Cevaplar.Org casino maxi

ŞAHİN YILMAZ HOCAEFENDİ İLE TASAVVUF EKSENLİ BİR SOHBET–2

Şahin hocamızla yaptığımız sohbetin ikinci kısmını yayınlıyoruz..


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2007-01-13 19:17:09

-Risale-i Nur'un tarikata bakış açısı nasıldır? Bir nur talebesinin tarikata ihtiyacı var mıdır?

- Bir iki hatıradan sonra sualinize geçeyim. Bir ara Sami Efendi İzmir'e gelmişti. Biz de gittik. Geri dönüşte beraber, aynı otobüste dönüyoruz. O İstanbul'a, ben Akhisar'a.. Arabada yan yana oturduğumuz Sami Efendinin damadı merhum Ömer Kirazoğlu ağabeye ben 30. Lem'ayı anlattım. Çok memnun kaldı. Hayret etti.

Benim Esma-i Hüsna'ya karşı bir meylim vardı. İmam-ı Gazali'nin, Fahreddin-i Razi'nin Esma-i Hüsna şerhleri var, onları çok mütalaa etmiştim. Risale-i Nur'u okuyup Esma-i Hüsna ile ilgili daha da geniş bilgiler elde edince, camide Esma-i Hüsna ile ilgili ders başlattım. Lafza-i Celalden başladım. Er Rahman, Er Rahim, (Elmalılı Hamdi Efendi'nin tefsirinde çok güzel izahları var, onları da okudum.) Böylece bir müddet devam ettik. Bu dersleri yaparken, Manisa Müftülüğüne Sami Efendiye mensup bir müftü efendi gelmişti; İlhan Armutçuoğlu..

O da Manisa'daydı o zaman. Ömer beyle beraber bir Cuma günü Akhisar'a geldiler. O zaman Ömer Bey, İstanbul'da Yüksek İslam Enstitüsünde Sanat Tarihi öğretmenliği yapıyor, çocuklara maneviyat telkin ediyordu. Çok içli bir insandı. Kaside-i Bürde'nin ben Arapçasını okurdum, o şiirle Türkçesini okurdu.

Ömer Bey; "Hocaefendi, bir vaazını dinleyip, öyle gidelim" dedi. Ben de "buyurun" dedim. O gün hangi isimse ondan ders yaptık. Tabii çok zeki.. Dehşete kapılmış. Vaazdan sonra dedi ki; "Tarikatta en son makam Hayret makamıdır. Bu ders bir anda o makama ulaştırdı."

Sonra; "Bunu banda alalım. İstanbul'da üniversite talebelerine mutlaka dinletelim" dedi. Ben bu misallerin Risale-i Nur'da olduğunu ona anlattım. Ve zaten o, Risale-i Nur'a ve üstada karşı son derece saygılı idi.

Burada bir itiraf da var. Üstad Bediüzzaman hazretleri "Ben istesem 12 tarikattan ders verebilirim" diyor. Bunu, merhum Bayram Ağabey'den kaç defa dinlemişim. Biraz olsun Risale-i Nur'u okuyan, anlayan bu sözün hak olduğunu iki kere iki dört eder katiyette teyid eder.

Ben de aynen Bayram ağabeyin sözüne itimad ederim de, onu duymasam bile kanaatim odur ki üstad istediği tarikattan ders verebilir. Üstad masumiyet kesbetmiş, bu kadar ubudiyeti var, ilaahir..Risale-i Nur'daki bilgileri ile risalelerdeki mana ve füyuzatı ile bunlar belli..

Üstad "tarikat zamanı değildir" diyor. Hâlbuki tarikatlardan feyiz almış. Eski Said'den Yeni Said'e geçiş yaparken "Fütuh-ul Gayb kitabını tefeül ettim. İmam-ı Rabbani'nin Mektubatını tefeül ettim" diyor "Sonra İmam-ı Rabbanî'nin Mektubat kitabını gördüm, elime aldım. Hâlis bir tefe'ül ederek açtım. Acaiptendir ki, bütün Mektubatında yalnız iki yerde(74. ve 75. Mektuplar) "Bediüzzaman" lâfzı var. O iki mektup bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektupların başında "Mirza Bediüzzaman'a Mektup" diye yazılı olarak gördüm. "Fesübhânallah," dedim. "Bu bana hitap ediyor." O zaman Eski Said'in bir lâkabı Bediüzzaman idi. Hâlbuki Hicretin üç yüz senesinde, Bediüzzaman-ı Hemedânî'den başka o lâkapla iştihar etmiş zatları bilmiyordum. Hâlbuki İmamın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektubu yazmış. O zâtın hali benim halime benziyormuş ki, o iki mektubu kendi derdime devâ buldum.

Yalnız İmam, o mektuplarında tavsiye ettiği gibi, çok mektuplarında musırrâne şunu tavsiye ediyor: "Tevhid-i kıble et." Yani, "Birini üstad tut, arkasından git. Başkasıyla meşgul olma."

Şu en mühim tavsiyesi, benim istidadıma ve ahvâl-i ruhiyeme muvafık gelmedi. Ne kadar düşündüm: Bunun arkasından mı, yoksa ötekinin mi, yoksa daha ötekinin mi arkasından gideyim? Tahayyürde kaldım. Her birinde ayrı ayrı cazibedar hâsiyetler var; biriyle iktifâ edemiyordum" (1) diyor. Bakın, her bir tarikatta çekici, cazibedar hasiyetler, güzellikler, özellikler" vardı diyor.

Sonra: "Fütuhu'l-Gayb namındaki kitabıyla tefe'ül etti. Tefe'ülde şu çıktı:

"Sen bir dar-ül hikmettesin. Kendine bir tabib ara." Aciptir ki, o vakit ben Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye âzâsı idim. Güya ehl-i İslâmın yaralarını tedaviye çalışan bir hekim idim. Halbuki en ziyade hasta bendim. Hasta evvelâ kendine bakmalı; sonra hastalara bakabilir.

İşte, Hazret-i Şeyh bana der ki: "Sen kendin hastasın. Kendine bir tabip ara."

Ben dedim: "Sen tabibim ol." Tuttum, kendimi ona muhatap addederek, o kitabı bana hitap ediyor gibi okudum. Fakat kitabı çok şiddetliydi. Gururumu dehşetli kırıyordu. Nefsimde şiddetli ameliyat-ı cerrahiye yaptı. Dayanamadım, yarısına kadar kendimi ona muhatap ederek okudum; bitirmeye tahammülüm kalmadı. O kitabı dolaba koydum. Fakat sonra, ameliyat-ı şifakârâneden gelen acılar gitti, lezzet geldi. O birinci üstadımın kitabını tamam okudum ve çok istifade ettim. Ve onun virdini ve münacatını dinledim, çok istifaza ettim."(2)

Burada kitabın nasıl okunacağını da anlatıyor. Kitaba muhatap olmak için okunur. Öğrendiklerimizi yaşamak için öğrenmeliyiz.

Ve böylece üstad tarikattan tefeyyüz ettiği halde "zaman tarikat zamanı değildir" diyor. Yani bugünün insanının imani meselelere ihtiyacı var. İman esasları zedelenmiş. Ve İmam-ı Rabbani Mektubatında "tarikatta iki kanatla süluk edilir" diyor –üstad onu da anlatıyor-

1-Erkan-ı imaniyeyi sağlam bir surette, Ehl-i Sünnet vel Cemaat üzere tashih etmek.

2-Feraiz-i diniyeyi(dini farzları) iyi belleyip amel etmek. Bu iki kanatla kanatlandıktan sonra tarikatta suluk edebilir. Bu iki kanattan birinde kusur varsa o yolda gidilmez."

Şimdi milletin bu iki kanatta da kusuru var. Onun için üstad diyor ki; "Ben tahmin ediyorum ki, eğer Şeyh Abdülkadir Geylânî (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi. Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennete gidemez; fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır."(3)

Bu söz(zaman tarikat zamanı değildir) buna göre değerlendirilir. Eski devirlerde ihtiyaç ona göre imiş. Cenab-ı Hak azze e cell ona göre insan göndermiş. Ona göre de onlara ilham vermiş. Bunların hepsi bir sevk-i ilahidir. Bu zatların hiçbiri kendi kendine hareket etmez. Ümmetin ihtiyacına göre sevk edilir, ümmetin ihtiyacı karşılanır.

Şimdi, İmam-ı Rabbani Mektubatında diyor ki:(1. Cilt- 260. Mektup)

"Üç tür velayet(velilik) vardır:

*Velayet-i Sugra

*Velayet-i Kübra

*Velayet-i Ulya

Velayet-i Kübra; Veraset-i Nübüvvet feyzine mazhar olan velayettir. Sahabe bu feyizden azami surette istifade etmişlerdir. Sonra Tabiin, tebe-i tabiin daha az istifade etmişlerdir. Ondan sonra Velayet-i Kübra feyizleri gizlendi" diyor. "Velayet-i Kübra(Akrabiyet feyizleri) gizlendi, Velayet- Sugra(kurbiyet feyizleri)tekâmüle başladı."

Akrabiyet feyizleri, yani Cenab-ı Hakkın ikramı, ihsanı olan bir cezbe-i Rahmani olarak, zaman ve zemine muhtaç olmayan, dolayısıyla da gayrete de çok fazla muhtaç olmayan feyizler..

Yani bir sahabe Huzur-u Pak-i Risalete(ASM) giriyor, imanla kalbini açıyor, latifelerini açıyor. Bir anda kemalatın zirvesine çıkıyor. İstidat ve kabiliyetlerine göre tekâmül ediyor. Cenab-ı Hakk şefaatlerine nail eylesin."

İmam devamla diyor ki; "Ümid edilir ki Resululah'ın vefatından 1000 sene geçtikten sonra velayet-i sugra feyizleri gizlenecek, velayet-i Kübra feyizleri intişara başlayacak, onun mürevvici de Mehdi olacak."(***)

Bu anlattıklarım metnen aynı. Şimdi tabii üstad hazretlerinin beyanına başkalarından delil getirmeyi zaid görürüm de, ama her insanın başkasının âleminde ayrı bir yeri vardır.

Üstad hazretleri de; "Risale-i Nur'da veraset-i nübüvvet feyizleri vardır" diyor. Yine 5. Mektup'ta; "Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil. İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur'ânî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar" diyor. " esrar-ı Kur'aniyeden süzülen sözler"(4) diyor.

Amelle tekâmül edildiği gibi ilimle de tekâmül edilebilir. Kastamonu Lahikası 228. Mektup'ta; "Eski zamandan beri ekser yerlerde medrese tâifesi tekkeler taifesine serfürû etmiş, yani inkıyat gösterip onlara velâyet semereleri için müracaat etmişler. Onların dükkânlarında ezvâk-ı imaniyeyi ve envâr-ı hakikati aramışlar. Hatta medresenin büyük bir âlimi, tekkenin küçük bir velî şeyhinin elini öper, tâbi olurdu. O âb-ı hayat çeşmesini tekkede aramışlar. Halbuki medrese içinde daha kısa bir yol hakikatin envârına gittiğini ve ulûm-u imaniyede daha sâfi ve daha hâlis bir âb-ı hayat çeşmesi bulunduğunu ve amel ve ubudiyet ve tarikattan daha yüksek ve daha tatlı ve daha kuvvetli bir tarik-i velâyet ilimde, hakaik-i imaniyede ve Ehl-i Sünnetin ilm-i kelâmında bulunmasını, Risale-i Nur, Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyânın mucize-i mâneviyesiyle açmış, göstermiş; meydandadır" deniliyor.

Demek ki ilimle de tekâmül edilebiliyor. Nebiyy-i Zişan(SAV) efendimiz; "Kim bir akşam dini bir meseleyi öğrenirse sabaha kadar nafile namaz kılmaktan evladır" buyuruyor. Şimdi, bir mesele öğrenmek sabaha kadar nafile namaz kılmaktan nasıl efdal olacak? Ben şöyle anlıyorum; Her gün bir mesele öğrense bir insan senede 365 mesele eder. On senede 3600 mesele yapar. 3600 meseleyi bilen bir insanın ciddi bir ilim birikimi olur. Bu bilgiyle Risalet makamına hizmet etmiş olur. Birisi ile karşılaştığı zaman ona meselelerini anlatır. İbadet şahsi kemalattır ve velayet feyizleridir. Ama telkin, tebliğ Risalet feyizleridir. Risalet velayetten ne derece üstünse ilmen edilen makamat diğerlerinden o nispette üstündür.

Son olarak şunu da arz edeyim; Bediüzzaman'ı tanımadan Bediüzzaman'ın sözlerini değerlendirmek, aleyhte konuşmak bir insanın dinine, imanına zarar verir.

DİPNOTLAR

1–28. Mektup Üçüncü Mesele, üçüncü nokta(Şahin Hocamız metinleri irticalen söylediler. Biz ise aslından kaydetmek istedik.)

2–28. Mektup Üçüncü Mesele, üçüncü nokta

3-Beşinci Mektup

4–28. Mektup Üçüncü Mesele, ikinci nokta

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

İbrahim, 2007-05-27 03:43:51

Tilovi, nakkaş ve diğer canım kardeşlerim, siz okuduğunuzu anlamaktan acizmisiniz. Bu site hak tarikatlara karşı değil. Bu yazıdan da öyle bir şey anlıyabiliyorsanız, maşallah idrakinize..Risale-i Nur hizmeti tarikattan farklı bir hizmet şekli bunu anlatıyor. Aklınızı başınıza alıp tekrar okuyun..

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

nakkaş, 2007-05-26 15:13:04

ben tillovi kardeşe hak olan tarikatler kıyamete dek sürecektir üstadın sözlerni yanlış yorumluyorsunuz hem üstad kendiside tarikat mensubuydu

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Feyzi, 2007-03-17 04:29:17

Tilovi kardeşim senin röportajı okuyamadığın veya anlamadığın(anlayamadığın) belli. Sen öyle düşünmekte serbestsin. Bediüzzaman'ın dedikleri de meydanda..

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

abdullah tillovi, 2007-03-16 23:53:27

selamun aleykum kardeşim ben şunu bilirm said nursi hz arif bi insan risalei nurlarıda okurum ama şu bi gerçek ki sadec risalei nur okumakla olmuyor hem oyle olsaydı bugun bir çok şeyh efendi var tarikat derslerini bıraktırır sadece risale okuturdu bence tarikat gerekli hem tarikat ehli olun hem risale okyun saten ozman risalei nuru daha guzel anlıyakcaksınız risalei nur gerçekten çok guzekl bir eser tarikat bu zamnda tabiki asıl olarak muridlere verilmiyor çunku iman kurtarmak zamnı ama bu da kıyamete kadar surecek murşidi kamiller vasıtasıyla olcak inş hocasız ilim okunmaz kitablar anlaşılmaz murşidi kamiller olmadan islam tam olarak yaşansaydı okula gitmeyede gerek yoktu acar kitabı okur duk ilim ogrenirdik Allah bediuzzamn said nursinin ve tum salihlerin sırlarını yuceltsin

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

Kendilerine ait bir takım menfaatlara şahit olsunlar; Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları kurban ederken Allah'ın adını ansınlar; siz de onlardan yiyin, yoksulu ve fakiri doyurun.

Hacc Suresi:28

GÜNÜN HADİSİ

"Kur'an'ı seslerinizle süsleyiniz."

Ebu Davud

TARİHTE BU HAFTA

*Prut Barış Antlaşması (Osmanlı-Rusya) 22 Temmuz 1711 *İkinci Meşrutiyet'in ilanı 23 Temmuz 1908

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI