Cevaplar.Org

BEDİÜZZAMAN ABDÜLHAMİD’DE YANILDI MI?

Bir takım bilgisiz kişilerle beraber, mühim bazı şahsiyetler de; Hz. Üstad Bediüzzaman ve merhum Sultan Abdülhamid han hz.’leriyle ilgili raviden ravîye intikal yoluyla gelen mesnetsiz dedikodularla bir şeyler konuştuklarını


Abdülkadir Badıllı

a_badilli@hotmail.com

2007-03-19 07:10:40

TAKDİM

Üstad Hakkında çalışmalarıyla tanıdığımız Muhterem Abdülkadir Badıllı’nın, etrafında cahilce dedikoduların çokça konuşulduğu bir konuyu ele alan bu yazısını Üstadın vefat yıldönümünde nazar-ı istifadenize arz ediyoruz. Yazıyı sitemizde yayınlamak üzere gönderen müellife saygılarımızı arz ederiz. İbrahim Sargın..

Bir takım bilgisiz kişilerle beraber, mühim bazı şahsiyetler de; Hz. Üstad Bediüzzaman ve merhum Sultan Abdülhamid han hz.’leriyle ilgili raviden ravîye intikal yoluyla gelen mesnetsiz dedikodularla bir şeyler konuştuklarını duymaktayız. Özeti şöyledir:

Sözde, “Bediüzzaman hz.’leri Mehmet Âkif merhumla birlikte

İttihatçılarla bir olup 1907–1909’ larda Sultan Abdulhamid’in tahttan indirilmesine çalışmışlar ve aleyhinde konuşmalar yapmışlardır. Hatta Abdülhamid’in hal’i için fetvalar vermişlerdir?.. Ama bilahare Bediüzzaman Said Nursi bundan büyük pişmanlık duymuş, tevbe etmiş ve siyaset’ten tamamen çekilerek “Şeytan’dan ve siyasetten Allah’a sığınırım” demiştir.” dedikten sonra, Nurcular Bediüzzaman’ın bu mevzu’daki beyanlarını Nur risalelerinden çıkarıp kayıp ettirmişlerdir ilh?.!

Elcevap: Bediüzzaman hz.’leri 1907 yılının Aralık ayının son günlerinde İstanbul’a ulaştığı hakkında kesin belgelerle sabittir. Onun İstanbul’a gelişinin asıl amacı, Van’da kurmak istediği Medresetüzzehra isimli üniversitenin maddi finansmanı için, Sultan Abdulhamid’le görüşerek temin ve taahhüt altına almaktı. İstanbul’a gelir gelmez padişahla görüşme imkânının yollarını aradı.

1908’in Mart ayı başlarında Mabeyn-i hümayûn’a gitti, padişahla çok önemli bir hususa dair görüşmek istediğini söyledi. Ama maalesef oradaki vazifeli paşalar bu isteği reddettiler. Bediüzzaman’la, o çoğu mason olan paşalar arasında tartışmalar yaşandı. Dolayısıyla o pek mühim görüşme mümkün olamadı. Fakat Bediüzzaman bu görüşme talebinden vazgeçmedi, çare ve imkân yollarını aramaya devam etti. Ferik Ahmet Muhtar paşa delaletiyle İstanbul Şişli’de Vanlı zengin bir adamın evinde mabeyin paşalarıyla ikinci bir görüşme sağlandı. Burada yine mevzu’ hakkında sert münakaşalar oldu.

Sonuçta ipler koptu ve Bediüzzaman’ın mutasavver olan görüşmeden ümidi kesildi. Son bir çare olarak Padişaha hitaben meramını anlatan bir dilekçe kaleme alarak (dilekçe’de şarkın cehaletten kurtulmasının tek çaresi, bir “Darül-Funun”un Van’da kurulmasıdır diyerek) dilekçeyi

Mabeyn-ı humayuna bıraktı. Birkaç gün daha bekledi. Yine bir ses çıkmadığını görünce; padişahın ve devletin nazarını doğunun ahvaline çekmek niyetiyle, Fatih tarafında bulunan Şekerci Hanında bir oda kiralayarak kapısına şöyle bir levha astı: “Burada her çeşit suale cevap verilir. Her müşkül halledilir. Ama hiç kimseye sual sorulmaz.”

Bu garip ilan üzerine, iki ay süresince her çeşit ilim adamı, her türlü ilme dair-gelip- sualler sordular.,bütün gelenler mutlak isabetli cevaplar aldılar. Bu acip hadise üzerine, mabeyn paşalarına bir telaş düştü ve Bediüzzaman’dan kurtulma yollarını aramaya koyuldular. Sonunda şu planı düşündüler: “Şu her şeyi bilen adam deli olmalıdır” vicdanı satılmış bir iki doktordan uydurmasyon bir rapor hazırlattırdılar ve masum ve günahsız, ama vatan ve millet aşkıyla tutuşan, hamiyet ve gayret nuruyla feveranda olan Bediüzzaman’ı alıp tımarhaneye koydular. Birkaç gün sonra, akıl hastanesi Baştabibi vicdanlı, hamiyetli ve basiretli bir zat olduğundan Bediüzzaman’ı karşılıklı konuşarak muayene ettikten sonra meselenin künhüne vukufiyet peyda eyledi ve Mabeyne şöyle bir rapor tanzim eyleyip yolladı: “Eğer Bediüzzaman’da zerre kadar bir cünunluk varsa, o takdirde Dünyada hiçbir akıllı insan yoktur.”

Bunun üzerine Mabeyin paşaları şaşırdılar; ne yapalım, ne edelim de bundan kurtulalım diye çare düşündüler. Sonunda: “Bunu bir süre nezarette bulunduralım Padişahtan kendisine bir miktar parayı bahşiş ve rüşvet tarzında gönderelim. Herhalde o bu parayı görünce çeker gider” diye bu tedbiri, Sultan Abdülhamid’e bildirip kabul ettirmeye çalışalım. Tedbir kabul gördü. Padişah adına zaptiye nazırı Şefik Paşa görevlendirildi.30 altın peşin bahşiş,her ayda 10 altın maaş..ileride bu maaş daha da arttırılacak diye Sultan Abdulhamidin selamıyla birlikte teklifen götürüldü.Bediüzzaman’ın Şefik paşaya cevabı şöyle oldu: “Ben maaş dilencisi değilim. Bin altın da olsa kabul edemem… ilh” uzun bir muhavere …

İşte tımarhane, nazarethane derken 24 Temmuz 1908 günü 2. Meşrutiyet Padişahın fermanıyla ilan edildi. Bediüzzaman hazretleri ya Meşrutiyetin ilanı gününde, ya da bir-iki gün önce serbest bırakıldı. İstanbul’da, Selanik’te hürriyetçilerin tertipledikleri nümayişlere Bediüzzaman da katıldı. Meşrutiyeti İslami şeriata tatbik eden uzun nutuklar irad etti. Onun hürriyet ve meşrutiyeti şeriata tatbik eden bu nutukları ta o günlerde kitaplaştırılarak yayınlandı.

Böylece Bediüzzaman hazretleri bütün gücüyle meşrutiyet ve hürriyeti İslam Şeriatına tatbik ederek icraata konması için çalıştı, çabaladı. İttihat –Terakki Cemiyeti içindeki, Ahrar Fırkası ileri gelenleri ile görüşmeler yaptı. Üç dört ay onlarla beraber göründü. Lakin İttihat ve Terakki’deki hâkim olan Farmason, aynı zamanda ırkçı gurup, Bediüzzaman’ın katıksız İslamcılık ve Şeriatçılığını hazım edemeyip ondan ayrıldılar ve düşman kesildiler.

İttihatçıların içinde gerçek milliyetçi olan ümmetçi gurubu da bu farmasonlardan aleni olmasa da, fikir ve düşünce sahasında ayrılmışlardı. Bu arada müspet-menfi cemiyetler, kulüpler de açılmış ve açılıyordu.

Derken, İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti kuruldu. Bu cemiyetin kurucuları bila-istisna Müslümanların itimatlarını kazanmış âlim ve fazıl şahsiyetlerdi. Ancak Volkan adlı gazetesiyle birlikte gelip bu cemiyete üye olan Derviş Vahdeti müstesna. İşte bu cemiyet kurulduktan bir müddet sonra, Bediüzzaman’da ona dâhil oldu. Ve ittihatçılardan (Mason ve Farmason gurubundan)tamamen yüz çevirip ayrıldı. Ve İttihad-ı Muhammedi Cemiyetinin bir naşir-i efkarı olmuş olan Volkan gazetesinde, hem İttihad-ı Muhammedi Cemiyetinin kuruluş gayesini, hem de Meşrutiyeti İslam Şeriatına uygunluk tarafını izah eden kaideli ilmi beyanlarını, gayet pervasızca makalelerle yayınlamaya başladı.

Aynı günlerde yayın hayatına başlayana “Sırat-ı Müstakim” ve sonra “Sebilür-reşad” dergisiyle Bediüzzaman’ın bir muarefesi olmadı. Dolayısıyla bu dergide ta 1911’lere kadar Bediüzzaman’ın herhangi bir makalesi yayınlanmadı. Bu derginin başmuharriri Mehmet Akif Beydi. Gerçekten M.Akif beyin Sultan Abdulhamid’i eleştiren sert ve kırıcı yazı ve şiirleri yayınlanıyordu. Yani Sebillür-reşad dergisi ve onun sahibi Eşref Edip ve başmuharriri M.Akif bey bağımsız ve kendi başlarına hareket ediyorlardı. Bediüzzaman ise, İttihad-ı Muhammedi cemiyetinin bir üyesi olarak makaleler neşrediyordu..

Yani, M. Akif merhumla Bediüzzaman’ın müşterek ve birleşik herhangi bir tavır ve hareketleri diye bir şey söz konusu değildir. İşte hal ve durum çok net olarak bu merhalede iken, sofiliği galip bazı muhterem zatlar veya bilgisiz bir kısım insanlar, mesnetsiz, hatta asılsız bazı rivayetlere dayanarak,güya Bediüzzaman hazretleriyle Merhum Akif Bey el ele vererek Merhum Sultan Abdülhamid aleyhine kampanya açmış ve hatta onun hal’ı için fetvalar bile vermişlerdir diyebilecek kadar ileri gidiyorlar.

Bediüzzaman’ın bütün nutuk, kitap ve makaleleri hiçbiri zayi olmadan zabt ve kaydedilmiş, mahfuzdurlar. Onun hiçbir yazısında, merhum Sultan Hamid’in şahsiyetini ve halifelik makamını tezyif edici hiçbir şey yoktur. Vardır diyen varsa, hodri meydan kendilerini göstersinler. Evet, Bediüzzaman’ın o gün ki kitap, nutuk ve makalelerinde; Abdülhamid Hanın etrafında çöreklenmiş kısmen mason paşaları eliyle, ama onun namına yapılmış yanlış, gayr-ı şer’i ve zaman zaman zulümlü icraatlarını tenkit edici ifadeleri olmuştur. Lakin bu tenkitler içerisinde itidale çağırıcı, çözümler önerici pek çok ilmi tahkikli nasihatle beyanatları da beraber olmuştur.

İşte, Bediüzzaman’ın adı geçen makale, kitap ve nutuklarında, istikamet çizgisini gösteren pusula mesabesindeki ilmi hakikatlerden ötürü pişman olmamış ve o yüzden de siyasetten çekilmemiştir. Bilakis adı geçen makale ve nutukları 1950 den sonra da, siyaset erbabına iletilmek üzere neşrettirmişlerdir. Bütün bu nutuklar, makaleler ve kitaplar bilahare tarafımızdan “Asar-ı Bediiye” adlı bir kitapta bir araya getirilip yayınlanmıştır, görülebilir.

Buna göre Bediüzzaman hazretlerinin tarafgirane siyasetçilikten nefret edip yüz çevirme hadisesi 1919’ larda vuku bulduğunu onun net ifadesiyle sabittir ki Risale-i Nurdan 23. Mektubun dördüncü veçhinde kayıtlıdır. Şimdi hurafeli ve hezeyanlı ve çirkin iddialı bir dedikodu olan Bediüzzaman hazretleri Sultan Abdulhamidin hal’ı için fetva verdi veya fetva yazısını yazdı diyenlere karşı cevabımız şöyle özetliyoruz ve diyoruz ki: Bu hurafeli iddianın hiçbir belgesi, tanığı yoktur. Belge ve şahidi ibraz edilmezse, doğrudan iftira olur.

Oysa ki: Bediüzzaman hazretlerini imha için onun can düşmanı kesilmiş olan ittihatçıların en baş hedefleri o idi. İttihatçılardaki farmason gurubun hedefinde İttihad-ı Muhammedi cemiyetinin üyelerinin ve özellikle Bediüzzaman’ın:“Sultan Abdulhamidci ve Mürteci kimseler” olarak tanımlayarak onu idam ettirmek için ellerinden geleni diriğ etmiyorlardı. Nitekim çapulcu denmeye seza hareket ordusu gelip İstanbul’u kuşattığı Rumi 11 Nisan 1325 (Miladi 24 Nisan 1909 ) da İttihad-ı Muhammedi üyelerini yakalamaya başladıkları günlerde Bediüzzaman hz.leri hayatını boşa sarf etmemek ve koruma altına almak niyetiyle İstanbul’dan ayrılıp İzmit’e gelmiştir. Bediüzzaman’ın İzmit’te beklediği günlerde miladi 27 Nisan 1909 Sultan Abdulhamidin hal’ı gerçekleştirilmiş oluyordu. Miladi 30 Nisan 1909’da da Bediüzzaman hazretleri İzmit’te yakalanıp tevkif edilerek İstanbul’a götürülmüş 23 gün Harbiye nezaretinde tutuklu bulundurulmuş 2 nolu Divan-ı Harb mahkemesinde sorgulandıktan sonra tahliye edilmiştir. Bir gün sonra da,1 nolu Divan-ı Harp mahkemesinde yargılanmış, gayet merdane ve pervasızca müdafaaları sonunda beraat almıştır.

Bu yazdıklarım kafadan atma mesnetsiz lakırdılar değil, belgeli, vesikalı beyanlardır. Mufassal Tarihçe-i Hayat eserimizin 1.cildinde belgeleriyle kayıtlıdırlar. Şimdi sorarım; Hal ve serencam böyle olursa, acaba bilgisizce olan iddiada: “Bediüzzaman Sultan Abdulhamidin hal’ı için fetva yazdı” sözlerin kaç paralık değerde olduğu herhalde anlaşılır. Evet, Bediüzzaman hazretleri değil Sultan Abdulhamidin hal’ı için fetva vermek, tam aksine Divan-ı Harbi Örfide “Sultan-ı mazlum, Şefkatli sultan” tarzında müdafaalarda bulunmuştur. “İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi” eserine bakılabilir. Bu cevabi yazımız umarız ki birkaç, gün önce bu konuda Adana’da konferans veren AKP’li Milletvekili Fatih Çalışkan beye de ulaşır. (Not: Sultan Abdulhamidin hal’ı için fetva yazısını kaleme alanın Elmalılı Hamdi Yazır olduğu malum ve meşhurdur.)

Lütfen Mufassal Tarihçe-i Hayat 1.Cil sahife 446 ‘ya müracaat!...

Hoşça kalın..

15.03.2007 Ş.Urfa

Abdülkadir BADILLI

Not: Muhterem Badıllı ağabey aslında üstad hakkında iki iddiaya cevap yazmıştı. Ama biz ikinciyi iddiayı Nisan ayına bıraktık..

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

erkam, 2014-09-23 05:51:04

Kısa ve özce olay aydınlatılmış.merhum akif'in gerçekten haddi aşan hakaretvari lafları olmuş ama üstad itidalli ve ilmi ikazlarda,önerilerde bulunmuş.nitekim sultan abdülhamid'in çevresine bir karga sürüsünün çöreklendiği biliniyordu.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

serkan ipek, 2008-08-19 00:57:33

muhteşem.harika.bana e-mail adresinizi gönderirmisiniz.ben de size cevap göndereceğim

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

zeki, 2007-04-01 08:06:10

beğendim

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

Üstadın ulaştığı netice gösteriyordu ki; gerçekten İslam fıtrat dinidir. Bundan sonra, bu

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

Müellif: M. Said Ramazan el Buti Mütercim: Fehmi Türkmen Hocaefendi Bizim için mümkün değil

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

Risale-i Nur, acz, fakr, şefkat ve tefekkür kavramlarından her birini Hakka ve hakikate ulaşma

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

Risale-i Nur kendisini tarikattan çok hakikat ve şeriat olarak tarif eder. Fakat, ister hakikat ol

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

Türkiye’de acip bir olay meydana geldi. En mühim ve en tehlikeli olan hadise ise, Türk milleti

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

Cenab-ı Hakkın kainata koyduğu kanunlardan(sünnetullah) birisi de, belirli zaman dilimlerinde M

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

Risale-i Nur, insanı Allah’a ulaştıran yolların sayısız olabileceğini söyler. Bununla birl

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

Bu konuda diğer bir ayrıntı da, Risale-i Nur’un diline, üslubuna yapılan itirazdır. Dilin a

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

“Risale-i Nur, bize, Rabbimizi tanıtan dört külli muallimden, dört umumi tarif ediciden bahsed

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

10. ‘Dindar Demokratlar’ Bir kere Nursi Demokratları nitelerken hemen tüm nitelemelerinde

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

6. Kur’an Hizmeti Hiçbir Şeye Alet Yapılmamalıdır Nursi, mevcut siyasi yapıya "isyan hakk

Hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenemez.

İsrâ, 15

GÜNÜN HADİSİ

Îmân altmış bu kadar şu'bedir. Hayâ da îmânın bir şu'besidir.

BUHARİ,KİTÂBÜ'L-ÎMÂN, EBU HUREYRE(r.a.)'dan

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI