Cevaplar.Org

REYHANLILI CUMA KURNAZ AĞABEY

1980’li yılardı. Reyhanlı Nur Talebeleri, bir pazar günü Hamamat’ta piknik yapıyorlardı. Mahalli giysilerini giymiş olan şalvarlı, cüppeli, sakallı, sarıklı ihtiyarlar, gençlerle futbol maçı oynuyorlardı


İbrahim Köse

ibrahimkose60@gmail.com

2008-04-16 12:13:10

Reyhanlı, eski ismiyle Reyhanîye Türkiye'nin Arap âlemine açılan kapısı. Suriye'yle yer yer sırt sırta veren, yer yer ele ele tutuşan ilçesi. Doğa kaynakları kadar, insan kaynakları da çok zengin. Nasıl ki doğasını Yenişehir Gölü, Amik Ovası, Asi Nehri, Hamamat zenginleştiriyorsa; insanını da Türkmenler, Çerkezler, Kürtler ve Araplar zenginleştiriyor. Bu kadar çeşit ırktan oluşan insanların hepsinin tarihi birlikteliği, dini kardeşliği var.

Gerçi Türkiye'nin birçok yerinde bu kadar çok çeşit ırka sahip şehirlerimiz var; fakat Reyhaniye'nin bütün bunlardan farkı; Türk'ün de Arap'ın da Çerkez'in de Kürd'ün de hepsinin Sünni oluşudur. İster dini bakımdan olsun, ister doğa bakımından olsun, ister tarihi bakımdan olsun, isterse diğer insani ilişkiler bakımından olsun Reyhanlı Türkiye'nin en güzel, en huzurlu ilçelerinden biridir. Her halde bunun için olacak ki bu güzel ilçemizi çirkinleştirmek, bu kardeş insanları birbirine düşürmek ve burada eskiden beri var olan birlikteliği yok etmek için; görünen ve görünmeyen düşmanlar el ele vererek bu şehirde iki araca dünyanın patlayıcılarını yükleyip iki kocaman bomba olarak patlatıp elliden fazla insanın ölümüne, yüzden fazla insanın yaralanmasına sebep oldular.

Reyhanlı'da 1983- 1987 yılları arasında bulunmuştuk. O geniş ufuklu, iyi niyetli, sıcakkanlı insanlarından birçok dostumuz olmuştu. O zamanki dostlarımızla, kardeşlerimizle, arkadaşlarımızla ve öğrencilerimizle hala görüşmekteyiz.

Doğrusu son günlerdeki bu Reyhanlı olaylarına çok üzülüp şaşırdık. Bir zamanlar bizim de her gün defalarca gelip geçtiğimiz yollarda patlayan bombalar sanki benim kafama da isabet etti. İnsan bazen öyle olur ki kendi yaşadığı yerlere gelen bir musibeti kendisine gelmiş gibi algılar. Biz de bu son Reyhanlı olaylarını aynen öyle algıladık. Üzüldük, şaşırdık ve korktuk. Sustuk, sustuk ve derin derin düşündük. İlk şoku attıktan sonra hemen telefona sarıldık.

Aradığımız ilk kişi Müdür Abdulkadir Löklü Bey oldu. Önce geçmiş olsun deyip sonra durumu sorduk. Heyecanlı titrek ve boğuk bir sesle aynen şunları anlattı:

-Hocam, çok büyük bir tehlike atlattık. Ben bir dakika belki yarım dakika önce tam bombanın patladığı PTT Binası'nın önünden geçtim. Oradan geçip, arabayı çocuklara verdim. Çocuklar da oradan 500 metre gittikten sonra bomba patladı. Ben onların patlamaya yakalandığını sandım. Fakat Allah onları kurtarmış. Reyhanlı toz duman içinde, inanın hocam ben şu anda ne konuşacağımı bilemiyorum."

İkinci olarak Belediye Başkan Yardımcısı Ali Şanverdi Bey'i aradık. Ona da geçmiş olsun diyerek durumu sorduk. Ölen ve yaralananlardan tanıdık olup olmadığını merak ettiğimizi söyledik. O da şöyle konuştu:

-Hocam, belediye binası mahvoldu. Hepimiz şoktayız. Daha ne olup bittiğinin farkında değiliz. Ölen ve yaralananların kimlikleri henüz belli değil. Elbette ki tanıdıklarımız belki de akrabalarımız var; fakat şu anda kim olduklarını bilemiyoruz.

Üçüncü olarak Öğretmen Necati Zamur Bey'i aradık. Ona da geçmiş olsun dedikten sonra durumu sorduk. O da durumu şöyle ifade etti:

-Hocam durum çok acı. Kıydılar Reyhanlı'ya hocam. Mahvettiler Reyhanlı'yı. Ben ömrümde böyle bir patlama, böyle bir gürültü ve böyle bir yıkım görmedim. Bunu yapan zalimler ve onların işbirlikçileri bu toplumun yüzüne nasıl bakacaklar? Hocam size geçen hafta da söylemiştim, burada gizli istihbarat güçleri ve örgütler cirit atıyor. Kimin ne olduğunu kimse bilmiyor. Bütün dertleri Suriye'deki muhaliflere yardım edenleri cezalandırmak. Bunun için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorlar. Bu işlerin içinde derin güçler ve gizli örgütler var hocam. Tabii bunları destekleyen siyasi güçler ve siyasi taraftarlar da söz konusu. Zaten asıl halkı tahrik edip, galeyana getirerek, hicret etmiş Suriyelilerin üzerine yürüten onlar hocam.

-Kim bu siyasi güçler veya taraftarlar açıklayabilir misiniz?

-Açıklayamam hocam. Burada bunları herkes biliyor. Siz de tahmin edebilirsiniz hocam.

Sonra cemaatten Mahmut Sasonlu'yu aradım. Ona da geçmiş olsun dedikten sonra ölen ve yaralananlardan tanıdıklarının, akrabalarının veya cemaatten birilerinin olup olmadığını sordum. O da PTT Binası'nın önünde durup ayakkabı boyacılığı yaparak çoluk çocuğunu geçindiren bir yakın akrabasının öldüğünü belirtti. Bu kişinin ara sıra dershaneye de geldiğini söyledi.

Ona tekrar geçmiş olsun deyip başsağlığı dileyerek en son Cuma Kurnaz Ağabey'i aradım. Geçmiş olsun dedikten sonra akrabalarından veya cemaatten ölen veya yaralananların olup olmadığını sordum. Cuma Ağabey telefonda her zamanki gibi soğukkanlılığını koruyarak ve tam bir tevekkülle gayet temkinli ve ümitli bir şekilde şöyle konuştu:

-İbrahim Kardeş, aradığınız için Allah razı olsun. Elbette ki ölenlerden de yaralananlardan da akrabalarımız ve tanıdıklarımız var. Bunu iyi bil ki İbrahim kardeş, ne bu ölenler, ne bu yaralananlar, ne patlayan bombalar ne de yıkılan binalar bizim iman hizmetimizi engelleyemeyecektir. Bütün bunlar bizim İslami kardeşliğimizi daha da kuvvetlendirecek, bizim Risale-i Nur hizmetimizi daha da artıracaktır. Bunu iyi bilin ki, bundan sonra Reyhanlı'da ve hatta bütün Suriye'de Müslüman'ların kardeşliği daha da artacaktır. Hem burada hem Suriye'de Risale-i Nur okuyanlar ve onların medreseleri daha da artacaktır. Bunları yapanlar, yaptığına bin pişman olacak ve Müslümanların kardeşliğinin daha da arttığına şaşıracaklardır. İbrahim kardeş, artık bundan sonra buradaki İslami hizmetlerinin önüne kimse geçemez."

Cuma Ağabeyle konuşmamız, o gün Reyhanlı'yla konuştuğumuz son telefon görüşmemiz oldu. Bu telefon Reyhanîye olaylarının sebebini de sonucunu da çok iyi özetliyordu. Bu hadise Cuma Ağabey'i davasına daha çok bağlamıştı. Suriye'de on binlerce akrabası olan ve Reyhanlı'da da yüzlerce, binlerce nur talebesinin ağabeyisi olan bu kahraman nur talebesi, bu meselenin Müslümanları korkutarak İslam'dan vazgeçirmek için yapıldığını fakat bundan sonra İslam'a daha çok sarılarak ve Risale-i Nur'a daha çok çalışarak bunu yapan zalimlere cevap vereceklerini ve değil Reyhanlı'ya, Suriye'nin bile her yerine dershaneler açacaklarını söyledi. İşte değil öyle sıradan basit meselelerin, belki ciddi ve tehlikeli bir meselenin bile etkisinde kalmadan çok büyük düşünerek ve daha çok ileriyi görerek İslam'a hizmet etmek işte böyle oluyordu.

İşte Anadolu'da Risale-i Nur eserleri yüz yıldır insanlara böyle hem basiret, hem kuvvet veriyordu. Bütün bir yurtta Risale-i Nur okuyanların gönüllerinde "İman hem nurdur hem kuvvettir. "hakikati işte böyle tecelli ediyordu.

Bu güncel olayların değerlendirmesinden sonra şimdi sizi, Reyhanlı'nın bundan otuz yıl öncesine götürüp Cuma Kurnaz Ağabey'in o mübarek hizmetiyle ve değerli kardeşleriyle olan hatıralarıyla baş başa bırakıyoruz:

1980'li yıllardı. Reyhanlı Nur Talebeleri, bir pazar günü Hamamat'ta piknik yapıyorlardı. Mahalli giysilerini giymiş olan şalvarlı, cüppeli, sakallı, sarıklı ihtiyarlar, gençlerle futbol maçı oynuyorlardı. Maç oynarken top ara sıra bir ekin tarlasına kaçıyordu. Tarlanın sahibi olan Arap vatandaş, ötede bulunan bir evde oturuyordu. Tarlasına yakın bir kalabalık gördüğü için koşarak bağırarak geliyordu. Niyeti top oynayan kişileri kovmaktı. İyice yaklaşınca top oynayan kişilerin sakallı, cüppeli yaşlı kişiler olduğunu görünce diyecek her şeyini yutkundu. Arkasını döndüğü gibi evine doğru yürümeye başladı. Hem kendi kendine söyleniyor, hem de ara sıra Arapça olarak bağırıyordu: "Ey Allah'ım, dünyanın sonu geldi, cüppeli şalvarlı hacılar; sakallı sarıklı hocalar top oynuyorlar, ben bunlara ne diyebilirim ki lahavle vale kuvvete…"

Sarıklı ve sakallı hoca efendilerden birisi olan Hacı Mehmet Vural, Cuma Ağabey'in en samimi arkadaşıydı. Camilerde yerine göre Arapça, yerine göre Türkçe vaaz yapan bir âlimdi. Vatanını milletini seven hoş sohbet bir şahsiyetti. Veciz söz söylemeyi çok severdi. Bir de misafir ağırlamayı, sofra açmayı çok severdi. Bu konuda bir Arap atasözü söylerdi: "Cömertlik, insanların diğer kusurlarını affettirir."

Cuma Ağabey'i en iyi anlayan, en yakın akrabası ve en yakın dostu Sami Çiğ'di. Bu genç herkesten farklı bir yapıya sahipti. Esnaf olmasına rağmen o kadar çok kitap okurdu ki, ona ayaklı kütüphane demek mümkündü. Biraz ağır konuşmasına rağmen, yorumları harikaydı. Dershane hizmetlerinde Cuma Ağabey'in sağ koluydu.

Cuma Ağabey, herkesle iyi münasebetler kuran bir kişiydi. Çevrede tanımadığı yoktu. Cemil Meriç'in köyünü ve ailesini iyi tanırdı. Zaten o da Cemil Meriç gibi "Reyhanlı" demezdi de "Reyhanîye" derdi. Cemil Meriç'in kız kardeşiyle iyi tanışırlardı. Bu hanımefendi ilçeye her gelişinde Cuma Ağabey'in dükkânına uğrar ve ağabeyinden bahsederdi. O, ağabeyinden bahsettikçe, Cuma Ağabey de onu kızdırmak için derdi ki: "Benim Üstadım senin ağabeyinden daha büyük bir yazardır. Eserleri senin ağabeyin eserlerinden daha çok okunuyor." Bu ifadeleri duyan kadıncağız, sinirlenir, kızar ve Cuma Ağabey'e darılırdı.

Cuma Ağabey'in diğer bir dava arkadaşı, müteahhitlik ve çiftçilik yapan Süleyman Sasonlu'ydu. İki evli ve ondan fazla çocuk sahibi bu aşiret reisi, her zaman, Kur'an hizmetinde Cuma Ağabey'in yanındaydı.

Akrabalarının çoğu Suriye'de olan Cuma Ağabey, Suriye'deki "Hama" katliamına çok üzülmüş ve ağlamıştı. Tankların altında ezilip ölenler arasında amca çocukları da vardı. Aslı Seyyid olan ağabeyimiz Türkiye, Suriye ve Suudi Arabistan'a yer yer seyahatlerde bulunur, birçok yakınına uğrardı.

Onun arkadaşları sadece yukarıda belirttiğimiz dostları değildi. Onun en çok sevdiği arkadaşları öğrencilerdi. Onlarla sohbet eder, şakalaşır hatta maç kritikleri yapardı. Öğrencilerin halet-i ruhiyelerini iyi bilir, onlarla beraber olmayı becerirdi. İman hizmeti için her şeyi yapar, her fedakârlığa katlanırdı.

Zamanını dershanede geçirirdi. Evine akşam misafirliğine gelen yakın akrabaları, onu evde bulamayınca, görmek için dershaneye gelirlerdi. Bir gün dedim ki: "Cuma Ağabey, akrabalarınızı bazen de evinizde kabul etseniz olmaz mı?" Şu cevabı verdi:

-Benim o kadar çok akrabam var ki, her gelenle beraber olursam buraya hiç gelemem. Beni seven buraya gelsin, eğer buraya gelirse hem o istifade eder, hem biz istifade ederiz."

Dershane hukukunu çok iyi bilirdi. Dershanede zamanını boşa geçirmezdi. Ya yazar, ya okur ya da mutfakta bulunurdu. Yazı yazdığı arka odadaki şadırvan şeklindeki yazı masası dershaneye mistisizm katardı. Bazen üç beş kişi bu masanın başına oturur, hep birlikte yazardık.

Cuma Ağabey, cemaat önünde kendini öne çıkarmazdı. Umumi cemaate ders yapmazdı. Çok ısrar edilirse Osmanlıca kitaptan, hiç açıklama yapmadan kısa bir yer okurdu. Eğer Osmanlıca eser yoksa kendi yazdığı defterini cebinden çıkarır ve ondan okurdu.

Dershane içerisinde onun en çok sevdiği yer mutfaktı. Ne zaman mutfağa girer, ne zaman yemek yapar, kimse bilmezdi. Bulaşıkları yıkamak da onun için birkaç dakikalık işti.

İkindi derslerini çok severdi. Reyhanlı'da ikindi dersleri, öyle sırayla okunup biten derslerden değildi. İkindi namazından sonra sırayla okunmaya başlanır, işi olan okur gider, yeni gelenler sıraya girer ve okurdu. Bazen iki saat bazen de akşama kadar ders yapılırdı. Sırası gelen herkes istediği kadar okurdu. "Kısa oku, uzun oku" diye bir şey yoktu. Kimse kimseye karışmazdı. Cuma Ağabey, bir kenara oturur, Osmanlıca eserden takip ederdi. Dersler o kadar ihlâslı ve samimi geçerdi ki, sanki Üstat okuyanlar arasında bir yerde otururdu.

Cuma Ağabey, eski bir nur talebesiydi. O, yıllardır Suriye'den getirttiği yazı uçlarını Anadolu'daki yazıcılara göndermişti, hâlâ da gönderiyordu. Bir gün Suriye'den getirilen yazı uçları kutusunu bize göstererek üzerindeki Osmanlıca yazıyı okudu. Kutunun üzerinde "İttihat ve Terakki" yazıyordu. Bu uçların ta o zamanlardan Suriye'de kaldığını, aslında Osmanlı malı olmasına rağmen maalesef bu gün kendi malımızı satın aldığımızı söyledi.

Çevredeki hizmet merkezleriyle çok iyi diyaloglar kurardı. Antakya'da Fuat Konak diye bir dostu vardı. Bu değerli insan, en sıkıntılı günlerinde onun yanında olurdu. Kırıkhan'da Ali Sert Hoca'sı vardı, can ciğer kardeştiler. Ali Hocamlar Reyhanlı'ya geldikleri akşam, dershanede onlara taze peynirli irmik tatlısı yapardı. Bayramlarda, Reyhanlı cemaatini alır, Kırıkhan'a bayramlaşmaya götürürdü.

Antep'le diyalogu çok iyiydi, Nazım Ağabeyi çok severdi.

O, Risale-i Nur'un ilkleriyle hizmet etmişti. Abdullah Yeğin, Mustafa Sungur, Bayram Yüksel Ağabeyler, Kırkıncı, Demirci Hoca Efendiler, Fevzi Allahverdi, Mehmet Kurdoğlu, İstanbul'daki Yunus ve Mahmut Ağabey'ler, Malatya'daki Mehmet Ali Ağabey, onun hizmette yer yer beraber olduğu kişilerdi.

Hizmetteki bütün ayrılıkları ve acıları yaşamış bir insandı. Bir zamanlar gece yarısında kendisini apar topar dershaneden çıkaranlara, gün gelmiş evladını teslim etmişti.

Adana'da rahmetli Ali Uçar Ağabey'in de bulunduğu bir bölge meşveretinde (O zamanlar bölge meşveretleri yeni başlıyordu.) "bir sonraki meşveret nerede olsun" dendiğinde nasıl da herkesten önce ayağa kalkarak "Reyhanîye'de" demişti. Cuma Ağabey, hizmet neredeyse o, oradaydı.

Cuma Ağabeyle bu ilk beraberlikten sonra, aradan otuz yıl geçti. Bu kadar uzun yıllar geçtikten sonra tekrar Reyhanlı'ya gitmek nasip oldu. Gittiğimiz günler Suriye'deki iç savaş günleriydi. Onun Suriye'de yüzlerce, binlerce akrabası vardı. Suriye olayları onu çok mahzunlaştırmıştı. O yine dershanede bir elinde kalem Osmanlıca risale yazıyordu. Hâlâ dershanede liseli öğrencilerle beraber kalıyor, o seksen yaşını geçmiş ihtiyarlığıyla hâlâ mutfağa giriyor, yemek yapıyor, bulaşık yıkıyordu. Âcizane, bütün bir Türkiye'de, böyle öğrenci hizmet evlerinde bu yaşa kadar, öğrencinin imanı kurtulsun diye bütün gün, bütün yıl, onlarla iştigal eden iki kişi biliriz; Birisi Hınıslı Fahreddin Hoca, birisi de işte bu Reyhanlılı Cuma Ağabeydir.

Bu son gelişimizde bahçeli büyük dershaneyi Suriyeli sığınmacılara vermişti. Valilik de dershaneyi uygun bir bina olarak görüp orayı sığınmacıların okulu yapmıştı. Artık orası çocukların okuduğu bir mektep olmuştu. Zaten çoğusu ya akrabası ya tanıdığı olan ve onlarla çok iyi Arapça konuşarak anlaşan Cuma Ağabey ise her gün, belki günde birkaç kez giderek o mektepte yani dershanede Risale-i Nur dersleri yapıyordu. Sanki Allah, o masum çocukları Türkiye'ye Risale-i Nur'ları tanısınlar diye göndermiş. Kim bilir belki de bu masum çocuklar Cuma Ağabey'in mektebinde okuyup, Risale-i Nur mektebinde yetişip Türkiye'de Türkçe'yi öğrenerek Risaleleri aslından okuyup bir gün dönecekleri Suriye'de bu mektebin muallimleri olacaklardı. İnşallah. Cuma Ağabey'in eskiden beri kullandığı, Risale-i Nur'da geçen "Bu dava, gönüller üzerinde kurulmuş irfan mektebidir. "sözü artık gerçek olmuştu. Artık şimdi orada, Reyhanlı'nın Cilvegözü Yolu üzerinde bir mektep vardı, işte o mektep Cuma Ağabey'in gönüller üzerine kurduğu irfan mektebiydi.

Gecesi gündüzü dolu olan bu mübarek ağabeyle bu son görüşmemizde, ağabeyden çam sakızı çoban armağanı kabilinden birkaç hatıra anlatmasını istedik. O da kırmayıp o an aklına gelen mazide kalmış birkaç hatırayı anlattı. Biz de aynen buraya alıyoruz:

- 1997'de hacca gitmiştik. Orada Muzaffer Aslan Ağabeyle karşılaştık. Fakat Muzaffer Aslan Ağabey büyük bir hüzün ve arayış içindeydi. Bir o yana, bir bu yana gidip geliyordu. Tedirgin olduğunu hemen anladım. Sebebini sorunca o da açıkladı. Muzaffer Ağabey Hacca gelirken Arapça risaleler getirmişti. Ancak Arapça bilmediği için onları nereye götüreceğini ve kime vereceğini, kime satacağını bilemiyordu. Büyük bir çaresizlik içerisinde, hizmet yapamamanın hüznü içerisindeydi. Ona verilen bu hizmeti yapamamanın acısı yetiyordu. Ben, hizmette üzerine düşen vazifeyi ifa edememenin bir nur talebesinde bıraktığı elemi, hüznü, acıyı onda gördüm.

Muzaffer Ağabey beni görünce çok sevinmişti. Hemen "Cuma Kardeş ne olur, sen Arapça biliyorsun bu kitapları kime nerede ve nasıl takdim ederiz ve satarız bu işi sen yap" dedi. O zaman ben o kitapları alır bilhassa Mısır ve Tunusluların çoğunlukla bulunduğu yerlere gider, selam vererek onlarla tanışırdım. Türkiye'den geldiğimi elimdeki kitapların ise Arapça olduğunu söyleyip kitapları onların eline vererek bana biraz okumalarını isterdim. Onların dikkatini çekecek yerler okutup Risale-i Nurlar ve Üstad hakkında bilgi verirdim. Daha sonra onlara bir eser hediye ederdim. Arkasından da, eğer satın almak isterlerse başka eserlerin de olduğunu belirtip, isteyenlere yeni kitaplar satardım. Bu şekilde kitapları eritince Muzaffer Ağabey'in keyfine diyecek yoktu. Allah rahmet eylesin. O sadece yurt içinde değil yurt dışında da Üstad'ın kitaplarının taşıyıcılığını ve dağıtıcılığını yapmıştır.

Bundan elli altmış sene önceydi. İçinde öğrencilerin kaldığı bir dershanemiz vardı. Biz o öğrencilerle Risale-i Nur'u hem yazıyor hem okuyorduk. Bir gün öğrencinin biri sınıfta Kur'an harfleriyle "Bismillah her hayrın başıdır" yazmış. Bunu hemen okul müdürüne haber vermişler. Müdür de çocuğu çağırıp "Bu yazıyı nerede öğrendin?" diye sormuş. Kaldıkları dershanede (hizmet evinde) bizden öğrendiğini söyleyince müdür çarşıda benim yanıma geldi. Çocuklara bu türlü yazıların öğretilmesinin ve sınıflarda yazdırılmasının yanlış olduğunu, çocuğun hayatına mal olabileceğini söyledi. Ben de müdürü dinleyip "Allah kendi ismini yazanı korur. Merak etmeyin müdür bey, hiçbir şey olmaz" diyerek meseleyi geçiştirdim.

 

Yine elli altmış yıl öncesinde bir dershane açmıştım. Gelen öğrencilere Kur'an öğretiyor, risale okuyor, vecize ezberletiyordum. Biraz ötede de çocuklara Kur'an öğreterek geçimini sağlayan "Şeyh Ali" diye biri vardı. Ona giden talebeler bana da geliyordu. Gittikçe onun talebeleri azaldı, bizimkiler çoğaldı. Bunun üzerine şeyh efendi küplere biniyordu. Bana kızıp duruyordu. Nihayet bir gün dayanmayıp yanıma geldi: "Ya Cuma, siz benim ekmeğimi elimden aldınız. Vallahi bu gidişle hiç öğrencim kalmayacak ve benim çocuklarım aç kalacak" dediğini hiç unutmuyorum.

Yerine göre hem esprili hep ciddi, hem unutan, hem hatırlayan, hem hacı, hem hoca, hem seyyid, hem hizmetçi olan Cuma Ağabey'in diğer en büyük bir özeliği de cömert olmasıydı. Hem dershanede hem evinde hem de çarşıda misafirlerini ağırlayıp yedirip içirmeden göndermezdi. Sadece o değil, Yeğeni Sami Çiğ, Hacı Vural, Süleyman Sasonlu ve diğer bütün Reyhanlı'ların en büyük özelliği işte bu cömertlikleriydi. Bir gün bu mevzu konuşulurken Hacı Vural Ağabey demişti ki: "Her türlü cömertlik, bilhassa sofra açmak, insanın kusurlarını örter." Zaten bu davranış sünnet-i seniyedir. Bu mevzu açılınca biz de Cemil Meriç'in Kırk Ambar Kitabı'nda yer alan bir notu hatırladık. Cemil Meriç, adı geçen kitabın 17. sayfasında aynen şöyle diyor:

-Edep 1: Davet.

2.:Ahlak-ı fazılanın mecmuu (İki mana arasında yakın bir münasebet var. Eski Araplar için cömertlik ahlaki faziletlerin başında gelir. Demek ki edip fazilete davet eden kişi. Edep, fazilet). (Kırk Ambar, sayfa:17 Ötüken Neşriyat A.Ş. İstanbul-1980 )

Söz Cemil Meriç'ten açılınca şu hatırayı da anlatalım. Malum ya Cemil Meriç Cuma Ağabey'in bulunduğu Reyhanlı'nın Batı Ayrancı Köyü'ndendir. Bu köyde yaşayan Cemil Meriç'in bir ablası da Cuma Ağabey'in müşterisidir. Hanımefendi çocuğunu Cuma Ağabey'e tıraş ettirdiği için ayda bir onun dükkanına gelir, hem çocuğunu tıraş ettirir, hem de Cuma Ağabeyle muhabbet ederlermiş. Cuma Ağabey'in anlattığına göre, Cemil Meriç'in ablası Cuma Ağabey'in dükkânında yığılı duran ve ağabeyinin de zaman zaman okuduğu Risale-i Nur eserlerini görünce "Bu kitapları kim yazmış?" diye sormuş. Cuma Ağabey de açıklama yapmış, fakat hanımefendi bir hoşnutsuzluk göstererek demiş ki:

-"Said Nursi de kim? Benim kardeşimin kitapları daha çok okunuyor. Benim ağabeyim senin Üstad'ından daha büyük bir yazar."

Bunun üzerine aralarında şaka yollu bir söz düellosu başlamış. Hanımefendi her dükkâna geldiğinde Cuma Ağabey Risale-i Nur'un farklı bir kitabını göstererek: "Bak senin kardeşin de böyle kalın kalın, kırmızı kırmızı kitaplar yazıyor mu? Yazmıyor. Demek ki benim Üstad'ım senin kardeşinden daha büyük bir yazardır.

Bir başka zaman da Cuma Ağabey Risale-i Nurdan ezberlediği birkaç metini kadına okuyarak: "Bak benim Üstad'ımın yazdıklarını Türkiye'de birçok insan ezberliyor. Senin kardeşinin kitaplarını kimse ezberliyor mu, ezberlemiyor. Demek ki benim Üstad'ım senin kardeşinden daha üstün.

Yine bir başka zaman da Cuma ağabey Hanımefendiye: "Bak benim Üstad'ımın eserlerini okumak, anlamak, öğrenmek ve öğretmek için Reyhanlı'da medrese açtık. Artık Türkiye'nin her yerinde böyle medreseler açılıyor. Bu medreselerde hep benim Üstad'ımın kitapları okunuyor. Senin kardeşinin kitaplarının okunduğu böyle yerler var mı, yok. Demek ki benim Üstad'ım senin ağabeyinden daha büyük bir yazar.

Bu tartışma böyle sürüp giderken Cuma ağabey bir gün de Hanımefendiye demiş ki: "İnşallah senin ağabeyin de Risale-i Nur okur da kardeş oluruz." Kim bilir belki de Allah önce duası kabul olan bir kuluna dua ettirir de sonra da duasını kabul eder.

Kadere bak ki Cemil Meriç yukarıda adı geçen Kırk Ambar Kitabı'nın 418 – 420 ve 425 inci sayfalarında bakın Üstat Bediüzzaman hakkında neler yazıyor:

Sayfa 418: Bu karanlık mefhuma yeni bir aydınlık getirmek kimin haddi? Said Nursi İslam irfanının, cihanşumul hakikatlerini küçük bir risalede toplamış: (Kader Risalesi, 26. Söz)

"Kader ve cüz-i ihtiyari imana taalluk eder, ilim ve nazariyeye değil. ……."

Sayfa 420: Said Nursi çok daha aydınlık, çok daha inandırıcı. (Kader konusunda)

Sayfa 425: …..Yakın tarihimiz tek mücahit tanımıştır: Said Nursi:60 yıl her kahra her cefaya göğüs gererek mücadele eden biricik dava adamı. … Said'in kitapları tahkiki imanın birer kalesi: kendi gönlümüzden, kendi toprağımızdan fışkıran saf bir kaynak.

Allah Cemil Meriç'in bu hizmetinin mükâfatını versin.

Cuma Ağabey'in bir diğer özelliği de birçok Arap ülkesindeki âlimlerle görüşmüş ve onlara Risale-i Nur'u vermiş olmasıdır. Bunlarla ilgili çok hatırası vardır. Mesela birisinde ünlü bir Arap âliminin İşaratü'l İ'caz'ı okuduktan sonra: "Ya Cuma, vallahi senin bu hocan geçmiş hiçbir âlime benzemiyor. Bu zat kimdir?" diye sormuştur.

Yine bir defasında bir âlim zata Üstad'ın eserlerini verip onun okumasını sağladıktan sonra o zat: "Ama bu kişinin neden sakalı yoktur?" dedikten sonra yine kendisi kendi sorusuna cevap vererek: "Cennette bütün insanlar sakalsız olacaklar" şeklinde konuşup Cuma Ağabey'i teselli etmiştir.

Bu gün nur hizmetinin Arap - Türk köprüsü olan Cuma Ağabey'in hizmetleri ve meziyetleri anlatmakla bitmez. Biz sadece birkaç özellik söyleyerek duygularımızı ifade edelim.

1-Kur'an yazısını okuyan ve yazan bir ağabeydir.

2-Hizmette hep önde, ücrette hep arkada olan zattır.

3-Eviyle, işiyle, çoluk çocuğuyla Nurlara hizmet eden bir Şeyhtir. (Mahalli ifadeyle)

4-Hüsrev Ağabey, Bayram Ağabey, Sungur Ağabey, Muzaffer Ağabey, bilhassa Abdullah Yeğin Ağabey, Ali Sert Hocam, Ali Uçar Ağabey, Antepli Nazım Ağabey ve diğer birçok ağabeylerle yarım asırdan fazladır tanışıp onlarla hizmet eden nur talebesidir.

5-Bütün bir Türkiye yazıcılarına Risale-i Nur yazmaları için on yıllarca Suriye'den kalem ucu temin eden yazıcı ağabeydir.

6-Seksen yaşında hâlâ dershanedeki mutfaktan çıkmayan ehl-i hizmet bir zattır.

7-Bilhassa öğrenci hizmetine çok önem veren ferasetli bir ağabeydir.

8-Hizmette cömert, nefsinde kanaatkâr bir nur talebesidir.

9-Boşa zaman geçirmeyen; çevik, çalışkan, kibar ve hoşsohbet bir insandır.

10-Türkiye'nin hizmette Suriye'ye açılan kapısıdır.

11-Hizmette ihlâslı, çalışkan ve mütevekkil bir şahsiyettir.

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

HALİL SARSAR, 2015-05-07 16:14:49

bütün hayatı boyunca en sağından en soluna her tarz siyasiye eşit mesafede ön yargısız samimi duygularla yaklaşmıştır. kim gelirse gelsin ilk işi risalelerden bir yer açarak okumuştur.tanıdığım cuma abi 30 sene önce samimiyeti neyse aynı şevk ve heyecanla aynen devam ediyor. reyhanlıda ki köylerden gelen her öğrenciye sonuna kadar kapısı her zaman açık olmuştur.çorbasını içen her insan siyasi görüşü ne olursa olsun o insanların samimiyeti muhabbeti hep devam etmiştir.Cuma abiden dünya ve ahirette allah ondan razı olsun.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Şefkat Medineli, 2013-09-20 12:14:49

ne güzel insanların hizmette yarışmaları inş bizlerde onları örnek almalıyız islamiyeti kendimiz yaşamakla sorumlulugumuz bitmiyo Allah adına hizmet edebilmek hayır kapıları açabilmekte çok önemli Rabbim inşallah bizlerede hizmetler yapma fırsatı ve istegi versin ahiret için çalışanlardan eylesin hepimizi

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Mihrimah, 2013-09-11 18:41:37

Allah cuma ağabeyden razı olsun... hizmet neredeyse orada olan ve olmaya çalışandan Allah razı olsun...

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

ABDULKADİR LÖKLÜ, 2013-05-31 06:53:26

Saygıdeğer Hocam Reyhanlı,Cuma Abi ve Diğer abiler ile ilgili yazdıklarınız ve hüsn-ü niyetiniz için Reyhanlı Cemaati adına teşekkür ederim.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Yakup Karataş, 2012-09-11 14:42:00

Evet bu yazıyı yazanlardan allAh razı olsun yazıyı bastan sona okudum hepsi doğru çünkü çok mübarek ve hayatını hizmete adamış dedemden bahsediyor hayatını hizmete vakfemiz bı insanın torunu olmak gurur verici.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Mehmet ezer, 2011-08-26 15:48:17

Bismillah salatu selam şanı yüce biricik habibine teşekür edriz agabey cuma agabeyi cok hoş anlatmişsınız Allah cc ustadımızdan agabeylerizden razı olsun şefatlerine layık eylesin amin .hamdalı mehmet

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Abbas Akça, 2010-12-27 04:37:15

Bu yazıyı yazanlardan ALLAH RAZI OLSUN Cuma Abi nin emekleri çoktur. ALLAH CUMA ABİDEN VE BÜTÜN NUR TALEBELERİNDEN RAZI OLSUN, RESULULAH A KOMŞU OLSUN BİZLERİDE ONLARA CENNETİNDE KOMŞU EYLESİN

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

İbrahim Köse, 2010-04-25 20:24:50

Yazılarımız için yorum yapan tüm okuyuculara teşekkür ederiz.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Osman Atılğan, 2010-04-22 04:55:34

Hocam, suan türkiyedeyim,insallah sizlerin duanızı bekler dualarımız hep sizinledir.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Nilay Sarıova, 2008-04-23 05:13:45

Allah sizlerden razı olsun. Ne güzel insanları bize azda olsa tanıtıyorsunuz.. Varolunuz..

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Osman Atilgan, 2008-05-16 10:47:26

Ibrahim Hocam,Allah sizden razi olsun cok güzel bir ilinti ifade etmissiniz.Yazilarinizin devamini dilerim.Almanyadan Sizleri unutmyan Taleben Osman.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-3

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-3

“HİZMET NE ZAMAN BİTERSE O ZAMAN DÖNECEĞİM” Ağabeyimin evine telefon bağlandıktan sonra

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-2

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-2

LÜBNAN’DA İLK GÜNLER Ağabeyim 1980’lerin sonlarına doğru Lübnan’a gitti. Orada Mısır

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-1

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-1

Merhum Hocamızı Lübnan’da yaptığı Risale-i Nur tercümeleri ile duymuştum, fakat hakkında

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-5

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-5

PERDE OLMAMALI Perde güneşi getiremiyor, ama gelen güneşe engel olabiliyor. Bazı insanlar da b

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-4

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-4

HAYVAN-I NATIK, HAYVAN-I MÜDRİK Hayvan canlı varlık demektir. Bu açıdan düşünürseniz, hay

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-3

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-3

KÂİNATIN MERKEZİ Kâinatın merkezi olan insanda Allah’ın bütün isimleri toplanmıştır.

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-2

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-2

BİR TENEKE BAL VE FARE Soru: Bir teneke bala fare düştü. Ne yapmam lazım? Cevap: Teneke veya

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-1

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-1

Yirmi iki yaşlarında Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü öğrencisi iken zaman zaman Mehmet Kırk

MOLLA MEHMET ZAHİT HOCA EFENDİ İLE TANIŞMAM

MOLLA MEHMET ZAHİT HOCA EFENDİ İLE TANIŞMAM

Molla Mehmet Zahit hoca efendi ile ilk defa 1967 yılında tanıştığımı tahmin ediyorum. Ben o

MERHUM KIRKINCI HOCAMIZIN TALİM VE TEDRİS YÖNÜ

MERHUM KIRKINCI HOCAMIZIN TALİM VE TEDRİS YÖNÜ

Mehmed Kırkıncı Hocamız âlet ilimleri tabir edilen sarf, nahiv, belâğat ve benzeri ilimleri E

ŞAHİN YILMAZ HOCAEFENDİ(1936-2007)

ŞAHİN YILMAZ HOCAEFENDİ(1936-2007)

Şahin Yılmaz Hocaefendi, 1936 senesinde Erzurum’un İspir İlçesi Elmalı Köyünde dünyaya ge

Çünkü Allah, haktır. O'ndan başka taptıkları ise hiç şüphesiz batıldır. Gerçekten Allah çok yüce, çok büyüktür.

Lokman, 30

GÜNÜN HADİSİ

Zühd hakkında

“Kendisine çok konuşmama ve zühd duygusu verilen kimseyi gördüğünüz zaman ona yaklaşın.Zira o hikmet telkin eder.”İbn-i Mace-Zühd:1

TARİHTE BU HAFTA

*Malazgirt Zaferi(26 Ağustos 1071) *Ankara Kocatepe Camii Açıldı.(28 Ağustos 1987) *Kanuni'nin Belgrad'ı Fethi(29 Ağustos 1521) *Zafer Bayramı(30 Ağustos) *Büyük Muhaddis İmam Buhari Vefat Etti.(1 Eylül 870)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI