Cevaplar.Org

FAHREDDİN BÜYÜKYILDIZ HOCA EFENDİ

Efsane adam. Çok uzaklardan gelerek az zamanda çok işler başarıp dönmek için hızlı yürüyen adam. Bir heyecan içerisinde. Onu Nurun elektriği çarpmış. Ömrünü, gayesi uğruna geçiren nadir insanlardan biri.


İbrahim Köse

ibrahimkose60@gmail.com

2008-03-15 12:43:32

Türkçe, Arapça, Farsça, Kürtçe konuşan ve yazan bir âlim. Günlük konuşmalarında Risale-i Nur dilini kullanan fedakâr bir nur talebesi.

 

Hınıs'ın Sarılı Mahallesi'nde ikamet ederken biz de o zaman lise de okuyorduk. Lisede okurken yazları da âcizane Hınıs'ın yeni çekilmekte olan şehir elektrik şebekesinin direklerini diken ve tellerini çeken elemanlarından biriydik. Kilise deresi, Karakula, Yukarı ve Aşağı Kayabaşı Mahalleleri, Sarılı ve Bahçe Mahallesi, Lazların Komu, hep bin bir zorluklarla direğin tepesine çıkararak diktiğimiz yeni trafo merkezleriydi. Hapishane yakınına ve Aşağı Kayabaşı'nın en son kulübesinde bulunan eski jeneratör binasının hemen dibine koyduğumuz trafo direğini de hatırlıyorum. Yeni diktiğimiz trafonun yanındaki barakanın içinde yaklaşık büyük bir oda büyüklüğünde siyah uzun ve yüksek bir jeneratör vardı. Hınıs yeni sisteme kavuşuncaya kadar bu jeneratörle aydınlatılırdı.

O zamanlar hatırlayabildiğim kadarıyla bu jeneratör sadece akşam gün batımından gece on bire kadar çalışırdı. Çalışırken de ürettiği sarı sönük ışığı ampulleri bir mum ışığı kadar aydınlatır fakat televizyonları çalıştıramazdı. Hatta o zaman uzun bir yaz günüydü ve ramazan ayıydı. Oruçlu halimizle diktiğimiz ve dikerken çok zorluk çektiğimiz o santral binasının yanındaki trafo direğinin dibinde bir gün saat yediye kadar kalmış ve iftarı da orada yapmıştık. Çünkü o zamanlar trafo dikme işleri öyle kısa zamanda bitecek veya yarıda bırakılacak işler değildi. Elle çalışan krikolarla her defasında gıdım gıdım ilerleyen tıklamalarla yukarı çekiyorduk tonluk trafoları. Bu çekme işi çok zor oluyor, adeta kollarımız kopuyordu.

İşte böyle bir yaz günü Sarılı Mahallesi'nde ana yol kenarındaki direklerin elektrik tellerini çekiyorduk. Biz direğin başında meşgulken taa aşağıdan göründü Hoca Efendi. Bu mahalleli olan Hoca Efendi aşağıdan yukarıya doğru çıktıkça biz de hem işimizi yapıyor hem de onun yanımıza gelince bize selam verip vermeyeceğine dikkat ediyorduk. Çünkü o öyle tatlı selam verir, öyle içten hal hatır sorardı ki, herkes onun kendi yanına gelmesini ve selam vermesini isterdi.Zaten selamsız sabahsız hiçbir kimsenin yanından geçmezdi.

Bizim çalıştığımız direğin yanına gelen Hoca Efendi, selamdan sonra hemen direğin dibindeki ustalara selam verip hal hatır sormaya başladı. Bu defa biz dayanamayıp araya girdik. Hocamın unuttuğu belki de görmediği, yukarı âlemden, direğin tepesinden, damdan düşer gibi seslendik:

-Hocam bize selam yok mu? Biz yeryüzünde olmadığımız için mi bize selam vermiyorsunuz?

Doğrusu bu işe hoca da şaşırdı. Diğer yeryüzünde yaşayanlar gibi o da yukarı baktı. Adeta bana şöyle dedi. Veya ben onun adına şöyle dedim: "Bu çocuk işini yapıp dururken ne ilgilenir yeryüzündeki hocanın selamıyla, sabahıyla!"

Hoca Efendi hemen dönerek direğin tepesine baktı ve bize dedi ki:

-Ya gubani, demek sen orada mısın? Seni görmemişiz. Sana da kolay gelsin.

Fahreddin Hoca'yla ilk tanışmamız ve görüşmemiz böyle oldu. Bu an bize yıllar sonra hep şunu düşündürdü. Nur talebeleri kalplerinde duydukları sevgi ve omuzlarında taşıdıkları sorumluluk itibariyle çevrede dikkati çeken insanlardır. Hiç kimseye selam vermeden geçmemelidir. Hatta şöyle bir çevreye bakıp direğin başında, kuyunun dibinde çalışan veya bir taşın arkasında duran, hatta bir vasıtanın içinde bulunan insanlar varsa onlara da selam vermeli onların da halini hatırını sormalıdır.

Bizim, Hınıs'taki lise öğrencilik yıllarımızda Fahrettin Hoca hep Sarılı Mahallesi'nden yokuş yukarı üç beş kilometrelik yolu yürüyerek Hınıs'a gelip akşama kadar hizmetle meşgul olup akşam aynı yolu geri yürüyüp evine gitmişti. On yıllar Hoca Efendi, bu Sarılı-Hınıs yolunu gâh Safa-Merve arasında say yaparcasına, gâh dereden geçerken, Mina'da şeytan taşlarcasına bu yolun yolcusu olmuştu. Onun bu yolda karşılaştıklarını, gördüklerini ve yaşadıklarını bu gün gençler hizmetin kerametleri olarak anlatmaktadır.

Fahrettin Hoca'nın her gün gidip geldiği bu yolların, Hınıs'ı tanıyanlar bilir, derin vadilerin başındaki sağlı sollu kayabaşlarında gençlere okuttuğu Risale'lerin haddi hesabı yoktur. Şöyle yanına alıp bir iki genç, oturarak derin vadide akan Hınıs Çayı'nın başına, taa karşıdaki çimenlikte otlayan koyun ve kuzuların dünyasına nazır bir halde açarak Risale-i Nur'dan bir yer "Oku gubani" diyerek okuturdu Risale-i Nur'u. Okuturken de arada bir açıklama yaparak saatlerce okuma ve dinleme programını sürdürürdü. Onun bu tür okuma programından geçen Hınıslı (bilhassa mektepli) nur talebelerini üç kuşağa ayırmak mümkündür. Hatırlayabildiğimiz kadarıyla:

Birinci kuşakta olanları, Şener Dilek, Faris Kaya, Abdurrahman Hoca, Nevzat Emin, Ömer Karacaoğlu, İbrahim Alaattinoğlu, Said Ceyhan vb. olarak sayabiliriz.

İkinci kuşakta olanları ise Mehmet Kaplan, Murat Beşiroğlu, Hanefi Ceyhan, Cafer Ceylan, Abdulcelil Altun ve bizim de içinde bulunduğumuz kuşak.

Üçüncü kuşakta ise Abdulhakem Büyükyıldız, Abdunnur Büyükyıldız, Cevdet Cevleyan, Hüseyin Köse, Abdussamet Yıldız, Yahya Usta, Yakup Ağar, Karslı Bayram Ali Aydın ve Ömer Çağlayan.

O zamanlar Fahrettin Hoca'nın en yakın dava arkadaşları; ders okuttuğu talebeleri, akrabaları ve yakın dostlarıydı. Said Ekinci, onun kardeşleri ve çocukları, Nurettin Hoca (Ceyhan), Suphi Ceyhan, Sofi ve oğlu, Erdal Ağar, Hacı Baki Bingöl ve onun kardeşleri ve bütün ailesi.

Bu isimler otuz kırk yıl sonra hatırda kalabilen isimlerdir. Elbette ki bu isimlere en az bu kadar daha isim eklemek mümkündür.

Fahreddin Hoca'nın bu yakın arkadaşları, daha çok, Bahçe Mahallesi'ne giden yolun başındaki meydanda, fırının arkasında bulunan, ön ve arka, her iki sokaktan da girişi olan dubleks dershanenin ya yukarıdaki güneşe bakan odasında ya da aşağıdaki küçük bahçesinde onunla Risale-i Nur okurlardı. Bu dershanenin yanında evi bulunan Hacı Baki Bingöl ise bu dershanenin gece gündüz sahibi gibi hizmet ederdi. Hoca Efendi dershanede kimseyi bulamazsa hemen Hacı Baki Efendi'yi çağırır ve onunla Risale-i Nur okurdu. Sanki Risale-i Nur okumak ve okutmak o zatın günlük ekmeği suyu gibiydi.

Bu dershaneden bahsedince, onun binasının yapılışından da bahsetmek gerekir. Hınıs'ta yapılan Nur derslerinden sonra cemaat artmış, artık bir dershane açılması elzem olmuştu. Fakat gel gör ki o zamanki cemaat fertlerinin hiçbirinde buraya ayıracak para yoktu. Ancak işe de bir yerden başlamak gerekiyordu.

Bu hizmet öyle bir şeydir ki bu fikirleri savunan, bu kitapları herkese okutmak isteyen kişi önce fedakârlığı kendisi yapmalıdır. Yoksa inandırıcı olmaz. Zaten hizmet aşkıyla dolup taşan ve o yerde hizmeti ilk başlatan kişi de ilk fedakârlığı kendisi yapmak ister. İşte bu manalar için Fahreddin Hoca'nın bu dershane işine ilk maddi yardımı yapması gerekiyordu. Ancak cepte bu manada harcanabilecek tek kuruşu yoktu. İş Ahmet Efendi'nin kızına düşüyor. Ahmet Efendi Hınıs'ta Yukarı Camii'nin imamı. Toplumda muteber bir kişi. Hınıslıların saygı gösterdiği ciddi bir hoca efendi. Kızı da Fahrettin Hoca'nın eşi. İşte tam bu sırada o soylu kadın, o fedakâr hanımefendi kolundaki bilezikleri çıkararak dershane inşaatını başlatıyor. İşte Anadolu'da böyle nice hanımefendi nur talebeleri vardır ki fedakârlıkta hem beylerini hem de emsallerini geçmiştir. Bu sırrı bilmeyen bir kısım zavallılar, yıllarca bu hizmet binalarının yükseldiğini görünce: "Bu Nurculara Amerika'dan para geliyor" diye iftira etmişlerdi.

Onun insana ne kadar çok değer verdiğine bütün Hınıslılar şahittir. Nerede bir hasta olsa onu ilk kez ziyaret eden ve onun defalarca ziyaretine giden odur. Sünnet, düğün ve benzeri her durumda o bütün Hınıslıların yanındadır.

Bir defasında, Üniversiteyi bitirmiş Hınıs'a gelmiştim. Çünkü 1980 İhtilali olmuş ve bizim tayinlerimiz çıkmamıştı. Ne olduğu bilinmeyen bir meçhulün içinde evde işsiz güçsüz yatıp kalkarken büyük bir bunalıma girmiştim. Artık ne dershaneye gidebiliyor ne de Risale-i Nur okuyabiliyordum. Hatta canım umumi derslere bile gitmek istemiyordu. Artık bitirdiğim üniversitenin sonunda beklediğim öğretmenlikten ümidimi kesmiş, kendime yeniden başka bir meslek bulma çabalarına başlamıştım. İşte gençliğimin bu en sıkıntılı günlerini Hınıs'ta geçirirken beni o günlerde en yakından tanıyan ve psikolojimi en iyi bilen kişi Fahrettin Hoca olmuştu. Bu günlerimde hemen hemen her gün bıkmadan usanmadan evin zilini çalan ve evde bize ayet hadis okuyarak, bir de ders yapıp giden hep o olmuştur.

İşte bu günlerin birinde bir rüya gördüm. Rüyamda sırt üstü uzanmış gökyüzüne bakıyordum. Gökyüzünün her tarafı bana görünüyor fakat ortasında sanki kızıl renkli bir bulut teşekkül ediyordu. Derken etrafı yuvarlak kare veya dikdörtgen değil de girintili çıkıntılı orta büyüklükte fakat gökyüzünün tam ortasında ve gökyüzüne göre çok küçük bir kırmızı bulut oluşuyordu. Oluştuktan sonra bana diyorlardı ki: "İşte bu Hz. Muhammed'in nurudur." Ben de ona doya doya bakıyordum. Çok heyecanlanıyor ve çok seviniyordum. Sabah olunca Fahrettin Hoca yine eve geldi. Ona gördüğüm rüyayı anlattım. O da bana rüyanın tabiri için dedi ki "Peygamberimizin Nuru Kur'an'dır." Ve bana Kur'an'dan bazı yerler açarak oraları ezberlememi söyledi. Ben o gösterilen yerleri birkaç güne ezberledim ve içimdeki depresyon bitti. İçim bir ümitle doldu. Artık hem hizmette koşturdum hem evde zamanımı değerlendirdim. Sonra kendi kendime hayıflandım: "Ah keşke gördüğüm kırmızı bulut gökyüzünün tümünü kaplasaydı da ben de Kur'an'ın tümünü ezberleseydim."

Fahrettin Hoca'nın yüzünden hiç eksik olmayan tebessümü, dilinden eksik olmayan "gubani" kelimesi (Hoca'ya has, sevgi ifade eden bir hitap kelimesi.) ve elinden eksik olmayan bastonu, onun unutulmayan hususlarıdır. Onun bir ömür boyu gittiği camii ve dershane alışkanlığı ise bu gün seksen yaşını aşmasına rağmen, hâlâ devam etmektedir.

Bu gün Erzurum'da, üniversite öğrencilerinin kaldığı Risale-i Nur dershanesinin bitişiğinde bir evde kalan ve dershaneye açılan hususi bir kapı ile beş vakit namazını dershanede öğrencilerle kılan, onlarla birlikte tesbihat ve ders yapan, gelen misafirlerini burada kabul eden, dini sorusu olanların sorularına burada cevap veren âlim bir zattır.

Bedeni beyaz sakalıyla ve bükülmüş beliyle yaşlı dururken, ruhu elli yıl öncesinin çevikliğinde genç ve dinamik duran hoca efendidir. Konuşmasıyla hala gençlere hizmet aşkı aşılayan ve sadece gündüzleri bir kâse çorba, geceleri de bir bardak süt alarak yaşayan bu sahabe meşrep zata daha çok hizmetler ve sağlıklı günler diliyoruz.

Eskiden Üstad'ın talebeleri "Bizde emeklilik yoktur, hizmette ölene kadar devam etmek vardır" derlerdi. işte bu söz adeta onda tecelli etmiş. Muzaffer Arslan Ağabey'in hizmette son nefesini dershanede verdiği gibi, o da son nefesine kadar dershanede bilhassa öğrenci hizmetleriyle meşgul oluyor. Allah hizmetlerini makbul, dualarını kabul eylesin.

2010 Yılı'nın bir yaz gününde kendisini ziyaret ettiğimizde bize Erzurum'un ilk nurcuları ve ilk hizmetleri hakkında hatıralar anlattı. Bu hatıraları inşallah "Hizmetten Hatıralar" dosyasında uzun ve ayrıntılı anlatmak niyetiyle burada bu hatıralardan fazla bahsetmeyeceğiz.

Bundan on yıl önce Fahrettin Hoca'mızla ilgili yaptığımız küçük bir tahrir çalışmasını buraya almayı uygun bulduk:

FAHREDDİN HOCA EFENDİ

06.08.2002

 Tavşanlı

Efsane adam. Çok uzaklardan gelerek az zamanda çok işler başarıp dönmek için hızlı yürüyen adam. Bir heyecan içerisinde. Onu Nurun elektriği çarpmış. Ömrünü, gayesi uğruna geçiren nadir insanlardan biri.

 İnce yapılı, uzun boylu, esmer tenli. Bir eliyle bastonunu tutan, diğer eliyle siyah (belki şimdi beyaz) sakalını sıvazlayan garip bir şahsiyet. Yemek yemeyen bir zat. Gittiği her yerde, sofranın hatırı için birkaç lokmadan fazlasını almayan kişi.

Çevresinde hüsnü kabul gören ilmiyle amil bir hoca efendi. İmam ve müezzin arkadaşlarıyla çok iyi geçinir. Onların aleyhinde bulunmaz, onlarla gereksiz tartışmalara girmez. Bilhassa genç köy imamlarıyla irtibat kurar, onların görev yerlerine uğrar. Onlar ilçeye gelince onlara iltifat eder, onları misafir eder, onların gönüllerini hoşnut eder. Bu vesile ile Risale-i Nur okunur ve Risale-i Nur'un alanı genişler.

En yakın candan arkadaşı ve meslektaşı Aşağı Camii müezzini Molla NureddinEfendiydi. (Bu zatı başka bir yazıya mevzubahis yapacağız.) Bir diğer meslek arkadaşı ise "Arus" köyü imamı Nureddin Efendiydi. Her iki Nureddin Hoca Efendinin haneleri ve kardeşlerinin haneleri Nur'un birer dershanesiydi.

 Çevredeki bazı hoca efendiler, Fahreddin Hoca'dan farklı düşünürler, Ehl-i Sünnetten farklı görüşler savunurlardı. Fahreddin Hoca onlarla da iyi münasebetler kurar, onlara selam gönderir, onları dershaneye çağırır, onlara ikramda bulunur, tartışmalı konulara hiç girmez, böylelikle onların menfi fikir alanlarını daraltmış olurdu, Risale-i Nur'un aleyhinde bulunmalarını engellerdi.

Hoca Efendi, ilmini gizlerdi. Gören onu hoca bile sanmazdı. Hocalığını samimi bir ihlâsla icra ederdi. Kuranı, namazı, tesbihatı ne ketmeder ne de uzatırdı. İbadetin hakkını verir ama kimseyi usandırmazdı.

Onu asıl efsaneleştiren kitap okutma tekniğidir. Hınıs'ın her iki tarafı büyük derelerle ve kayalıklarla çevrilidir, Bu kayalar birbirine o kadar çok mesafelidir ki yanınızdan uçan kuşun karşıda nereye konduğunu fark edemezsiniz. Dereye, suyun kenarına inip sonra yukarı çıkmak yarım saatinizi alır. Kilometrelerce uzayan derelerin ve kayabaşlarının Risale-i Nur okunmayan yerlerine rastlayamazsınız. Fahreddin Hoca, bu kayabaşlarında, yanına aldığı gençlere saatlerce Risale-i Nur okuturdu. Okuttuğunu önce kendisi dinler, tefekkür eder, hayret eder ve açıklardı. Bu kayabaşlarında Şener Dilek Ağabey'in külliyatı hocama okuduğu söylenirdi. Yıldız Üniversitesi'nde Profesör Faris Kaya'nın, liseli yıllarda, bu kayabaşlarında bağıra bağıra Hocama Risale-i Nur okuduğu anlatılırdı. Bu kayaların dili olsa da neler duyduklarını anlatsalar o zaman belki de yeryüzünde en çok kitap okutan efsane hoca efendiyi tanımış oluruz.

 Hınıs, yapı itibariyle tarihi bir özellik taşır. Bir zamanlar Bediüzzaman Said Nursi'nin de gelip uğradığı Dere Camii hâlâ ziyarete açıktır. Bu camiin tam tepesinde meşhur Hınıs Kalesi yer alır. Kalenin bitişiği Bahçe Mahallesi'dir. Derenin beri tarafı Karakule Mahallesi'dir. Biraz ileride bir başka dere ve bir başka mahalle olan Sarılı Mahallesi vardır. Fahreddin Hoca'nın evinin bulunduğu mahalle burasıdır. Şehrin diğer yakasında ise Kilisederesi'nden Peyk'e kadar, etrafı yeşillik ve ağaçlık olan dere akmaktadır. Gezilip görülmeye değer bu derelerin ve tepelerin ortasında bulunan Hınıs'ın en çok nur talebesi yetiştiren efsane hocası Fahreddin Hocadır. 

Fahreddin Hoca Efendi, Anadolu'nun bu güzel köşesinde canlı harflerle destan yazmaya devam ediyor. Sadece adı geçen profesörler değil, Kayseri'deki Abdurrahman Hoca gibi birçok hoca efendi ve birçok öğretmen onun ders verdiği ve manevi himmet ettiği nur talebeleridir.

O bir hancı, biz de bir yolcu iken onun dershanesinde iki üç gece konaklamıştık. Bu birkaç günlük misafirlikte bile hatırlayabildiğim hayli talebesi vardı. Bunların çoğunun adını bile unuttum. Fesihler, Nevzatlar, İbrahimler, Ahmetler, Mehmetler Abdullahlar ve benzerleri genç talebeler iken Bayramlar, Cevdetler, Hüseyinler, Cemiller ise yaşça daha küçük talebelerdi. O, şahsını perde yapmadan, insanları Risale-i Nurla müşerref etmek için kitap okutma velayetine erişmiş bir zattır.

Hoca Efendi'nin en güzel hasletlerinden birisi de insana değer vermesidir. Yolda gördüğü bütün çocuklara ve gençlere değer verir, onların hal hatırını sorar, "Gubani sen kimin çocuğusun?"diye sorar, onları tanır, eğer tanıdıkların çocukları ise babalarına selam söylerdi.

Muvazeneli ve hikmetli birisiydi. Toplumun her kesimini göz önünde bulundurur, ona göre davranır ve konuşur. Doğu'da toplumun sosyal sınıfları çoktur. Şeyhler, ağalar, aşiretler, köyler, beldeler ve resmi görevliler. Bunların hepsine yakın olmak, hepsiyle iyi geçinmek, her babayiğidin harcı değildir. Türkün, Kürdün, Alevinin, Lazın, Terekemenin bulunduğu bir toplumda dava adamı olmak, o davayı herkese sevdirmek kolay değildir.

Hoca Efendi, her sınıf insana değer verir, Çevredeki büyük zatlara hürmetini eksik etmez, herkese, herkesin lehine olan güzel şeyler anlatır. Gıybet yapmaz, iki yüzlülük bilmez. Yanında gıybet edilmesini istemez, edilirse hemen kitap okutur. İlçedeki yabancılarla tanışır, öğrencilerin, bekâr olan öğretmen ve memurların evlerine uğrar, onların hallerini sorar, onlara yardımcı olurdu.

Onun herkesçe takdir edilen en büyük vasfı ise cenaze, hasta ve benzeri ziyaretlerdir. İlçedeki bütün cenaze evlerine uğrayarak başsağlığı diler. Gerekiyorsa bu uğrama işi birçok kez tekrarlanır. Cenaze evlerinde saatlerce, bazen günlerce bulunarak vaazu nasihat eder. Hastaların hemen ziyaretine gider, hasta iyileşene kadar uğrar, ona dua eder. Davet edildiği sünnetlere ve düğünlere uğramayı ihmal etmez. Hacca gidenleri ve hacdan gelenleri ziyaret eder. Kavga, geçimsizlik ve benzeri durumlarda yapıcı ziyaretlerde ve görüşmelerde bulunur. Kars'tan, Karayazı'dan, Karaçoban'dan, Karaköprü'den, Varto'dan, Muş'tan, Bulanık'tan, Tekman'dan ve Erzurum'dan yakın dostları vardır. Bu dostlarını ihmal etmez. Gider, gelir; arar, sorar. Dost canlısı birisidir Hoca Efendi.

Gidip geldiği, oturup kalktığı yerlerdeki kendisi için kurulan sofralardan, kendisine yapılan ikramlardan hiç hoşlanmaz. Onun bu türlü külfetlerden rahatsız olduğunu herkes bilir. Eğer karnı açsa bir iki lokma alır ve kalkar. Bütün ömrü boyunca "Hocalar yemeği çok sever." sözünü lisanı haliyle tekzip etmiştir. O, bir hocadır, hem de yemek yemeyen, kırk kilo ağırlığında bir deri bir kemik kalan hoca EfendidirAdeta ruh olmuş bir vücuda sahiptir. Bu yönüyle de o efsane bir kahramandır. Ona "Yaşamak için yiyor." demek bile mümkün değildir.

O, potansiyel enerjisini kinetik enerjiye, onu da ışıklı nur enerjisine dönüştürmüş şeklen kara kuru ama manen imanlı, nurlu bir şahsiyettir.

Hizmetleri bu dünya levhalarına sığmayacak kadar büyük olan böyle ağabeyleri anlatmak ve onlar hakkında yorum yapmak elbette ki kolay bir şey değildir. Fakat bir şey yazmadan ve söylemeden de geçip gidilmiyor. Bunun içindir ki onun hakkında şunları da yazmadan konuyu kapatamadık:

1-Otuz kırk kilo vücuduyla "toplumda hocaların fazla yemek yediği anlayışını" tekzip eden Hoca efendi.

2-Bütün ömrü boyunca insanlara Risale-i Nur okuyarak değil, onların eline Risale-i Nur verip onlara okutarak Risale-i Nur hizmeti yapan Nur talebesi.

3-Mukteza-i hale mutabık hareket eden bir ehl-i hizmet ağabey. Yani karşısındakini sıkıp usandırmadan onunla beraber olan bir psikolog.

4-En kısa bir zamanını bile boşa geçirmeyen bir zat-ı muhterem.

5-Hep dershane ve Risale-i Nur hizmetiyle ilgilenmesine rağmen çevresini ihmal etmeyen; çoluk çocuğuna, eşine ve işine bağlı sosyal bir insan.

6-Namazlarda, tesbihatlarda ve derslerde insanları usandırmadan, onların hakkını da vererek ibadet eden bir abid. Ancak müsait zamanlarda saatlerce Risale-i Nur okutarak bıkıp usanmadan dinleyen ve yer yer de karşıdakinin anlaması için açıklama yapan Muallim.

7-"Hınıs, Tekman, Çat, Karayazı, Karaçoban, Varto, Muş" gibi yerlerdeki Risale-i Nur hizmetleriyle, bilhassa ilk başlangıç zamanlarında, yakından ilgilenen ve oralara sık sık gidip gelen ve oralardaki Nur talebeleriyle hep irtibat içinde olansantral hoca.

8-Hınıs'ın bütün köyleriyle, Hınıs'taki bütün imamlarla ve öğretmenlerle hatta liselerde okuyan bütün öğrencilerle tanışıp diyalog kuran, onlarla müspet ilişkiler içinde bulunan, aynı zamanda devlet erkânıyla da tanışıp onlarla da müspet diyaloglar kuran ihatalı bir kişi.

9-Seksen yaşını geçmesine rağmen hala bütün vaktini öğrenci dershanesinde geçiren beş vakit namazda onlara namaz kıldırarak öğrenci hizmetiyle ilgilenen Ağabey.

10-En mahrem ve en hassas dini meselelerde birçok âlimden farklı düşünerek, bu asrın getirdiği felaketler karşısında bu asırdaki Kur'an tefsiri olan Risale-i Nur mantığıyla fetvalar verebilen cesur bir âlim.

11- Hizmet ederken, hizmete perde olmayan örnek bir nur talebesi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Kerem, 2014-11-08 11:46:36

Sevgili Hocam,Kırkıncı Hocamınnın hakkında kara kuru veli diye tanımladığı Fahrettin Hocam ömrümde iki kere görmek nasip oldu,hayatımın en nadir üç anından ikisini oluşturur,diğer çok güzel anım ise Nusret Hocayı gördüğüm zamandı.Muhteşem insanlar,farklı bir zaman farklı bir mekandaymış hissi uyandıran insanlar.Fahrettin Hocamı ilk görüşüm Hınısdaki bir arkadışımızın vasıtasıyla Hınısa onu ziyarete gidişimizle gerçekleşti.Onu tarife kelimeler yetersiz kalır,bu ziyaretimizin üstünden 18 sene geçti en temiz en güzel çağlarımızda onu ziyaret ettik,şimdi onu görmeye bu günahkar halimizle utanırım heralde.Abuk subuk insanların meşhur olduğu zamanda o çağın gizli hazinelerinden biridir.Allah daima onu korusun,hizmetlerini daim etsin.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Medeni Yılmaz, 2013-12-23 23:16:39

Kalbi o kadar temiz ki fahreddin hocam eli opulesi insan. Karsisindakinin dusuncesini okur. Sok olursun.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

hatice, 2013-12-21 16:24:20

fahrettin ağabey şu ahir zamanda biz gençlere nurları temsil eden müstesna biridir... RABBİM başımızdan nurları ve nurcuları eksik etmesin amin..

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

VEHBİ, 2012-03-27 07:37:02

RABBİM,FAHRETTİN HOCAMDAN RAZI OLSUN. BU DUAYA KATILANLARIN ADINA AMİN.YAĞMUR DAMLALARI DENİZLERİN DALGALARI AĞAÇLARIN YAPRAKLARI SAYISINCA AMİN.ALLAH,HINISLI FAHRETTİN BÜYÜKYILDIZ HACAMDAN RAZI OLSUN.GELENLERE BİR OLSUN ON OLSUN,1KERE DEĞİL 10,100,1000,MİLYON DEFA,CEHENNEMDEN KURTULMAYI CENNETİ KAZANMASI İÇİN NASİHAT EDER. HERZİYARET EDENE BÖYLEDİR.BEN KENDİ ÇOCUĞUMA 5-10 DEFADAN SONRA YOROLURUM,NE HALİ VARSA DERİM. İŞTE ÇOK BÜYÜK VELİ OLMANIN BİR YOLUDA BUDUR.DİĞER BÜYÜKLÜK VASIFLARINIDA HERKES KABİLİYETİNE GÖRE FARKEDER. RİSALE-İ NUR\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\'a AYİNEDİR.CANIM HOCAM. KÖPRÜKÖYLÜ VEHBİ DAĞDEMİR

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

suat Büyükyıldız, 2012-02-09 09:04:38

s.a amcamdan cok kısa bahsetmişsiniz. aslında amcamda kendısınden cok bahsedılmesını istemez o bir allah dostudur.sadece dogruyu güzelligi dürüstlugu insanların kalbıne sokmak için calışır.ALLAH ONDA OLAN İLMİ BİZEDE NASİP EDER İNŞAALLAH.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

ENES KÜÇÜKYILDIZ, 2012-01-11 06:43:28

ALLAH RAZI OLSUN ONUN GİBİ GÜZEL Bİ İNSANI ALLAH BİZE VERDİ ALLAH ONDAN RAZI OLSUN

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

murat çimen, 2011-11-28 06:28:17

s.a hocamız sanki asrı saadette yaşamış resulun manevi ikliminden ders almış hayatını ve tüm gayesini rızai ilahi için çaba göstermiş bi insan tek gayesi iman ve kuran hizmeti olan günümüz zamanının veliyullah diye tabir edilen. devemlı olarrak dini islam için mücadele eden bi osman (r.a) gibi edepli hz.ömer gibi adeletli hz ali mücahit bi insan allah ondan ve onun gibilerden razı olsun.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

suphi kaya, 2011-07-29 07:28:47

Öğrencilik yıllarımda tanımıştım.o büyük zatı.Allah dostuydu.Köylerden gelip ev kiralayan talebelrle birlikte vakit geçirmeyi ders yapmayı çok severdi.Kışın kendi oturduğu mahalleden sabah ezanı okunmadan yola çıkar .Öğrencileri namazaka kaldırırdı.Malesef o zamanlarda büyük zatın kıymetini anlayan çok az insan vardı.Hatta bazı kesimler alay ederlerdi.O hiç kimseye aldırış etmeden dava adamı vakarı ile herkesi sevgi ile kucaklar.Sevgi ve muhabbet öğütlerdi.Allah sağlık sihhat versin.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

seyid ali bingöl, 2011-06-08 08:43:02

evet çok güzel yazmışsınız. bende tekman lıyım su an hocamın yanında kalıyorum ben çok şükrediyorum hocamla kaldığım için allah herkese nasip etsin inşallah kırkıncı hocam fahreddin hocam için kara kuru veli diyor gerçekten öyle bir sahabi gibi kendisi allah ondan ve hepimizden razı olsun vesselam.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

hakan büyükyıldız, 2011-06-04 10:06:18

selamun aleyküm ümmeti muhammeddin hizmet erleri bu güzide zamanda kim allah dostlarının kaptanlığını yaptığı gemiye binerse ve tabi olursa kişiliği ne olursa olsun kurtuluşa ermişlerdir.RABBİM FAĞREDDİN HOCAMIN GEMİSİNDE ÖMRÜMÜZÜ TAMAMLAMAYI NASİP ETSİN.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Rümeysa Akdemir, 2011-04-30 18:01:49

ben Fahrettin Büyükyıldızın en küçük kızı Sümeyranın küçük kızı Rümeysayım.Dedemi anneannemi kısacası tüm ailemi çok seviyorum.Dedemin yanına tatillerde gidiyoruz.o zamanlarda içimde bir huzur oluyor,dedem beni cehennemden kurtarmak ve günahlardan korumak istiyor.Bundan dolayı kendimi çok mutlu hissediyor ve bütün ailemin Cennete girmesini Allah'tan niyaz ediyorum...

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

, 2010-08-04 15:40:15

sevgili ibrahim kooocaman rahmetli hacı abdulbakiyi unutmuşsun

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

savaş, 2010-07-07 14:53:15

allahsizden de fahrettin hocam dan da razi olsun iyilkLRNİ ANLATANLAT İNANIN BİTMEZ A.E.O

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Sedat BAHADR, 2010-07-03 10:49:48

bugun bu hizmetin. fetullah hocadan belkide daha fazla gönüllüsü ve öncüsüdür. hınıslı olupta zatı muhteremden iç geçirmeden ismini ananabilecek kişi yoktur. çocuktan büyüğe herkes üzerinde manevi maddi hakkı bulunmaktadır. Allah öğrencilerini onun gibi bağlı ve samimi eylesin.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

mesut, 2010-05-18 04:45:30

ALLAH RAZI OLSUN

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

SİNAN BAĞDAŞ, 2010-05-01 01:52:55

fahrettin hocamın yanında üniversite öğrenciliğimde dört yıl kaldım onun yüzlerce kerametine şahit oldum ilminin derinliğini ölçecek hocaların olduğunu sanmıyorum onun hakkında kitap yazmak istiyen abilere bende yardımcı olurum ondan ve bu yazıyı yazan abidan allah ebeden razı olsun

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

şener, 2010-02-28 17:02:15

ALLAH RAZI OLSUN

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

deniz hazar, 2009-08-13 02:21:31

slm o benim dayım dayım bana öretmek istiyordu ama biz gitmiyorduk çok pijmanım keşke sözönü tutsay dım elerinde öpüyorum dayım

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

hamza, 2009-04-04 12:47:05

vallahi bence fahreddin hocayi anlatacak veya anlatabilecek bi yazi olmamis fahrediin hoca cok derin bi hocaefendidir hem ilim olarak me manevi olarak onu tanimlamaya kelmiler cumlelr yetmez ama yinede anlatandan allah arzi olsun

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

ÖMER BUDAK, 2009-01-27 15:26:06

Evet Kırkıncı Hocamızın tabiriyle "kara, kuru, veli".. dir. Evet Mehmet Kırkıncı Hocamız Fahreddin hocamızı böyle tarif ederdi. Allah onladan razı olsun. Amin.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-3

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-3

“HİZMET NE ZAMAN BİTERSE O ZAMAN DÖNECEĞİM” Ağabeyimin evine telefon bağlandıktan sonra

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-2

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-2

LÜBNAN’DA İLK GÜNLER Ağabeyim 1980’lerin sonlarına doğru Lübnan’a gitti. Orada Mısır

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-1

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-1

Merhum Hocamızı Lübnan’da yaptığı Risale-i Nur tercümeleri ile duymuştum, fakat hakkında

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-5

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-5

PERDE OLMAMALI Perde güneşi getiremiyor, ama gelen güneşe engel olabiliyor. Bazı insanlar da b

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-4

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-4

HAYVAN-I NATIK, HAYVAN-I MÜDRİK Hayvan canlı varlık demektir. Bu açıdan düşünürseniz, hay

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-3

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-3

KÂİNATIN MERKEZİ Kâinatın merkezi olan insanda Allah’ın bütün isimleri toplanmıştır.

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-2

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-2

BİR TENEKE BAL VE FARE Soru: Bir teneke bala fare düştü. Ne yapmam lazım? Cevap: Teneke veya

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-1

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-1

Yirmi iki yaşlarında Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü öğrencisi iken zaman zaman Mehmet Kırk

MOLLA MEHMET ZAHİT HOCA EFENDİ İLE TANIŞMAM

MOLLA MEHMET ZAHİT HOCA EFENDİ İLE TANIŞMAM

Molla Mehmet Zahit hoca efendi ile ilk defa 1967 yılında tanıştığımı tahmin ediyorum. Ben o

MERHUM KIRKINCI HOCAMIZIN TALİM VE TEDRİS YÖNÜ

MERHUM KIRKINCI HOCAMIZIN TALİM VE TEDRİS YÖNÜ

Mehmed Kırkıncı Hocamız âlet ilimleri tabir edilen sarf, nahiv, belâğat ve benzeri ilimleri E

ŞAHİN YILMAZ HOCAEFENDİ(1936-2007)

ŞAHİN YILMAZ HOCAEFENDİ(1936-2007)

Şahin Yılmaz Hocaefendi, 1936 senesinde Erzurum’un İspir İlçesi Elmalı Köyünde dünyaya ge

Kim Allah'a ve Rasûlü'ne îman etmezse, (bilsin ki) biz inkâr edenlere alevi çılgın bir ateş hazırladık.

(Fetih, 13)

GÜNÜN HADİSİ

Her kim bir namazı (kılmayı) unutursa (onu) hatırladığında kılsın. Onun bundan başka keffâreti yoktur.

Sahih-i Buhari, KİTÂBU MEVÂKÎTİ'S-SALÂT

TARİHTE BU HAFTA

*Köprülü Fazıl Mustafa Paşa'nın Şehit düşmesi (19 Ağustos 1691) *Mescid-i Aksa'nın Yahudilerce Yakılması(21 Ağustos 1969) *Sakarya Savaşı (22 Ağustos 1921) *Hz. Ebu Bekir (634) ve Ebussuud Efendi'nin (1574)[23 Ağustos]

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI