Cevaplar.Org implant

ELMALILI HAMDİ YAZIR-3. BÖLÜM

Şemail ve Ahlakı Hamdi Efendi hazretleri, kısaya yakın orta boylu olup, vücudu küçük idi. Geniş göğüslü, beyaz tenli, siyah saçlı, kara gözlü, şirin bir zattı. Vefatına kadar saçları azalmamış ve pek ağarmamıştı


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2008-06-30 06:19:36

Şemail ve Ahlakı 

 Hamdi Efendi hazretleri, kısaya yakın orta boylu olup, vücudu küçük idi. Geniş göğüslü, beyaz tenli, siyah saçlı, kara gözlü, şirin bir zattı. Vefatına kadar saçları azalmamış ve pek ağarmamıştı. O kadar çok okuduğu halde hiç gözlük kullanmadı.

Ömer Nasuhi Efendi, onun ahlakına şu sözlerle ışık tutar; "Mehmed Hamdi Efendi merhum; halûk(güzel huylu), mütevazı, kıymetşinas idi. Hiçbir kimsenin ilmi kıymetini tenkise kalkışmazdı, hiçbir kimsenin meşkûr mesaisini takdirden çekinmezdi…

…Velhasıl Hamdi Efendi merhum, mütevekkil, müteverri(vera sahibi, takva ehli) metin seciyeli, kanaatinde musır(ısrarlı) bir zat idi. Derin düşüncelerden, tetkiklerden zevk alırdı. Kendisinin kıymetli bir âlim, hakiki bir mütefekkir olduğu herkesçe müsellemdir. Bu cihetle, herkes kendisini sever, kendisini takdir ederdi. Merhum da bu muhabbetlere, bu takdirlere cidden layık idi, onun ulvi nazarları daima İslamiyet'in i'tilasına mün'atıf idi(İslamiyet'in yüceltilmesine bakardı), o daima İslam şuununu(meselelerini) düşünür, daima İslam cemiyetlerinin yükselmesi esbabını(sebeblerini) mülahaza ederdi."

İbnül Emin Mahmud Kemal Bey de onun yüksek ahlak hakkında şöyle der; "Erbab-ı kemâldendi. Halim, selim, mütedeyyin hocalardandı."

Yukarıda Ömer Nasuhi Efendi'nin işaret ettiği kanaatlerinde ısrarcı olması yönü hakkında Mahir İz merhum da şunları yazıyor; "Merhum üstadımız Hamdi Efendi inandığına kuvvetle bağlanır ve hiç kimse onu fikrinden çeviremezdi."

Herkese ve bilhassa çocuklara şefkati çok fazlaydı. Yeğeninin şu hatırası buna ne güzel ışık tutmaktadır; "Dayımın söğüt alından yaptığı düdükler, bizi, satın alınan oyuncaklardan çok sevindiriyor; hiç ummadığımız bir zamanda cebinden çıkarıp verdiği kırmızı kâğıtlı çikolatalar neşemizi artırıyordu. Zaman oldu, biz bahçede oynarken dayımı karşımızda görüp şaşırdık. Oyunlarımızı izledi. Hatta oyunlarımıza katıldı. Zaman oldu, biz ders çalışırken kapıyı açıp yanımıza geldi. Kitaplarımızla ilgilendi. Ders programlarımıza göre, hepimize ayrı ayrı sorular sordu, bilgimizi artırdı. Bahçemize çıkamadığımız yağmurlu, karlı tatil günleri, alt kattaki taşlıkta bize topaç çevirdi; orta kattaki salonda dama, domino oynadı."

Onu kısaca tarif edersek ilimle hilmin mecz olduğu bir tatlı insandı demek doğru olacaktır kanaatindeyim.

Bazı hususiyetleri

·  Muhammed Hamdi Efendi hatimle namaz kıldıracak kadar sağlam hafızdı ve onu dinleyenler, okuyuşuna hayran kalırlardı.

· M. Hamdi Efendi'nin dini ilimlerden başka şiir, dini musiki ve güzel yazı kabiliyetleri vardı. Sülüs, nesih, ta'lik, celi, rik'a hatlarında mahir idi.

Tezhib ve teclid (ciltleme) sanatlarında usta idi.

· Kahve ve sigara tiryakisi idi.

· Sevdiği yemek genellikle tatlılar, sevdiği spor güreş, sevdiği oyun satranç idi. Satrançın kendisini dinlendirdiğini söylerdi. Eğer ziyaretine gelen misafirleri

arasında satranç bilen varsa muhakkak bir parti çevirirdi. Güreş haberlerini ilgiyle takip ederdi.

· 1914 senesinde vefat eden hocası Kayserili Büyük Hamdi Efendi'ye tazimi üst seviyede idi. Onu çok sever ve "Hoca Merhum" diye hep saygıyla anardı. Hocası da talebesinin parlak günlerine şahit olmak bahtiyarlığına ermiş ve vefat ettiği zaman, ders verdiği sedefli rahlesi vasiyeti gereği Hamdi Efendi'ye verilmişti.

· Şabaniyye tarikatına mensup olduğu rivayet edilir. Genelde son devrin ulemasında tasavvufa kaşı bir tedirginlik olmasına rağmen, Abdülhamid han devrinde bu soğukluğun giderilmesine yönelik çalışmalar onu da etkilemiş olsa gerektir. Prof. Dr Mehmed Demirci Bey bu meseleye merhum Akif Bey vesilesi ile şöyle değinir; "Mehmed Akif, Sırat-ı Müstakim ve Sebilü'r Reşad mecmuaları etrafında bir araya gelen İslamcı diye tarif edilen yazarlardandır. Bunlar çoğunluk itibarıyla akılcı bir anlayışa sahiptirler. Bu arada, Abdülhamid devrindeki Gazali tercümeleri medrese zihniyetine karşı, tasavvufla kelam ve felsefeyi uzlaştıran daha geniş bir görüşün yeşermesine yol açmıştır. Bu hükümdarın son zamanlarına doğru kuvvetli bir tasavvuf cereyanı doğmuş ve bu vadide önemli şahsiyetler yetişmiştir."

Ulema ile Münasebeti

Merhum Hamdi Efendi, yumuşak huylu, mütevazı, kadirşinas bir zat idi. Hiçbir kimsenin ilmi kıymetini noksan görmeye ve göstermeye çalışmaz, hiç kimsenin çalışmasını takdirden çekinmez, kolay anlaşılır bir zat olduğu için, asrının ulema sınıfının da takdirlerini kazanmış idi. Burada kısaca onun devrinin bazı mühim simaları ile münasebetlerine yer vereceğiz.

1-Bediüzzaman ve Hamdi Efendi: Elmalılı Hamdi Efendi ile Bediüzzaman'ın münasebetinin, Üstad Bediüzzaman'ın 1907'de İstanbul'a gelmesinden itibaren olduğunu tahmin ediyoruz. Daha sonra beraber Dar-ül Hikmet-il İslamiye adlı kurumda üyelik yapmışlardır.

Üstad'ın talebelerinden merhum Selahaddin Çelebi, 03.06. 1944 tarihinde Denizli Mahkemesinde yaptığı müdafaada Hamdi Efendi'nin Bediüzzaman hakkında hüsnü şahadeti konusunda şunları söylüyor: "Altı-yedi sene evvel İstanbul'da, ulemâdan eski Fetva Emini Ali Rıza ve Elmalılı Hamdi Efendi gibi meşhur âlimlerin bir musahabelerinde Bediüzzaman üstadımın ilminin vehbî olduğunu, vaktiyle Anglikan kiliseleri başpiskoposunun ve Japonya'nın başkumandanının İslâm ulemâsından sorduğu suallere cevap veren ve bütün âlimleri ilmiyle teshir ve hayrette bırakan ve yirmi seneye yakın bir vakitten beri dünyayı terk eden bu şahsiyetten bahsetmeleri bende, muhitimizde olan bu zatı ziyaret etmek arzusunu uyandırdı."

Muhterem Mehmed Kırkıncı Hocaefendi, Hayatım Hatıralarım adlı eserinde, Elmalılı merhumdan ders almış olan Erzurum ulemasından Mustafa Necati Efendi'den naklen, Elmalılı Hamdi Yazır'ın şöyle dediğini naklediyor: "Bediüzzaman berrak sular gibi temiz bir vicdana, çok güzel bir ruha sahip bir zat idi. İstanbul'un âlimlerinin gözü öyle bir âlim görmemiştir."

2-Ömer Nasuhi Efendi-Hamdi Efendi: Ömer Nasuhi Efendi hazretleri her mümtaz şahsiyet gibi Elmalılı Hamdi Efendi merhumu da büyük bir edep ve kadirşinaslık içinde kaleme almış ve şöyle demekten kendini alamamıştır; "Vefatı İslam âlemi için telafisiz bir ziyâ olan bu büyük âlimi, ilim tarihi daima hürmetle yâd edecektir."

Ömer Nasuhi Efendi, muhterem Emin Saraç hocamıza da şu hatırasını anlatmışlar; "Muvazzah İlm-i Kelam adlı eserimi bastırınca(1923) bir adet, Üstad Hamdi Yazır'a takdim ettim. Bir iki hafta sonra karşılaştığımızda bana; "Ömer Efendi! Eserini ahirinden evveline kadar okudum. Pek muvaffak olmuşsun. Müellifler genelde te'liflerinin baş taraflarında büyük itina gösterirler. Sonlarına doğru aynı dikkati göstermezler. Senin eserinin son tarafı da baş tarafı gibi başarılı" dedi.

3- Babanzade Ahmed Naim ve Elmalılı Hamdi Efendi: Bu iki büyük insan birbirlerini çok sever ve takdir ederlerdi. Merhum Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı Hocaefendi, Ahmed Naim Efendi'nin, Hamdi Efendi'nin Metalib ve Mezahib tercümesini çok takdir ettiğini ve Dar-ül Fünun talebelerine: " Çocuklar, ben o kitabı size ders kitabı olarak tavsiye ediyorum. O kitaptan derslerimizi takip edeceğiz. Orada bir takım haşiyeler(Elmalılı'nın düştüğü dipnotlar) vardır. Onlar kimsenin aklına gelmez. O müelliflere karşı çıkacak kudret ve kuvvet sahibi de Hocadan başka pek bulunmaz. O haşiyeleri de beraber okuyacağız ve bu şekilde hocanın fazlu kereminden istifade edeceğiz" dediğini nakletmektedir.

4-Mustafa Sabri Efendi ve Elmalılı Hamdi Efendi: Son Şeyhülislamlardan Mustafa Sabri Efendi'nin de Hamdi Yazır Efendi'ye büyük sevgi ve saygısı vardı. Merhum Ali Ulvi Kurucu, hatıratında buna şöyle değiniyor: "Mustafa Sabri Efendi çok takdir ettiği ve sevdiği kimseler arasında Elmalılı Hamdi Efendi'yi, İsmail Hakkı Bey'i, Ferid Kam ve benzerlerini sayardı."

Mısır Ezher mezunlarından Prof. Dr. Ali Özek de, Sabri Efendi'nin huzurunda şahit olduğu bir vakıayı şöyle anlatıyor:"Bir defasında herkese memleketini soruyordu. Ben de Muğla'nın Fethiye kazasının Doğanlar köyünden olduğumu söyledim. Bizim köy Elmalı'ya yakındı. Elmalılı Hamdi Efendi'nin hemşehrisi sayılırdık. Mustafa Sabri bu vesileyle Elmalılı'ya olan hayranlığını izhar etti.

Merhum Ali Ulvi Kurucu'nun naklettiğine göre, merhum M. Sabri Efendi Mısır'da bir sohbetinde şöyle demiştir: "Elmalılı Hamdi Efendi'ye hangi meseleyi verirseniz verin içinden çıkar, üstesinden gelir. Kendisiyle birlikte bulunduğumuz bir mecliste; "Hamdi Efendi, senin bir Fransızcan vardı. Biraz daha ilerletsen de mütercime filan ihtiyacımız kalmasa" dedik.

Bunun üzerine altı ay bir gayret etti. Fransızcayı ilerletti. Fransızcadan, bir felsefe tarihi olan Metalib ve Mezahib'i tercüme etti. Birçok kimse kitap tercüme eder, fakat tercüme ettiği kitabı ya anlar, ya anlamaz."

Şunu da belirtelim, İslam âlimleri birbirinin kıymetini takdir eder, gerekli hürmeti göstermede asla kusur etmezlerdi. Ama bu, onların birbirlerinin fikirlerini hakkaniyet namına eleştirmelerine bir mâni teşkil etmezdi. İslam Ansiklopedisi'nin Elmalılı Hamdi Yazır maddesini hazırlayan Yusuf Şevki Yavuz Bey, Mustafa Sabri Efendi'nin böyle bir eleştirisini yazmaktadır; "Çağdaşlarından Mustafa Sabri Efendi, inkârcı akımlara karşı verdiği fikri mücadeleyi takdir etmekle birlikte onu Eş'ariyye ve Maturidiyye'yi epistemoloji bahsinde septisizme dâhil etmesinden dolayı haklı olarak eleştirmiştir."

Yeri gelmişken, Seferilik bahsinde yorumu münasebetiyle Ahıskalı Ali Haydar Efendi tarafından eleştirildiğini Emin Saraç Hocaefendi'den dinlediğimi de nakledeyim. Bu seferilik konusunda kendisini başka âlimlerin de(Ahmed Hamdi Akseki gibi) tenkit ettiğini, hatta Manisa'nın büyük âlimi Hacı Emin Zeyrek Efendi'nin de tefsirini çok beğenmesine rağmen bu konuda Elmalılıyı eleştirdiğini, oğlu İsmail Hakkı Zeyrek Hocaefendi 20.06. 2008 tarihindeki görüşmemizde anlattılar.

Hakkında Denilenler

*Mehmed Akif Ersoy'un kanaati: Merhum Mahir İz Bey, hatıratında bu konuda şunları yazmaktadır: "Akif Bey'in, Hamdi Efendi'nin ilmine itimadı vardı. Ben bir kere, Ankara'da iken, ulemamız hakkında fikrini sorduğumda bana; "Hamdi ve Naim, bunlar sikâdandır. Ne derlerse öyledir, sözleri senet teşkil eder" demişti.

* "Hâsılı, merhum; bihakkın âlim, mütefennin, mütefekkir bir zat idi. Son zamanlarda bakımsızlık yüzünden ufûle yüz tutmuş olan medreselerin beşeriyet muhitine ilim ve irfan ziyalarını neşr için en son olarak yetiştirmiş olduğu pek feyizli âlimlerden biri bulunuyordu. Merhumun vücudu, bu kadîm ilmi müesseselerin mâzide ne büyük âlimler, mütefekkirler yetiştirmiş olduğunu isbat edecek mahiyettedir. Kendisi, eslafın bir hayr'ül-halefi idi, hayfâ ki, kendisine de başkalarının halef olabilmesi pek şüpheli bulunmaktadır." Ömer Nasuhi Bilmen

* Dar-ül Hikmet-il İslamiyye'nin başkanvekillerinden büyük âlim Nasuhizade Mustafa Asım Yörük Efendi(vefatı:1943) Elmalılı Hamdi Efendi'nin vefatında şu dizeleri yazmış ve ebced hesabıyla vefat tarihine not düşürmüştür:

"Sensin ol bahri hakem, dalgalanır leyl ü nehar

Feyz alır medrese-i dahilü sâhil Hamdi

Sen idin Sâd-ı zamân, İbn-i Kemal-i devran

Gösterilsin sana, ger varsa mümâsil Hamdi

Seni görseydi Gazali, der idi bi şüphe

Aferin ey müteferrid, mütekemmil Hamdi"

*Erbab-ı kemâldendi. Halim, selim, mütedeyyin hocalardandı. İbn-ül Emin Mahmud Kemal İnal

*Elmalılı Muhammed Hamdi son nefesine kadar mefkûresinden kıl kadar ayrılmamıştır" diyen Eşref Edib Fergan, 1942`de Elmalılı'nın vefatı sebebiyle yazdığı "İslam İlim Âlemi İçin Büyük Bir Ziyâ" başlıklı yazıdaki şu ifadeleri çok dikkat çekicidir: "O muasır İslam uleması arasında misli nadir bir zat idi. Kanaat ve içtihatlarına büyük itimadı vardı. Bu hususta yalnız da kalsa fikir ve kanaatlerine en ufak bir sarsıntı bile arız olamazdı... Teceddüde taraftardı ve bunu Müslümanlığın icabatından addederdi; ancak bu teceddüt milli hüviyeti değiştirmemek şartı ile. Tetkik ettiği her hangi bir meseleyi derinleştirmekten, ne kadar mümkünse incelemekten zevk alırdı. En zor meseleler onun keyfini getirirdi. Alelade meseleler üzerinde durmazdı. Daha ziyade fikir ve muhakemeye dayalı meselelerle meşgul olmak isterdi. Nakilciliği pek sevmezdi. Okuduklarını dimağında hamur ederek yeni bir şekilde ortaya koymaya çalışırdı. Düşündüklerini istediği gibi anlatamadığı kanaatinde idi. O, Mustafa Asım(Yörük) gibi bir lisan, Mustafa Sabri gibi bir kalem isterdi. Yüksek meseleleri herkesin anlayamayacağını da tabii addederdi. Zekası çok yüksekti, anlayışı çok kuvvetli idi.."

*Vefatında, Mevlevi şeyhi Ahmed Remzi Akyürek'in yazdığı şiir:

"Allame-i müdekkik, Elmalılı muhakkik

 Esmar-ı ilmi aldı, eksiltti gitti Hamdi

 Nefsinde yoktu noksan, tefsiri elde burhan

 Ahd'üs-semiyyi elhak berkitti gitti Hamdi

 Hulk-ı Muhammedi'de bir mert idi güzide

 Mûr-ı zayıfı sanma incitti gitti Hamdi

 Enmuzec-i seleftin, sen mefhar-ı halefdin

 Sermaye-yi fazail, hem bitti gitti Hamdi

 Set-satr-ı Sure-i Hamd ile yazdık tarihin

Zir-i liva-i Hamd'e azm etti gitti Hamdi"

*İslam Türk Ansiklopedisi- Muhit'ül Maarif Mecmuası kendisinden şöyle bahsediyor:

"Muhammed Hamdi Efendi, muasır İslam uleması arasında misli nâdir bir zat idi. Allah'a ve Peygambere bütün kalbi ile bağlı idi; derin bilgisi ve geniş düşünüşü ile cihan hadiselerini hep İslam'ın hayat ve istikbali ile muhakeme eder, beşeriyetin felah ve saadetinin ancak Müslümanlık esaslarına bağlanmakla mümkün olacağına, mütemadi dalalette yürünemeyeceğine, zaman gelecek, beşeriyet beka-yı nevini temin için doğru yola düzelmek mecburiyetinde olacağına gelecek asırlarda İslam idealinin daha iyi anlaşılacağına ve tatbik edileceğine imanı kuvvetli idi. Yeniliği Müslümanlık icaplarından addederdi, ancak milli hüviyetini değiştirmemeyi esas ittihaz ederdi. Her meseleyi en ince teferruatına kadar derinleştirmekten zevk alır, deha derecesinde bir zekâya malik, zahid, mütteki bir zat idi."

*Tefsir, Kelam, Usul, Fıkıh, Felsefe ve Mantık dallarında dirayetini eserleriyle ortaya koymuş olan Hamdi Efendi, o günkü neslin değil, daha önceki nesillerin dahi anlamaktan aciz olduğu eserleri tetebbu etmiş ve bu eserlerden öğrenilmeye ve öğretilmeye değer bilgileri toplayıp hülasa ederek ve asrın idrakine temas eden kendi düşüncesiyle mezcetmek suretiyle günün insanlarına sunmuştur. Ömer Rıza Doğrul

*Memleketimizin değerli âlimlerinden Mehmed Kırkıncı Hocaefendi ile 20.06. 2008 tarihinde telefonla görüştüğümüzde, Elmalılı Hamdi Efendi'nin kendisi gibi tefsirinin de "emsalsiz" olduğunu söyleyen Hocaefendi, bir müddet Elmalılı'nın yanında bazı dersler gören ilk hocası Mustafa Necati Efendi'nin kendilerine Hamdi Efendi'yi çok methu sena ile anlattığını, aklını, ilmini ve mantığını çok beğendiğini söyledi ve Mustafa Necati Efendi'nin şu sözünü naklettiler; "O sıralar Hamdi Efendi'nin emsali ne Mısır'da ne de dünya üzerinde yoktu."

* Müfessir, mütekellim, mütefekkir, fakih, filozof, İslam âlimi… İlim dünyamızın yüz akı… Fikir ve kanaatleriyle önümüzü aydınlatan, ufkumuzu açan, açık ve anlaşılır diliyle kalbimize ve zihnimize derinden taht kuran büyük ilim ve fikir adamı… Hak Dini Kur'an Dili tefsiri; elimizden düşmeyen, Fahreddin Razi ekolünün temsilcisi, pek çok problemimizi halleden bir dirayet tefsiri… Metalib ve Mezahibiyle mantık ve felsefeye aşinalığın güzel örneği… Makaleleri ve özellikle hayatı ve duruşuyla, bakışı ve iradesiyle her an ders veren bir heybetli İslam âlimi hüviyetinde… Prof. Dr. Şerafettin Gölcük

*Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, asrımızın önde gelen tefsir âlimlerindendir. En büyüğüdür demeyi gönlüm istiyor, ama haddim bunu söylemeye müsait değildir. Prof. Dr. M. Orhan Okay

*Muhammed Hamdi Yazır, yakın dönem Türk fikir ve ilim hayatının müstesna simalarından biri olup, uzun yıllar iyi tanıtılamamıştır. Hâlbuki o, dinamik bir din ve İslam anlayışı ile fikri ve ilmi yönden İslamiyet'i yeniden yorumlayarak çağımızda Müslümanlara yeni ufuklar açmaya çalışmış, kafalardaki ve ruhlardaki donukluğu gidermenin yollarını göstermiştir. Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay

*Hamdi Yazır, bir meşrutiyet mütefekkiri olarak gerek Cumhuriyetten önce, gerekse Cumhuriyet döneminde hem dini, hem hukuki, hem içtimai hem de felsefi meseleler üzerinde derinlemesine düşünmüş; bunların bir kısmına yeni sayılabilecek çözüm yolları getirmiştir. Böylece Mehmed Akif'in "Asırlar var ki, İslam'ın muattal beyni, bazusu" dediği İslam'ın kafasını ve pazusunu ataletten kurtarmaya önemli bir katkıda bulunmuş, belki de yakın devrin din mütefekkiri olarak tek istisnayı teşkil etmiştir." Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay

Fikir Hüzmelerinden

· "Kur'an her yüz senede bir tefsir edilmeli, ilim ve fennin ulaştığı en son bilgiler nazar-ı itibara alınmalıdır."

· "Hürriyet, hukukuna mâlikiyettir."

· İki kıble ile tevhid yolunda gidilemez. Ya Dost'un rızası olur, ya nefsin hevası."

· Hep şiir olmak istersiniz; hakikatin darbeleri karşısında nazım ve ahengi kaybedersiniz... Hep akıl ve mantık olmak istersiniz; hayatın gücünüzü aşan kimi olayları sizi karamsarlığa iter... Her şeyi akılla, fikirle, analizle (akl-ı fail) halletmek istersiniz; yarın ki Hakk'ın tecellileri karşısında kör bir mutaassıp olur, Hakk'ın ilhamından, tecrübe feyzinden mahrum kalırsınız.

· "İran'da çıkan yünden, Avrupa'da bükülen ipten, Türk tezgâhında dokunan halıyı, Türk malı tanıdım. Bir binanın mimarisi Türk olmak için bütün kerestesi yerli olması lâzım değildir, diye işittim. Afrika madenlerinden çıkmış bir altının üzerinde bir Türk sikkesi gördüğüm zaman ona Afrikalının değil, bizim altınımız dedim. Ruhî Bağdadi'nin: Sanma ey hâce ki senden zer u sim isterler "Yevme lâ yenfe'u"de "kalb-i selim" isterler sözünü duyduğum vakit bunu Türkçeden başka bir lisanın Edebiyatına kaydedemediğim gibi, Türkçenin en güzel sözlerinden biri bilmekte tereddüt etmedim."

· Hakikat-i Muhammediyye'nin zuhuru bütün hilkatin gayesidir.

· Demek ki, insan için Hakk'ı sevmek, Hakk'a hizmet etmek, akıbet Cemal-i Hakk'a ermekten büyük bir hazz-ı saadet yoktur. Lakin zevki duymayan hayaline mahkûm, tahkiki bilmeyen taklide zebundur. Allah'ı bilmeyen dünyaya sarılır, Dünyayı bilmeyen hülyaya sarılır. Dilberi görmeyen resmine bayılır, önünü görmeyen sonunda ayılır."

· Hak olan hususlarda ne kadar ileri gidilse taassup ve ifrat sayılmaz.

· Halkı dindar, aydınları dindar olmayan memlekette ise, halk ile aydınlar arasında dayanışma ve uzlaşma bulunmaz.

ESERLERİ

1-Hak Dini Kur'an Dili(İlk baskısı:1935-1939)

2-Metalib ve Mezahib(Paul Janet, Gabriel Seailles'ten tercüme)-1926

3-İrşâdu'l Ahlâf fi Ahkami'l Evkaf-1911: Vakıf eserleri hükümlerine dair bu eser, Mülkiye mektebinde okuttuğu ders notlarını ihtiva etmektedir.
4-Mantık-ı İstintaci ve İstikrai: İngiliz filozofu Aleksander Bain'e ait bu eseri tercüme ederek Süleymaniye Medresesinde talebelerine okutmuştur.

Bunlardan başka Beyânu'l Hak, Sırât-ı Müstakim ve Sebilü'r Reşad dergilerinde birçok makalesi neşredilmiştir.

5-"Hz. Muhammed (sav)'in Dini" Anglikan Kilisesinin, Şeyhülislâmlık makamına, İslâmiyet hakkında sorduğu sorulara cevap mahiyetindedir.

6-Sefer Bahsi". Sefer mesafesinin mutad vasıta (tren) ile on sekiz saatlik mesafe olarak itibar edilmesi gerektiğine dair risalesidir. Bakara sûresinin 183. ayetinin tefsîrinde belirttiği bu tatbikine vaki itirazları kendisine nakleden Ahmed Hamdi Akseki'ye gönderdiği uzunca bir mektuptan ibaret olup, Tefsirin 1960 neşrinin 8 ve 9. ciltlerinin başına, oğlu Muhtar Yazır tarafından konulmuş olup, toplam 20 sayfa kadardır.

Basılmamış Olanlar:

1-Kâmûs-i Fıkıh(madde başlıkları tespit edilen ve ancak dörtte biri yazılan bu eser tamamlanmış olsaydı nevi şahsına münhasır güzel bir fıkıh lügati meydana gelmiş olacaktı)

2-Huccetullahi'l Baliğa Tercümesi: Şah Veliyullah Dehlevi'nin bu meşhur eserini Diyanet İşleri Başkanlığı adına tercümeye başlamış ise de bitirememiştir.

3-Şiir Divanı

4-Usul-i Fıkha dair bir eser

5-Çeşitli gazete ve dergilerdeki makaleleri..(Bunlar da sonradan Makaleler adıyla iki cilt olarak neşredildi)

Not: İbnül Emin Mahmud Kemal İnal Bey, Son Hattatlar adlı eserinde Elmalılı Hamdi Efendi'nin eserlerinden bahsederken şöyle diyor: "Bazı eserlerinin Fatih yangınında yandığını, Kamus-u Fıkıh yazmaya başlamışsa da yarım kaldığını söyledi."

KAYNAKLAR

1-Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Sempozyumu- TDV Yayınları-Ankara-1993

2-Hak Dini Kur'an Dili- Elmalılı Hamdi Yazır-Sadeleştirilmiş Metin- Azim Dağıtım

3-Büyük Tefsir Tarihi-Ömer Nasuhi Bilmen-Bilmen Yayınları-İst-1974

4-Kur'an-ı Kerim Meali- Elmalılı Hamdi Yazır-Sadeleştirilme: Sıtkı Gülle- Huzur Yayınları-İst-2005

5-Son Hattatlar- İbn-ül Emin Mahmud Kemal İnal-İst-1970

6-Son Devrin Osmanlı Uleması-Cilt: 3- Sadık Albayrak- Milli Gazete Yayınları-İst-1980

7-Yılların İzi- Mahir İz- Kitabevi Yayınları- İst-2000

8- Ali Ulvi Kurucu'nun Hatıraları-Cilt:1 ve Cilt:3- Haz: Ertuğrul Düzdağ-Kaynak Yayınları-İst-2007

9- Osmanlıdan Cumhuriyete İslam Âlimleri- Vehbi Vakkasoğlu- Cihan Yayınları-İst-1987

10-TDV İslam Ansiklopedisi- Cilt-11- İst-1985

11-Huzur Dersleri-2-3. ciltler- Ebul'ulâ Mardin-İst-1966

12-Metalip ve Mezahib-Hamdi Yazır-Eser Neşriyat-İst-1978

13-Türkiye Edebiyat Ve Kültür Adamları Ansiklopedisi-Cilt: 3-İhsan Işık- Elvan Yayınları-Ankara-2006

14-Hayatım Hatıralarım- Mehmed Kırkıncı- Zafer Yayınları-İst-2004

15-Babanzade Ahmed Naim-Hüseyin Hansu-Kaynak Yayınları-İst-2007

16-Yahya Kemal Ve Mehmed Akif'te Tasavvuf- Mehmet Demirci- Akademi Kitabevi-İst-1993

16-Mufassal Tarihçe-i Hayat-Abdülkadir Badıllı-İttihad Neşriyat-İst-1998

17-Müdafaalar- Said Nursi-Zehra Yayıncılık-İst-2004

18-Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı-Mustafa Armağan-Ufuk Kitap-İst-2006

19-Son Şahitler- Necmeddin Şahiner- Nesil Yayınları

20-http://eilahiyat.com/content/view/298/229

21-http://www.vuslatdergisi.com/?vuslat=yazi&id=155&k=36

22-http://www.gercekhayat.com/bolum.php?action=yazidetay&yaziid=2462&sayi=375

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

beytike, 2010-07-08 07:06:45

Elinize sağlık.yazılarınız devam etsin. yakın tarih ile ilgilenen biri olarak sizinle kaynak alışverimiz olabilir. Mail atarsanız sevnirim.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Deniz Öztürk, 2009-09-16 06:37:29

İlk defa lise son sınıfta tanıştım,ayaküstü bir dershane koridorlarında.Fatiha'nın tefsiriyle.İlk o vakit ufkumun genişlediğini fark ettim.Çünkü tasavvur edilmesi kolaydı.Sonra yaşları daha küçük çocuklara ilk defa okutma şansı yakaladım.Ama onlar kadar sade,açık ve anlaşılır bulan göremedim.Çünkü onlar ilk defa böyle şeylerle tanışmışlardı.Cevapları da basitti:"Ben anlıyorum."

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Bir kardeş, 2009-09-15 03:24:29

Kütüphaneleri dolduran o kıymetler, ayaklı kütüphaneler yahut alimler; biz ne kıymet bilmez adamlar mışız, hakikaten elimizdeki nimetlerden hakkıyla istifade edemiyoruz.Tekrar teşekkürler Salih Abi alimlerimizi tekrar hatırlatarak ümmeti hakiki uyanış yoluna çağırdığınız için

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ISPARTA HAYATI “Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bi

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ] Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli’de

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943] Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonr

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

BARLA HAYATI [1927 - 1934] Evvela Erzurum’a, oradan Trabzon’a, Trabzon’dan deniz yoluyla İst

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ANKARA’YA ÇAĞRILMASI [1922] Bediüzzaman’ın Millî Mücadele sırasında İstanbul’daki m

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE’DE [13 Ağustos 1918] Esaret dönüşü İstanbul’da büy

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

I. DÜNYA HARBİ’NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI Bediüzzaman, I. Dünya Harbi’nin başlamasıyla

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

HÜRRİYET’İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN İstanbul’da, Hürriyet’in ilanından [23 Temmuz 1908]

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

YENİ BİR EĞİTİM - ÖĞRETİM METODU Bediüzzaman, o zamana kadar edindiği; düşünce, araşt

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ” Said Nursî’nin, anne ve babasıyla i

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönde

İnsanlar yalnız inandık demeleri ile bırakılıveriliceklerini, kendilerinin imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar?

Ankebut, 2

GÜNÜN HADİSİ

Îmân altmış kadar şu'bedir. Hayâ da îmânın bir şu'besidir.

BUHARİ,KİTÂBÜ'L-ÎMÂN, EBU HUREYRE(r.a.)'dan

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI