Cevaplar.Org

HATIRALAR VE ÖLÇÜLER–65

Yeni Cami medresesinde çok kalabalık dersler olmaya başlamıştı. Dışarıdan çok ağabeyler de ziyarete gelirlerdi. Bekir Berk ağabey, Ahmed Feyzi ağabey, onun kardeşi Mehmed ağabey sık gelenlerdendi


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2008-05-14 03:00:28

ALİ KATIÖZ HOCAMIZIN HATIRALARI-2

YENİ CAMİ DERSLERİ

Yeni Cami medresesinde çok kalabalık dersler olmaya başlamıştı. Dışarıdan çok ağabeyler de ziyarete gelirlerdi. Bekir Berk ağabey, Ahmed Feyzi ağabey, onun kardeşi Mehmed ağabey sık gelenlerdendi. Tabi, Abdullah Yeğin ağabeyin Manisa cemaati üzerinde çok büyük hakkı vardı. Yedek subaylığını burada yapmıştı.

Altmışa kadar bu minval üzere dersler devam etti. Hocam, cami cemaatinin çetelesini tutardı. Derse gelmeyene “dün niye derse gelmedin?” diye sorardı. Tabii bu kalabalık dikkat çekti ve karakollara götürmeler başladı.

O zamanki mahalle muhtarı çok şiddetli muhalif bir insandı. Kendisini yakından tanırım. Eskiden Gelincik sigarası vardı. Kapları kartondu onların. Onun üzerine, hatt-ı Kur’an’la oraya gelenlerin isimlerini yazardı.

-Hem de Hatt-ı Kur’an’la?

-Onu kullanıyordu. Yaşlı bir adamdı. “Yen Ağa” derlerdi ona, çok zeki bir insandı. Namazını da kılardı. Ama her gün polis getirir, derse gelenleri karakola çektirirdi. Tabi insanları döverler, korkuturlardı. Ama sağlamları bize kalıyordu. Bu uzun bir hikâye.

59’da Hocaefendiyi Çanakkale’nin Lapseki kazasına tayin ettiler. Biz de arkasından iki talebe gittik. Dersane kapandı. 60’da ihtilal olunca, Hocaefendiyi emekliye sevk ettiler. Manisa’ya tekrar avdet etti.

EMİN EFENDİ’NİN SÜRGÜNÜ

Hocaefendi Lapseki’ye tayin edilince, bizim Arapça okuduğumuz medrese boşaldı. Talebeler dağıldı. Hocaefendi, benle bir arkadaşa; “Ben sizi okutmaya devam etmek istiyorum. Oraya gidince mektup yazıcam, geleceksiniz” dedi. O gittikten bir hafta sona biz de Lapseki’ye gittik. Orada aynı evde kaldık. Çoluk çocuğunu getirmedi, aşk şevk böyle olur.

Altmış ihtilaline kadar orada kaldık. Malum, biz oradayken üstad vefat etti.

ÜSTADIN VEFATI

-Üstadın vefatını nasıl duydunuz?

-Radyodan duyduk.

-Hocaefendi ne dedi, hatırlıyor musunuz?

-Bediüzzaman ölmedi dedi. İnanmadı uzun zaman. Ama ben, radyo lisanıyla böyle bir haberin yalan olamayacağını bildiğimden dehşetli ümitsizliğe kapıldım. Çok ağladım. 17 yaşındaydım ve hayatımda en büyük emellerimden biri üstadı ziyaret etmekti.

-Ziyaret etme imkanınız var mıydı?

-Şöyle yoktu; Hocafendiden izin alıp oraya gitmek mümkün değildi bir, bir de “hocamı kabul etmedi, beni hiç etmez” gibi bir fikir bende yerleşmişti. Onun dışında, pek param pulum da yoktu. Ben Lapseki’ye giderken bile, babam mahallemizden 50 lira borç bulup da gönderdi. Babam hep okumaya teşvik ediyor, “çalışırsan ben seni okutmam. Okursan çalıştırmam” diyordu. Yani ben askerden gelene kadar ekonomi noktasında eve hiçbir şey katamadım.

-Emin Efendinin üstadın vefat haberine tepkisine dönersek?

-Hocaefendi, ihtilal oluncaya kadar “yalan söylüyorlar. Bediüzzaman ölmedi” deyip durdu. Ta ki, İsmail Hakkı Hoca'dan mektup geldi. Çok güzel hattı vardı İsmail Hakkı Hocanın, hattattır kendisi..Üstadın vefatını yazmıştı. İşte o zaman Hocaefendi yüksek sesle ağladı, bizi de ağlattı..

ÜSTADIN VEFATINDAN SONRA HİZMETİN SEYRİ

Üstadın vefatından sonra Risale-i Nur’u daha iyi anlama dönemi başladı bence.

-Bunu biraz açar mısınız?

-Tabii… O zamanlar, yani üstadın vefatından önce, üstad hazretlerine min tarafillah verilen vazifelerin tamamının üstad hayattayken yapılacağı zannediliyor, ağabeyler tarafından da öyle biliniyordu. Yani, üç vazifenin üçünün de üstad zamanında yapılacağı sanılıyordu. Hepimiz öyleydik, Ağabeyler dâhil.

-Üstad uzun yaşayacak diye düşünüyordunuz..

-Evet. Öyle düşündüğümüzden derslerde neticeye bakmak önde idi. Mesela Manisa’da, medresede devamlı “Beşinci Şua” yazılırdı. Halen Manisa’nın köylerine gitseniz, evler kurcalanırken Beşinci Şua çıkar.

Altmışa kadar bu minval üzere gitti. Üstadın vefandan sonra, ben hizmetin daha sağlam yerlere oturduğu kanaatindeyim. Ondan sonra belki ufak tefek çözülme, dağılma oldu. Şahsına bağlı olanlar sarsıldılar. Ama hizmet sağlam esaslar üzerine, Risale-i Nur eksenine oturdu. Hocaefendide hiç öyle sarsılma olmadı. İlimle değerlendiriyordu çünkü.

MANİSA’DA İKİNCİ DERSHANE

1961 senesinde bir dükkânın üzerinde, iki odadan ibaret olan, tuvaleti, banyosu, abdest alacak yeri olmayan bir dairede ikinci dershanemizi açtık. Bu dershanenin açılmasında teşvik olarak en büyük pay Abdullah Yeğin ağabeyindir. Dershaneyi açma şerefi de hocam Emin Efendi’ye nasip olmuştu.

Hatta Ahmed Feyzi ağabey geldiği zaman orada kalırdı. Çok üzülürdük. Zira abdest almaya, ihtiyaç tazelemeye yakındaki bir camiye gelip giderdi. Bir arada hastalanmış. Bana dedi ki; “bu gece ben 13 defa gittim, geldim.” Ahmed Feyzi ağabeyin Manisa ile alakası ölünceye kadar devam etti.

Daha sonra Bayram ağabey de ziyarete geldi. O zaman Hocaefendi ona; “Ya Bayram, sen o kadar kara değilmişsin” diye latife eti. Sonraları Bayram ağabey ile çok güzel günleri oldu hocaefendinin.

-Muzaffer Arslan ağabey ile de aynı şekilde değil mi?

- Muzaffer Ağabeyi ondan sonra hep çağırıyordu tabi. Muzaffer ağabeyin de demiri sertti rahmetlinin.

AHMED FEYZİ EFENDİ

Ahmed Feyzi Efendi takriben bir ay, 15 gün geçirmeden Manisa’ya gelirdi. Çok severdi Manisa’yı.

Ahmed Feyzi ağabeyin müdafaatını okuyan ne kadar haşmetli, dehşetli, azametli bir insan zanneder. Tam aksine, o kadar mütevazı, o kadar müsamahalı bir insandı. Ender şahsiyetlerden biridir.

-İlmi seviyesi nasıldı?

- Üstad hazretleri Ali Ulvi Kurucu hakkında “mühim bir alim” diyor. Hani üstadın ilim telakkisi ile bizim ilim telakkimiz farklı. Üstadın Risale-i Nur dairesi ile bizim dairemiz farklı. Üstad hazretleri “nur dairesi” deyince bütün ehl-i imanı kucaklıyor. Hâlbuki biz, bizim meşrebimiz, mesleğimiz içinde değilse, nur talebesi değilmiş gibi yanlış bir kanaate varıyoruz.

Ahmed Feyzi ağabey o günün lise mezunu. Kendisi çok müthiş natuk, yani çok güzel konuşan bir insan. Manisa’yı çok sevdiği için çok gelir, çok ders yapardı. Hatta bantları mevcuttu o zaman, onları dinlerdik.

Ahmed Feyzi ağabey başka kitaplar da okurdu. Ufku çok açık bir insandı. Eskiden de çok kitaplar okumuş. Bana her zaman “Biz eskilerden çok yara aldık, kusura bakma Hafız Ali” derdi. Çok değişik şeylere meraklı idi. Üstada olan sadakati, bağlılığı değişikti.

HAFIZ EMİN EFENDİ-AHMED FEYZİ AĞABEY

-Hacı Emin Efendi ile münasebetleri nasıldı?

-Hocam onu çok severdi. Bu konuda çok hatıralarımız var. Bir gün hocamın evindeyiz. Ahmed Feyzi ağabey, Sungur ağabey var. Hocamın evi çok kalabalık olur, çok misafir gelirdi. Fethullah Hoca dâhil. Emin Efendi öyle muhteşem bir insan.

Namaz vakti geldi. Ahmed Feyzi ağabey, Sungur ağabeye “namazı sen kıldır” diyor. Sungur ağabey de “hocam sen buyur” diyor. Sungur ağabey ara sıra Ahmed Feyzi ağabeye “hocam” derdi.

Böyle birbirlerine “ sen buyur, sen buyur” deyince, Emin hocam rahmetli “Çekilin bakalım ordan” dedi “siz ikiniz de, okumasını bilmiyorsunuz, imamlık yapacaksınız” dedi. Kahkahayı bastılar. Geçti Hocaefendi rahmetli kıldırdı.

Namazdan sonra Ahmed Feyzi ağabey; “Ya, sen bana okumasını bilmiyorsun” diyorsun deyince Hocaefendi; “Tabii öyle ne ağzını yamultuyorsun, ediyorsun” demişti. Hocaefendi rahmetli, Kur’an-ı Kerim’i okuma hususunda çok ağız dersi almış. Tabii Ahmed Feyzi ağabeyin öyle bir şeyi yok. Sungur ağabey de öyle. Sungur Ağabeyimizin ayağının tozu olamayız, ama bu konu ayrı bir şeydir.

Hatta, hatırlıyorum Sungur ağabey 15 gün sonra tekrar geldi. Hocaefendi ona “kametle” dedi. Kametlerken Sungur ağabey gülmeye başladı, “hoca ben yine haşlayacak” diye…

Hocaefendi yani girgin bir insandı, ama bağırır çağırırdı bazen. Ahmed Feyzi ağabey ile çok ilmi münakaşaları olurdu. Ahmed Feyzi ağabey çaresiz kalınca “Ben senden bir yaş büyüğüm, o zaman ben seni susturabilirim” derdi. Böyle devamlı çok tatlı mubaheseleri, tartışmaları, konuşmaları olurdu. Hocam rahmetli, Ehl-i Sünnete tamamen teslim olmuş, üstad ne derse çok rahatlıkla kabul eden bir insandı.

AHMED FEYZİ AĞABEYİN İLME İŞTİYAKI

O zamanlar ben Karaköy Kur’an Kursunda uzun yıllar Arapça okuttum. Ahmed Feyzi ağabey hep gelir, dinlerdi. Bana derdi ki; “Hafız Ali, ben Manisa’ya Arapça okumaya gelicem.” Ben utanırdım.

Pratik Arapça konuşabilecek bir durumu vardı. Ama bizim anladığımız manada bir medrese âlimi değildi.

AHMED FEYZİ AĞABEYİN AKSİYON RUHU

Bazen İsmail Hakkı Hocaya derdi ki; “İsmail Hakkı hoca, sendeki ilim bende olsa değil Manisa’yı, Egeyi avucumda tutarım. Senin nedir bu halin? Biraz çık dışarı” diye ona çatardı.

O büyük bir mücahitti. İzmir mahkemesinde(1971) ara sıra mahkemeye dinleyici olarak gelirdi. O sıra maznunların Bekir Berk ağabey haricinde sessiz kalmasını kast ederek; “Ya, Ahmed Feyzi ağabey, girseydin sen de böyle suskun mu olacaktın?” dedik.

Kendisi çok şakacıydı, birden bire ciddileşti; “Karadeden Afyon’da ne olduğunu gösterdi. Allah tekrar öyle bir fırsat nasip ederse, ne körü kalır, ne topalı kalır, kucağımızdakilerin hepsini dökeriz” dedi. Allah rahmet eylesin.

MUZAFFER ARSLAN AĞABEY

Muzaffer ağabeyi çocukluğumdan beri tanıyorum. Manisa’ya kaç senesinde geldiğini bilemiyorum, ama ben ilkokula gittiğim zamandan, yani ellilerin başından beri kendisini tanıyorum.

Yeni Cami medreselerinin odalarından birinde kalırdı. Hatırladığım kadarıyla Manisa Tekstil fabrikasında kısa bir dönem şoförlük yapmıştı.

Ondan sonra da kısa bir süre İmamoğlu mescidinde müezzinlik yaptı. O günün müftüsü ile bir konuda tartıştı, oradan ayrıldı.

Daha sonra Manisa Yeni Camii medresesine intikal etti. Orada uzun yıllar kaldı.

“SENİ BEN KURTARDIM”

Medresede kaldığı sırada şöyle bir şeyi hatırlıyorum; Ben Manisa Karaköy Kuran kursunda hafızlık yaparken, o da Yeni Cami medreselerinde kalıyor. O sırada da Hacı Emin Efendi beni her gördüğünde “Hafızlığını bitir, seni ben okutacağım” diyor, ara sıra hafızlığımı imtihan ediyor, Yeni Camide Kur’an-ı Kerim okutuyordu.

Tabi benim hiç haberim yok, medresede kendisinden Arapça okuyan talebelere benden bahsedermiş. Biraz da sitayişkerane bahsettiği için, talebeler arasında ileride hoca olacakları için, birbirini çekememezlik çok olur, oradaki talebeler; “Ya nedir bu Hafız Ali’den hocamız bu kadar medhu sena ile bahsediyor?” diye kendi aralarında bir şey kurmuşlar.

Bir gün, kursun çalışkan talebelerinden birisi ki, daha sonra, seksenli yıllarda Manisa’nın Ahmetli kazasının belediye başkanlığını yapmıştı o kardeşimiz, benden üç yaş büyüktü.

Odaların birinden “Ali, Ali bir dakika gelir misin” diye beni çağırdı. Gittim. Odaya girer girmez kapıyı kapattı, bir şey demeden üstüme çullandı. Vurmaya başladı, ben de mukavemet ettim. Alt üst, pat küt yere düştük. O ara Muzaffer ağabey kapıyı tak diye açtı. Hemen ayağa fırladık. O arkadaşa öyle şiddetli birkaç tokat attı ki..

Ben böyle Muzaffer ağabeyin o arkadaşın haksız olduğunu anlayıp, onu dövdüğünü, bana hiç kızmadığını, vurmadığını bir müddet keşfedememiştim. Sonra ona sordum. O duymuş, zaten yan odada kalıyordu. Arkadaşın gel dediğini, güler yüze çağırdığını, içeride benle hemen dövüştüğünü, oyun yaptığını anlamış. Ondan sonra dehşetli bir kaç tokat attı, dövdü onu, bana iltifat etti.

Hayatının sonuna kadar da ya hizmetlerle alakalı bir münakaşamız olur, ya bir latifemiz olur, gülerek “unutma” derdi, “seni ben kurtardım.”

“KİTAPÇI MUZAFFER”

Muzaffer ağabey, Sözler Yayınevi açılıncaya kadar kışları Manisa’da kalır, yazları memleketi Erzurum İspir’e giderdi. Sözler Yayınevi, Risale-i Nur’un tevziatına başlayıncaya kadar Türkiye’de bütün vilayet ve kazalara Risaleleri tevzi eden, dağıtan Muzaffer ağabey idi. Zaten Manisa’da o, “Kitapçı Muzaffer” olarak bilinir. Manisa’nın dışındakiler de onu daha çok “Manisa’lı Muzaffer” olarak tanırlardı.

MANİSA’DA ESERLERİN İNTİŞARI

Manisa’da, bilhassa 1957 senesinde o kadar çok Risale-i Nur dağıtıldı ki.. Büyük kasalarla gelir, tevzi edilirdi. Hatta Süleyman Efendi’nin kurslarında okuyan talebelerin her gün Yeni Cami medreselerine gelip çok miktarda kitap aldıkları biliyorum. O zaman çok kitap satıldı.

Kitap satışında İsmail Hakkı hoca, bizler yardımcı olmaya çalışıyorduk. Başta bizim Hacı Ekber ağabeyimiz, Hamdi Kumbaracı ağabey, müezzin Kemal Çakmak ağabeyimiz kitap satışında yardımcı olan insanlardı.

Muzaffer ağabey kitapların parasını nasıl topluyordu, ne kadar topluyordu, ne kadar kâr ediyordu, bilemiyorum. Tek başına bir insan bütün Türkiye’yi nasıl geziyordu? Mutlaka çok zâyi oluyordu. Belki köylere giden kitapların paraları rahat gelmiyordu. Ama ta Sözler Kitabevi açılıncaya kadar Muzaffer ağabey bu işi yaptı.

Manisa’da olduğu zaman derslere geliyordu. Dersleri daha ziyade o mu yapıyordu? Hayır. Ara sıra yapardı. Kendisine mahsus, düz okuma bir tarzı vardı. Manisa’nın kendisine göre bazı hususiyetleri vardı. O çok müdahale etmezdi.

Muzaffer ağabey de gördüğüm en büyük hizmetlerden birisi Manisa ve çevresinde, üstadın vefatından sonra gösterdiği mukavemettir. Hiçbir çözülmeye meydan verilmemesi için yaptığı gayrettir ki, bunda muvaffak da olmuştur.

MUZAFFER AĞABEYİN İSTANBUL’A GİDİŞİ

Daha sonra Muzaffer ağabeyi İstanbul’a çağırdılar. Kendisini İstanbul’a uğurlarken bir de şaka yaptım. Çarşıdan geçiyorduk. Eski tartılar vardı. Orada tarttık kendisini. “Ne olur, ne olmaz” dedim “seni misafir edecekler, kilon düşer” filan dedim. Seksen sekiz kiloydu hiç unutmuyorum. Çok gülmüştük. Hâlbuki daha sonraları çok daha yüksek kilo aldı.

Bu zaman zarfında İstanbul’a bir iki sefer gittim. İstanbul’da “ Muzaffer Hoca geldi, Muzaffer Hoca gitti” filan diyorlar. Muzaffer Hoca kim diye filan düşünüyorum. Hatta Fırıncı ağabeylere sordum; “Nasıl tanımıyorsun? dediler, “Muzaffer Hoca Manisa’dan geldi.”

Tabi, Muzaffer ağabey, hoca değildi. Kur’an’ı çok okuyan, Risale-i Nur’u çok okuyan, malumat-ı diniyesi olan, eskiden beri dini meclislerde oturmuş bir insan. Zaten eskilerin dindar insanları şu zamanın çok hocalarından malumat sahibi olmasıyla Muzaffer Hoca olarak kaldı. Allah rahmet eylesin.

Fotoğraflar:

1- Ali Katıöz Hocamız, Bekir Berk ağabey ile Cidde'de

2- Hacı Emin Zeyrek Efendi

3- Emin Hocaefendi'nin başka bir fotoğrafı

4-Ahmed Feyzi Kul ağabey

5- Mustafa Sungur ağabey

6-Muzaffer Arslan ağabey.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Levent Ö., 2009-01-01 14:23:56

Ali hocamızı Manisada yaptığı hizmetlerden ve açtığı dersanelerle Manisa ilinde sevilir ve sayılırdı. Bende Vakıf derslerinde bulundum. Kendisinden çok istifade etmiştim. Allah ondan razı olsun.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

ŞEYH ASIM EFENDİ’NİN KALEMİNDEN BEDİÜZZAMAN-2

ŞEYH ASIM EFENDİ’NİN KALEMİNDEN BEDİÜZZAMAN-2

Sonra tekrar Van’dan Bitlis’e geldi. Onun hayatının geniş şekli yazılıdır.(bkz. Tarihçe-

ŞEYH ASIM EFENDİ’NİN KALEMİNDEN BEDİÜZZAMAN-1

ŞEYH ASIM EFENDİ’NİN KALEMİNDEN BEDİÜZZAMAN-1

Değerli ziyaretçilerimiz! Yeni bir hizmetimizi sizlere arz etmekle mesruruz. Geçen günlerde değ

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

Merhum Ali Uçar Bey bir sohbetinde anlatıyor; “Ali Sert Hocamdan dinlediğim şu hatırayı, Kon

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, edep, nezaket, tevazu timsali çok kıymetli bir insan-ı kâmi

BİR AVUKATIN HATIRALARI

BİR AVUKATIN HATIRALARI

Kıymetli ziyaretçilerimiz, aşağıda nakledeceğimiz hatıralar, Mutlakıyet, Meşrutiyet, Cumhu

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

Güngörmüş, gün geçirmiş zatların yanında insanın ya bir not defteri olmalı veya bir kayı

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

Sungur Ağabey anlatıyor: ‘Ahmet Feyzi Ağabey hapiste iyice hırslanmış, Temyiz’e layiha ya

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

Hafız Rıza Çöllüoğlu, değerli bir büyüğümüz. Muradiye Vakfının kurucularından olan Ho

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

Şeyh Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunlarından Vahdettin Küfrevi Efendi'nin hatıraları

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

Abdurahman Büyükkörükçü hocamızla 29.06.2011 tarihinde Konya Erenköy’deki evlerinde kısa

İMANIN TEZAHÜRÜ

İMANIN TEZAHÜRÜ

Biz bu yazımızda Üstad Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatında da neşredilen bir kahramanlığ

Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.

Necm,28

GÜNÜN HADİSİ

Herkesin niyet ettiği ne ise eline geçecek olan ancak odur.

Buhari

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI