Cevaplar.Org

BAYRAM YÜKSEL

1931’de Afyon’un Bolvadin ilçesinin “Çoğu” Köyünde doğdu. 1948 Afyon hapishanesinde Üstad Bediüzzaman Said Nursi ve talebelerini yakından tanıdı, hizmete girdi. 1951 yılında Kore savaşına “onbaşı” olarak katı


Ömer Özcan

ozcannurs@hotmail.com

2007-11-28 00:58:26

1931'de Afyon'un Bolvadin ilçesinin "Çoğu" Köyünde doğdu. 1948 Afyon hapishanesinde Üstad Bediüzzaman Said Nursi ve talebelerini yakından tanıdı, hizmete girdi. 1951 yılında Kore savaşına "onbaşı" olarak katıldı. Üstadının verdiği Risaleleri ilk defa Japonya'ya götürdü. 1953'de askerden döndü.

Dönüşünün ertesi günü Üstad: "Ben seni vermeyeceğim. Ben seni hizmetime alacağım" diye emretti. Genç Bayram kendi ifadesi ile "Çocukluk hâllerimden ve Üstadımı tam anlayamadığımdan" diyerek baştan nazlanır. Herhâlde Koca Bediüzzaman'a ısrarlı ihtarlar, işâretler geliyordu ki; yakında en sâdık talebelerinden biri olacak olan Bayram'ı ısrarla istiyordu. Hâlbuki çok kimse Bediüzzaman'ın yanında kalmak, hatta 10 dakikacık bile olsa ziyaretine girebilmek için can atıyor, çok uzak yerlerden geliyorlardı. Üstad, Bayram talebesinin köyüne kadar gitti 'Evladım, ben seni bekliyordum, gel' dedi, fakat yine olmadı. Üstad Bayram'da bir şeyler görmüştü; ikinci sefer yine gitti köye kadar, tekrar "gel evladım" dedi. Artık genç Bayram'a da ihtarlar mı gelmişti bilmiyoruz; "Baş üstüne Üstadım" deyip yürüdü, arkasına bakmadan bir yürüdü ki: Yanında binlerce küçük "Bayram"larla beraber hâlâ gidiyor..

1960'da Üstadın vefatından sonra "Ankara"da, ismiyle müsemma Hacı bayram civarındaki "27 Numara" denilen eve yerleşti. 1975'e kadar Ankara'da kaldı, Üniversite Nur talebelerinin kaldığı yüzlerce "Dersane-i Nûriye" ler açtı. Dersane hizmetlerinin Üstadından gördüğü tarzda; Anadolu'ya örnek olacak şekilde yayılmasında tam bir rehber oldu, sanki Üstadımızın o yönünü taşıyor veya temsil ediyordu.

1976'dan sonra "...Nurların Câmi-ül Ezher'i ve Medreset-üz Zehra'sının merkezi hükmünde..." olan "Isparta" ya yerleşti. Bu sefer Medreset-üz Zehra'nın merkezinin "mânevî rektörü" olarak bütün dünyaya örnek olacak hizmetlere vesile oldu. Binlerce gence, gözüyle gördüğü; kulağıyla işittiği Üstadını anlattı, "meslek ve meşrep" hassasiyetini aşıladı...

Son günlerinde gittiği Almanya'da sesi kısılmıştı.. "Tıpkı Üstadımın dediği gibi diyorum ki: Sesim kısılmış artık bana ihtiyaç kalmamış" demişti... belki de hissetmişti... Nitekim bu seyahatin dönüş yolunda 19 Kasım 1997 de Sofya yakınlarında "Ali Uçar ve Mehmet Çiçek" ile beraber geçirdikleri bir trafik kazasında şehid oldu. Barla kabristanına binlerce "Bayramların" dua ve tekbirleriyle defnedildi. Allah rahmet eylesin.. Âmin.

İnsanları şahsî kemalât veya şahsî kusurlardan çok

hizmetlerine göre kıymet verirdi

Bayram ağabeyi dikkatle izlerdim; insanların gayretlerini, himmetlerini, hayırseverliliklerini yaptığı Nur hizmetiyle değerlendirir, ona göre itibar ederdi. Şahısların şahsî kemalât ve kabiliyetlerini öne aldığını hiçbir zaman, kat'iyyen ben görmedim. Hatıraları dikkatle okununca anlaşılır ki; şahsî kemalâta teşvik etmez; azamî fedakârlık ve takva içinde hizmet isterdi. Hatta şahsî kusurlara da ehemmiyet vermez insanların hizmetlerine bakardı.

Bir kere bile dersanemize gelip "şu divanı şuraya koyun, şu dolap niye açık kalmış" diye teferruatla meşgûl olduğunu ben hatırlamıyorum.. Dersanemize geldiğinde her seferinde kapının kanarya zilini üst üste defalarca basar, geldiğini ihsas ederdi. Biz "Bayram Ağabey geliyor" diye mutlaka anlardık ve ortalığı hemen düzeltirdik. Zaten mübarek ağabeyimiz bu fırsatı vermek için geldiğini belli eder, âniden baskın yapmazdı.

Amma sadakat, fedakârlık, metanet... mevzularında bir vesîleler bulup dâima tahşidat yaptığına her zaman şahid olurduk. Ankara'da her dersin sonunda mutlaka "lâhika mektuplarından veya mahkeme müdafaalarından veyahud Üstadımızın hayatıyla alâkalı yerlerden" okuturdu.

Bir gün bir sohbet sırasında: "Kardeşim! Benim de canım insanlardan uzak bir dağ evine çekilip huzur içinde, ibâdet içinde yaşamak istiyor. Peki kabre îmansız giren bu milyonlarca insana elimizdeki bu îman hakikatlarını kim duyuracak? Kim vesile olacak onlara? Sıkıntı içinde de olsa insanlarla yaşamaya mecburuz.. Hatta Üstadımız zâfiyete düşer hizmetten geri kalırız diye bize nâfile oruç bile tutturmaz, bozdururdu." demişti.

Bayram ağabey Kur'an öğrenmeyi teşvik ederdi

Bayram ağabeyimiz Kur'an okumayı öğrenmeyi teşvik eder, Risalelerdeki âyet ve ibârelerin düzgün okunmasını arzu ederdi. Bunun için halâ bir hâtıra olarak sakladığım Üç Kur'an Cüz'ü hediye etmiş Kur'anı öğrenmemi söylemişti.

Verdiği Cüz'ler: O zaman Bayram Ağabeyin kaldığı ve şimdi de Dersane olarak devam eden "Hacı bayram Câmii" çevresindeki "27 Numara" dersanesinin sâhibi "Hacı Hafız Uğurlu" nun, "Kadırgalı Mustafa" hattının tecvide göre yeniden renklendirilmiş hâli idi. 27 ismi kapı numarasından gelmektedir.

Bir lâtife: Hiç yürüyen merdiven görmemiştim

Ankara'ya ilk geldiğim günlerden bir gün Bayram ağabeyle alışverişe çıkmıştık. Ben o zamana kadar hiç yürüyen merdiven görmemiştim, çünkü İzmir'de yoktu. Ankara Ulus da "Modern Çarşı"da varmış sadece. Merdivenin başına vardık, merdiven mütemadiyen dönüyordu. Bayram ağabey gülerek. "Binelim mi Ömer?" dedi. "Binelim ağabey!" dedim. "Ama parasını sen vereceksin" dedi. Ben kahramanca atılıp "tamam ağabey ben ısmarlarım" dedim. Epey güldü.. Meğer mübarek ağabey şaka yapıyormuş... neyse çıktık havlu, çamaşır filan aldık.

Yine bir gün beraber gezerken Hacıbayram civarındaki dinî kitap ve malzemeler satan dükkanlarda "Kalpak"lar satıldığını gördüm, o zamanlarda müslüman gençler arasında kalpak moda gibi olmuştu. Ben hevesle "bir tane bana alalım ağabey" dedim. Bayram ağabey tebessüm ederek sıcak bir şefkatle "yok.. yok.. kardeşim bize öyle şeyler gerekmez!" deyip geçiştirdi. Yavaş yavaş "meslek - meşrep" dersleri telkin ediyordu.

Önce hizmet, sonra şahıslar

Ankara'da kaldığımız dersanaye Yozgat'tan "Güzel" isminde faâl bir kardeşimiz gelmişti, Bayram ağabey onu çok seviyor ve "Sâdık" diye çağırıyordu. Bu Kardeşimizin o zaman birçok maddî sıkıntıları vardı. Biz beraber kaldığımız, yine Yozgatlı İlâhiyat Fakültesinde okuyan "Bekir Aksoy" ile aramızda konuşarak ne yapabileceğimizi düşündük. Aklıma "Tireli Nihat Ağabey" geldi, ona durumu izah eden bir mektup yazdım, bir burs imkânı varsa yardımcı oluvermesini talep ettim. Nihat Ağabey de hemen 250 bin lira gönderiverdi, o kardeşimiz de işlerini görmüş oldu..

O sıralarda Ankara'da yeni yeni dersaneler açılıyor Bayram ağabeyin de büyük sıkıntılar içinde olduğunu biliyorduk. Anadolu'dan bâzı yardımlar da geliyordu. Nihat ağabey, Bayram ağabeye "bir miktar ayırmıştım Ömer'e gönderdim.." deyince; Mübarek Bayram ağabeyimiz "hizmete gidecek bir imkân nasıl şahıslar için kullanılır" diye şiddetli bir şekilde hiddet gösterdi. Olan olmuştu.. Şiddetli bir teessüre kapıldığımı anlayan ağabeyimiz artık bir şey söylemedi. Ben de dersimi şöyle almıştım: Maddî ve mânevî her çeşit himmet ve gayrette öncelik hizmetindir...

Meşhur Maltepe baskını ve Bayram ağabey

Sene 1969, Ankara'ya gediğim ilk sene. Maltepe semtinde Üniversite talebelerinin Dersanesini Polis bastı. Ben de içerideyim. Gelen polislerin şefi kalın sesiyle "Selâmün aleykum" diyerek içeri girdi. Meğer bu polis üstadımızın son Ankara ziyareti sırasında Menderesin ricası üzerine geri dönmesini isteyip te; Üstadımızın "Ahmak, senin hatırın için dönüyorum" deyip başına başına vurduğu "Polis Abdülkadir" imiş.

Derste başta Bayram ağabey ve Mustafa Türkmenoğlu ağabey ve şimdi birçoğu yüksek içtimâ-i mevkilerde bulunan 100 den fazla üniversite talebesi vardı. Ahmed Cevad ağabey "Uhuvvet Risalesi" nden okuyordu. Ders bittikten sonra polis Abdülkadır "isimlerinizi yazacağız" dedi. Sonradan duyduğumuza göre zamanın Başbakanına işi intikâl ettirmişler "15 kişi kadar alın, diğerleri basına sızmasın, İnönü irtica yaygarası yapar.." diye tâlimat vermiş. Nitekim 16 kişi götürüldü ve sadece Ahmed Cevad ağabey "Medres-i Yûsufiye" ye girdi.

Baskın sırasında benim hiç unutmadığım en önemli müşâhedem: Bayram ağabeyin bizim gibi yeni kardeşlerin panik ve telaşını önlemek için, gülerek kalabalık arasında dolaşıp işin normâl bir hâdiseymiş gibi görüntülenmesine çabalamasıydı. Her nedense isim tespiti kimlik bakılarak değil beyâna göre yapıldı. Bir ara Bayram ağabeye yaklaşıp "Abi sahte isim verelim mi?" diye fısıldadım. Hiç unutmam gülerek ve sesli bir şekilde "evet evet öyle yapın" dedi. Çünkü O da benim gibi fısıltı ile cevap verse hâdiseye bir ciddiyet ve korku havası verebilirdi diye düşünüyorum şimdi. Orada o kadar güzel ve neşeli bir hava doğdu ki hepimiz sürur içinde idik, ağabeyler ilk 16 kişi arasına girebilmek için âdeta yarış ediyorlardı.

Ajan'ı kovmuyordu

Bayram ağabeyin dersanesine vardığımda bir çok defa orada oturan siyah kara bir adam görürdüm. Sonraları öğrendim meğer bu adam ajanlık için gelirmiş. Bayram ağabey onunla perdeyi yırtmıyor, fakat biz anlayalım diye de zaman zaman sertçe konuşuyordu onunla. Demek ki perdeyi yırtsa yeni biri gelecek, belki de onu tanıyıncaya kadar epey zaman geçmiş olacaktı.

***

Bayram ağabey ham sofuluk istemezdi

Bir gün Bayram ağabeyin yanındayız, şimdi ismini hatırlamadığım bir kardeşimiz meczûbâne, aşırı bir hürmet ve sükûnet içinde konuşmalara tepkisiz, âdeta el pençe bir vaziyette önüne bakıp duruyordu. Hâlbuki Bayram ağabey dâima lâtifeler yapar muhataplarını rahatlatır, şeyh-mürid gibi münasebetlere fırsat vermezdi. Bu kardeşimizin hâli Bayram ağabeyi rahatsız etmiş olacak ki; "kardeşim lüzumsuz mübareklik yapmayın, benim için hizmetiniz ve faaliyet içinde olmanız daha makbuldür" şeklinde ikazda bulunmuştu. Bayram ağabey "kardeşim mübareklik yok, hizmette faâl olun" derdi. (Ankara 1970)

Tuvalet temizlemek de hizmettir, mutfakta yemek yapmak da

Hizmetin büyüğü küçüğü yoktur, tuvalet temizlemek de hizmettir, mutfakta yemek yapmak da hizmettir. Niyet önemli. Ben Risale-i Nur okurum başka şeyle meşgûl olmam, ben Risale-i Nur yazarım başka şey yapmam.. yok böyle şey hizmet küllidir. Allah istihdam etsin biz hepimiz birbirimizi tamamlıyoruz. Biz reislik yok. (Ankara 1970)

Üstad "Soğuk su zehiri izale eder"

Üstadımızı çok kere zehir verdiler. Afyonda, Emirdağ'ında, ama en şiddetlisi Ankara'da verdikleri zehir. Çok uzun sene akmış yeri belli idi hani kurumuş bir bağırsak gibi. Onun için Üstadımız çok soğuk su içer, "soğuk su zehiri izale eder" diye duymuştum Üstad'dan. Hatta Üstad vefat ederken müthiş hararetli idi.. demek zaman zaman nüksediyordu. (Ankara 1970)

Tarihçe-i Hayattaki resimler

Tarihçe-i Hayat tab edildiğinde Diyarbakır'dan bir mektup geldi. Mektupta resmin caiz olmadığından bahsediliyordu. Mektubu Üstadımıza okuduk. Üstadımız tebessüm etti ve bir kurşun kalem istedi, kurşun kalem ile resmin boynunu çizdi. "Zararı yok. Yarım insan yaşamaz ve böyle cevap yazın" dedi. Biz de Üstadımızın cevabını yazıp gönderdik. (08 mart 1971)

Yüzüme bakmayın

Üstadımız bilhassa son zamanlarında insanlardan iyice çekilmişti. Derdi ki: "Her elimi öptüklerinde sanki yüzüme tokat yiyorum gibi bana ağır geliyor." Hatta Üstadımızın son zamanlarında ne istediğini ancak gözle, işaretle anlayabilirdik, onun için sık sık üstada bakardık, bu bakmamızdan dahi sıkılır, "kardeşim bakmayın" derdi.

Zaten Üstadımız Risale-i Nurların inkişafının kendi vefatından sonra olması için dua etmiştir. (09.06.1972 Ankara)

Üstad para gibi kıymetli eşyaları ortada bıraktırmazdı

Üstad para gibi kıymetli eşyaları ortada bıraktık mı bize darılırdı. "Kaybolursa, acaba hangi kardeşim aldı diye birbirinize sû-i zan edersiniz" derdi. (Ankara 1972)

Titre!!!...Titre!!!..

Birgün Zübeyr ağabey : "Üstadım nefsimden çok korkuyorum!" deyince, "Titre!!!... Titre!!!.." diyor Üstadımız. (1972 Ankara)

Seyrânî başıma şapka geçirince Zübeyr ağabey ne yaptı?

Isparta'dan Barlaya Üstadın yanına gidecektim. Gitmeden önce "Seyrânî " ile görüştüm. Seyrânî fotör şapka giyen, sakallı, muska da yazan bir hoca idi. Mevsim yaz, dolayısıyla sıcak olduğundan Seyrânî "sıcak başına geçmesin kardeşim" diyerek bana bir şapka verdi.

Ben Barla'ya varınca Zübeyr ağabey karşıladı ve başımdaki fotörü görünce "Aman! Bayram kardeş Üstad görmesin!" dedi ve şapkayı alıp kesti. Ben o zaman küçük ve yeni idim. (02.10.1972 Ankara)

Fazla para alıyoruz diyen memurlara

Üstad Hazretlerinin yanına gelen bazı me'murlar, "Biz fazla para alıyoruz. Bize haram değil mi?" diye sordular. Üstad Hazretleri, "Çalışmamızın ücretidir!" demeyin. Allah'ın lûtf-u ihsanı olarak alın!" buyurdu. (Ankara 1972)

Üstad muâllimliğe çok önem verirdi

Kardeşim! Üstad muâllimliğe çok önem verirdi. Yanına gelen kim olursa olsun her zaman kabül etmezdi, şeyhlerden milletvekillerine kadar herkes gelirdi, çoğu zaman Üstad kabul etmez, geri çevirirdi. Fakat bir muâllim geldiği zaman hemen kabul eder, Ona: "Muâllimliğin ortası olmaz, ya minarenin ucundadır veya dibindedir, param olsaydı muâllimlere hergün için 10 altın verirdim" gibi nasihatler ederdi. Derdi ki: "Ben bugün dindar bir muâllime eski zamanın velileri gibi bakıyorum. Çünki; eskiden bir çocuğun terbiyesini ebebeynleri yapardı. Bugün ise daha çok muâllimler yapıyor. Ve o mâsum çocuk, hocasından gördüğünü mıknatıs gibi çeker. Onun için dindar bir muâllim alây-ı illiyinde, dinsizi de esfel-i sâfilindedir, ortası olamaz. Ya minarenin başındadır ya da dibindedir." (29.09.1973 Ankara)

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Ömer Özcan, 2007-12-08 16:26:40

Muhterem Salih Okur Bey, Bayram Yüksel ağabey ile alakalı hazırladığım hatıraların çok az bir kısmı neşredilmiş. Dolayısıyle akıl, kalp ve duyguları tatmin edici bir seviye yakalanamıyor. Mümkünse tamamını bir anda neşredelim. Selam ve dualarımla. Ömer Özcan

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

YUVALI HATİP HOCA

YUVALI HATİP HOCA

Asıl adı Mehmed Ali Bilgin olan Yuvalı Hatip Hoca 1891 yılında Ankara’nın Yenimahalle ilçes

VELİ IŞIK KALYONCU

VELİ IŞIK KALYONCU

Veli Işık Kalyoncu, Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin son yıllarının ve Risale-i Nur

ŞÜKRAN ÜNLÜKUL

ŞÜKRAN ÜNLÜKUL

20 Kasım 2011 tarihinde milyonların Üstad dediği Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin gelini Mu

ŞEMSEDDİN TUĞRUL

ŞEMSEDDİN TUĞRUL

13 Temmuz 2009 tarihinde Şemseddin Tuğrul Ağabeyin Van’daki dükkânındayız. Van hizmetlerini

SÜLEYMAN KAYA (GAYE)

SÜLEYMAN KAYA (GAYE)

İşte efsanevi bir kahraman daha; Süleyman Kaya... Daha doğrusu Hz. Üstad’ın düzeltmesiyle

RIDVAN (ERDOĞAN) UTANGAÇ

RIDVAN (ERDOĞAN) UTANGAÇ

Bursa’nın Aksu Köyünde Rıdvan ağabeyin evindeyiz. Aksu Köyü yeşilliği ve bol suları ile

REFİK AĞIR

REFİK AĞIR

Avukat Gültekin Sarıgül “Ömer kardeş, Burdur’da Hz. Üstad’la görüşmüş yaşlı bir a

ÖMER KUŞ

ÖMER KUŞ

Ömer Kuş, epey zamandır gözlerden ırak kalmış çok eski, çok fedakâr ağabeylerimizden biri

OSMAN BOZKURT

OSMAN BOZKURT

Osman Bozkurt, Hz. Üstad’ın tabiriyle “Kahramanlar Ocağı Denizli”nin Süller Nahiyesinden.

MUSTAFA KARAPINAR

MUSTAFA KARAPINAR

Mustafa Karapınar ile İstanbul Bostacı’da, evinin yakınında bulunan tarihi Kuloğlu Camiinde

NADİR BAYSAL

NADİR BAYSAL

Bediüzzaman Hazretleri 1936-1943 yılları arasında Kastamonu’da sürgün olarak yaşamıştır.

"Her ümmet için Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar diye bir kurban kesme ibadeti koymuşuzdur. Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır. Onun için yalnız O'na teslim olan müslümanlar olun. Allah'a itaat e

Hacc:34

GÜNÜN HADİSİ

"Kim alim geçinmek, sefihlerle münazara yapmak ve halkın dikkatlerini kendine çekmek gibi maksadlarla ilim öğrenirse Allah o kimseyi cehenneme atar."

Tirmizi, İlm 6, (2666)

TARİHTE BU HAFTA

*Cumhuriyet'in ilanı(29 Ekim 1923) *Sütçü İmam Maraş'ta direnişi başlattı(31 Ekim 1919) *I.Dünya Harbine girdik(1 Kasım 1914) *İmam-ı Rabbani Hz.lerinin İrtihali(2 Kasım 1624) *Hz.Ömer(r.a.)'in Şehadeti(3 Kasım 644)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI