Cevaplar.Org

MERHUM PEDERİM HOCA EMİN EFENDİ (1900–1981)

15 Mart 1315 günü Manisa merkezine bağlı (Recepli) köyünde doğmuştur. Babası İsmail Çavuş, annesi Aişe hanımdır. İsmail Çavuş dinine-diyanetine çok düşkün bir kim


İsmail Hakkı Zeyrek

ekremyilmaz08@gmail.com

2008-11-18 01:40:09

15 Mart 1315 günü Manisa merkezine bağlı (Recepli) köyünde doğmuştur. Babası İsmail Çavuş, annesi Aişe hanımdır. İsmail Çavuş dinine-diyanetine çok düşkün bir kimsedir. Genç yaşında ölen annesi de öyle… Köyde kendilerine mahsus, misafirlerin ağırlandığı bir odaları varmış. Burada misafir hiç eksik olmazmış.

Babam, 5–6 yaşlarına geldiğinde Bozkırlı Mehmed Efendi ve Şerîf oğlu Ali Efendilerden Kur'an-ı Kerîm okumayı öğrenmiş. Sonra Bozkırlı Mustafa Efendi'nin yanında Kur'an-ı Kerîm'i ezberlemeğe başlamış ve 1326 (1911) yılında hıfzını tamamlamıştır.

Merhum pederim, önce Manisa Yenicami medresesinde müderris Halil Efendi'den bir süre ders gördükten sonra 1330 (1915) yılında medreselerin kapanması ile silâh altına alınmış. İki yıl süren vatanî görevinden sonra Recepli'ye çok yakın olan (Asmacık) köyünde, devrin Kadınhan müftüsü Osman Zeki Efendi'nin rahle-i tedrisinde yetişip icazet alarak köyüne dönen Mehmed Zûhdû Efendi'nin talebe yetiştirmesi için köy halkı tarafından (1327) de inşa edilen medreseye yaz ve kış hiç tatil yapmadan aralıksız gidip-gelmek suretiyle 6 yıl sonunda ikmâl-i nüsah ederek, yani medreselerimizde okutulan sarf, nahv, mantık, maanî', bedi', beyan, akâid ve kelâm, fıkıh, usûl-u fıkıh, hadis, tefsîr ve usulleri gibi dersleri alarak ve hocası tarafından ehliyeti kabul edilerek kendisine icazet verilmiştir.

Milâdî (1937) yılında Manisa şehrine gelip yerleşmiş ve Yenicami imam-hatipliğine getirilmiştir. Dört yıl sonra (1941) da Manisa merkez vaizliğine tayini yapılmıştır.

Alkolden herhangi bir şekilde faydalanmanın içilmesi gibi haram olduğunu söylediği için Diyanet İşleri Başkanlığı müşavere ve dînî eserler inceleme kurulu huzurunda, bir hafta süre ile imtihana tabi tutulur. Burada da ehliyetini isbat eder.

(Not. 1952 yılında ben de aynı kurul huzurunda böyle bir imtihan geçirmiştim. İ.H.)

Cesaretle ün yapan (Napolyon)un bile imtihandan korktuğu söylenir. Merhum pederim imtihan esnasında biraz heyecanlanmış, bunu fark eden kurul üyelerinden Hasan Hüsnü Erdem Hocaefendi "Hazret! Heyecanlanma. Yetiştirdiğin çocuk senin ehliyetini ispata kâfidir" demiş ve heyecanını yatıştırmış.

Bu arada müşavere kurulu başkanı Hasan Fehmi Başoğlu Hocaefendi de "Ben 16 yıl fetvahanede bulundum; kimse böyle bir fetva vermedi" der. Pederim de "öyle ise yazıklar olsun o fetvahaneye; ama ben size, verdiğim bu fetvanın doğruluğunu isbat edeceğim, demiş ve sonra bu mevzudaki delilleri ve Meşîhat-i İslâmiyye'nin yayınladığı (CERİDE-İ İLMİYYE) deki fetvasını yazıp göndermişti.

1960 yılına kadar Manisa'daki vaizlik görevine devam etmiş; 27 Mayısın getirdiği puslu atmosferden faydalanan jurnalciler marifetiyle Çanakkale'nin Lâpseki ilçesine gönderilmiş. 8 ay burada vaizlik yaptıktan sonra mecburi olarak emekliye sevk edilmiştir.

Manisa'da görev yaptığı yıllarda haftada 3 defa va'z vermekle mükellefti, ama o bununla yetinmiyor, yılmadan, usanmadan bütün gücü ile talebe yetiştirmeğe gayret gösteriyordu. Fakat o yıllar Türkiye için her bakımdan çorak ve çok karanlık yıllardı. Değil İslâmî ilimleri öğretmek, Kur'an-ı Kerîmi okutmak bile bir cürüm sayılıyordu.

O yıllardaki fecaati ve manevî buhranı ve ne kadar acınacak durumda olduğumuzu şu olay çarpıcı bir şekilde açıklamaktadır:

Merhum pederim o tarihlerde müftülük imtihan komisyonu üyesiydi. Şehrin göbeğindeki selâtîn bir camiye (Hatuniyye) müezzin tayin edilecekti. Bunun için i'lân yapılmış, fakat ne hazîndir ki tek kişiden başka başvuran olmamıştı. Heyet bu kişiden bir aşr-i şerîf okumasını ister, o da Haşr suresinin son üç âyetini okur, ama hiç hoca yüzü görmediği besmelesinden açıkça bellidir. Bir de Kur'an-ı Kerîm'i açarak yüzünden okumasını isterler. Cevap çok hazîndir ve dehşet vericidir; "Ben Kur'an-ı Kerîm'i yüzünden okumasını bilmiyorum!.." Bu cevap karşısında heyet ne yapacağını şaşırır, hemen karar veremez. "Sen dışarı çık ve biraz bekle" derler. Bu adama hiçbir soru sorulmamış, dinî bilgisi olup olmadığına bakılmamıştır. Şayet tek olarak başvuran bu adama bu görev verilmeyecek olursa bu merkezî cami kapalı kalacaktır. İşte sırf bu yüzden bu kişiye müezzinlik verilmiş ve en az 25 yıl bu tarihî camide kalıp, emekli olmuştur.

Babamın okuttuğu talebelerin içinde Kur'an-ı Kerim'i okumayı öğrenenler olduğu gibi dînî-arabî ilimleri tahsîl etmeğe çalışanlar da vardı. Ama bütün bunlar yangından mal kaçırırcasına yapılmaya çalışılıyordu. Böyle bir atmosfer içinde istenilen sonucu almanın ne kadar zor olduğunu söylemeğe herhalde gerek yoktur sanırım. Bu kadar zor şartlar altında ve müeyyidesi olmayan bir şeyden istenilen sonucu almak öyle kolay değil. Ama o bu işi hiçbir çıkar gözetmeden ve netice alıp alamayacağına bakmadan bütün zorluklara göğüs gererek sırf rıza-i ilâhî için yapmaya çalışıyordu.

Geceleri de boş durmuyor -kendisini zorlayan olmadığı halde- (Nur'ul-Îzah) ve (Kudurî) gibi mevsuk ve mu'teber kitapları okuyup açıklayarak Müslümanları aydınlatmaya bütün gücü ile gayret ediyordu.

O, sarsılmaz bir imana, güçlü bir iradeye sahipti. İbadetlerine de çok düşkün ve dikkatli idi. Duhâ, Evvabin ve Teheccüd namazlarını devamlı kılar ve İmam Cezûlî'nin (Delâil'ül-Hayrat)'ını her hafta hatmederdi. Son yıllarında ise yüce Üstad Bedî'üzzaman Hz.lerinin evradlarını okumayı tercih ediyordu.

Onun haksızlığa hiç tahammülü yoktu. (40)lı yıllarda, İslâm'ın ve Müslümanların her yerde hakarete uğradığı o karanlık günlerde bir tapu işi için tapu dairesine gittiğinde oradaki bir bayan memurun hiç ilgisi ve münasebeti olmadığı halde "sen bu sakalı bana hoca desinler diye mi bıraktın!?" şeklindeki hakareti ile karşılaşır. Olayı o günkü vali Dr. Lütfi Kırdar'a anlatır. Vali bey de çok hiddetlenir ve memureyi huzuruna çağırarak, gürleyen bir ses ile "vatandaşın sakalı ve bıyığı ile uğraşmak ve hakaret etmek senin ne haddindir, ne de vazîfen!..." diye tekdir eder. Demek o dehşetli zorbalık devrinde, istisna da olsa böyle devlet adamları da varmış!..

Babam nurları 1953'ten sonra tanımış ve bunların tahkîkî iman dersi verdiğini, manevî tahrîbata karşı kuvvetli bir set vazifesi gördüğünü idrak etmişti. Lâpseki'ye gidinceye kadar Risale-i Nur derslerini bizzat yapmıştı. Bu yüzden birkaç defa emniyete götürülüp sorguya çekilmiş ve adliyeye sevke dilmişti. Ama bunlar onu hiç yıldırmamış, doğru bildiği yoldan dönmemişti.

Üstad-ı Celîl Bediüzzaman Hz.lerinin yanında bulunan talebeler Manisa'ya geldiklerinde kendisini ziyaret ederlerdi. O da onlara karşı derin bir sevgi besler ve samimî alâka gösterirdi. Bir edep timsali olan Zübeyir Gündüzalp, ayaklarında ağrılar olmasına rağmen, yanında hep dizüstü otururdu.

Risâle-i Nur kahramanı Ahmed Feyzi Efendi ile pek samimî şekilde sohbetleri olur, bazı meseleleri müzakere ederler, bazen de tartışırlardı. Babam sesini biraz yükseltecek olsa, (babamdan bir yaş büyük olduğunu telmih ederek) Ahmet Feyzi ağabey: "hoca bak ben senin ağabeyin durumundayım" der, tebessüm eder ve işi tatlıya bağlarlardı.

Bir gün babam, Ahmed Feyzi ağabey, Mustafa Sungur ağabey beraber namaz kılacaklardı. Ahmed Feyzi ağabey ile Sungur ağabey imameti ısrarla birbirlerine teklif ediyorlardı. Babam duruma müdahale ederek, "ikiniz de tecvidi tam icra edemiyorsunuz" deyip imamete geçerek namazı kıldırmıştı.

(zaten fıkıh kitaplarında da imam olmaya en ehliyetli olan kimse -sırası ile- a) sünneti en iyi bilen, b) kıraati en düzgün olan, c) ….., d)…… ilh.. denilmektedir. Hatta İmam Ebu Yusuf'a göre kıraati önce gelmektedir).

Risale-i Nur'un her yerde serbestçe okunması, Kur'an hakikatlerinin geniş kitlelere yayılması ve hidayet nurlarının bütün dünyayı aydınlatması onun en büyük arzusu idi. Fakat o bunların gerçekleştiğini göremeden Rabbi Rahîmine ruhunu teslim etti. 16/Mart/1981 günü işte o gündü.

Kabri nurlarla dolsun, makamı cennet olsun. Âmîn!..

(Saat-i vâhidedir ömr-ü cihan

Saati tâate sarf eyle heman" meâlinde olan cümlesi onun hem hicri, hem rumî yıl ile vefatına lâtif bir tevafukla tarih düşmüştür.

(1397 H.)

(1401 R.) 29.10.2008 İsmail Hakkı

Not:

Alkolden faydalanmanın haram olduğuna dair Meşihat-i İslâmiyye tarafından verilen fetva

Numan imzalı 5/Safer/1340 tarihinde bilvurûd lâvanta, kolonya ve emsali ıtriyatın isti'mali caiz olup olmadığına dair vaki' olan istiftaya cevaptır.

Meâline nazaran lâvanta, kolonya ve bunların emsâli ıtriyatta ispirto denilen madde bulunduğu ve ispirto da şarap ve şarabın gayri her neden istihsal olunursa olunsun arak nev'inden olduğu surette bu gibi ıtriyatın istimali ve bunlardan hiçbir surette intifa' olunması mukarin-i cevaz-ı ser'-i âlî olamaz. Ve bunlar necaset-i galîzadan olmağla cevaz-ı salâta münafî miktarda musallinin gerek vücud, gerek libasında ve gerek namaz kıldığı mahalde bulunursa bu halde kılınan namazların iadesi lâzımdır.

Cerîde-i İlmiye Sayı: 73

Tarih: 9/Safer/1340

Fetvanın bugünkü Türkçe ile ifadesi:

Numan imzası ile 5 sefer 1340 tarihinde gelen; lâvanta, kolonya ve benzeri güzel kokulu maddelerin kullanılmasının caiz olup olmadığına dair sorulan soruya (fetva isteğine) cevaptır:

Sorudan anlaşıldığına göre lâvanta, kolonya ve benzeri güzel kokulu şeylerde ispirto (alkol, üzüm, elma ve armut gibi meyvelerin tahammürü yani mayalanıp ekşimesi neticesinde damıtılmak suretile çıkarılan yanıcı sıvı) denilen madde bulunduğu ve ispirto da şarap ve şaraptan başka neden elde edilirse edilsin arak nev'inden (yani damıtılarak elde edilen şeylerden) olduğu cihetle bu gibi güzel kokulu maddelerin kullanılması ve bunlardan herhangi bir şekilde faydalanılması yüce şerîat esaslarına uygun olamaz. Ve bunlar necaset-i galîzadan (yani murdar olduğu hakkında şer'î bir delil mevcut olup, aksine başka bir delil bulunmayan şeylerden) olması dolaysile namazın caiz olmasına mani olacak kadar namaz kılan kimsenin gerek vücudunda, gerek elbisesinde, gerekse namaz kıldığı yerde bulunursa, bu vaziyette kılınan namazların iadesi (yeniden kılınması) gerekir.

Meşîhat-ı İslâmiyye (Şeyh'ul-İslamlık makamı)

tarafından çıkarılan Cerîde-i İlmiye

(İlmî gazete) Sayı: 73 Tarih: 9/Safer/1340

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

sadik, 2008-11-26 16:02:04

O zor şartlarda himmet ve hizmette daim olan hocamıza Cenab-Hakk'tan rahmet diler, Cennet ve Cemaline mazhar et-mesini niyaz ederim.Sadık

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-4

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-4

Şimdi, ilim, hikemi şiir, fikir, marifet ve üslub; üslub-u hâkim. Bunları çok severdi. Mesela

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-3

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-3

Kadirşinastı. Bütün İslam cemaatleri sever ve sevdirirdi. Bakın biz çok dinledik; günde beş

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-2

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-2

Erzurum’da Kurşunlu medresesi var. Şeyhülislam Feyzullah Efendi zamanında bina edilmiş. Onun

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-1

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-1

Değerli Ziyaretçilerimiz! Dört sene oldu, değerli âlim Mehmed Kırkıncı hocamızın üful edi

KIRKINCI HOCAMI ANMA VESİLESİYLE BİR KAÇ SÖZ

KIRKINCI HOCAMI ANMA VESİLESİYLE BİR KAÇ SÖZ

İmam Hatip Lisesine kaydettirdikten sonra, medrese usulü Arapça tahsilimi de tamamlayayım diye b

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-3

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-3

“HİZMET NE ZAMAN BİTERSE O ZAMAN DÖNECEĞİM” Ağabeyimin evine telefon bağlandıktan sonra

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-2

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-2

LÜBNAN’DA İLK GÜNLER Ağabeyim 1980’lerin sonlarına doğru Lübnan’a gitti. Orada Mısır

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-1

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-1

Merhum Hocamızı Lübnan’da yaptığı Risale-i Nur tercümeleri ile duymuştum, fakat hakkında

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-5

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-5

PERDE OLMAMALI Perde güneşi getiremiyor, ama gelen güneşe engel olabiliyor. Bazı insanlar da b

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-4

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-4

HAYVAN-I NATIK, HAYVAN-I MÜDRİK Hayvan canlı varlık demektir. Bu açıdan düşünürseniz, hay

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-3

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-3

KÂİNATIN MERKEZİ Kâinatın merkezi olan insanda Allah’ın bütün isimleri toplanmıştır.

Biz onu (Kur'an'ı) mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır.

Duhân, 3

GÜNÜN HADİSİ

Allah her şeye güzel davranmayı emretmiştir. Öyle ise öldüreceğiniz zaman bile güzel öldürün. Hayvan keseceğiniz zaman güzel kesin. Sizden biri bıçağını bilesin ve kestiği hayvanı rahatlatsın.

Müslim

TARİHTE BU HAFTA

*Elmalılı Hamdi Yazır'ın Vefatı(27 Mayıs 1942) *İstanbul'un Fethi'nin 550. yıl dönümü(29 Mayıs 1453) *Ayasofya'da ilk Cuma Namazı kılındı.(1 Haziran 1453)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI