Cevaplar.Org implant

ASR-I SAADET ANILARI-24

Hz. Ömer’i her tahattur edişimde, kendimi ufku bitimsiz bir deryanın sahilinde hissederim. Bugünlerde hakkında okuduğum yeni bazı eserlerde de bunu yine hissettim. Bir tanesini sizle de paylaşmak istedim;


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2008-05-14 02:11:59

HZ. ÖMER DEVRİNDEKİ KITLIK

Hz. Ömer’i her tahattur edişimde, kendimi ufku bitimsiz bir deryanın sahilinde hissederim. Bugünlerde hakkında okuduğum yeni bazı eserlerde de bunu yine hissettim. Bir tanesini sizle de paylaşmak istedim;

Tabakat’ül Kübra adlı dev eserinde İmam Şarani hazretleri onun bir özelliğine şöyle değinir; “Çok ağlardı. Gözlerinden akan yaşlar, yanaklarında iki siyah çizgi meydana getirmişti.” Ve şöyle bir hadise anlatır; “Hilafeti zamanında bir kıtlık olmuştu. Yer kupkuru kesildi. Bu hal dokuz ay sürdü. Hz Ömer, Allah(CC) halka bir ferahlık verinceye kadar zeytinyağından başka bir katık yemeyeceğine and içti. Yüzünün buğday rengine çalması bu sebepten ileri geliyordu.

Hicretin 18. senesi meydana gelen bu kıtlık, ölüm saçıyordu. Halife hazretleri ise tebaasını kapı kapı dolaşıyor ve “ kimin ne ihtiyacı varsa bize gelsin” diyordu. Diyordu ve Rabbine dua dua şöyle yalvarıyordu;

Allahım! Ümmet-i Muhammed’in helakini bana gösterme.”

 Bir yandan da acilen tedbirlere başvurdu. Komşu ülkelerdeki emirlerinden yardım istedi. En önce, Suriye emiri Ebu Ubeyde(RA) 4000 yük zahire gönderdi. Arz-ı Filistin emiri Amr bin As dahi Mısır önünden zahire tedarik edip Kızıldeniz üzerinden gemi yoluyla sevk etti. Böylece Medine’de bir derece bolluk meydana geldi.

Ayrıca halk ile beraber yağmur duasına çıktı. Resul-i Erkemin amcası Hz. Abbas’ın elinden tuttu ve “Ya Rabbi! Peygamberin amcası ile sana takarrub ve tevessül ederiz” diye diz çöktü ve kemal-i tazarru ile dua ve niyaza başladı. Aynı anda Hz. Abbas dahi yalvarıp, gözlerinden yaş akıtıyordu.

Derken birden bulutlar beliriverdi. Gürül gürül yağmur yağmaya başlamış ve “ekseriyetin halis duası rahmeti cezb etmişti.”

ZÜHD ABİDESİ BİR SAHABE

Osman bin Mazun namsız nişansız bir sahabe. Hakkında az şey bildiklerimizden. Meziyetini ahirette sümbüllendirmek için hafa turabına(gizlilik toprağına) eken bahtiyarlardan. Onun için söylenen şu söz, nasıl bir insan olduğu hakkında bir ipucu mahiyetinde; “Ümmetin abidi.”

Kaynaklar, onun Cahiliye döneminde bile içki içmeyip; “aklımı gideren, benden aşağısını bana güldüren bir şeyi içmem” dediğini naklediyorlar.

İmanın gücü dış âleme sızıntıları ile belli olur. Kuvvetli bir imandan şiddetli bir takva ve salih amel şehadet âlemine yansıdığı gibi, imanın zafiyetine göre de ameller gevşek, üstünkörü, şuursuz olarak çıkar. Bazen farzlar dahi zar zor görünür.

Şimdi, amelde takvayı esas alan bu büyük sahabenin durumunu ve itidal insanı olan Allah Resulünün onu nasıl dengelediğini görelim; “Osman bin Mazun, Hz.Ali ve Ebu Zer hazretleri hadım olmak, sonra bir dağa çekilip, uzlet içinde kendilerini sırf ibadete vermek istediler. Efendimiz(Aleyhissalatu vesselam) onları şiddetle bundan nehyetti.

Bir başka zaman, onun yine ailesinden uzaklaşıp, geceleri namaz, gündüzleri oruç ile geçirdiğini duyan Resulullah(Sallallahu aleyhi ve sellem) yine ona; “Ey Osman! Ben sana en güzel örnek değil miyim?” buyurdu. Osman; “Anam babam sana feda olsun. Bu soruya sebeb ne?” dedi.

Allah Resulu; “Sen gündüzleri hep oruçla, geceleri de namaz kılarak mı geçiriyorsun?” diye sordu.

“Evet, öyle yapıyorum” dedi Osman bin Mazun.

Şefkat Peygamberi; “Böyle yapma! Senin üzerinde gözlerinin hakkı var. Bedeninin hakkı var. Ailenin hakkı var. Hem namaz kıl, hem de yat. Hem oruç tut, hem de iftar et” buyurdu.

Bir başka seferde yine bu ibadet aşığı sahabe dayanamadı, bir evi ibadethane edinip, dışarı çıkmamaya başladı.

Yine kapısına Peygamber Efendimiz geldi ve bu sefer şöyle buyurdu; “Ey Osman! Allah beni ruhbanlıkla göndermedi. Allah katında en hayırlı din, gerçeğe en uygun, uygulaması en kolay olandır.”

Bedir savası dönüşünde vefat eden bu muhacir sahabenin alnından öpen Efendimiz (Aleyhissalatu vesselam)ın gözlerinden akan yaşlar yanaklarına damlamıştı. Cenazesi geçerken ona doğru bakan Resul-u Ekremin mübarek dudaklarından hüsnü şehadetinin remzi olarak şu sözler dökülmüştü; “Sen dünyadan hiçbir şeye karışmadan çıkıp gittin. Osman bizim içi ne güzel seleftir.”

MUSAB BİN UMEYR’İN FEDAKÂRLIĞI

Musab bin Umeyr orta boylu, güzel endamlı bir zattı. Mekke’nin en yakışıklarından biri idi. Anne babası kendisini çok severlerdi. Zengin olan annesi ona en güzel elbiseleri giydirirdi. Şehrin en güzel kokular süren bu genci, ayakkabılardan “hadrami” denilen pahalısını giyerdi.

İslam kokusu Dar-ül Erkam’dan köşe bucağa uful uful esmeye başlayınca, fıtratı çok temiz bu insan da onu hemen hissetti. Ve, buy-i Muhammediyi ciğerlerine alabildiğine çekmek için bütün dünyalıklara hiç umursamadan bir tekme atıp, Allah Resulünün, âlemleri bir manto gibi bürüyen eteklerine kendisini bırakıverdi.

O, çok iyi huylu biri idi. Habeşistan seferini beraber yaptıkları, eski arkadaşı Amir bin Rebia bu konuda şöyle diyor; “Ben, onun kadar iyi huylu ve onun kadar aykırı davranışı az bir insan görmedim.”

Hz. Ali Efendimizin de onun hakkında bir şehadeti şöyle; “Resulullah ile Mescidde bulunuyordum. Yanımıza Musab Bin Umeyr geldi. Kendisinin üzerinde yamalı bir deri hırkadan başka bir şey yoktu. Resulullah onu böyle görünce gözleri yaşardı. Çünkü o evvelce nimetler içinde yüzüyordu. Bugün ise yamalı bir deri içine bulunuyordu.”

Kırk yaşında, Uhud meydanında şehid düştü bu serv-i revan. Fahr-i Kainat Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) onu üzerinde bir koyun postu olduğu halde şehid olmuş görünce ağladı ve “Bakın şu yiğide! Allah onun kalbini nurlandırdı da, o anne ve babası arasında sizin görmediğiniz yiyecek ve içeçeklerin en ileri ile beslenmekte olduğunu görüp dururken, Allah ve Resulunun sevgisi ona, onların hepsini bıraktırdı” buyurdu.

Sonra gözyaşları içinde Musabına dönerek; “Ben sen, Mekke’de gördüğüm zaman, senden daha ince elbise giyen, senden daha güzel, uzun saçlı bir yiğit yoktu. Şimdi sen bir hırka içinde, saçı başı karmakarışık bir haldesin” dediler.

KAYNAKLAR

1-Tabakat’ül- Kübra-İmam Şarani-terc: Abdülkadir Akçiçek-Toker Yayınları-İst–1968

2-Kısas-ı Enbiya-Ahmed Cevdet Paşa- Bedir Yayınları-İst–1966

3-İslam Tarihi-M. Asım Köksal- Şamil Yayınevi

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Gül nur Buteyra, 2008-09-24 05:23:40

ALLAH cc razı olsun... Kalksamvedirilsem...Bu sayede bizlerde onların yaşadığı asra hayalen seyahat ediyoruz..

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

KUR’AN’IN ANLAŞILMASINDA SÜNNETİN YERİ-2

KUR’AN’IN ANLAŞILMASINDA SÜNNETİN YERİ-2

2. Açık Olmayan Ayetlerin Varlığı Kur'an-ı Kerim, bizzat kendisi, âyetlerini "muhkem" ve "m

"Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın! Çünkü O, işitendir ve bilendir."

Fussilet, 36

GÜNÜN HADİSİ

"Kim ilim tahsili için bir yola girerse Allah ona cennete gidecek yolu kolaylaştırır."

Müslim

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI