Cevaplar.Org

ALİ SERT HOCAEFENDİ

Telefona oğlu çıktı. “Kimsiniz” dedim. “Abdullah Sert” dedi. Ben de: “Kim demiş sert diye, siz melek gibi yumuşak huylusunuz.” dedim


İbrahim Köse

ibrahimkose60@gmail.com

2008-02-26 05:10:25

Hatay'dan ayrılalı on yılları geçmişti. Özlem her zaman kapımızı çalıyordu. Biz ise elimize alıp telefonu Ali Hoca'mızı aradık. Telefona oğlu çıktı. "Kimsiniz?" dedik. "Abdullah Sert" dedi. Biz de: "Kim demiş sert diye, siz melek gibi yumuşak huylusunuz" dedik.

Abdullah'ın liseli yılları geldi gözlerimizin önüne. Çarşı dershanesinde, Mustafa Yazıcı'nın bulunduğu yıllarda görüşürdük. Çocuk haliyle nezih, temiz ve nazik bir yapısı vardı. Ali Sert Hocam, tertemiz bir İslam evladı yetiştirmişti.

Fakat onun tertemiz yetiştirdiği İslam evlatları sadece bu kadar değildi. Onun manevi evlatları yüzlerceydi, binlerceydi. Kırıkhanlı öğrenciler yurdun her yerinde, hatta yurtdışında birçok yerde bulunuyorlardı. Nereye gitsek onun yetiştirdiği talebelerle karşılaşıyorduk. Bu talebelerin hepsi de Hoca'ma müteşekkirdiler ve duacıydılar.

Aslen Yayladağ'ın Sungur Köyü'nden olan ve Kırıkhan'da Kur'an kursu hocalığı yapan, aynı zamanda eski müftülerden olan Hoca Efendi, Üstad'ı görmüş, elini öpmüş, duasını almış bir zattı. Tevazu, ihlâs, samimiyet, ilim ve hizmet sahibi bir şahsiyetti. Kırıkhan'dan pek çıkmazdı. Genelde cemaatin iç işlerine karışmazdı. Ancak ona müracaat edilen müşkül meseleleri en kesin hatlarıyla izah eder, doğruları ortaya koyar ve cemaate yön verirdi.

Cemaatin iç sıkıntılar çektiği bir zamanda Antakya'ya nasıl da sahip çıkmıştı. O zamanlar sık sık görüşür duasını alırdık. Hizmette onun bedduasını alanların pek iflah olmadığını gördük.

Şüphesiz ki onun en büyük kahramanlığından biri Kur'an kursundaki hizmetiydi. Onlarca yıl o kursu deruhte etmek, yüzlerce binlerce hafız yetiştirmek, bunlara Risale-i Nur okutacak programlar yapmak, emekli olduktan sonra da sistemi aynen devam ettirecek elemanları yetiştirmek her babayiğidin harcı değildi.

Dershaneyi ve hizmeti ihmal etmezdi. Antakya'ya, İskenderun'a, Hassa'ya, Reyhanlı'ya ve Samandağ'ının bazı köylerine derse giderdi. Kırıkhan'da, hizmet eden herkesin elinden tutardı.

Bir defasında çarşı merkezindeki dershanede bulunuyorduk. Ali Hocam, birisine hitaben: "Ağabey" diyordu. "Ağabey" dediği kişi, kendisinden hayli küçük bir Hocaydı. Yanlış duymamıştık, gerçekten Ali Hoca o kişiye "Ağabey" diye hitap ediyordu. Bu hitap hem muhatabında hem de çevresinde normal karşılanıyordu. Çünkü her zaman yaptığı şeydi. Bunu söylerken ruhu bu sözün tevazusunu ve samimiyetini taşıyordu. Yapmacık olmadığı için herkes normal karşılıyordu. Ali Hocam, "Ağabey" dediği zaman, sevilen en büyük şahsiyet oluyordu.

Ali Hoca'nın iltifatını ve duasını alan bu Hoca, birçok hizmete vesile olmuştu. Kırıkhan cemaati bu ihlâs ve tevazu sayesinde Kur'an hizmetinde, aktar-ı âlemde nurlu çiçekler açmıştı

Ali Uçar Ağabey bir gün, onun isminin de içinde bulunduğu şöyle bir değerlendirme yapmıştı:

-Türkiye'de beş hoca efendi vardır ki onların ittifak ederek parmak bastıkları bir hususa inanmak ve kanaat etmek gerekir. Bunlar: Şahin Yılmaz, Ahmed Şahin, Mehmed Kırkıncı, Ali Sert ve Kayseri'deki Abdurrahman Hoca Efendilerdir.

 Ali Sert Hoca'mız, nur hizmetinin en mümtaz en kadim ağabeyleriyle de birlikte olmuş ve uzun yıllar onlarla hizmet etmiştir. Ayrıca onun görüşüp tanıştığı, birlikte olup sohbet ettiği âlimler sadece yurt içiyle sınırlı değildir. Onun yurt dışında bilhassa Arap Ülkelerinde de çok samimi dostları vardır.

Ali Sert Hoca'm ihlâslı, kanaatkâr ve mütevazı bir kişiydi. Karşısındakine değer veren ve onu takdir eden bir ağabeydi. Küçük ikramlara büyük iltifatlar etmesini bilirdi. 1982 Yılı'ydı. O zaman Antakya İmam Hatip Lisesi'nde öğretmenlik yaparken bir kısım öğrencilerle "Altı Numara" denilen dershanede kalıyorduk. Bir akşam dersinden sonra Ali Hocam gitmeyip misafirimiz oldu. Sabah kalkınca, o zamanlar bir öğrenci evinde kahvaltılık ne varsa hazırlayıp, bir de bizim Erzurum usulü bir patates püresi yaparak sofraya koyduk. Allah'ım, Hoca efendi buna bir sevindi, bir sevindi, anlatamam. O gün akşama kadar buna telmih yapması yetmemiş gibi, yıllarca her karşılaştığımızda bunu hatırlattı. Elbette ki bu bir bahaneydi, o insanların hizmetteki aşkını ve şevkini artırmak için ve insanlara iltifat için böyle yapardı. Bir de hayatı hizmet için yaşadığını bu şekilde ortaya koyar, yeme içme gibi şeylerin hizmet için bir bahane olduğunu ima ederdi.

Hocamızla o sabah kahvaltısından sonra birlikte Yayladağı'na gittik. O gece misafiri olduğumuz (Hatırlayabildiğim kadarıyla Abbas Hoca) bir hoca efendinin evinde gece yarılarına kadar Ali Hoca'mızın dersini dinledik. O akşam duyduğumuz ve şimdiye kadar da unutmadığımız hizmetle ilgili bir durumu anlatalım. Bir kişi o akşam neden Kırıkhan, Antakya, Reyhanlı, Hassa gibi yerlerde dershanelerin açılıp hizmetlerin bu kadar inkişaf etmesine karşılık, oysa hizmete daha müsait olan ve Ali Sert Hoca'mızın da memleketi olan Yayladağı'nda niçin dershane açılmadığını ve cemaat teşekkül etmediğini sordu. O akşam buna verilen cevap çok ibretliydi. Bu anlatılacak anekdotun Risale-i Nur hizmetinin usul ve esasıyla çok ilgisi vardı. Dediler ki: "Risale-i Nur'u tanıma ve dershane açma bakımından Yayladağ çok daha eskidir; fakat maalesef burada risaleleri ilk tanıyanlar, halkın geçim kaynağı olan tütün üretimiyle ilgili: "Tütün ekmeyin, tütün tarımı yapmayın, haramdır ve günahtır." dedikleri için ve halkla tartışarak vatandaşa ters düştükleri için, halk onları dışlamış ve bu belde de bir daha adı "Nurcu" olan kimselere destek olmamış.

O gün akşama kadar Ali Hoca'm, çoktandır uğrayamadığı akrabalarına ve tanıdıklarına uğrayarak sıla-i rahim yapmıştı. Yayladağı'ndan Samandağ'ına doğru bir iki köye gidip ziyaretlerde bulunmuştu. O gün akşamın son ışıkları Akdeniz'in maviliklerine düşerken biz de Yayladağı'ndan Samandağ'ına inen hem güneşe hem denize nâzır bu yolda, Antakya'ya doğru yol alıyorduk. Bir günün sonunda sanki Ali Hoca'm bize diyordu ki: "İşte bu zamanda, bu yerlerde, bu insanlara, bu hizmeti götürmek gerekiyor."

Ali Hoca'mın diğer bir vasfı da vefalı oluşudur. O inandığı, güvendiği ve gönül birliği yaptığı dava arkadaşını unutmazdı. Onları, hayatlarında arar sorardı. Son demlerinde de onları yalnız bırakmaz, bir Müslüman'ın bir Müslüman'a yapması gereken son görevini de yapardı. 1997 Yılı'ydı. Simav'da dava arkadaşı Ömer Kalaycık Ağabey'in cenaze merasimine katılmıştı. Cenaze sonrası onu Uşak'a kadar arabamızla götürme şerefine nail olmuştuk. Birlikte olduğumuz bu son zaman zarfında yol boyunca sohbet etmiştik. Ona hizmetle ilgili bazı sorular sormuştuk. O gittiği her yerde hizmetlerle ilgili bu tür sorularla karşılaştığı için, önce bir tebessüm ettikten sonra konuşmaya başladı. Yol bitene kadar anlattı, anlattı. Bir soruya cevap verirken önce kısa bir giriş yapıyor, sonra onu güncelleştiriyor, daha sonra da açıklayarak bir sonuca bağlıyordu. Sorulan sorulara kendince gizli bir mantık silsilesiyle cevap veriyordu. Açıklayacağı fikrin etrafını çizerek onu müşahhaslaştırıyor, benzerlerini gösteriyor, teferruatlarını açıklıyordu. Bunları anlatırken Arap, Fars edebiyatından anekdotlar naklediyor, halk kültüründen örnekler söylüyor, Risale-i Nur'dan alıntılar yapıyor, sonuç olarak da hadis-i şerifler ve ayet-i celileler zikrediyordu. Bu fani dünya hayatında, en uzun zaman birlikte olduğumuz bu son yolculukta öz olarak Hoca'mın bize verdiği ders şuydu:

-Hizmette herkesi kucaklayın. Günümüzde insanların kusuruna bakarsanız, davanıza adam bulamazsınız. Hizmette sabredin, sabredin, sabredin. Bir gün gelecek hizmette sabrettiğiniz en acı anlar, sizin hayatınızın geçmişte kalan en tatlı hizmet hatıraları olacaktır. Ahirette de en çok sevap kazandığınız hususlar olacaktır.

3 Ağustos 2007 Yılı'nda Gaziantep'te defnedilen Muzaffer Aslan Ağabey'in cenaze merasimine de katılan Ali Hoca'mı bu defa biraz yaşlanmış olarak bulduk. En son olarak da 2 Aralık 2012 günü Fatih Camii'nde kılınan Mustafa Sungur Ağabey'in cenaze namazına katılan Ağabey'in bu ileri yaşına rağmen bu kış günü buraya koşup gelmesi onun ağabeylere ve dava kardeşlerine karşı ne kadar vefalı olduğunu gösteriyordu.

"Vefa" dediğin sadece İstanbul'da,

Eski bir semt olmamalı, değil mi?

İnsan dediğin yaptıklarıyla sadece,

Bu dünyada kalmamalı, değil mi?

Büyük zatları anlatmak büyük gemilerle derin okyanuslarda yüzmeye benzer. Biz bu son hatıramızda okyanusların o kadar derinliklerine dalmadan sadece Akdeniz' in İskenderun Körfezi'ndeki Belen Sırtları'na çıkarak Ali Sert Hoca'mızın anlattığı bir hatırayla yazımızı bitirelim:

- Kırıkhan'da sıcak yaz günleri ortalığı kavuruyordu. Bu havalarda çocuklara Kur'an okutmak ve ezberletmek çok zordu. Bunun için gerekli mercilerden resmi izin alarak Kırıkhan Kur'an Kursu olarak çalışmalarımızı Belen Tepesindeki bir yaylada yürütmeye başladık. Yaylada bize ayrılan yere bir çadır kurarak kursun yaz çalışmalarını oraya taşıdık. Daha oraya geleli bir iki gün olmamıştı ki bir gece yarısı herkes uykudayken "Teslim olun, teslim olun" sesleriyle uyandık. Kimdi bu gelenler? Kimdi bu eli silahlı kişiler? Bizden ne istiyorlardı? Ben hemen pijamalarımla çadırın dışına çıktım. Gelenlere: "Bizden ne istiyorsunuz? Siz kimsiniz?"diye bağırarak sordum. Beni elimde bastonumla yaşlı ve sakallı gören rütbeli bir subay bize doğrulmuş olan elindeki otomatik silahı indirerek cevap verdi: "Siz kimsiniz hacım, biz sizi terörist zannederek baskın yaptık." Bu cevap üzerine durum anlaşılmıştı. Bu yaylada yer yer teröristler geziyor, olay yapıyor ve gizleniyordu. Ordu kuvvetlerimiz de onları takipteyken bize rastlamışlardı. Ben durumu hemen anlamış ve onlara seslenmiştim: "Komutanım, biz Kırıkhan Müftülüğü Kur'an Kursu öğrencilerini kampa getirdik. Ben onların hocasıyım." Bu cevabım karşısında rütbeli subayın yüzü güldü. Hemen yürüyerek yanıma geldi. Onun gelmesiyle birlikte siperden çıkan bir sürü asker de mevzilerini bırakıp bir araya toplandı. "Aman yavrularım, gecenin bu saatinde biz uykulardayken bizim güvenliğimiz için yayla yayla, dağ dağ dolaşan yavrularım" diye düşündüm. Onlara içimde bir şefkat, bir sevgi duydum. Sanki benim Kur'an öğrencilerim sadece arkamdaki çadırda yatanlar değil, aynı zamanda bu önümde hazır silah bekleyenlerdi. Hemen, rütbesi yüzbaşı olan komutanın elini sıkarak, onları oturmaları için çadırın önünde bir yere davet ettim. İçeride de aşçıya çay yapmasını söyledim. Biraz sonra hep birlikte çaylarımızı yudumlarken bizim terörist olmadığımızı, Kur'an kursu mensupları olduğumuzu görünce çok sevinen komutanla sohbet ettik. Aramızda aynen şu konuşmalar geçti:

-Yüzbaşım, Allah aşkına söyleyin, bu koca devletin bu güçlü ordusu yirmi otuz yıldır eline silah almış üç beş bin kişilik bir terör örgütüyle niçin baş edemiyor? Ordumuz bu kadar aciz ve başarısız mı?

- İş bildiğiniz gibi değil hocam. Bu mesele ne üç beş bin kişilik silahlı olan bir örgüt işidir, ne de Kürt meselesidir. Hocam elimize geçen belgeler, aldığımız istihbaratlar gösteriyor ki bunları destekleyenler sadece Irak, Suriye ve İran da değildir. Eğer sadece bunlar olsaydı, çözüm gene kolay olurdu. Hocam elimize geçen bilgilere göre bunları en başta Avrupa'nın en büyük devletleri olarak dünyanın da ileri gelmiş bir kısım devletleri destekleyip ve her türlü yardımı yaparak bize karşı olan haçlı zihniyetini devam ettiriyorlar. Aslında hocam, İstiklal Savaşı daha bitmedi. Şu anda biz yedi düvele karşı çarpışıyoruz. Eğer bu mesele Kürt meselesi olsaydı Avrupa bu işe karışmazdı, biz de bin yıldır beraber yaşadığımız bu insanların her türlü insani hak ve hukukunu verir, kardeşliğe devam ederdik. Oysa bu mesele gizli dünya güçlerince kendi çıkarları doğrultusunda kurulan sistemlerle idare edilerek sürekli bir çatışma, sürekli bir huzursuzluk ortamı oluşturuluyor.

-Yüzbaşım, bu mesele bu kadar girift ve karışık mı?

-Hem de nasıl hocam, bir tarağa geçmiş saçlar gibi.

-Yüzbaşım, yani düşman cephesi, açıkça belli değil mi?

-Belli değil hocam.

-Yani ezeli tarihi düşmanlar uyumuyor.

-Evet hocam uyumuyor.

-Demek ki biz onlarla mı savaşıyoruz.

-Evet hocam, biz yedi düvelle savaşıyoruz.

-Yüzbaşım karnınız aç mı? Ne olur hemen bir sofra açalım.

-Aç değil hocam. Hem o kadar zamanımız yok. Daha birkaç yere daha uğramamız gerekiyor. Sabah olmadan uğramalıyız.

-O zaman komutanım, ne olur bir sütümüzü için.

-Olur hocam, birer süt içeriz.

Süt hemen hazırlanıp getirilir. Başta komutan olarak herkese ikram edilir.

-Yüzbaşım buyurun sütünüz.

-Teşekkür ederim hocam.

-Yüzbaşım bir daha içiniz.

-Yetti hocam.

Hoca diğer askerlere dönerek:

-Dolduralım evlat.

-Hocam dolu.

-Yavrularım tekrar dolduralım.

-Teşekkür ederiz hocam, bize yetti. Allah razı olsun.

-Sizden de Allah razı olsun evlatlarım. Allah sizi korusun. Güle güle yavrularım.

Ali Sert Hoca'mızı aslında onunla on yıllarını beraber geçirenler yazmalıdır. İş bize bırakılırsa işte böyle altınları, mücevherleri vitrinde değil de böyle meyve sepetinde satarız. Ali Hoca'm için şunları da meyve sepetinden çıkarırsak kızmazsınız her halde:

1-Üstad'ın elini öperek duasını almış bir zat.

2-Müftülük yapmış olan bir ehl-i ilim.-

3-Kur'an kursu hocası.

4-Eski bir nur talebesi.

5-Kardeşleri ve evlatlarıyla Kur'an hizmetlerinde bulunan bir ailenin reisi.

6-Güleryüzlü, nükte yapan, iltifat eden bir hoşgörü abidesi.

7-Fedakâr bir ağabey.

8-Gece gündüz boş durmayan bir Kur'an hizmetçisi.

9-Ömrünü hizmete vererek binlerce insanın nur talebesi olmasına vesile olan mübarek bir ağabey.

10-En sıkıntılı günlerde ve en tehlikeli zamanlarda hizmete devam eden bir kahraman.

11-Derste arka yerlerde oturarak şahsını hep gizleyen ihlâslı gizli bir kutup.

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Ömer Faruk Şafak, 2013-05-11 05:07:44

Allah razı olsun İbrahim hocam.. Ordaki Abbas abi benim akrabamdım gidilen köyde yeditepedir.. İnşallah hizmet oradada inkişaf eder.Şimdilik çok yaygın değil.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Esabil AÇIL, 2012-02-02 04:28:32

Ali hocamı iyi tanırım islam uğruna mükemmel hizmetleri olduğu gibi halkla ilişkileri çok kuvvetlidir asla kırıcı olmayan bir kişiliğe sahiptir hafız yetiştirmekte üstüne yoktur çocuklarla çocuk olduğunu görünce şaşırmamak elde değil yürüdüğü yolda kimseye taviz vermediği gibi ikna kabiliyeti çok yüksektir tabi bunları anlatmakla bitiremessin yaşamak lazım saygılar sunuyorum elini öptürmez ama yinede ben Ali hocamın ellerinden öpüyorum

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

BÜNYAMİN BOZKURT CEYHAN, 2011-05-29 14:03:52

Kıymetli hocam,dedem Mevlam sana hayırlı ve talebelerine bize dua edebilceğin uzun ömür nasip etsin.Sen met edilmesini sevmezsin.İnşallah mevlam sizi huzuru mahşerde met eder.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Semih Yıldız, 2010-08-12 05:22:46

Evet hayatta, Kırıkhan'da oturuyor hocamız.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Mahmut, 2010-08-11 05:23:04

selamun aleykum abi bende ali sert hocamla alakalı resimler var onları göndersem yayınlarmısınız benim tlf 05556589335 salih abi ve bütün abilere selam eder ramazan ayınızı tebrik eder alemi islama hayırlar getirmesini cenabı allah tan niyaz ederim

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Mehmet İraz, 2010-08-11 08:24:16

Allah razı olsun. Güzel bilgiler. Acaba hocamız hayatta m? Hayattaysa Kırıkhanda mı? Gittiğimde ziyaret etmek isterim.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Fahri, 2009-08-20 14:24:00

Varlığıyla iftihar ettiğim,bu kadar kusuruma rağmen öğrencisi olmak ve sohbetinde bulunmaktan şeref duyduğum bir alim zattır.Üniversitedeyken bir arkadaşımla yanına gitmiştik.Çocuk hayran kalmış ve ben böyle bir müslüman görmedim, sahabe gibi bir adam demişti hocam için.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

abdullah, 2008-04-14 00:59:46

abi allah razı olsun hocamız gerçekten alim bir nadide şahsiyet çalışmalarınızla inşallah duasını alırsınız kendisi ankara diyarbakır halep şam ve antakyada ilim okumuş ayrıca üstadımızı ziyaret edip kardeşim sen duası kabul olan kişilerdensin dediği bir zattır cenab-ı hak sizlerden razı olsun

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

A. Cömert, 2008-03-10 12:13:31

Kıymetli kardeşlerimiz. Bu yazı İbrahim Köse beyin bir kitap çalışması.. Herkese kısace yer ayırmış. Şu anda site olarak yapacak bir şeyimiz yok..Elbette eksik ve az gelmiş olabilir. Ama bunun yerine daha geniş çalışmaları siz yapınız, biz değelendirelim. Herşeyi devletten beklememek kazım derler ya. Onun gibi biraz taşın altına siz de elinizi sokun ki, bizlerin de üzerindeki yük hafiflesin.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

hüseyin, 2008-03-10 11:31:43

biz kırıkhana ziyaret için gitmiştik ali hocamızı merak ediyorduk göremedik dersten sonra dedik burada böyle bir hoca varmış dediler şu oturan şaşırdık ama dedik heralde sıradan bir camii hocası yaklaştık elini öptürmedi bir sualimiz var dedik dedi nereden diye sordu ankara deyince yav dedi orası büyük şehir orada çok daha alim hocalar var dedik hocam siz burdayken deyince sorun dedi maşallah yani öyle güzel cavaplar verdiki şaşırdık sonra muhabbet ettik çok mütevazi biri ama ilim için ankara diyarbakır halep şam buraları dolaşıp çok büyük zatlardan dersler almış şasırdık fetullah hocaefendi ile askerliği sırasında defalarca görüşmüş hatta kıbrıs çıkartmasında izmirde hocaefendi ile beraberlermiş allah olsun benim tavsiyem ziyaretçilerin sadece sitiyle kalmayıp mutlaka görüp dualarını almalarıdır allah sizden razı olsun ama bence eksik dua buyurun

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

ZEKERİYA, 2008-03-08 03:42:27

ÇOK İYİ AMA EKSİK YANİ BAYA Bİ EKSİK HOCALARIMIZIN TABİRİ İLE GİZLİ VELİLERDEN ÇÜNKÜ ÇOK HATIRA HİZMET VE ÇOK KİŞİLERİ GÖRÜP DERS ALAN BİRİ KENDİSİ İLİMDE BİR DERYA İNŞALLAH DAHA ÇOK ARAŞTIRIP YAZARSINIZ ALLAH RAZI OLSUN

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Cevaplar.org, 2008-03-01 02:02:53

İnşallah biz de düşünüyoruz Ferhat bey. Kendileri ile telefonla görüşmelerimizde de bu isteğimizi iletiyoruz. Hocamızın mütevaziliği büyük bir engel olarak karşımızda duruyor, ama inşallah geniş içerikli bir mülakat için çaba göstereceğiz. İlginize teşekkürler.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

FERHAT DOĞAN, 2008-02-29 03:17:10

Allah razı olsun Ali Sert Hocamın daha önce tanıtılması gerekirdi yinede faydalı oldu yalnız çok kısa hazırlanmış Ali Hocamla yapılacak bir röportajın büyük faydalar getireceği kanaatindeyim.Özellikle Üstadı ziyareti e hizmet hatıraları çok faydalı olur bunu değerlendirirseniz sevinirim.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Bir kardeş, 2008-04-08 05:02:32

Bir Ramazan Bayramı. Vatanımdan,anamdan,babamdan uzak dersanede sankide tek başıma bayram yapmaktayım.Namaz çıkışı garip,yanlız ve kimsesiz lise talebesini yanlız dersaneye göndermedi.Evine gittik kahvaltı... Tam bayram kahvaltısı kömbeli Seviyeme inmek için çırpınıyor,garipliğimi unutturmak için islam tarihinden duymadığım misaller anlatıyordu. Şu an düşünüyorum da Tanınmış bir Hoca efendinin Bayramın birinci günü yapacak çok şeyi varken.... Fedakarlık Allah razı olsun,Hizmetlerini daim ve makbul eylesin

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

TALEBE-İ NUR, 2008-04-04 02:27:50

ALİ SET HOCAM GERÇEKTEN YAZILANLARDAN DAHA ÇOK ALİM BİR ŞAHSİYETTİR HERKESİN GELİP DUASINI ALMASINI TAVSİYE EDERİM BEN HEMEN HEMEN HER GÜN GÖRÜRÜM KENDİSİNİ DURUŞUNDA BİLE MÜTEVAZİLİK VAR ALLAH RAZI OLSUN

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

MAHVİYET KUBBESİ ALTINDA BİR “UMMAN”

MAHVİYET KUBBESİ ALTINDA BİR  “UMMAN”

Kitaplar, insanların ufuklarını açmada ve terakki hususunda hayatın temel unsurlarındandır. F

HACI KEMAL BOYNUKALIN AĞABEY

HACI KEMAL BOYNUKALIN AĞABEY

İsmi gibi cismi de kâmildi, güzel ahlakın kemalinde bulunuyordu. Mütebessim bir çehreye sahipt

KIRKINCI HOCAM’I BÖYLE TANIDIM

KIRKINCI HOCAM’I BÖYLE TANIDIM

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Şubat ayında Rahmet-i Rahmana uğurladığımız Mehmed Kırkıncı H

HOCAMIN CENAZESİ BAŞINDA

HOCAMIN CENAZESİ BAŞINDA

Doksan sene bereketli bir ömür yaşayan, Ümmet-i Muhammed’in dirayetli bir allamesi, nur cemaat

KIRKINCI HOCAM, HACI İSHAK ABİ VE TESBİH OLAYI

KIRKINCI HOCAM, HACI İSHAK ABİ VE TESBİH OLAYI

Yıl 1982. Mayıs'ın sonları. Erzurum İmam-Hatip Lisesinde öğretmenim. 6 yaşlarında ciğerpar

AHİR ZAMANDA İLİM, ÂLİM VE MEHMET KIRKINCI HOCAM

AHİR ZAMANDA İLİM, ÂLİM VE MEHMET KIRKINCI HOCAM

Rasulullah Efendimiz buyurmuş: “Ahir zamanda ilim kalkacak, cehalet hâkim olacaktır.”(Bkz.

MEHMED KIRKINCI HOCAEFENDİ

MEHMED KIRKINCI HOCAEFENDİ

Nam-ı diğer Kırkıncı Hoca… Kırkıncı Hoca, ilmî cesaret, münazara, cihat, Risale-i Nur ve

MEHMED KIRKINCI HOCA KİMDİR?

MEHMED KIRKINCI HOCA KİMDİR?

Tam kırk altı sene evvel haftalık “İttihad” gazetesinde neşredilen bu yazı, merhum Mustafa

KIRKINCI HOCAMIZI YÂD EDERKEN

KIRKINCI HOCAMIZI YÂD EDERKEN

Geçtiğimiz Çarşamba günü büyük bir âlimimizin vefatıyla sarsıldık. “Şarkın bilgesi

SAİD ÖZDEMİR AĞABEY’DE HAKİKAT ARAYIŞI

SAİD ÖZDEMİR AĞABEY’DE HAKİKAT ARAYIŞI

Said Özdemir Ağabey… Nam-ı diğer Tillolu Said… Hayatını Kur’an’a ve imana vakfeden bir

HINISLI FAHRETTİN HOCA

HINISLI FAHRETTİN HOCA

Fahrettin hoca, iyi bir Arapça eğitimi almış, âlim ve fazıl bir zattır. Uzun yıllar Hınıs

Gökleri ve yeri yerli yerince yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş ancak O'nadır.

et-Teğabün: 3

GÜNÜN HADİSİ

Her kim bir namazı (kılmayı) unutursa (onu) hatırladığında kılsın. Onun bundan başka keffâreti yoktur.

Sahih-i Buhari, KİTÂBU MEVÂKÎTİ'S-SALÂT

TARİHTE BU HAFTA

*Muhammed Raşid Hz.lerinin Vefatı. (22 Ekim 1993) *Astronomi Alimi Uluğ Bey'in Vefatı(25 Ekim 1449) *Fatih Sultan Mehmed Han'ın Trabzon'u Fethi(26 Ekim 1461)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI