Cevaplar.Org

DAĞISTANİ MURAD EFENDİ

Nimetler gibi insanlarımızın kıymetlerini de çoğu zaman aramızdan ayrıldıklarında anlıyoruz. Bunlardan biri de Adapazarı dersiamlarından “Dağıstanlı hoca” diye maruf, Murad Efendi’dir. Murad Efendi, Kafkasya’nın Dağıs


2008-08-12 08:43:54

Nimetler gibi insanlarımızın kıymetlerini de çoğu zaman aramızdan ayrıldıklarında anlıyoruz. Bunlardan biri de Adapazarı dersiamlarından “Dağıstanlı hoca” diye maruf, Murad Efendi’dir.

Murad Efendi, Kafkasya’nın Dağıstan bölgesinde dünyaya gelmiş, Dağıstan medreselerinde okumuş, daha sonra diğer bazı İslam ülkelerinde medreselerde okuduktan sonra İstanbul’a gelmiş, oranın belli tahsilini de bitirip aynı medreseye müderris olmuştur. Medreseler kapandıktan sonra evvela Akyazı’ya, daha sonra da Adapazarı’na yerleşmiş, bir ara Gölcük müftlüğü de yapmıştır. Kalan ömrü, Adapazarı’nda va’z ve dostları irşad hizmeti ile geçmiştir.

Adapazarı ve çevresinde herkes onu Dağıstanlı hoca diye tanır, sever, sözüne güvenirdi. Kendisi rahmetlik babamı kardeşlik edinmişti. Onun için beni de sever, istediğim zaman rahatça ziyaretine gider, sorularımı sorardım.

Yüzünün rengi ile sakalının rengi eş beyazlıkta, çocuk kadar saf, mütevazı; fakat hakkı söyleyip savunmakta Hz. Ömer misali celadetli idi. Yüce Allah’ın hatırı, Resulullah’ın hatırı olduğu zaman hiç kimsenin hatırını nazara almazdı. Namazda secdeye gittiği zaman haşyetullah ile hançeresi titreyen bir kuldu.

Beni okutma fırsatı bulamadığı için üzülür, bunu hep belirtirdi. Hatta prostattan tedavi olduğu Cerrahpaşa hastanesinde son ziyaretimde yine “Evladım, seni okutamadım, sana bu hususta yardımcı olamadım, üzgünüm” demişti.

Kendisi ile ilgili unutamadığım hatıralarım var. Bir kaçını nakletmek isterim. Bir gün ziyaretine gitmiştim. Karşılıklı oturmuş konuşuyorduk. Bana çay getirdi, içtim. Ama çevreden gelen alışkanlıkla bardağın dibinde bir miktar çay bırakmıştım. Bardak önümüzde duruyordu. Konuşma arasında bardağı aldı, artık bıraktığım çayı içip bardağı yerine koydu ve konuşmasına devam etti. Evet, bana hiçbir şey söylemedi ama o zamandan beri her çay bardağımı elime aldığımda sanki o “Nail! Suyu, şekeri, emeği ile bir nimet olan çayı israf etme!” diyor ve ben de, ruhu şad olsun, israf etmiyorum.

Hafızlığı bitirmiş, Hendek’te müftü Ahmed, vaiz Hasan ve imam Muhammed Efendilerden Arapça ve diğer dini ilimleri biraz okumaya başlamıştık. Yine bir gün Hocaefendi’yi ziyarete gittim. Dini bir mesele sordum. “Şuradan Halebî kitabını aç, o mevzuyu okuyuver” dedi. Hayret etmiştim. Koskoca âlim adam bunu da mı ezbere bilemiyordu, niye kitaptan okutuyor diye düşündüm.

Okudum, o da dinledim. Sorduğum mevzua orada cevap yoktu. “Burada yok” dedim “Evet yok” dedi. Hayretle yüzüne bakıyordum. “İstersen bir daha oku” dedi. Yine okudum. Tabii yine yoktu. “Sen söyle” der gibi yüzüne baktım. “Sen de gördün ya yokmuş” dedi. Ben yine bir şey anlamamıştım. Fakat ısrardan da utandım. Yıllar geçtikten sonra anladım ki bana ilmin, bilhassa dini ilmin, kitaba bağlılık, kaynaktan faydalanmak olduğunu öğretmek istemişti. Fiili dersi daha çok tatbik ederdi.

Yine bir gün arkadaşım hafız Kamil ile ziyarete gittim. Bir kitap okuyordu.

“Hocam bu ne kitabı?” dedim, “bir kitap” dedi.

-Hocam siz de bunları(Risale-i Nur eserleri) okuyor musunuz? Nasıl kitaplar, tavsiye eder misiniz? dedim

-Siz bunları hiç gördünüz, okudunuz mu diye sordu? Ben de;

-Hocam, bu Kamil birisinden ara sıra bulup getiriyor, okuyoruz. Fakat köylerimizde sizinde tanıdığınız bazı hocalarımız “bak yeteri kadar ilmihaller var. Bunlar yasak kitaplar, okumayın, lüzumu yok” diyor.

-Evladım, siz bunları okuyunca anlıyor, haz alıyor musunuz?

-Evet hocam, bizim çok hoşumuza gidiyor, deyince de;

-Evladım, o halde okuyun. Zira bu eserlerden haz almak sadece ilim meselesi değil, aynı zamanda hidayet meselesidir” dedi. Sonra kendi hatırasını şöyle anlattı;

-Ben Dar’ül Mütehassisin’de müderris iken, İstanbul’a şarktan bir Molla Said geldi. Ona Bediüzzaman da deniliyor diye duyduk. Bir çok arkadaş ziyaretine gitti. Çok meşhurdu. Fakat ben tenezzül edip gitmedim. Ben, Osmanlı devletinin en yüksek dini mektebinde müderris idim. O ise Şarktan gelmiş bir Molla. İlmi gururum buna mani oldu.

Medreseler kapandı. Aradan yıllar geçti. Geçen senelerde bir dostum eski harflerle yazılmış, teksir edilmiş bir kitap getirdi. “Bu nasıl bir kitap hocam, okur musunuz?” dedi. Bir yerinden açtım, okudum. Hayretler içinde kaldım. Başka bir bölümü açtım, bir diğer bölüm çevirdim, okudum. “Fesubhanallah bir beşer böyle söz söyleyebilir mi” diye söylendim. “Kim yazmış acaba?” diye kaynağına baktım. “Bediüzzaman Said Nursi” yazıyordu. İnanasım gelmedi. Asi ve mağrur nefsim hâlâ bu sözleri o küçümsediğim Molla Said’e vermek istemiyordu. Ama heyhat! Nefsim istemese de eser onundu. Artık çar naçar nefsim ona teslim oldu.

Şimdi ben onun açiz bir talebesiyim. Eskiden İmam Gazali ve İmam Rabbani gibi zatların eserlerini okuyarak vaktimi geçirirdim. Şimdi ise Üstadımın eserleri dışındaki eserler, artık müfekkiremi tatmin etmiyor.”

Üstadına hitaben Arapça olarak yazdığı çok içli şiirlerini de okumuştu bana. Şimdi o şiirler ne oldu bilmem. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Emekli Müftü, merhum Nail Papatya Hocaefendi

Köprü Dergisi-Kasım 1978- Sayı: 20

Not:Yukarıdaki resim merhum Nail Papatya hocamıza aittir. 

Son Şahitler’in 5. cildinde Nail Papatya merhum, bu hadiseyi şöyle anlatmaktadır: “Köyümüz Sakarya vilâyeti Akyazı kazası Yeniorman köyüdür. Köyde Kâmil isminde bir hafız kardeşimiz, 1950’li yıllardan sonra Adapazarı’ndan bazı risale sahifeleri bulup getirmeye başladı. Biz de birkaç

arkadaş toplanıp okuyor ve çok hoşlanıyorduk. Köyde boş olan dayımın

evini kiraladık. Çevreden gelen birkaç arkadaşa hem Kur’ân-ı

Kerim öğretiyor, hem Risale-i Nur okuyor, evin kirasını da aramızda

karşılıyorduk. Yani bilmeden kaderin sevkiyle dershane açmıştık.

Ama çevremizdeki bazı hocalar da bizi sevip acıdıklarından,

Aman, aman, bunlar yasak, başınıza bir şey gelebilir, okumayın” diyorlardı.

O sırada Murad Efendi (rahmetli) isimli bir müderris vardı.

Adapazarı’nda birgün Hafız Kâmil ile onu ziyarete gittik. Elinde kalın bir kitap vardı. Osmanlıca yazılıydı ve onu okuyordu (Sözler olabilir).

“Hocam, o ne kitabı?” dedim.

Risale diyorlar buna” diye karşılık verdi.

“Aa! Hocam sen de risale okuyor musun?”

O da bana sordu:

 “Sen de okuyor musun?”

“Evet. Bu Kâmil kardeş teksir edilmiş bazı sahifeler getiriyor ve

okuyoruz; fakat bazı bildiğin kişiler bizi korkutuyor!”

“Peki okuyunca haz duyuyor musunuz?”

“Çok!”

“O hâlde okuyun; zira risalelerden haz almak yalnız ilim meselesi değil, iman meselesidir” dedi.”

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

emine, 2008-09-08 18:54:09

bu yazıyı defalarca okudum bu tür hatıraları herkezle paylaşmak o insanlarında ruhlarını şad eder inşallah

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Üstad Bediüzzaman 6000 sayfalık Külliyatında zaman zaman -bazen bi

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

Merhum Ali Uçar Bey bir sohbetinde anlatıyor; “Ali Sert Hocamdan dinlediğim şu hatırayı, Kon

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, edep, nezaket, tevazu timsali çok kıymetli bir insan-ı kâmi

BİR AVUKATIN HATIRALARI

BİR AVUKATIN HATIRALARI

Kıymetli ziyaretçilerimiz, aşağıda nakledeceğimiz hatıralar, Mutlakıyet, Meşrutiyet, Cumhu

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

Güngörmüş, gün geçirmiş zatların yanında insanın ya bir not defteri olmalı veya bir kayı

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

Sungur Ağabey anlatıyor: ‘Ahmet Feyzi Ağabey hapiste iyice hırslanmış, Temyiz’e layiha ya

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

Hafız Rıza Çöllüoğlu, değerli bir büyüğümüz. Muradiye Vakfının kurucularından olan Ho

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

Şeyh Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunlarından Vahdettin Küfrevi Efendi'nin hatıraları

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

Abdurahman Büyükkörükçü hocamızla 29.06.2011 tarihinde Konya Erenköy’deki evlerinde kısa

İMANIN TEZAHÜRÜ

İMANIN TEZAHÜRÜ

Biz bu yazımızda Üstad Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatında da neşredilen bir kahramanlığ

NUR KAHRAMANLARI-2

NUR KAHRAMANLARI-2

Üstad Hazretlerini, ortaokul talebesi iken tanıyıp ona soru sorma şansına ve yakın talebelerin

De ki: "Onlardan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarır. Ama siz yine de O'na ortak koşuyorsunuz."

En'am, 64

GÜNÜN HADİSİ

"Kişi, dostunun dini üzeredir. Bu nedenle, kiminle dost olacağına dikkat etsin!"

Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

TARİHTE BU HAFTA

*Prut Barış Antlaşması (Osmanlı-Rusya) 22 Temmuz 1711 *İkinci Meşrutiyet'in ilanı 23 Temmuz 1908

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI