, İslâm dininin, içki yasağı ile alâkalı hükümlerini hiçe saymaları ve aşırı bir içki müptelası olmaları şeklindeki iddiadır." s:18

· "Osmanlı Devleti'ni teşkil eden fertler masum ve günahsız değillerdir. İçlerinde Fatih ve II. Abdülhamid gibi 'veliyyullah' denilen fertler bulunduğu gibi, içki ve benzeri günahları irtikâp eden şahıslar da bulunabilir. Her şeyde olduğu gibi, Osmanlı Devleti'nin iyilikleri de vardır, hataları da vardır. Ancak altı yüz sene boyunca hasenatının seyyiatına ağrı bastığı içindir ki, kader-i İlâhi bu uzun süre içinde İslâm'ın bayraktarlığı unvanını onlara ihsan etmiştir." s:18

· "Saki kelimesi manası çarpıtılan kelimelerdendir. Mevlide şerbet dağıtana saki dendiği gibi, meyhanede şarap dağıtana da aynı ad verilir. Osmanlı döneminde, şerbet ve su da dâhil olmak üzere bütün içilecek şeylere yani bugünkü karşılığıyla meşrubata da şarap dendiği bir vakıa'dır." s:19

· "İç oğlan, Topkapı sarayını teşkil eden üç kısımdan birisi olan Enderun'da yani İç Saray'da çalışan devşirme görevlilere, Enderun personeline veya diğer bir ifadeyle Devlet başkanlığı personeline denmektedir." s:22

· "Bir kısım yazarlar, Padişahların Enderun denilen İç Saray'da kendileriyle gayr-i meşru münasebette bulundukları iç oğlanları denilen genç ve güzel delikanlıları bulundurduklarını, bazı Osmanlı padişahlarının ise tamamen erkek düşkünü olduklarını utanmadan kaleme almaktadırlar. Ayrıca Kâbusname ile ilgili iddialar da bunun gibi saçmadır." s:24

· Batılı yazarların haremle ilgili kitapları, erotik romanlar gibidir ve tamamen hayalî olan sahnelerle doludur. Harem için odalık cariye temini hakkında, ilk kalem oynatanlar Batılı yazarlar olmuştur." s:29

· "İşin doğrusunu ve Batılı yazarların nasıl meseleyi çarpıttıklarını ise, 1960'lı yıllarda haremin restorasyonunda görev alan ve tarihçi Robert Anhegger ile evli olan Mualla Anhegger'den dinlemek icap ediyor:'Haremin Avrupalıların yüzyıllarca yazıp çizdiği ile hiçbir alakası olmadığını fark ettim. Harem padişahın dilediği kadınla yatması için düzenlenmiş bir kurum değil. Mimarisi bile buna göre düzenlenmemiş. Harem bir üniversite gibi düşünülmüş. Cariyeler ise öğrenci. Çoğu, padişah tarafından çeyizleri verip evlendirilmiş. Doğru deyim cariyenin padişahın evlatlığı olduğudur. s:30

· "Yabancıların yazdıkları eserler, çok kere hayal mahsulüdür. Asıl üzüldüğümüz nokta ülkemizde yetişen Cumhuriyet dönemi yazarlarının da, belgelere dayalı bir ilmî araştırma yapmak yerine, bu yabancı yazarları aratmayacak şekilde ve onların yazdıklarını yahut çizdiklerini aynen taklit ederek yazılar kaleme almalarıdır." s:31

· "Haremle ilgili, bazı kitaplarda ve bazı dergilerde yayınlanan çıplak resimlerin de aslı esası mevcut değildir ve Batılı yazarların hayallerinin mahsulüdür." s:32

· "Kölelik ve cariyelik kavramlarının, toplumumuzda ayrı kavramlar olarak algılandığını ve özellikle cariye kelimesinin çok yanlış manalarda kullanıldığını esefle müşahede ediyoruz." s:43

· "İster İslâm hukukunda ve ister Osmanlı tatbikatında köle olan erkeklere, rakîk, abd, memlûk, esir ve kul denmektedir. Kadın köleler için ise, cariye, eme (çoğulu imâ), rakîka ve memlûke tabirleri kullanılmaktadır." s:43

· "Toplumda yerleşen mana, cariye denilince, sahibinin ve efendisinin istediği zaman cinsi duygularını tatmin için bir zevk aleti olarak kullandığı kadınlar şeklindedir ki, bu mana İslâm hukuku açısından doğru değildir. Cariye denilen kadın köleler ile efendilerinin, İslâm hukukunun aradığı şartlara uymak kuralıyla karı-koca münasebetine girmeleri ve meşru dairede bunu bir evlilik müessesesi gibi yürütmeleri mümkündür. Ancak her cariye, efendisi ile karı-koca münasebetine giriyor demek değildir." s:44

· "Cariye demek, kölenin kadını demektir; efendisiyle istediği gibi karı-koca hayatı yaşayan ortalık kadını demek değildir." s:44

· "İslâm hukukunda, cariye ile karı-koca hayatı yaşama hakkına istifraş hakkı veya teserrî denmektedir." s:44

· "İslâm hukukundaki cariyelerin çoğunluğu, asrımızdaki işçi kadınlar veya evlere gelen hizmetçi kadınlar gibidirler. Her cariye ile illa da karı-koca münasebeti akla gelmemelidir. Başkalarının hanımı bulunan ve sadece efendisinin evindeki hizmetleri görmekle mükellef olan cariyelerin sayısı, belli şartlar çerçevesinde karı-koca hayatı yaşanılan cariyelere nispetle en az on katıdır." s:47

· "Efendilerin istifraş hakkına yani istedikleri zaman cinsî münasebet hakkına sahip oldukları cariyelerin hususî statüleri vardır." s:47

"Köle olan kadınlar yani cariyelerin iki ayrı statüsü vardır:

Birincisi: hizmetçi statüsündeki cariyeler

İkincisi: bazı farkları ile birlikte istifraş hakkı bulunan eş statüsündeki cariyeler." s:48

· "İnsan, hemşire ve anne gibi mahremlerine karşı, fıtraten şehvani his taşıyamıyor. Çünkü mahrem kadınların simaları, yakınlık ve mahremiyet cihetindeki şefkat ve meşru muhabbeti ihsas ettiği cihetle, nefsî ve şehvâni temâyülleri kırar. Fakat bacaklar gibi şer'an mahremlere de göstermesi caiz olmayan yerlerini açık saçık bırakmak, süflî nefislere göre, gayet çirkin bir hissin uyanmasına sebebiyet verebilir. Çünkü mahremin siması mahremiyetten haber verir ve nâ-mahreme benzemez." Bediüzzaman s:50

· "Osmanlı padişahlarından bazıları, cariye statüsünde kalmakla birlikte, bazı cariyeleri ile nikâh akdi yaptırmışlardır. Mesela Kanunî Sultan Süleyman'ın meşhur ve kudretli kadın efendisi, Hürrem Sultan, nikâh ile kadın efendi olmuştur. Cariye statüsünün devam ettiği ise, aralarında meydana gelen mektuplardan anlaşılmaktadır. Zira evlendikten ve çocuk sahibi olduktan sonra dahi, mektubunu 'Cariyeniz' diye bağlamaktadır. " s:55

· "Nikâh ile alınması halinde, yine nikâhlı kadın sayısının son sınırı, dörttür. Dört kadınla olan sınırlamada, nikâh edilen kadınların hür veya cariye olması fark etmez." s:55

· "Önemle ifade edelim ki, efendi, cariye ile nikâh akdi yaptığı takdirde birden fazla evlenmenin sınırına riayet edecektir. Ancak istifraş hakkı ile karı-koca hayatı yaşaması halinde, böyle bir sınır mevzubahis değildir. Efendinin istifraş hakkına dayanarak cariyesi ile karı-koca hayatı yaşamasına teserri de denmektedir. Osmanlı padişahları bir kısım cariyeleri ile nikâh akdi yapmasına karşılık, istifraş hakkı bulunan bir kısım cariyeleri ile de teserrî yani nikâh olmadan karı-koca hayatı yaşamıştır." s:56

· "Osmanlı padişahlarının ikbal, gözde, peyk ve has odalık tabir edilen cariyelerle olan münasebetleri bu şıkka girmektedir. Kadın efendilerin ise, çoğunluğu ile nikâh akdi yapılmıştır. Yapılmayan kadın efendiler de vardır." s:56

· "Efendisi ile karı-koca hayatı yaşayan cariye, efendisinin karısı gibi olur. Efendisi dışında kimse ile karı-koca hayatı yaşayamaz." s:56

· "İstifraş hakkına dayanarak karı-koca hayatı yaşadığı cariyesinden efendi çocuk sahibi olunca, cariye de ümm-i veled statüsüne geçer. Doğan çocuğu hür olarak dünyaya gelir. Ayrıca efendinin ölümüne bağlı olarak annesini de hürriyetine kavuşturur. Hz. Peygamber'in (Aleyhissalatu Vesselam) Mariye isimli cariyesinden İbrahim adındaki oğlu doğunca 'Onu, çocuğu azad etti' buyurmuştur." s:56

· "Osmanlı Devleti'nin ilk devlet merkezi Bursa'dır. Bursa'nın iç kalesinde Osmanlı Devleti'nin ilk devlet sarayı yapılmış ve Fatih Sultan Mehmed'e kadar burası devlet sarayı olarak Bursa'da fonksiyonunu ifa etmiştir." s:65

· "Osmanlı Devleti'nin ikinci büyük sarayı Edirne'de kurulmuştur." s:65

· "Harem-i Hümayun'a yiyecek, içecek ve benzeri şeyler temin eden ve haricî işleri yürüten hadım ağaları ve benzeri erkek görevliler, asıl Harem-i Hümayuna asla girmeye yetkili değildirler. Haremin dâhilindeki hizmetleri tamamen kadın olan cariyeler ifa etmektedir. Bu yüzden kendilerine Harem Ağası veya Kızlar Ağası denmektedir." s:86

· "Erkek olan hiç kimse, asıl hareme girememektedir. Haremin kapısının üzerinde 'Başkalarının haremlerine (evlerine) size izin verilmeden girmeyiniz' Nur/27 mealindeki ayet yer almaktadır." s:86

· "Düşünmek gerekmez midir ki; girişine Kur'an ayetlerinin ilgili olanları yazılan böyle bir evde Kur'an'ın reddettiği kadın âlemlerinin yapılması mümkün mü?" s:93

· Harem Dairesinin en çok yanlış tasvir edilen kısmı, Hünkâr Sofası denilen yerdir. Harem dairesinin misafir ağırlanan salonu burası idi. Duvarlarının tamamının, güzel çinilerle ve sanat eserleriyle süslendiği kadar, aynı duvarların aile hayatı, çocuk terbiyesi ve benzeri ulvî meselelere ait ayet, hadis veya kasidelerle süslenmesiydi." s:96

· "Bu zamana kadar harem hayatı ile ilgili yerli ve yabancı yazarların yalan yanlış izahlarından dolayı, Osmanlı padişahları ve harem hayatı hakkında şu fikir ve kanaat oluşmuş bulunmaktadır; Padişah, haremde yaşayan yüzlerce cariye ile yatıp kakmıştır. Hatta III. Murad vefat ettiği zaman, haremde 100'den fazla beşiğin sallandığı nakledilir. Hâlbuki belgeler ve tarih bilgileri, bu iddiaların hiç birinin doğru olmadığını ve bu iddialara inananların harem hayatını bilmediklerini ortaya koymaktadır." s:110

· "Her cariye dedikçe illa da padişah ile karı-koca münasebeti olan kadın manası akla gelmemelidir. Padişahın haremindeki hizmetleri, aldığı belli bir ücret mukabilinde cariye olarak bulunan cariyelerin sayıları, karı-koca hayatı yaşanılan cariyelere nispetle en az on katıdır." s:112

· "Doktorlardan başka hiçbir erkek, hareme ayak basamaz. Onlar bile padişahın özel izni ile ve harem ağalarının eşliğinde girerler. Hasta kadın ve çevresindekiler, uzun şallara bürünürler. Doktor nabzına bakmak isterse, hastanın bileği bir tülle örtülür; dilini veya gözlerini görmek istiyorsa, yüzün kalan kısımları tamamıyla örtük olmak şartıyla gösterebilir. Kızlar ağası bile haremdeki kadınlardan birine dikkatlice bakamaz." s:120

· "Osmanlı Devleti'nde harem teşkilatının Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethinden sonra başladığı, araştırmacılar tarafından kabul edilmektedir." s:120

· ,"Hadımlık veya bir diğer ifadeyle tavâşilik, doğuştan veya sonradan yapılmış bir ameliye yüzünden erkeklik özelliğinin kaybedilmesi manasını ifade etmektedir." s:121

· "Hadımlık, İslâm hukukunda caiz görülmemiştir. Bütün Osmanlı şeyhülislamları hadımlığın caiz ve meşru bir fiil olamayacağına dair kesin fetvalar vermişlerdir." s:121

· "İslam hukukunun caiz görmemesine rağmen, başka eller tarafından hadım haline getirilen veya doğuştan hadım olan insanlarda, aynı zamanda birtakım ruhî bozukluklar ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple hadım erkekler, huysuz, çocuksu ve sinirli olmanın yanında basit, saf, zararlı, ikiyüzlü insanlardır." s:122

· "Osmanlı devlet adamları, padişahlardan paşalara kadar, kendileri, insanları asla hadım etmemişlerdir. Ancak, hadım olarak Afrika'dan getirilen köleleri, evlerinde ve bu arada haremde istihdam etmek üzere satın almışlar ve hizmetçi olarak kullanmışlardır. Bu fiilin haram değil, sadece mekruh olduğunu belirtelim." s:122–123

· "Harem mektebinde yetişen cariyeleri iki gruba ayırmak icap eder:

Birinci grup, asıl haremin ve padişah ile ailesinin hizmetlerini gören cariyeler grubudur ki, haremde sayıları bazen 400'e ve 500'e ulaşan cariyelerin %90'ını bunlar teşkil etmektedir. Bunların haremin ve Padişah ailesinin hizmetlerini ifa dışında her hangi bir şekilde Padişah ile karı-koca hayatları mevzubahis değildir.

İkinci grup ise, padişahın ailesi arasında yer alan gözdeler, ikballer ve kadın efendiler grubu idi." s:131

· "İstanbul esir pazarında en çok Çerkez, Abaza ve Gürcü cariyeler satılmaktaydı. Özellikle Çerkez kızları ince ruhlu, hassas ve zeki olurlardı." s:132

· XVII. Yüzyıldan itibaren zekâları ve güzellikleri sebebiyle hareme alınan acemilerin çoğu Kafkasyalı olmuştur. s:132

· Başta yabancı devlet adamları olmak üzere, Sadrazam, Vezirler, Beğlerbeğileri ve Sancak Beğleri, padişaha satın aldıkları cariyeleri hediye ederlerdi. Hediye edilen cariyelerin de %90'ı haremde hizmetçi statüsünde çalıştırılmak üzere hareme alınırlardı. Geriye kalan %10'luk bölüm ise odalık ve gözdeler grubuna alınmaktaydı." s:132

· "Saray cariyesi olanlara yapılan ilk iş, kendilerine güzellikleri, karakterleri ve fiziki görünüşleri göz önünde bulundurularak yeni isim verilmesi idi. Padişah tarafından da verilen bu isimlerin herkes tarafından bellenmesi ve unutulmaması için ilk zamanlarda bir kâğıda yazılı olarak iğne ile göğüslerine iliştirilirdi. Verilen isimler genellikle Farsçadır. Çeşm-i Ferah, Hoşnevâ, Handerû, Ruhisâr, Neş'e-yab ve Nergiz-eda gibi." s:135

· "Hareme alınan cariyelere kalfalar tarafından terbiye, nezaket ve büyüklere karşı hürmet gibi âdâb-ı muaşeret kaideleri bütün ayrıntılarına kadar nazarî ve tatbiki olarak öğretilirdi." s:135

· "Cariyeler Müslüman olduklarından dolayı mutlaka Kur'an okumak mecburiyetinde idiler. Sultan Mehmed Reşâd'ın harem muallimesi Safiye Ünüvar'a verdiği şu talimat bunu orta koymaktadır: 'Namaz kılmayanlara, oruç tutmayanlara, verdiğim tuz ve ekmeği haram ediyorum. Bu iradem hoca hanım tarafından saray kadınlarına söylensin.' Bunun üzerine Muallime Hanım'ın sınıfın kapısına şu levhayı yazdırdığını görüyoruz: 'Namaz kılmayan, oruç tutmayan dershaneden içeri giremez." s:135

· "Harem, Halifenin evi olduğundan onun evindeki herkes ibadetini yapmalıydı ve Kur'an'ı okumalıydı. Bunun içinde okumak ve yazmak gerekiyordu. Haremde hemen hemen hepsinin odasında mutlaka bir kitaplık bulunurdu." s:135

· "Haremdeki cariyelerin ayrıca meşru dairede müzik aletlerini de öğrendikleri, hatıralardan öğrenilmektedir." s:136

· "Haremde çalışan cariyeler tıpkı günümüzdeki hizmetçi kadınlar gibi, gündelik olarak belli bir ücret alıyorlardı." s:138

· "Bütün bu aktarılan bilgiler, yukarıda verdiğimiz esasları takviye etmekte ve Harem'i bir fuhuş yuvası olarak tasvir edenleri mahcup eylemektedir. O halde haremdeki cariyelerin %90'ı hizmetçi statüsündedir ve esirlik süresini dolduranlar âzâd kâğıdını alıp saraydan çıkabilirler." s:141

· "Kalfa, saraylarda ve konaklarda hizmet veren cariyeler için kullanılan bir tabirdir. XVI. Yüzyıldan önce ise, kalfa tabiri yerine bula tabiri kullanıldığı görülmektedir. Osmanlı hareminde kalfa, sarayda bir müddet hizmet görüp ilk acemilik devrini geçirmiş ve tecrübe kazanmış cariyelere denmektedir ve ayrıca bunlar şâkird diye de anılmaktadır." s:141

· "Kalfalar, bulundukları dairenin bütün işlerini emirlerine verilen cariyelerle ifa ettikleri gibi, şehzadeler ve padişahlar da haremlerini ve kadın efendilerini, bu kalfalar arasındaki güzel ve iyi ahlaklı olanlardan seçerlerdi. Böyle bir durumda kalfalıktan çıkarak yani hizmetçi statüsünü bırakarak padişahın veya hanedandan bir erkeğin haremi olma şerefine yükselme imkânları vardı. Ayrıca kalfaların tamamına yakını okuryazar sınıfından idi. Bu arada musikişinas olanları da yok değildi. Cariyelerin her alanda yetiştirilmelerinden kalfalar sorumluydu." s:141

· "Acemilikten yetişmiş kalfalar dışarıya çıkmak ve evlenmek isterlerse, onların istekleri göz önünde bulundurulurdu ve buna kalfaların çırağ edilmesi denirdi. Bayramlarda veya kandillerde bir kâğıda 'Kulun isteği murâd, ihsan efendimizindir' diye yazar, altını imzalayıp görünecek bir yere koyardı. Bir daha efendisine görünmemek için odasına kapanırdı. Bunun üzerine efendisi çeyizini yaptırır, gerekli akçeyi verir ve uygun bir kısmet çıkınca da evlendirirdi." s:142–143

· "Padişahların hususî ve şahsi hizmetlerini gören kadınlara hazinedar denir. Haremde yaşayan Padişah ve Hanedan erkeklerinin haremlerinin başı Valide Sultan olduğu gibi, hizmetçi statüsündeki kadınların reisi de Hazinedar Usta'dır." s:144

· "Hazinedarların en önemli görevleri, Hünkârların şahsi hizmetini görmekti. Padişah haremde olduğu müddetçe, onlar da Hünkâr dairesinde bulunabilirdi; ikinci, üçüncü ve dördüncü hazinedarlar ise ancak çağrılınca huzura girebilirlerdi." s:144

· "Hazinedarları, padişahlar haremde bulunan cariyeler arasından seçerlerdi. Padişahların en yakınları ve en yakın sırdaşları olmaları hasebiyle, yeni Padişah gelince hazinedarlarını kendisi seçer ve eski Padişaha ait hazinedarlar, ya çırak olurlar veya Eski Saray'a göç ederlerdi. Bazen ikballerde bunlardan seçilirdi." s:144

· "Hizmet cariyeleri, kalfalar ve ustalar, cariyelik süreleri olan 9 yılı doldurduktan sonra âzâd edilirler ve ellerine çırağ kâğıdı denilen bir belge verilerek saraydan ayrılmalarına müsaade edilirlerdi. Ayrılmak istemeyenler haremde kalır veya Eski Saray'a gönderilirlerdi." s:148

· "Cariyelerden haremden ayrılanlara, ayrıldıktan sonra da bakılmaktaydı. Saraydan ayrılan bu cariyelere saraylılar adı veriliyor ve bunların düşmemeleri için her türlü tahsisat yapılıyordu. Kocaları ölenler maaş bağlanıyordu." s:148

· "Cariyeler, harem içinde işledikleri suçlardan dolayı, Kâhya Kadın tarafından cezalandırılmaktaydı. Ayrıca suç işleyen cariyelerden birinin Sakız Adası'na sürüldüğü ve bu tür sürgünlerin az da olsa yaşandığı, eldeki belgelerden anlaşılmaktadır." s:148

· "Osmanlı hareminin en yüksek makamı Osmanlı Padişahlarının anneleri demek olan Vâlide Sultânlıktır." s:149

· "Valide sultanlar oğullarına 'arslanım' diye hitab ederlerdi." s:150

· "Valide sultanların geniş bir cariyeler ordusu emrindeydi." s:150

· "III. Murad, III. Mehmed, IV. Mehmed, III. Osman, III. Selim validelerine pak fazla bağlı ve hürmetkâr olmakla meşhurlardır." s:150

· "Kadın efendiler ve diğer saray kadınları gibi, valide sultanların da çok ciddi manada yaptıkları vakıflar ve hayır müesseseleri mevcuttur." s:151

· "Bilindiği gibi, Müslüman bir erkek, ehl-i kitap olan yani Hıristiyan veya Musevi kadınlarla evlenebilir. Ancak doğacak çocukları İslam dinine tabidir. Ayrıca bir insan aslen Hıristiyan veya Musevi olup da sonradan Müslüman olan bir kadınla da evlenebilir. İşte Osmanlı padişahlarını anneleri arasında, eskiden Osmanlı Padişahlarının zevceleri arasında Hıristiyan olarak vefat eden kadın efendiler çok az da olsa vardır. Ancak bunların çocukları olmamıştır. Venediklilerin bir casusu olarak değerlendirilen Safiye Sultan dahi çok önemli hayır müesseseleri bırakmış olan bir Vâlide sultandır." s:151

· "Osmanlı padişahları, Fatih Sultan Mehmed zamanına kadar, bulundukları yerin meşhur aileleri, Anadolu Beylerinin, Bizans İmparatorlarının, Sırp ve Bulgar Krallarının kızlarıyla nikâh akdi yaparak evlenmişlerdir. Bu evlenmeler, hissi olmanın yanında ağırlıklı olarak siyasi idi." s:152

· Fatih Sultan Mehmed'den sonra, nasıl devlet ve kapıkulu kadroları, devşirme erkeklere bırakılmışsa, haremdeki kadınlar saltanatı da devşirmelerden ve dışarıdan satın alınan değişik milletlere mensup cariyelere terk edilmiştir. 'Fatih devrinden Osmanlı Devleti'nin yıkılışına kadar, kâhir ekseriyetle Osmanlı Padişahları, nikah akdiyle ve hür kadınlarla evlenmeyi terk etmişler ve bunun yerini cariyelerle ve nikah akdi yapmadan karı-koca hayatı yaşama usulü almıştır.' İslam hukukuna göre, cariyelerle nikah akdi ile evlenmek caiz ise de, nikah akdi yapmadan istifraş hakkını kullanarak yine karı-koca hayatı yaşamak mümkündür." s:153–154

· "Padişah, cariye ile nikâh akdi yaptığı takdirde birden fazla evlenmenin sınırına riayet edecektir. Ancak istifraş hakkı ile karı-koca hayatı yaşaması halinde, böyle bir sınır mevzubahis değildir. Efendinin istifraş hakkına dayanarak cariyesi ile karı-koca hayatı yaşamasına teserri de denmektedir." s:155

· "Osmanlı padişahlarının Fatih'ten itibaren beraber oldukları kadınları, dört gruba ayırmak mümkündür:

Birinci Grup: Nikâh akdi yaparak eş kabul ettikleri kadınlardır ki, bunların sayısı mahduttur. Nikâh akdi yaparak evlendikleri hemen kadın efendi unvanını alırlar.

İkinci Grup: Nikâh akdi yapmadan beraber oldukları ve ancak ümm-i veled statüsündeki yani çocuk sahibi oldukları kadın efendilerdir. Bunların sayıları, en fazla sekize çıkmıştır.

Üçüncü Grup: Beraber karı-koca hayatı yaşadıkları ve ancak genellikle çocuk sahibi olmadıkları cariyelerdir ki, bunlara ikbal adı verilmiştir ve II. Mustafa'dan itibaren başlamıştır. İkballer çocuk doğurdukları zaman çoğunlukla kadın efendi olmuşlardır ve bazen de nikâh akdi ile zevce haline getirilmişlerdir.

Dördüncü Grup: Her Padişahın olmamakla birlikte, son zamanlarda görülen ve ikbal adayları demek olan gözdeler, peykler ve has odalıklardır. Bunların azami sınırı da dörttür. Yani Padişahların kadın efendileri ve ikballer dışında karı-koca hayatı yaşadıkları cariyelerin sayıları sınırlıdır." s:157

· Fatih devrinden itibaren Osmanlı Padişahları, nikâh ile ve özellikle de hür

kadınlar ile evlenmeyi terk etmişler; bunun yerine Kadın Efendi, ikbal, gözde veya peyk denilen cariyeler ile yaşamayı tercih etmişlerdir." s:157–158

· "Peki Osmanlı Padişahları neden Fatih'ten itibaren cariyelerle aile hayatı yaşamayı tercih etmişlerdir?

1. Bugün Türkiye'de ve başka dünya devletlerinde, devletin başını en çok ağrıtan hadise devleti yönetenlerin ailesi ve hanedan söylentileridir.

Bugün böyle olduğu gibi, Osmanlı tarihinde de böyle olmuştur. Nikâh akdiyle alınan Hürrem Sultan'ın devletin başına açılan ilk ve en büyük gaile olduğu çok iyi bilinmektedir. Aynı şey Sultan İbrahim'in nikâh akdi ile aldığı Hümaşah Hanım için de söz konusudur. Osmanlı Padişahları, devleti, kayınbiraderlerden, yeğenlerden, dayılardan ve amcalardan korumak için böyle bir riske girmemeyi tercih etmiştir. Osmanlı Devleti'nin yıkılış sebeplerinin başında, Padişah kızları ile evlenen damatların suiistimali gelmektedir.

2. Osmanlı Devleti'nin sınırları bir zamanlar 24 milyon km2'yi bulmuştur. Böylesine geniş bir ülkeyi idare etmek devlet sırlarının dışarıya sızmamasını gerektirmektedir. Bunun için de Padişahın ailesinin taşra ile alakasının olmaması gerekmektedir.

3. Birden fazla evli olan Osmanlı Padişahlarının nikah ve düğün yapmamaları, devletin bütçesini sarsacak düğün ve nikah masraflarından ve yapılacak israflardan kaçınma sebebini de ihtiva etmektedir.

4. Çevrede beylik ve fethedilecek memleketin kalmaması, yakın devlet olarak İran ve benzeri Osmanlıların sevmediği sülalelerin bulunması da, eski bey ve kral kızları ile evlenme âdetini ortadan kaldıran sebepler arasında sayılabilir." s:159

· "Maalesef Osmanlı Devleti'nin duraklamasında ve hatta gerilemesinde ne büyük rolü oynayan sebeplerden biri de, bir yüzyıla yakın, kadın efendilerin devlet işlerin karışmaları olmuştur." S:161

· "Kanuni Sultan Süleyman'ın vefatından sonra Padişahların ordularının başına geçerek sefere gitmeyişlerinde ve Saraya kapanıp kalmalarında maalesef bu şekildeki kadın efendilerin mühim rolü olmuştur. III. Murad'ın baş kadını Safiye Sultan'ın ve bunu takip eden Kösem Sultan'ın hem baş Kadın Efendi ve hem de Valide Sultan sıfatlarıyla nasıl devleti idare etmeye kalkıştıkları, maalesef tarihin acı sayfalarında kötü örnekler olarak doludur. IV. Mehmed'i idare eden Turhan Sultan'dan sonra bu işin ortadan kalktığını söyleyebiliriz." s:161

· Turhan Sultan, Harem-i Hümayun'da, kadınların asla siyasete karışmamaları gerektiği terbiyesini öylesine kurdu ki, Osmanlı saltanatının sonuna kadar bu terbiye devam etti. Bu suretle Hürrem-Safiye-Kösem Sultan üçlüsünün başlattığı kötü dönem kapanmış oldu." s:161

· "Şehzadeler, I. Ahmed devrine kadar haremde değil vazifelendirildikleri eyalet veya sancaklarda yaşarlardı. Kendileri ile birlikte anneleri de giderdi. Padişahın vefatı üzerine bunlardan biri Padişah olurdu." s:169

· "Sultanlar, doğar doğmaz, kendilerine bir daire ayrılır; emrine dadı, sütnine, kalfa ve cariyeler verilirdi. Eğitimiyle de kendi anneleri dadıları ve kalfaları ilgilenmekteydi. Okuma çağına gelince İrade-i Seniyye ile derse başlarlardı. Törenle başladıkları ilk derste bazen Besmele'yi bizzat Padişah çektirirdi. Okumada üzerinde hassasiyetle durulan husus, Halifenin çocuklarının Kur'an-ı Kerim'i çok iyi okumayı öğrenmeleri idi. Bundan sonra Türkçe Kıraat, Kavâid-i Osmanî, Matematik, Tarih, Coğrafya, Arapça ve Farsça öğrenmeleri idi." s:172

· "Önemle ifade edelim ki, erkek kölenin kadın efendisiyle durumu, yabancı bir erkeğin yabancı bir kadınla olan durumu gibidir. Hadım olan erkekler de, tıpkı sağlam erkekler gibi kabul edilir." s:197

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir.

Al-i İmran, 115

GÜNÜN HADİSİ

İçinde Allah'ın anıldığı ev ile içinde Allah'ın anılmadığı ev diri ile ölüye benzer.

Müslim

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI