Cevaplar.Org

ZÜBEYR GÜNDÜZALP

Kafkas asıllı olan “Ziver Gündüzalp” 1920 Konya-Ermenek doğumludur. “Zübür’ümü kâinata değişmem” diyen Sevgili Üstad’ı, kâinata bedel bu talebesinin adını


Ömer Özcan

ozcannurs@hotmail.com

2007-10-31 11:52:45

Kafkas asıllı olan “Ziver Gündüzalp” 1920 Konya-Ermenek doğumludur. “Zübür’ümü kâinata değişmem” diyen Sevgili Üstad’ı, kâinata bedel bu talebesinin adını, “ZÜBEYR” olarak değiştirmişti. Konya postanesinde telgraf memuru iken, “Sabri Halıcı” ve “Rıfat Filizer” Ağabeyler vesilesiyle Nur’larla müşerref olmuştur. 1946 da ilk def’a Üstad’ı ziyaret etmiş, 1948 de 6 ay Afyon hapsinde “Üstad Hazretleri” ile beraber hapis yatmıştır. Afyon mahkemesi kendisini yanlışlıkla tahliye edince, Üstadından ayrılmamak için bu yanlış tahliyeyi düzelttirmiştir. Daha sonraları da kendisinin “Nur Talebesi” olduğunu ihbar ederek Üstad’ının yanında bulunabilme çarelerini aramıştır. 1971 yılında İstanbul’da vefat eden Zübeyr ağabey henüz 51 yaşında idi.

ANKARA 1970

Vefatlarından bir sene öncesi, yâni 1970 senesi idi. Bir Pazar günü, kaldığım “Tandoğon Mebusevler Dersanesi’nden” “Hacı Bayram Câmiî” yanındaki “27 numara” ya “Bayram Yüksel” Ağabeyimizin kaldığı Dersaneye, tek başıma ziyarete gitmiştim. Niyetim Bayram Ağabey’i görmekti. Baktım dersanede toplam yedi sekiz kişi belki var, belki de yok.

Baktım ortadaki salonda birkaç kişi kolları sıvalı ayaküstü sohbeti yapıyorlar. Bayram Ağabey dedi: “Ömer Kardeş bak Zübeyr ağabey, hiç görmüş müydün?” (İstanbulda okuyan Ağabeyim “Zübeyr ağabeyi” yi bana çok anlatmıştı. “Zübeyr ağabey”in “Afyon müdaafası”sına da hayrandım. Bu sebeplerden dolayı Zübeyr ağabeyi çok merak ediyordum.) “Bayram ağabey” in sözünden sonra, “Zübeyr ağabey”e tekrar baktım. O anda sanki “Üstad”ı görmüş gibi oldum. O kadar çok benziyordu ki, nutkum tutulmuş, öylece dona kalmıştım. Epey şeyler anlattığı halde hiç biri aklımda kalmadı. Sadece “Avrupa ve Amerikanın ahlâksızlıklarına karşı yalnız ancak Risâle-i Nur’un kal’a olabileceği” ifadeleri hülâseten zihnimde kalmıştı.

Zübeyr ağabeyin vefatından sonra

şâhidi olduğum bir kerâmeti

Namazı beraber edâ ettikten sonra, Bayram Ağabey: “Zübeyr ağabey ile meşveret etmek isteyen varsa, Zübeyr ağabey yandaki odaya geçti, sırayla girin” dedi. Birden İçime bir ateş düştü, Zübeyr ağabey ile başbaşa kalıp konuşmak. Fakat aklıma bir türlü bir şey gelmiyordu. “Allahım ben ne konuşayım” diye kıvranırken, birden okulumuzda mescid olmadığını hatırladım. Hakikaten namazları olmayacak yerlerde kılıyor, zorlanıyorduk.

Birkaç kişi Zübeyr ağabey ile görüşüp çıktıktan sonra, kapıyı tıkladım, içeri girdim. Zübeyr ağabey yerde diz çökmüş, başında takkesi takılı, önünde ellerini koyduğu bir rahle var. Selam verdim, kendimi tanıttım. Dedim ki: “Ağabey, okulumuzda mescid yok, Bilhassa ikindi namazlarını kılmakta zorlanıyoruz, ne yapmamız lâzım?” Ziyaretimin sun’iliğinden olacak herhâlde, namazları aksatıyoruz gibi bir mâna uyandırmıştım Zübeyr ağabey. Kaşlarını çattı, sağ elini şecaatle ileri doğru bir yay çizerek salladı “Kılacaksınız kardeşim! İmza toplayın idarecilerinizle görüşün, mescid açtırın, İnşaallah Allah sizi muvaffak edecektir” dedi, Bu mânada başka müjdeli şeyler de söyledi. Teşekkür edip dışarı çıktım.

Hakikaten hiç aklımıza gelmiyordu idarecilerle görüşüp, mescid açtırmak. Halbuki idareciler müspet insanlardı, Fakat o tarihlerde üniversitelerde mescid açtırmak çok mühim ve zor bir hâdiseydi. Belki de başka okullarda hiç yoktu. Neyse bilhassa “Zübeyr ağabey”in hemşehrisi hocamız Konyalı Abdullah Nişancı Bey’in samîmi gayretleri ile revir’in yanında bir mescidimiz oldu.

Okulda da öyle bir Nur hizmeti başladı ki, hem keyfiyetli, hem kemiyetli muazzam bir cemaat çıktı ortaya. O zaman okulda yatılı kalan Malatyalı; Bilal, Cumali, Hacı Mehmed gibi kardeşlerin çok büyük hizmetleri oldu. Hatta ekserî kardeşler motor bölümünde olduğundan o senelerde bölümler arası futbol turnuvası için “motor bölümü” takım çıkaramadı. Çünkü Bölümün çoğu Ehl-i Dersane oldu. Onların top oynayacak vakitleri de yoktu yani. Zübeyr ağabeyin “İnşaallah Allah sizi muvaffak edecektir” sözünü şahsen hiçbir zaman unutmuyor ve mânen kuvvet buluyordum.

Teknik İlâhiyat fakültesi

O tarihlerde anarşinin, boykot ve işgallerin üniversiteleri sardığı unutulmamalı.

Cemaat o kadar büyüdü, o kadar bereketli hizmetler yaptı ki kardeşler; mescid yetmemeye başladı. Bir teşebbüsle daha yapılarak, yatılı talebelerin kaldığı koskoca “B” bloğun altının neredeyse câmi büyüklüğünde bir mescid oldu. Bilhassa Ramazan aylarında ve diğer günlerde dışarıdan ağabeyler geliyor, dersler yapıyorlardı. Bu işlerle alakalanan Ankaralılar bilirler, artık okulun adı halk arasında “Teknik İlâhiyat fakültesi” diye esprili olarak anılıyordu. Bu hizmetler Bayram Ağabey’in çok hoşuna gidiyor, kardeşlere iltifatlar ediyordu. Vefatına kadar da her görüşmemizde o ekibi sırayla sayar, hâla memnuniyetini belirtirdi. (Bilal, Cumâli, Yusuf, Necâti, Hacı Mehmet, Sandallı, Şükrü, İlhan, Hayri, Mustafa ...v.s.

Benim aklımdan Zübeyr ağabeyin sözleri hiç çıkmıyordu. Âdeta bu hizmetlerde Zübeyr ağabeyin tasarrufu vardı. Vefatından önce muvaffakiyet müjdelerini vermişti. (Şimdi, bu notları yazdığım 30 küsur sene sonra da bu okuldaki hizmetlerin birinciliği koruduğunu kardeşler söylüyorlar)

Zübeyr ağabey tam bir edep ve ahlak timsâli idi. Derslerde takkeyle oturur, namaz kılar ibâdet eder gibi huşû içinde ders dinlerdi. Daha önceleri, Fâtihayı okuduktan, sonra ellerimizi yüzümüze sürerdik. Ben ilk defa Zübeyr ağabeyde Fâtihanın tamamını elleri dua şeklinde açık okurken gördüm, dikkatimi çekmişti.

Risale-i Nurdan Zübeyr ağabeyle alakalı tespitler

...Hakikî fedakâr Zübeyr, en lüzumlu ve hizmete şiddet-i ihtiyacım zamanında buraya imdadıma geldi. Yoksa Isparta’dan o sistemde birisini isteyecektim (Emirdağ L.2. 15)

* * *

Zübeyr bana merhum birâderzâdem Abdurrahman yerine ve Ceylan merhum birâderzâdem Fuat bedeline verimiş diye mânevî ihtar aldım. Said Nursi (Şualar 535)

* * *

Şimdi mânevi evlatlarım, fedakâr hizmetkârlarım olan Zübeyr, Ceylan, Sungur, Bayram, Hüsnü, Abdullah, Mustafa gibi ve has ve hâlis Nur’un kahramanları olan Hüsrev ve Nazîf, Tâhiri, Mustafa Gül gibi zatların nezaretinde o düsturumun muhafaza edilmesini vasiyet ediyorum. Said Nursi (Emirdağ L.2. 217)

* * *

Zübeyr’in mahkemede okuduğu müdafası gibi, parlak methiyesi inşâallah onları takdir ve tahsine sevketmiş ki, taaccüple kararnamede yazmışlar. (Şuâlar 444)

 ***

Eyüp Ekmekçi ağabeyin Zübeyr ağabeyden

naklettiği bazı hâtıralar ve tespitler

· Kardeşim bir hâtıra anlatıldığı zaman Risale-i Nur’dan yerini bulun.

· Bir gün Üstad’ın yanında birinin gıybetini yaptım. Birden Üstad’ın yüz şekli değişti, rahatsız oldu. Yarım saat sonra beni çağırdı: “Zübeyr söyle bakalım bu gıybeti yapmanı kim söyledi sana? Söyle söyle kızmayacağım, masonlar mı söyledi, yoksa başkalarımı kim söyledi sana bu gıybeti yap diye? Bak artık ben o kardeşime yaptığım duayı kestim, artık ona dua etmiyorum..” Üstad bana öyle bir ders verdi ki artık hiç gıybet edebilir miyim!.. (Bu hatırayı Abdulvahid Mutkan ağabey Zübeyr ağabeyin 31. vefat yıldönümü vesilesiyle Eyüp ağabeyin yanında anlattı, O’da duyduğunu söyledi ve tasdik etti. 02.04.2002 Basmane)

· Üstadımızın kapısından muâllimler ve subaylar dönmemiştir.

· Mesleğimiz cihâd-ı mânevî olduğundan; muvaffak olanlar tecrübelerini yazsalar havadis-i nûriye hükmüne geçer.

· Çocuklar “veli-yi nâsihten” ziyade, güzel örneklere muhtaçtırlar.

· Üstad Hazretleri bir gün ders yaparken bir âyet geldi: “Şimdi siz istersiniz ki bu âyetin meâlini vereyim. Versem âyete hürmetsizlik olur, çünki çok külli mânalar meâlle verilemez. Tefsirini versem zaten uzun olur...”

· Bir sayfayı lûgatla 45 dakikada okuyordum... Sonra Üstad bunu tashih etti: “Kardeşim külliyatı bir defa oku, bir kere daha oku, üçüncüde luğata bak” dedi.

· 40 sene evvel 1962 de Üstadımızın boy resminin altına “dinsizlerin plânlarını alt üst eden adam” diye yazan bir gazeteyi, Galata köprüsünün başında Zübeyr ağabey göğsünde tuttu halka gösterdi. Bu hâdisenin tek şâhidi benim. Sonradan bu hâdise “Zübeyr ağabey Galata köprüsünde gazete sattı” diye ilan edildi. Doğrusu budur

· Ben bir gün çocuklara biraz sertçe davranmışım. Zübeyr ağabey hemen îkaz etti: “Bu çocuklara sert davranma, biz irşad’ı Risale-i Nur’a bırakmışız. İmtizaç, şefkat, müsamaha lâzım.”

· Sabah ve akşam namazlarından sonra eller ters çevrilerek okunan “ecirna” duası: Yedi defa “ecirna” okunduktan sonra hemen son dua kısmına geçilebilir. Sâir kısımlar Tâhiri ağabey tarafından ezkâr niyetiyle ilave edilmiştir. Üstad Hazretleri tasvip etmiştir. Sungur ağabeyden böyle duymuşum.

· Merhum Zübeyir Ağabey, sohbetlerinin ekserisini sonunda: “Kardeşim konuştuklarımızın Risale-i Nurdan yerini bulun” derdi. Demek Zübeyir Ağabeyden nakledilen mes’eleler, sözler, Risale-i Nur me’hazına uygun değilse yanlıştır veya te’vil-i fasit olabilir. Maalesef çok vak’alar cereyan etmiştir. Halen çok galat ve yanlışlar var.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

YUVALI HATİP HOCA

YUVALI HATİP HOCA

Asıl adı Mehmed Ali Bilgin olan Yuvalı Hatip Hoca 1891 yılında Ankara’nın Yenimahalle ilçes

VELİ IŞIK KALYONCU

VELİ IŞIK KALYONCU

Veli Işık Kalyoncu, Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin son yıllarının ve Risale-i Nur

ŞÜKRAN ÜNLÜKUL

ŞÜKRAN ÜNLÜKUL

20 Kasım 2011 tarihinde milyonların Üstad dediği Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin gelini Mu

ŞEMSEDDİN TUĞRUL

ŞEMSEDDİN TUĞRUL

13 Temmuz 2009 tarihinde Şemseddin Tuğrul Ağabeyin Van’daki dükkânındayız. Van hizmetlerini

SÜLEYMAN KAYA (GAYE)

SÜLEYMAN KAYA (GAYE)

İşte efsanevi bir kahraman daha; Süleyman Kaya... Daha doğrusu Hz. Üstad’ın düzeltmesiyle

RIDVAN (ERDOĞAN) UTANGAÇ

RIDVAN (ERDOĞAN) UTANGAÇ

Bursa’nın Aksu Köyünde Rıdvan ağabeyin evindeyiz. Aksu Köyü yeşilliği ve bol suları ile

REFİK AĞIR

REFİK AĞIR

Avukat Gültekin Sarıgül “Ömer kardeş, Burdur’da Hz. Üstad’la görüşmüş yaşlı bir a

ÖMER KUŞ

ÖMER KUŞ

Ömer Kuş, epey zamandır gözlerden ırak kalmış çok eski, çok fedakâr ağabeylerimizden biri

OSMAN BOZKURT

OSMAN BOZKURT

Osman Bozkurt, Hz. Üstad’ın tabiriyle “Kahramanlar Ocağı Denizli”nin Süller Nahiyesinden.

MUSTAFA KARAPINAR

MUSTAFA KARAPINAR

Mustafa Karapınar ile İstanbul Bostacı’da, evinin yakınında bulunan tarihi Kuloğlu Camiinde

NADİR BAYSAL

NADİR BAYSAL

Bediüzzaman Hazretleri 1936-1943 yılları arasında Kastamonu’da sürgün olarak yaşamıştır.

Onu(Kur’an’ı) Ruh-ul Emin(Cebrail), inzar edenlerden olasın diye, kalbine apaçık Arapça olarak indirmiştir.

Şuara:193-195

GÜNÜN HADİSİ

Ey Allah'ın Resulü," dedim, "şayet Kadir gecesine tevafuk edersem nasıl dua edeyim?" Şu duayı okumamı söyledi: "Allahümme inneke afuvvun, tuhibbu'l-afve fa'fu anni. (Allahım! Sen affedicisin, affı seversin, beni affet.)

Tirmizi, Da'avat 89,

TARİHTE BU HAFTA

*Malazgirt Zaferi(26 Ağustos 1071) *Ankara Kocatepe Camii Açıldı.(28 Ağustos 1987) *Kanuni'nin Belgrad'ı Fethi(29 Ağustos 1521) *Zafer Bayramı(30 Ağustos) *Büyük Muhaddis İmam Buhari Vefat Etti.(1 Eylül 870)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI