Cevaplar.Org

NUSRET KOCABAY

Ağrı’lı Molla Nusret Hocamızı Ağrı’da evinin alt katındaki Üstad Hazretlerinin emriyle açtığı dershanede ziyaret ettik. Uzun sohbetlerimiz oldu, bazı hâtıralarını


Ömer Özcan

ozcannurs@hotmail.com

2007-11-15 03:48:39

Ağrı’lı Molla Nusret Hocamızı Ağrı’da evinin alt katındaki Üstad Hazretlerinin emriyle açtığı dershanede ziyaret ettik. Uzun sohbetlerimiz oldu, bazı hâtıralarını kaydedebildik. Ben bu mâneviyat erini tanıdıktan sonra Risale-i Nurdaki tevazu, şahs-ı mânevî, velâyet mevzularını ve Bediüzzamana talebe olmanın şerefini daha iyi anlayabildiğimi zannediyorum.

“fesubhanallah!. fesubhanallah!. fesubhanallah!.”

-Üstad Hazretlerine ziyaretleriniz nasıl oldu?

-Üstad Hazretlerine üç ziyaretim vardır. Üçünü de Üstad Emirdağ’ında iken yaptım. O zaman Ankara’da askerlik yapıyordum. Tuna apartmanı zemin katında iki adet teksir makinesi vardı. Birisi Tâhîri ağabeye, diğeri Âtıf Ural’a aiddi. Demokrat hükümetinin o zamanki dâhiliye vekili Namık Gedik çok zâlimane hareket edip kitapları mahkemesiz müsadere ederek imha ediyordu. Kitaplar Eskişehir’e Üstadın tashihine ancak askerlerin bavullarında gidiyordu. Pilot Ahmet Yüzbaşı ile Pilot Başgedikli Nûri, ikisi de askerî pilot o zaman, kitapları biz askerlere veriyor Üstada götürüyorduk.

İlk ziyaretim böyle kitap götürerek oldu. Rüşdü ağabey beni Üstada götürdü, fakat Üstad yolcu idi, beş dakika bile kalamadık Üstadın huzurunda. Zübeyr ağabey bize “Üstadın yüzüne bakmayın” diye tembih etti. Hüsnü ağabey de o zaman Üstadın yanında idi.

İkinci ziyaretim yine Emirdağ’ında oldu. Üstatta o zaman sıkıntılı bir inkibaz hâli vardı. Çok terliyordu, iki mendil vardı elinde.

Üçüncü ziyaretim Tezkere aldıktan sonra oldu. Bizim burada göz doktoru Abdülkerim vardı, onun babası bizden evvel tezkere aldı, Üstadın yanına gitti geldi. Üç ay sonra biz de tezkere alınca Üstadın yanına gitmeğe karar verdim. Bu sefer biraz daha Risale-i Nur’a bağlılığım artmış, hocalığa, tarikata, evrad ve ezkara karşı biraz soğukluk gelmiş idi, acaba Üstad beni kabul eder mi diye düşünüyordum, çıktım gittim. Sanki babamı, akrabamı yeni görmüşüm gibi hiç çekinmeden serbestçe elini öptüm, yüzüne de baktım, Üstad tebessüm etti, elini öperken öteki eliyle başımı okşadı, üç sefer elini öptüm, hiç elini çekmedi, Üstad hep tebessüm ediyordu. Hâlbuki bir sefer bile elini vermezdi. “Ben seni talebeliğe kabul ediyorum” dedi. Sonra ağabeylerle yemek yedik, Üstadın arkasında namaz kıldık, Zübeyr ağabey tesbihatı ve “Âyet-ül Kübra” dan namaz dersini

yaptı, Üstad da ders anında sağ elinin içini sol elinin dışına vuruyor, mütemâdiyen “fesubhanallah!. fesubhanallah!. fesubhanallah!.” diyerek sanki dinlediği eseri o te’lif etmemiş, sanki daha evvel hiç okumamış da ilk defa duyuyor gibi tahayyür ve taaccüp ediyor, mütemadiyen “fesubhanallah, fesubhanallah...” diyerek dinliyordu. “Gazete gibi okuma!” ne demek?

Bana dört şey tembih etti.

1.Küçücük bir dersane aç.

2.Nâdir Ahmet’e selâm söyle

3.Nâzım Beyle imtizaç et.

4.Gazete gibi okuma!

Çıkarken yine Üstadın elini öptüm, Üstad yine tebessüm etti.

Zübeyr ağabey çıktıktan sonra bana sordu: “Hocaefendi Üstad sana ne dedi, yâni gazete gibi okuma demekle Üstad ne demek İstedi?” Ben dedim: “Yâni acele okuma” diyor. “Yook öyle değil, sen hoca değil misin, sizde “meftuhane mahtumane” yokmu dur, kitaba başlayınca tatlı filan vermiyor musunuz?

Üstad diyor ki: “Başlamış olduğun kitabı sonuna kadar okuyacaksın, öyle başlıklara bakıp bakıp ta kapatmayacaksın, yâni bir yerine, sonra bir başka yerine bakıp okuduktan sonra kitabı katlayıp bırakmayacaksın, kitabı sonuna kadar okuyacaksın, Üstad bunu diyor” dedi.

Nurcu olmak kolay, Nurcu ölmek zor.”

Üstad “Küçücük bir dersane aç” demişti. İşte bu küçücük dersaneyi açtık elhamdülillah. Üstad gibi Hulûsi ağabey de çok teşvik ediyordu, işte bu kardeşler de burada hizmet ediyorlar. Cenab-ı Hak rızası dâiresinde kabul etsin. Enâniyet, benlik, hodfuruşluk gibi afetlerden Cenab-ı Hak mahfuz buyursun. Üstadımızın meslek ve meşrebine mebni istikametimizi muhafaza etsek ne mutlu. Hodfuruşluk, enaniyet ve benlik ile, şan-ü şeref peşinde koşmak ile hiç kimse istikametini muhafaza edememiş, mebde ve müntehayı birleştirememiştir. Zübeyr ağabeyin sözüdür: “Nurcu olmak kolay, Nurcu ölmek zor.” Hulûsi ağabeyin de meşhûr sözü: “En büyük hizmet odur ki, hizmete zarar vermemek.” Demek ki hizmete zarar vermedin mi en büyük hizmet oluyor. Hizmet senden zarar görmesin.

Üstadın selâm gönderdiği şahıslar

Ahmed Nâdir: Buranın (Ağrı) eski milletvekili Ahmet Alpaslanın babasıdır. Burdur’da Üstada hizmet etmiş, Kör Hüseyin Paşanın oğludur. Kör Hüseyin Paşa ise; bu memleketin paşası, yedi tane alây-ı aşâirin yâni yedi aşiret alayının paşası.

Nâzım Akkurt: Halen hayatta ve Antalyadadır. Benden üç dört yaş büyüktür. Ahmed Nâdir ile Nâzım Akkurt aynı Üstad gibi o sırada Burdur’a nefyedilenlerden. Üstadımızla beraber kıra çıkmışlar, ders okumuşlar. Hatta Nâdir beyin ben görmedim çok güzel yazısı varmış. Üstad ona yâni Hüseyin Paşanın oğlu Nâdir’e “sen gel bana kâtip ol, sen dünyada cihangir bir insan olacaksın.” Demiş. O: “Ben gideyim bir âileme danışayım” demiş. Âilesi de: “Oho! Sen Kör Hüseyin paşanın oğlusun, gidip bir hocaya kâtip mi olacaksın” deyip mâni oluyorlar. Âkibeti de çok vahim oldu, öyle öldü.

Ben Üstadın selâmını söylediğimde ayağa kalktı gözünden yaş geldi, “Beli Seyda! Beli Seyda! Nâdir senin selamına lâyık mıdır ki selam gönderiyorsun” diyerek gözünden yaşlar geldi. Hatta Seydanın elini öpmüşsün diyerek elimi de öptü. Ahmed Bey’e de Üstadın selâmını söylediğimde aynı ayağa kalktı ve ağlayarak selamı aldı. Çok ağladı. Ama Ahmet Bey tek parti devrinde İsmetin en yakın milletvekili, en yakın arkadaşı idi, hatta Halk Partili olarak öldü. Ahmed Beyde namaz, niyaz, oruç zirvede idi, ama Halk Partili olarak öldü.

Taç giydim, halife olmuştum

-Üstad Hazretlerine ziyaretinizden evvel hizmetiniz, meslek ve meşrebiniz nasıldı?

-Ben hoca idim, bir de tarikata girmiştim Şeyh Mehmed Küfrevî Hazretlerinin torunu Şeyh Nesim Efendi bana taç giydirdi, ben ona halife oldum, tarikat dersi verecektim, halen benim iki tane müridim vardır yaşıyorlar hâlen. Beni görünce duygulanıyorlar, yâni ben yolumu şaşırmışım, onlar müstakîmâne devam ediyorlar, bana acıyarak bakıyorlar.. Ben onlara tarikat vermiştim.

Bizim zamanımızda Nurculuk zor idi. Herkes sanıyordu ki yeni bir din. Bizim cemaatımız: Nâzım Akkurt, Ben, İlâhiyatçı Asteğmen Ali, Molla İdris, birde postahaneden Mahmmut Kenanoğlu ile Cemil vardı. Bize burada (Ağrı) dört- beş evde ders okuma fırsatı vermediler. En sonunda Nâcinin kayınpederinin kardeşi, Belediyede zabıta çavuşu Reşad vardı onun evine gittik, ders yaparız diye. Bana: “Yahu Karacehennem Hocası (Karacehennem Hocamızın imamlık yaptığı köyün adı.Ö.Ö.) benim eniştemle ikiniz yeni bir din çıkarmışsınız, İslâm dini size yetmiyor mu, Şeyh Said’e tâbi olmuşsunuz isyan mı yapacaksınız yoksa, yahu kardeşim daha bir sene var emekliliğime siz benim emekliliğime mâni olacaksınız” diye bizi anlayamıyordu.

O zamanlar hizmet böyle zordu. Hatta bizim akrabalar, akranlar, anneme geliyor hep beni tahkîr ediyorlardı, annem de ağlıyor: “Oğlum bu ilm-i arâbî kitapları sana yetmiyor mu? Sen onları bıraktın gece gündüz bu türkçe kitapları okuyorsun, sen Küfrevî Hazretlerinin tarikatını bıraktın, Karabekirin ekinlerine arkadaş oldun” diyordu. Karebekirin ekinleri: Annem o zaman Ankara Haymanada bulunuyormuş. Karabekir Paşa o zaman çocukları toplamış okula götürmüş. Annem de zannediyor ki, bu başı açık çocuklar o çocuklardır. “Sen ulemayı bırakıp bu mektepli çocuklarla arkadaş olmuşsun” diyordu. Beddua bile ediyordu ama bana tesir etmedi. İşte o zaman hizmet çok zordu, tarikat da değil herkes bir din nazarıyla bakıyordu.

Molla Nusret Hocamız tarafından yazılan bir mektup:

Azîzim!

Risale-i Nur Kur’andan telemmû eden bu asırda tâ kıyamete kadar ve Kur’andan tezâhür eden bir mu’cize-i Rahmet-i İlâhî cânidinde hidâyet-meab bir sırr-ı inâyettir.

Bu sırdan tereşşuh eden bir noktâ-i ehemm vardır ki, ona çok dikkat etmek lâzımdır.

O sırrın tebeyyünatı ise: Mehdiyet hududu dâhilinde, bu memlekette îmana hizmet etmek; ezelî bir tavzife mebni Risale-i Nurun irşadı hârika bir keramet ve inâyet-i Rabbaniyedir. Ve Risale-i Nur talebelerine âhir zamana mahsus halâs ve necat, hakikat ve mârifetullah sırrına mazhar pek hârikulâde bir ikrâm-ı İlâhidir. Amma liyâkati kesbetmek, mânevî mücahede meydanında mücahidlik ünvanına sâhip olmak, feragat ve fedakârlık evsafıyle mevsuf olmak şarttır.

Câzibe-i ilim ve salâhattan gelen hissî ve vehmî hevesat cihetinden tebeyyün eden tehlikelerden sakınmak için, ikaz-nâme ve vasiyet-nâmeler, tesirli bir sûrette ikazat ve ihtarat lâzım ve

elzemdir.

Vasiyetnâmelerdeki ihtârat ve ikazatlara tam ehil olmadığımdan vâ-esefâ tesirsiz kalmış ve kalıyor. Çünki: İnâyat-ı hassa ve imdadât-ı hususuye ve ihsanat-ı mahsusaya mücehhez olan bir Nur talebesi mahviyet içinde terakkî eder. Sahve mebni münferîden incizaplara müncezip olmaz. Şahs-ı mânevî nam-hesabına o hâlete giriftar olmak manevî mücahedeye bir hakaret ve zillettir. Hâtta kâlp ve ruh tedenniye müteveccihen, huzuzat-ı nefs-i emmâre cihetinden gelen şahs-ı mânevîden münkatı o cesâret-i câhilâne Velâyet-i Kübraya tam tahripkârane bir inhidamdır. Çünki hüsn-ü zan, nazarları kendine celbetmek ve ikram ve tahasünlerinden tevellüd eden şan ve şeref sevdasına meslek-i nûriye itibarıyle cidden kaçmak lâzım ve elzemdir.

30.08.1999

Nusret Kocabay

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

ihsan kocabey, 2011-11-24 07:18:09

allah celle celaluhu ve celle şaanuhu sizde razı olsun bize dua edın allah size saglık ve selametlı uzun ömur versın a

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Ahmet, 2010-11-24 07:35:07

Hocam ile birlikte kalmak nasip oldu Rabbim bizi noa ve onundavasına layık kılsın Ahirette şefaatine mazhar etsin...

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

ziyafet yesilbas, 2009-02-08 13:59:55

ezrahil koyunden ibrahimin oglu ziya hoca slm ve sagilarimi arz ederim haci annem perisa ondanda slm var hocma paris ten ziya

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

ismail çakıl, 2007-11-19 00:44:45

selamunaleykum hocamı çok seviyorum nur talebelrini seviyorum...ALLAH HOCAMA UZUN ÖMÜRLER İHSAN ETSİN...BİNLER AMİN....CERİTTEN İSMAİL....

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

YUVALI HATİP HOCA

YUVALI HATİP HOCA

Asıl adı Mehmed Ali Bilgin olan Yuvalı Hatip Hoca 1891 yılında Ankara’nın Yenimahalle ilçes

VELİ IŞIK KALYONCU

VELİ IŞIK KALYONCU

Veli Işık Kalyoncu, Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin son yıllarının ve Risale-i Nur

ŞÜKRAN ÜNLÜKUL

ŞÜKRAN ÜNLÜKUL

20 Kasım 2011 tarihinde milyonların Üstad dediği Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin gelini Mu

ŞEMSEDDİN TUĞRUL

ŞEMSEDDİN TUĞRUL

13 Temmuz 2009 tarihinde Şemseddin Tuğrul Ağabeyin Van’daki dükkânındayız. Van hizmetlerini

SÜLEYMAN KAYA (GAYE)

SÜLEYMAN KAYA (GAYE)

İşte efsanevi bir kahraman daha; Süleyman Kaya... Daha doğrusu Hz. Üstad’ın düzeltmesiyle

RIDVAN (ERDOĞAN) UTANGAÇ

RIDVAN (ERDOĞAN) UTANGAÇ

Bursa’nın Aksu Köyünde Rıdvan ağabeyin evindeyiz. Aksu Köyü yeşilliği ve bol suları ile

REFİK AĞIR

REFİK AĞIR

Avukat Gültekin Sarıgül “Ömer kardeş, Burdur’da Hz. Üstad’la görüşmüş yaşlı bir a

ÖMER KUŞ

ÖMER KUŞ

Ömer Kuş, epey zamandır gözlerden ırak kalmış çok eski, çok fedakâr ağabeylerimizden biri

OSMAN BOZKURT

OSMAN BOZKURT

Osman Bozkurt, Hz. Üstad’ın tabiriyle “Kahramanlar Ocağı Denizli”nin Süller Nahiyesinden.

MUSTAFA KARAPINAR

MUSTAFA KARAPINAR

Mustafa Karapınar ile İstanbul Bostacı’da, evinin yakınında bulunan tarihi Kuloğlu Camiinde

NADİR BAYSAL

NADİR BAYSAL

Bediüzzaman Hazretleri 1936-1943 yılları arasında Kastamonu’da sürgün olarak yaşamıştır.

De ki: "Onlardan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarır. Ama siz yine de O'na ortak koşuyorsunuz."

En'am, 64

GÜNÜN HADİSİ

Sadakaların en efdali, iki kişi arasını düzeltmektir.

Seçme Hadisler, s.237

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI