Cevaplar.Org casino maxi

Prof.Dr.ALAADDİN BAŞAR BEYEFENDİ İLE RÖPORTAJIMIZ

Erzurum’da, Erzurum’un kışına göre çok daha dondurucu olan bu dehşetli asrın soğuk ikliminde donmamış dimağlardan biridir Alâaddin Başar. Memleketlerinin iklimine inat sıcak nefeslerini bizden esirgemeyen Erzurumlular


Yusuf HAS

yusufhas@mynet.com

2003-01-27 14:21:39

TAKDİM

Erzurum’da, Erzurum’un kışına göre çok daha dondurucu olan bu dehşetli asrın soğuk ikliminde donmamış dimağlardan biridir Alâaddin Başar. Memleketlerinin iklimine inat sıcak nefeslerini bizden esirgemeyen Erzurumlular içinde bir Erzurumludur. Kendileri röportaj teklifimizi dar vakitlerine rağmen geri çevirmeyerek, kısa süreli meyve bahçesine girmiş bir çocuğun hızla o ağaçtan o ağaca koşması gibi muhtelif hususlarda sorduğumuz sorulara içtenlikle cevap verdiler. Kendilerine buradan tekrar teşekkürlerimizi ileterek, istifadeye medar olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyoruz… Yusuf Has

-Küfür(İnkar, Ateizm) için değişik tasnifler yapılıyor. Küfür kaç kısımdır ve ne demektir?

-Küfür dediğimiz, perdelemek örtmek manasına geliyor. Değişik tasnifler yapılabilir. Risale-i Nur küfürü iki kısıma ayırıyor; Adem-i kabul, kabul-u adem. Biri, kabul etmemek. Düşünmüyor kabul etmiyor. Avrupa’daki insanların çoğu bu gruba giriyor. "Alaka duymuyorum imani meselelere."diyor. Bir hayat anlayışı var. "Metafizik saha" diyor, felsefe gibi düşünüyor ve hiç alaka göstermiyor dine. Böyle dinsizler var. % 95 ten belki fazla dinsiz bu tip.

Bir kısım var ki, dinsizliği dava edinmiş. Buna kabul-u adem deniyor. İnsanları dinsiz yapmaya çalışıyor. Asıl bizim birinci derecede düşman olduğumuz küfür bu oluyor. Diğerleri de küfür içinde, ama onlar kendilerini kurtaracak eller bekliyor. Ama bunların öyle bir derdi yok. Onlar inanmışlar kendi itikatsızlıklarının doğru olduğuna. Bunları insanlar içinde yaymaya çalışıyorlar. Asıl tehlikeli küfür bu.

Bir de başka bir küfür var. İman hakikatleri bir bütündür, birine inanmamak küfre götürür. Bu diğerinden farklıdır. Bir insan Cenab-ı Hakka inansa, Kuran’a inansa, ama bir ayete inanmasa küfre girer. Bu da bir başka küfür çeşidi.

Bir de bazı küfre götüren sözler var. İnsan bilmeden bazı sözler söyler ki, küfre girer. Bilahare tekrar iman alameti gösterirse yine o mümindir. Ama bazı rivayetlere göre geçmiş hasenatları kaybolur deniyor, elfaz-ı küfürde. Küfrün(inkarın) böyle değişik çeşitleri var..

Bir de müşrikler var. Onlar da kâfir. Onlar da ikiye ayrılır. Bazıları doğrudan doğruya puta tapıyor. Onlar da küfre giriyor, belli zaten. Bazıları da diyor ki "biz Allah’a inanıyoruz, ama ona direkt ibadet edilmez, ona direkt dua edilmez, direkt yardım dilenmez.Biz putları aracı koyuyoruz" diyorlar, yani şefaatçi.. Fatiha'daki “İyyâke nabüdü ve iyyâke nesteîn” bununla alakalı. Mümin doğrudan doğruya Allaha ibadet ediyor, doğrudan doğruya ondan yardım diliyor..

O manada küfrün çok çeşitleri var. Yalnız üç çeşit beş çeşit değil.

- "İbadetin terki, kainatın kemalatını inkardır" deniyor. Halbuki namaz kılmayan pek çok insan da Allah’ın sanat eserlerini takdir ediyor.

- Üstad diyor ya, "mevcudatın kemâli Allah’a bakan yüzlerindedir." Hani kendisi bir misal veriyor. Bir eser düşünün. Bir eserin iki ciheti vardır. Birisi, onun maddesi itibari ile değeri vardır, bir de sanatı itibari ile değeri vardır. Bir de intisapta üç şeref vardır. Bir hat düşünün mesela, hattatı belli olmadı mı aynı, mesela Kuran-ı Kerim'de de var. Ben dinlediğimi söylüyorum. Fevkalade hattı var, fakat katibi bilinmeyince, katibi bilinen gibi olmuyor... Enteresan bir şey. Üstad buna "intisab" diyor. Kainattaki eserlerin de eser olarak bir değeri var. Bunu kendi cihetlerinden takdir ediyorlar, inceliyorlar. Ama Allah’a intisab edince o eser değeri birden milyonlara, sonsuza çıkıyor. Bu cihete "kemal" diyor Üstad. Kendi kendine yapılmış dedin mi bu bir kemalsizliktir, tabiat yarattı dedin mi bir esere, bu bir kemalsizliktir. Tabiatın yaptığı bir şey. İsterse onun üzerinde ne kadar araştırma yaparsa yapsın. Tabiatın yaptığı, maddenin yaptığı bir şey materyalistlere göre. Veya evrimcilere göre... Evrim geçirerek, kendi kendine tekamül ederek bu hali almış diyorsa, ondaki sanatı ne kadar anlarsa anlasın, o kemalini tam idrak etmiş değil. Bu işin altında ne var? Kemâlsizlik var.

Kendi kendine olmuş, evrim geçirerek zaman içerisinde bu hali almış diyerek böyle bir eserin kemâli tam idrak edilemez. Yoksa eseri anlıyorlar da onun Allah’ın eseri olarak bildin mi iş değişiyor. Bu hamd bahsinde geçer Risale-i Nur'da. Mesela bir padişah sana bir elma verse onda iki lezzet vardır. Biri elmanın kendi lezzeti, biride iltifat-ı şahane lezzeti. Yani padişah bana bir elma vermiş. İşte o ikincisinde elmanın kemali çok artıyor. Birinde elma olarak bir kemali vardır, yersin hoşuna gider, faydalanırsın falan. Bir de padişah sana bir elma vermiş. Bir de öyle baktın mı o elmanın kemali birincisiyle ölçülmez. Öyle değil mi? Kainattaki eserler de böyle. Kendi başına bir eser diye baktın mı, değeri birinci elma gibidir. Allah’ın bir eseri, onun bize ihsanı, ikramı diye baktın mı, asıl kemâl o zaman tahakkuk ediyor.

- Sınırlı bir hayattan dolayı sınırsız bir cehennem cezası çok kimselerin aklını karıştırıyor. Bunu nasıl açıklayabiliri?.

 - Küfür(İnkar) diyoruz, sonsuz, nihayetsiz bir cinayettir. Nihayetsiz bir cinayet olunca nihayetsiz bir azap ister. Cinayetin kendisi sonsuz. Birkaç cihetle sonsuz.. Birincisi bir defa kainattaki sonsuz eşyanın hukukuna tecavüz ediyor. Demin ki sorunla ilgili bu. Yani kainatın mevcudunun kemalini idrak etmiyor. Kendine kendine olmuş, tesadüfü eserler diyor eşyaya.

Ama Kuran-ı Kerim'e göre her şey Allah’ı tesbih ediyor. Bu eser başka o eser başka. Şimdi inkar eşyayı öyle görünce mevcudatın kemalini noksanlaştırıyor, tenkis ediyor. Bir bu ciheti var. Diğer ciheti de, bütün kâinat insana hizmet ediyor. İnsan neye hizmet ediyorsa kâinat da ona hizmet etmiş oluyor. Bir insan ahlaksızlık yapıyorsa, bütün kâinat ona hizmet ediyor. Dünya onun için dönüyor, güneş onun için yanıyor, hava onun için onun kanını temizliyor, hücreler onun için çalışıyor, ta ki bu adam günah işlesin gibi oluyor. O zaman ona bütün hizmet eden şeylerin hukukuna tecavüz ediyor. Allah’ı tesbih eden o kadar mahlukatı isyanda, şirkte, küfürde kullanıyor. Bu ciheti de var.

Bir de kainat dediğimiz şey Allah’ın isimlerinin tecellileri. O kâinatı basit görmek, hafif görmek, ondaki esmayı düşünmemek oluyor. Bir de isimlerin hukukları var. Hülasa Allah’ın hukukuna tecavüz oluyor. Cenabı Hakkın da azameti, izzeti hadsiz olduğu için sonsuz olduğu için böyle bir hukuka tecavüzde sonsuz bir cezayı icab ettiriyor. Onbaşıya isyan ettin mi tokat yersin, yüzbaşıya isyan ettin mi hapse girersin, padişaha isyan ettin mi asılırsın. Aynı hareket aynı kelime ama izzet artınca, ceza da ona göre katlanıyor. Sonsuz bir hukuka tecavüz olunca sonsuz bir azap istiyor. Bir de bunu şöyle izah ediyorlar. Mesela adam küfür üzerinde yaşaya yaşaya, Üstadın tabiriyle “hayrı kabule liyakati kalmaz” deniyor. O hale geliyor. Artık hayrı kabul edecek halden çıkıyor.

Şimdi bu 100 sene yaşıyor küfür üzere, herkesi küfüre teşvik ediyor. Kalbi o hali almış. Bir 100 sene yaşasa gene aynı çizgide. Yani bu adamın döneceğine bir ihtimal kalmıyor, bazıları için. Onun da cezası sonsuz... Bir de cennet iman edenlerin yeri. O da burada iman edilecek. Onun yeri burası yani.

Cennete girmenin şartı iman. Cennetin dereceleri ibadete göredir. Ama cennete girmenin şartı iman. Cehenneme girmenin şartı da küfür. Vesilesi küfür(dinsizlik) diyelim. Ondaki derece de isyana, zülüme vs.. göre. Ama girme deyince; cennete imanla, cehenneme küfürle. Şimdi adam burada iman etmemişse ebedi cennete giremeyecek.

Kaldı ebedi cehennem. Ehl-i keşfin orada bazı keşfe dayanan ifadeleri var. Mesela orada belli bir süre sonra ülfet peyda edecek deniyor vs.. onlar keşfe dayanıyor. Ama cehennemden çıkmayacağı cennete gitmeyeceği kesin. Çünkü dünyada iman etmemiş. Yani yukarıda dediğimiz gibi, kısaca, sonsuz bir hukuka tecavüz olunca sonsuz bir azap istiyor.

- “Zaman tarikat zamanı değil, hakikat zamanıdır.” deniyor. Bu ne demektir? Yani tabir-i caizse tarikatlar misyonlarını mı tamamlamışlar veya asrın ihtiyaçlarına mı cevap veremiyorlar?

- Tarikat kıyamete kadar devam edecek. O ayrı bir unsur. "Zaman tarikat zamanı değildir," sözünün çok yönü var. Ona çok girmeye gerek yok ta. En azından şöyle diyebiliriz, bugünkü insanlık hep neden, niçinle karşımıza çıkıyor. Filan büyük zat böyle demiş dedin mi bakıyorsunuz tatmin olmuyor? Ama o zat en büyük bir tarikat şeyhi olsun. Hepimizin hürmet ettiği, şefaat beklediği çok büyük zatlar var, ama onlardan bir söz naklediyoruz bir öğrenciye, bu zat böyle demiş demekle tatmin olmuyor. İşte budur "tarikat zamanı değil." En azından böyle anlarız.

Yoksa bu zamanda tarikat yoktur demek değil. Ya bu zamanda ne yapmak lazım. Falan zata itimat et, bak bu böyle diyor demekle adam tatmin olmuyor veya "şu hakikatı anlamak için gel şu mertebelerden geç. Nefs-i emmareden başla nefs-i marziyeye kadar geçeceksin ki bu hakikati anlayasın." Bugün namazı kılmayan bir adamı buna sokabilir misiniz? Budur "tarikat zamanı değil". Ya bu adama hakikati nasıl anlatacaksın. Doğrudan doğruya hakikatin kendini anlatacaksın. "Zaman hakikat zamanıdır" demek şudur; hakikati direkt anlatacaksın. İzah, ispat edeceksin. Bu mana.

Yoksa ne tarikat yoktur demek ne de misyonunu tamamlamıştır demek. Yani o insanı ne tarikattaki mertebelere sokarsınız, nefsin tezkiyesi veya kalbin tasfiyesi gibi mertebeler var, ne o terbiyeye sokabilirsin ki, gir sonra anla, namaz kılmadığı için zaten giremez orya. Hatta iman hakikatlerinden şüphesi olan bir insan da nasıl girsin o terbiyeye. Ne de büyük zatların, tarikat şeyhlerinin sözlerini söylemekle adamı tatmin edebilirsiniz. Neden diyor, niçin diyor. Bu iki noktadan o tarzda bir insanı tatmin edemeyiz. Hakikati direkt vermeliyiz. Bu mana çıkar. Buradan tarikata karşı olma gibi bir mana çıkmaz.

- Harama nazar unutkanlık verir deniyor. Oysaki bildiğimiz birçok insan var günah deryasındalar ama hafızaları da kuvvetli.

- Şimdi bu genel kaide. İlla onda da unutkanlık olur. Belki harama nazar etmese hafızası belki daha kuvvetli olacak. Benim hafızam diyelim 10 derece, harama nazar ediyorum iniyor 5 dereceye. İnsanlar farklı ya. Onların hafızası diyelim 200 derece harama nazar ediyor iniyor 150 dereceye. Yine benden kat kat ileri.

Ama illa bu kaide hepsinde geçerli.

- Senelerdir Risale-i Nurları okuduğu halde namazlarında gevşek, harama dikkat etmeyen, gıybet vs. gibi durumlara düşen, nefs-i emmare ile nefs-i levvame arasında bocalayan insanın durumunun sebepleri ve çıkış yolları nelerdir?

- Şimdi Risale okumak ayrı bir hadise yani. Risale-i Nur umuma hitap ediyor değil mi? Ama herkes aynasına göre feyiz alıyor. Mesela kalp günahlarla, isyanlarla ne kadar yaralanıyor, kirleniyorsa, tozlanıyorsa en güzel ışığı da versen o kadar az ışık emiyor. Işık aynı ışık ama iş aynalarda. Aynaları tozlatan, kirleten, kıran bir çok hadiseler var. Akşama kadar haram içerisinde olan, ders dinliyor ama ticari işlerinde nefsine kapılıyor faize giriyor falan, günahlara girdiği için insan aynasını karartıyor, istifadesi azalıyor.

Bunun Risale-i Nur'la alakası yok. Ona bakarsan Kuran Allah’ın kelamı, onu dinliyoruz ama niye bu kadar farklılık arz ediyoruz? Burada nefis ve şeytan devreye giriyor. Günahlar, isyanlar devreye giriyor. Mesele bu, bizimle ilgili yani. Çıkış yolu da yine başka çaresi yok.

Üstad diyor ya bu zaman şahs-ı manevi zamanıdır. İnsan ferd olarak şahs-ı maneviye karşı koyamaz. Onun için bugün sefahat(ahlaksızlık) de şahs-ı manevi ile hücum ediyor. Eskiden bir adam çıkıyormuş, ahlaksız adam. Ona uyan uyarmış, uymayan uymazmış. Herkes onu lanetlermiş. Şimdi böyle değil. Ahlaksızlığı neşreden gazeteler hepimizin evine giriyor, televizyonlar hepimizin evinde seyrediliyor.

Artık şahs-ı manevi ile hücum ediliyor. Buna karşı dinsizlik de böyle. Eskiden müstakil bir dinsiz varmış, tek başına bir dinsiz. Diyelim firavun. Firavun dinsizmiş ama, Suriye’de Irak’ta bilmem başka ülkelerde firavun görüşleri diye bir görüş yokmuş, firavun felsefesini yayan kitaplar, romanlar yokmuş.

Bu zaman ayrı bir zaman. Bu zaman çok dehşetli bir zaman. Hatta ahlaksızlık dahi şahsı manevi ile saldırıyor. Buna karşı fert tek başına dayanamaz. Çıkış yolunun en birincisi ise şahsı maneviye girmektir, yani muhit tutmaktır. Müsbet bir muhit tutmaktır. Muhiti tutamazsanız illa bir şekilde mağlup olursunuz. Mutlaka İslamı yaşayan, müspet insanlarla birliktelik kurmak, beraber olmak buna şahsı manevi deniyor. Birbirimizi kurtaracağız vesselam. Tek başımıza zor. En büyük çıkış yolu bu. Diğeri belli zaten. Tehlike nerden geliyorsa onun tersini yapmak. Hani Hadis-i şerif var ya, bir günah işledin mi onu yok edecek bir sevap işlemek lazım. Şimdi günahlara giren bir insan onları yok etmek için ne yapacak, bir iyilik yapacak ki kefede onu dengelesin. Zaten yaptığı kötülükler kul hakkı ise illa ödeyecek. O bakımdan kötülüklere karşı iyilik yapmak, terazinin öbür kefesini doldurmak. Bir de şahsı maneviden daha çok hissedar olmak, muhit tutmak daha fazla beraber olmak. Tek başımıza zor…

- Risale-i Nur'a karşı zaman zaman oluşan ülfetin sebepleri nelerdir?

 - Aynı işte. Kainata karşı nasıl ülfet oluyorsa. Her gün güneş doğuyor batıyor, niye tam idrak edemiyoruz. Aynı. Kainata niye bakamıyorsak, bazen ülfet bize gaflet veriyorsa. Kuran hakikatleri bize her zaman anlatılıyor. Namazın farz olduğunu herkes biliyor. Risale-i Nur da ayrı değil, Risale-i Nur da Kuranın tefsiri.

Zaman zaman ülfet oluşabiliyor. Bunu kırmak için ne yapmak lazım. İşte bu demin dediğimiz gibi hizmetin bizatihi içine girmek. Kenarda durdun mu, insanda ülfet oluşabiliyor. Bizzat insanlara iman hizmetini mesele yapmak lazım. Bu tür insanlara ülfet biraz da zor gelir, işin içinde olunca. Sathi nazarla baktın mı meseleye onların daha fazla olur ülfetleri. Tatbik suretinde işin içinde olanda daha az olur veya olmaz. Sathi olarak işte, haftada bir gelir dinler, geçer. Onlarda ülfet olması daha çok mümkün.

- Risaleleri daha iyi anlamamız için tavsiyeleriniz nelerdir? -Tavsiyemiz? Ben daha iyi anlamıyorum ki sana tavsiye edeyim... Daha çok okumak, okuduğumuzu yaşamak. En mühimi o. İnsan yedikçe, hazmettikçe bünyesi kuvvetlenir değil mi? Bakmakla göz zevk alır ama yedikçe bünye şişmanlar.

Hakikaten bünyemize mal etmek, bu da yaşamakla oluyor. Yaşadıkça daha çok okunur. Özellikle bu. 14. notada bakarsanız geçiyor. Diyor ki, “gaflet esbabından tecerrüd et, onlara müteveccih ol, dur.” Gaflet esbabından tecerrüd nispetinde insan hakikatlere muhatab oluyor. Esas şifre bence orada. Senin sorunun cevabı da orada.

İnsana gaflet veren günahlardan, isyanlardan tut ta, gereksiz meşguliyetlere kadar, malayaniye kadar hepsi gaflet esbabıdır. Bunlardan tecerrüd ettiği miktarca insan hakikatlere muhatab oluyor. Bir de yaşadığı nisbette daha çok istifade ediyor iki. Tabii okuma da işin başında. Bu üçü birden olacak yani. Hem okunacak, hem gaflet esbabından tecerrüd edilecek, hem de yaşanacak. Üçü bir araya geldi mi istifade artar. Böyle okuyan zatlara selam olsun deriz, Allah bizleri de öyle yapsın inşaallah…

-Hocam, vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

-Estağfurullah…

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

-İzninizle başka bir soruya geçmek istiyorum. Bir yerde üstad şöyle diyor; “ey uykuda iken k

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

O Bediüzzaman'dır Bu köşede, çeşitli vesilelerle dediklerimize ek olarak söyleyecek olursak:

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, yeni bir söyleşimizi daha hizmetinize sunuyoruz. Aslen Muş’lu olup

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

Doğunun ilim ve irfan merkezlerinden bir amud-u nurani olan Nurşin medreselerinin Üstad Bediüzza

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşilerimizden birisini daha hizmetinize sunuyoruz. Prof. Dr.

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

-Hocam, sizin risaleyi risaleyle izahınız çok dikkat çekiyor. Bu tarza nasıl başladınız? -

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşileri bölümümüzde yeni bir mülakatımızı hizmetiniz

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, cevaplar.org adına gerçekleştirdiğimiz yeni bir söyleşiyi takdim

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli bir âlim ve ehl-i kalb bir büyüğümüzle yaptığımız k

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

-Hocam, ilk sorum şöyle; Bediüzzaman’ın medrese sistemine getirdiği yenilikler nelerdir?

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

Değerli ziyaretçilerimiz, Prof. Dr. Ahmed Akgündüz Hocamızla yaptığımız yeni bir söyleşiy

Âl-i imran:190

Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için gerçekten açık, ibretli deliller vardır.

GÜNÜN HADİSİ

"Ümmetimin tamamı affedilmiştir, ancak günahlarını ilan edenler müstesna!"

Buhârî

TARİHTE BU HAFTA

*Köprülü Fazıl Mustafa Paşa'nın Şehit düşmesi (19 Ağustos 1691) *Mescid-i Aksa'nın Yahudilerce Yakılması(21 Ağustos 1969) *Sakarya Savaşı (22 Ağustos 1921) *Hz. Ebu Bekir (634) ve Ebussuud Efendi'nin (1574)[23 Ağustos]

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI