Cevaplar.Org 1xbet para cekmeimplant dis fiyatlari

ŞAHİN YILMAZ HOCAEFENDİ İLE RÖPORTAJ–1

Şahin Yılmaz Hocaefendi ülkemizde daha çok Hilaliye Kur’an Kursları ve yetiştirdiği yüzlerce hafızla tanındı. Hocamız yerinde duramayan bir aksiyon insanı


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2006-09-13 06:49:19

Şahin Yılmaz Hocaefendi ülkemizde daha çok Hilaliye Kur'an Kursları ve yetiştirdiği yüzlerce hafızla tanındı. Hocamız yerinde duramayan bir aksiyon insanı. 70 yaşında hep genç kalabilmiş bir bahtiyar. Aslen Erzurumlu olmasına rağmen "Akhisarlı Şahin Hoca" diye tanınıyor. Zira Manisa'nın bu ilçesinde 40 senedir kırk dakika boş geçirmeden hizmet ediyor.

Hilaliye Eğitim Vakfı, erkek-kız Kur'an Kurslarının yanında, hafızların ücretsiz okuduğu bir de kolej(Yüksel Koleji) açmış. Bu sene Akhisar birincisi, üçüncüsü ve yedincisi bu liseden çıkmış. Ne güzel değil mi?

Şimdi hocamız, lisede okuyan hafızların İngilizce ve Arapçayı dört senede güzelce öğrenmelerini temin için bir İlmi araştırmalar merkezi açıyor,önündeki hedefler ise kreşler ve üniversite açmak..

Hocaefendiyi kısaca tanıtacak olursak, 1936'da Erzurum İspir'de dünyaya teşrif eder. Köyünde hafızlığını tamamladıktan sonra, 1950'de Erzurum'a Arapça tahsiline gelir. Buradaki hocaları; emekli Müftülerden Sakıp Danışman Efendi, Erzurum Müftü Vekili Osman Bektaş Efendi, Aşağımumcu Camii İmam Hatibi Muhammed Sıddık Efendi'dir.

1953'de şartlar gereği İstanbul'a gelen hocaefendi, burada değişik hocalardan okur. Ama bunların içinde en önemlisi meşhur Ermenekli Saffet Efendi'dir.

Hocazade olan Şahin Yılmaz'ın ideali, Kur'an'ın lisanı olan Arapçayı öğretip, bununla İslam'a hizmet edebilmektir. 1959 da asker olur, 1961'in Haziran ayında terhis olup köyüne döner. İmam Hatip Lisesi'nin 1. Devre imtihanlarına hazırlanır. 1962'de imtihanları bitirerek, 16 Eylül 1962' de daha önceden Ramazan vaizi olarak gittiği Akhisar'a gelir.

Burada çok sevilir, Akhisar eşrafının çabaları ile Hilaliye Eğitim Vakfını kurar ve hafız yetiştirmeye başlar. Bu eğitim kurumlarından bugüne kadar binlerce hafız mezun olmuş ve hocamız "Sizin en hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir" müjdesine mazhar olmuştur.(geniş bilgi için: http://www.hilaliye.com)

Biz kendisi ile Risale-i Nur etrafındaki sorulardan başlayıp, medrese yılları hatıralarına uzanan bir seyahat yaptık. Konuları tatlı tatlı sunuşuna doğrusu hayran kaldım. Tabii siz sadece metni okuyacaksınız. Ama dilerseniz Hocamızın sohbetlerini Dost TV'den de takip edebilirsiniz.

Mülakatımızın ilk kısmını istifadenize arz ederken Şahin Yılmaz Hocaefendiye bir kere daha teşekkürü bir borç biliyorum.

Soru: Risale-i Nur ile Kelam ilmi kitapları arasındaki fark nedir?

Bu sual gerektiği biçimde cevaplanmalı. Verilecek cevaplara da önyargısız kulak verilmeli. Risale-i Nur'un diğer eserlerden, bilhassa kendi sahası olan ilm-i Kelam'dan farkını mukayese imkânına sahibim. Benim Risale-i Nur'dan istifademde şanslı taraflarımdan birisi de bu.

Ben medrese hocasıyım. Osmanlının son âlimlerinden istifade ettim. Ve benim medresede saham da ilm-i kelamdı. Yani istidat ve kabiliyetimin müsait olduğu zaman ve zemin orasıydı. Dolayısıyla, ilm-i kelamla ilgili medreselerde okutulan ilimlerin, o konudaki eserlerin tamamını okuduğum gibi, şerhlere ve bu konuda diğer kitaplara da müracaatta bulundum.

Bu çok geniş bir mevzu.. Mukayese yapabilmemiz için, önce ilm-i kelamın marifetullahla, yani Allah'ın varlığını bilme ile ilgili delillerini, sonra Risale-i Nur'un delillerini ortaya koyalım.

Ben önce ilm-i kelamın marifetullah konusundaki delilleri hakkında kısa bir bilgi vereyim. İlm-i kelamın bu konudaki görüşleri bu zamanın insanını pek tatmin etmez. Zaten anlaşılması da zordur. Delil davadan daha muğlâktır. Bu tabirlerin çoğunu halk anlamaz, ancak işin erbabı anlar.

Hâlbuki delil davadan daha açık olmalı ki, davayı ispat etsin. İlm-i kelamın Allah'ın varlığı konusundaki dedikleri kısaca şöyledir; Bu mevcudat hâdistir, sonradan yaratılmıştır. Sonradan yaratılmış bir şeyin bir yaratıcısının olması lazım gelir. Bu yaratıcı kendisi olamaz. Öyleyse bir yaratıcı olması lazım gerekir. Aynı zamanda mevcudatta illet- malul(sebep sonuç) silsilesi ilâ nihaye devam etmez, bir noktada biter.

İlm-i kelamda Allah'ın varlığı ile ilgili delilleri bugünün insanının anlaması zor. Birliğine dair deliller de çok tafsil görmemiş. Mesela Allah'ın birliği ile ilgili delil, sure-i Enbiya'da

لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَرْشِ

"Eğer yer ve gökte Allah'tan başka tanrılar bulunsaydı, yer ve gök, (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki Arş'ın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir"(Enbiya:21: 22) ayetidir.

Yer ve gök fesada gitmediğine göre Allah'tan başka ilah yoktur. Allah birdir. Delilin özeti bu. Ben, Risale-i Nur'un bereketiyle bu ayetin şümulünü anladım. Nasıl? Yer ve gök fesada gider deyince, hatırımıza gelen ilk mana; Yer ve gök. Gök nedir? Yıldızlar, ay, güneş. Yer nedir? Dağlar, dereler, ormanlar, vadiler. Bunlar fesada gider, nizam bozulur, düzen bozulur. Ama ayetin şümulü buna münhasır değil. Yer ve gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı, hiçbir şey mahiyet-i asliyesinde kalmazdı demektir. Bütün bu varlıkların yaratıldıkları andan bu yana aynı özellikleri muhafaza etmeleri yaratıcının bir olduğuna delildir.

Bir de, ilm-i kelam'ın tarih boyunca muhatapları dinsizler değil ehl-i sünnet dışındaki guruplar(firak-ı dalle) olmuş. Onlara cevap vermişler. Mesela Sadeddin-i Taftezani Şerh-i Makasıd'da, Seyyid Şerif Cürcani Şerh-i Mevakıf'taki izahları gibi. Ben ayrıca Şeyhülislam Mustafa Sabri efendinin dört ciltlik Mevkıf-ul Akl adlı eserini mütalaa ettim. Onun da ilm-i kelam kitaplarından bir farkı yok, biraz daha geniş izahlı o kadar. Risale-i Nur öyle değil. Mesela Allah'ın varlığının ispatı çok farklıdır, sonra meleklerin varlığının ispatı. Ben diğer eserlerde meleklerin varlığının isbatı ile ilgili herhangi bir şey görmedim.

Soru: Risale-i Nur Allah'ın varlığı konusunda nasıl bir yol izliyor?

İman hakikatlerini nasıl izah ediyor?

Bediüzzaman hazretleri illet- malul gibi kelam meselelerine girmemiş. O, her bir şeyi bir sanat eseri olarak görmüş, onda tecelli eden sanatı ve ilahi isimleri müşahede etmiş.

Bunu da burada muhakkak vurgulamak istiyorum; Risale-i Nur Kur'an'ın hakiki bir tefsiridir. Onun niçin marifetullaha dair delillerini de Kur'an tarzında serdetmiştir.

Mesela bir eser gördüğünüzde kaç çeşit işçilikle bu eser vücuda gelmiştir, onu okuyabiliriz. Bir halıya baktığımızda iplik fabrikasını hatırlatır, boya fabrikasını hatırlatır, dokuma fabrikasını hatırlatır, bunun maddesi olan elyafı hatırlatır, yün ise koyunu hatırlatır, koyun ise merayı hatırlatır.

İşte biz de her şeye baktığımızda Cenab-ı Hakkın değişik esmasının tecellilerini hatırlarız. Mesela aynı bahçede, aynı topraktan gıda alan, aynı suyla sulanan, aynı güneşle ısınan ama tadları ayrı olan meyveler gösteriyor ki, bunlar kendi kendilerine olmuyor. Aynı topraktan ayrı ayrı şeylerin vücuda gelmesi bir harika kudretin ve bir rahmet-i ilahiyenin, bir hikmet-i Rabbaniyenin ihsanıdır, ikramıdır, icadıdır.

Risale-i Nur, eserdeki tecellileri nazara verir. Tecelli ne demektir? Oradaki sanatın, işin görüntüsü. Nezafet nedir? Kuddüs isminin görüntüsü. Ölçülü olma nedir? Adl isminin görüntüsü. Şekil nedir? Musavvir isminin görüntüsü. Eğer bir açılış varsa; yaprağın, gülün, çekirdeğin açılışı gibi, Fettah isminin görüntüsü. Bir rızk varsa Rezzak isminin görüntüsü. Bir ilaç varsa, Şâfi isminin görüntüsü. Tecelli bu demektir.

Bediüzzaman hazretleri, Risale-i Nur'da, kâinatta böylece tecelli eden esma-i ilahiyeyi okutmaya çalışıyor. Her dilin bir alfabesi olduğu gibi Kâinat dilinin alfabesi de Risale-i Nur'dur.

Nebiyy-i Zişan(Sallalahu aleyhi ve sellem):

إِنَّ اللّهِ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ اسْماً. مِائَةً إَّ وَاحِداً. إنَّهُ وِتْرٌيُحِبُّ الْوِتْرَ. مَنْ خَفِظَهَا دَخَلَ الْجَنَّةَ

"Allah'ın doksan dokuz ismi vardır? Kim onları ezberlerse, cennete gider" (Buhârî ve Müslim) buyuruyor. Cennete girmek bu kadar kolay mı? Bir insan doksan dokuz esma-i ilahiyeyi ezberler, zor bir şey değil. Bunu şöyle anlamak doğru olur; Mümin bu isimlerin manalarını öğrenir, sonra bu isimlerin kâinattaki tecellilerini müşahede eder. Her gördüğü şey bir esma-i ilahiyeyi hatırlatır. İsim müsemmasız olmayacağından dolayı Allah'ı hatırlatır. Böylece devamlı Allah'ı zikretmiş olur, huzur-u daimi kazanır. Böyle bir insan daima Allah'ın huzurundadır.

Bu hali kazanan bir insan bir günah işlediğinde kalbine bir mızrak saplanmış gibi ızdırap duyar, istiğfar eder, tevbe ile Allah'a iltica eder. Günahlar birikerek ruhta tahribata sebebiyet vermez. İşte Nurlar esma-i ilahiyyeyi ders vererek bu huzur-u daimi yolunu insana açar.

Risale-i Nur'da gördüğüm farklılardan birisi de, Bediüzzaman hazretleri-ruhu şad olsun- bütün hissiyatımızın hedefini tespit etmiştir. Pek çok şeyden ders almamız için ufkumuzu açmıştır. "Seksen bin zattan ders aldım" diyor. Seksen bin zatın kitabını okumuş manasında değil. Çok kitap okumuş ayrı mesele. Ama Bediüzzaman'ın ders almadığı bir şey yok. Tavuğun yavrularına bakmasından ders almıştır, horozun tavuklara çobanlığından ders almıştır, suyun donma esnasında demiri parçalamasından ders almıştır, sineğin kanatlarını temizlemesinden ders almıştır, çekirdeğin yerde yarılarak, çatlayarak bitmesinden ders almıştır. Ders almadığı bir şey yok.

Soru: Risalelerle tanışmanız tebliğ yönteminize nasıl tesir etti?

Ben İmam Gazali'nin İhya'sını başından sonuna kadar okumuş ve ondan vaazlar etmiştim. 40 yıldan beri buradayım, 54 yıldan beri vaaz ediyorum.

Risale-i Nur'u tanımadan önce tarzımızda çok büyük yanlışlıklar vardı. Bağırır çağırır, kızardık. Bunların hiçbir faydası yok. Geçti onlar. Vaaz bir eğitim ve öğretim işidir. Bunda bağırıp çağırmanın bir faydası yok. Kavganın, gürültünün İslamiyet'te yeri yok.

Biz kıymetli bir meta satıyoruz. Bu satışımızın zemini çok müsait olmalıdır.

Ta ki, hissiyat hâkim olmasın. Akla hitap etsin, akıl da mutmain olsun. Onun için Üstad "Bu zamanın cihadı, manevidir" diyor.

Böyle bir inkâr asrı, asr-ı saadetten beri gelmiş midir? Ama bugün inkâr öldü. Küfrün belkemiği kırıldı. Artık bir Hıristiyan bile İslam'ı öğrenmek istiyor. Hıristiyanlığın satveti gitti, Hıristiyan'ın İslam'a karşı düşmanlığı, eğer anlatılırsa yok oluyor. Artık insanlar gerçeği öğrenmek istiyor, gerçeği! Teslis akidesine inanan Hıristiyanlar da azaldı artık. Kilisenin inadı bitti. Avrupa'da kiliseler cami yapılıyor. Müslüman'ı götürüyor kilisede ezan okutturuyorlar yahu, İslamiyeti anlattırıyorlar, bugüne gelmiştir artık.

İnkâr-ı ulûhiyeti meslek edinen Sovyet Rusya bitti. Onun için Üstad hazretleri; "Akla ve mantığa dayanan İslamiyet gelecekte hükmedecektir" diyor.

Soru: Üstadı tanımak için nasıl bir yol takip edilmeli?

Üstadı tanıyabilmek için külliyatı okumak lazımdır. Külliyatı okumadan Üstad hakkında bir karar belirlemek yanlıştır. Bir ağacın kıymeti meyvesine bakar, taraveti meyvesindedir. Risale-i Nur bundan 70–80 sene önce Barla'da yazılırken, Risale-i Nur'un yayılmaması için bakkallara kâğıt bile sattırmıyorlarmış. Nurun ilk kâtibi Şamlı Hafız Tevfik ağabey yazarken yoruluyor, Üstad da devamlı "yaz kardeşim, yaz kardeşim" diye teşvik ederken, Tevfik ağabey içinden "yaz yaz kim okuyacak?" diye içinden geçirmiş, Üstad; "yaz kardeşim. Bütün dünya okuyacak" diyor. Bu o gün için mücerred bir davadır, bir çekirdektir. Ama o dava bugün bir ağaç gibi bütün dünyaya yayılmıştır, bütün dünya okuyor.

Soru: Risale-i Nurları okurken dikkatinizi en çok çeken yerler nelerdir?

Öncelikle şunu söyleyeyim, Risale-i Nur'un bütün bahisleri bakiredir, başka hiçbir yerde anlatılmamıştır. Ayrıca, bir mesele hakkında –meseleleri tamamıyla ihata ettiği için- "normal, salim hüküm şudur" diyor ve beyan ediyor. Diğer eserleri okuyoruz "filan şöyle demiş, filan şöyle demiş, filan şöyle demiş," hangisini alacağız şaşırıyoruz. Risale-i Nur'da böyle bir şey yok. Böyle olması da tabii, bir yetkiye dayanıyor. Mevzuları ihata etmiş, tümüyle kuşatmıştır. Üstad, okuduğu bütün ilimleri Risale-i Nur'da tatbik etmiştir.

Risale-i Nur ümmet-i Muhammed'e bir ihsan-ı ilahi, bir lutf-u Rabbanidir. Risale-i Nur'dan istifade etmemek bana göre bir eksikliktir. İnsan biraz merak sahibi olmalı. Ya, bu afak-ı âlemde sesi duyulan bu insan, bu kadar mahkemelerde, bu kadar sürgünde, bu kadar çile içerisinde ümmet-i Muhammed'e, böyle canhıraşane ağlayarak, sızlayarak, onların saadeti için her şeyini feda ederek ortaya koyduğu bu eser ve külliyat elbette okunmaya layıktır.

Ben Risale-i Nurla ilgili sempozyumlar vesilesi ile Fas'a Ürdün'e, Malezya'ya gittim. Orada- Allah razı olsun- risalelerin Arapçaya tercümesi vasıtasıyla, istifade eden ilim adamlarını gördüm, samimiyetlerini müşahede ettim. Her biri sahasında söz sahibi bu ilim adamlarının Nurları okuduktan sonra renkleri değişmişti, âlemleri değişmişti.

Fas'ta Muhammed Hamis Üniversitesi'nde bir toplantı vardı. İki gün devam etti. Toplantının sonunda yaşlı bir zat dedi ki; "İki günden beri burada dinliyorum, ezildim, ezildim, ezildim. Can alıcı değil, can verilecek meseleler"

Sorunuza gelirsek,1,9, 19, 20, 21, 24, 25,29, 30 ve 31. sözler.. Beni çok etkilemiştir. Mesela Ahzab, (33:72)

إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاً

(Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi)" ayeti benim vaaz kürsüsünde ilk izah ettiğim ayet. Bu ayetin izahı için birçok tefsirler karıştırdım. 30. sözü okuduğum zaman, heyecandan yerimden yukarı fırladım.

Soru: Üstadın eserlerine Kur'an'dan işaretler çıkarması bazılarınca tenkit ediliyor. Bu konuda görüşleriniz nelerdir?

Önce, bu meseleyi Üstad hangi şartlarda ve ne zaman yazmış onu bilmek gerekiyor. Meselenin yazıldığı tarih; 1935. O zamanların Türkiye'sini düşünün. 120 kişi, Eskişehir mahkemesine çıkarılıyor ve idamla yargılanıyor. Etrafındaki bu kadar masum insan, fakir, yoksul, çoluk çocuğu sahipsiz kalmış, teselliye muhtaç. İşte böyle teşvike çok muhtaç oldukları bir sırada bu mesele kaleme alınıyor.

Hem orda istinbat, istihraç ettiği söz nedir, ona dikkat lazım; Biz demiyoruz ki ayetin manası budur. Kur'an-ı Kerim Allah kelamıdır. Onun için Kur'an-ı Kerim'in birçok gaybi ihbarları vardır, işaretleri vardır. Mesela usul-i fıkıh ile ilgili Kur'an-l Kerim'den birçok ahkâma işaretler çıkartılmıştır.

Kur'an'ın mana-yı işarisi var, İşari manalarının da tabakaları var. Risale-i Nur'da bu ferdlerden zamanımızda bir ferttir. Yahu, sineğin kanadını tanzimden gafil olmayan Allah(CC), insanların saadetine, Kur'an'ın feyziyle sunulan bu külliyatta işaret etmemesi, bu feyz-i Kur'aniyeden istifadeye işarette bulunmaması mümkün olamaz.

İşarette bulunması Kur'an'ın büyüklüğünün şanındandır, Kur'an'ın ulviyetinin şanındandır. Bunda garipsenecek bir durum yok.

-Devam Edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Mustafa Devrek, 2007-11-12 00:43:09

Ben Hilaliye hafızlarndanım. bayagı guzel olmus bu siteye daha cok ugrarım insallah

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

zeynep, 2007-10-31 06:01:23

Her yeni günün ardindan gelenler ve göçenler düzeniyle yasiyoruz ölüm herkesin kaderi lakin böyle güzel ölümler herkese nasip olmuyo RABBiM hocam1n mekan1n1 cennet eylesin bizide onlar1n hürmetine affeylesin...

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Ahmet Türker, 2007-05-29 10:48:00

Hocamız 28/05/2007 tarihinde bu dünyadaki ulvi görevini tamamlayarak Hak'ka kavuşmuştur.Ruhu şad olsun...

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Akhisardan Nuray, 2007-05-29 05:54:15

şahin hocamızın yakınlarına,hilaliye eğitim kurumlarına ve bu davaya gönül verenlere başsağlığı dilerim.mekanı cennet olsun inşallah

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Bekir Ceylan, 2007-05-28 08:18:35

Merhum Şahin Hocamızın Çalışkanlığı malum. Kendisine "hocam şu elbiseleden birini alsanızda ekrana (dost tv) farklı kıyafetlerle çıksanız" teklifime şu cevabı aldığımı belirtmek isterim: -Benim hiç iki elbisem olmadıki, olsa izleyiciye nasıl vaaz edebilirimki... Üzerimdeki eskiyinceye kadar giymeye devam ederim... Sözün kısası Çevremizde konuşan çok alim zat var fakat Şahin hoca hem konuşur hemde yaşardı. Allah mekanını cennet eylesin

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

ismail, 2007-05-28 07:25:51

Allah senden razı olsun sevgili hocam. inşallahmakeanınız cennet olsun!!!!

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

ismail taha coş, 2007-05-28 04:42:42

"inne lillahi ve inne ileyhi raciun" ŞAHİN hocamız HAKKA yürüdü... hatimler,yasinler,evrad-ı kutsiyeler,cevşenler okuyalım insallah...ALLAH cc cennet mekan hocamızın makamını kat kat arttırsın...Şefaatlerine nail eylesin bizleride... ALLAH'A EMANET OLUNUZ...

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

zehra, 2007-05-28 04:32:44

şahin hocanın vefat ettiğini duydum çok üzüldüm bende onun tabelerindendim allah ondan razı olsun mekanın cennet olsun işallah rabbim ailesine ve yakınlarına sabır versin .....

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

murat bilgin, 2007-05-26 07:23:34

Nurlar hakkında tesbitleriniz çok güzel.Rabbim size acil şifalar versin.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Bülent, 2007-05-25 10:02:35

Şahin Yılmaz Hocaefendi yoğun bakımda. lütfen kendisi için dua edelim..

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

aydın uçarkuş, 2006-09-24 16:49:28

Ben de bu sene hilaliyenin hafızı olarak mezun oldum. yazınızı begendim..

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

yunus yavuz, 2006-09-19 15:42:30

Kurban olam o dile agza ,yav kardes interneti aldik(bilgisyari)yalniz nur okuyoruz dersleri hepten unut hele hatiralari okudukca kendi kendimize guluyoruz millet acaba delimi oldu diye dusunmeye basladi. Allah cumlenizden razi olsun affu magfiret etsin nurlar layik kardes ettsin.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

-İzninizle başka bir soruya geçmek istiyorum. Bir yerde üstad şöyle diyor; “ey uykuda iken k

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

O Bediüzzaman'dır Bu köşede, çeşitli vesilelerle dediklerimize ek olarak söyleyecek olursak:

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, yeni bir söyleşimizi daha hizmetinize sunuyoruz. Aslen Muş’lu olup

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

Doğunun ilim ve irfan merkezlerinden bir amud-u nurani olan Nurşin medreselerinin Üstad Bediüzza

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşilerimizden birisini daha hizmetinize sunuyoruz. Prof. Dr.

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

-Hocam, sizin risaleyi risaleyle izahınız çok dikkat çekiyor. Bu tarza nasıl başladınız? -

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşileri bölümümüzde yeni bir mülakatımızı hizmetiniz

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, cevaplar.org adına gerçekleştirdiğimiz yeni bir söyleşiyi takdim

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli bir âlim ve ehl-i kalb bir büyüğümüzle yaptığımız k

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

-Hocam, ilk sorum şöyle; Bediüzzaman’ın medrese sistemine getirdiği yenilikler nelerdir?

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

Değerli ziyaretçilerimiz, Prof. Dr. Ahmed Akgündüz Hocamızla yaptığımız yeni bir söyleşiy

Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; Allah'tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl oluyor da (tevhidden küfre) çevriliyorsunuz!

Fatır, 3

GÜNÜN HADİSİ

"Kim alim geçinmek, sefihlerle münazara yapmak ve halkın dikkatlerini kendine çekmek gibi maksadlarla ilim öğrenirse Allah o kimseyi cehenneme atar."

Tirmizi, İlm 6, (2666)

TARİHTE BU HAFTA

*Yavuz Sultan Selim'in Ridaniyye Zaferi(22 Ocak) *Hz.Ali (r.a.) Efendimiz'in Şehit Edilmesi(24 Ocak) *I.Murad Hân'ın Haçlı Ordusuna Karşı Sırpsındığı Zaferi(25 Ocak) *Büyük Muhaddis ve Tarihçi İbn-ü Asâkir'in Vefâtı(26 Ocak) *OSMANLI DEVLETİ'NİN KURU

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI