Cevaplar.Org

KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞÂMİL - 2


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2002-12-29 22:50:50

ŞAHLANIŞ

Hacı Murad'ın İmamın saflarına geçmesi ile Ruslar büyük bir darbe almış oluyordu. General Klugenav onu geri kazanabilmek için büyük çaba gösterdiyse de, muvaffak olamadı. Bunun üzerine güç yoluyla Hacı Murad'ı dize getirmek için 2000 kişilik bir kuvvetle onun üzerine yürüdü. Mücahid kuvvetleri bu sayının üçte biri kadar olmalarına karşılık büyük bir mukavemet gösterdiler. İmparatorluk topçu kuvvetleri komutanı Bakunin'in de öldüğü bu harekât Rus yenilgisi ile sonuçlandı. Hacı Murad yaralanırken, babasıyla iki kardeşi şehid düştü.

1841 Yılının Temmuzunda General Golovin raporlarında şunları yazıyordu: 'Şimdiye kadar Kafkasya'da Şamil kadar tehlikeli ve kuvvetli bir düşmanla karşılaşmamış bulunuyoruz. Gelişen olayların etkisiyle Şamil'in hareketi, Muhammed'in(sav) dünyanın dörtte üçünü sarstığı zamanki gibi dini ve askeri bir yapı kazanmıştır.'

Aynı yıl Batı Kafkasya'da Çerkez kabileleri, Ruslara karşı ayaklanıp onları denize döktüler. Muhammed Emin'in Çerkezistan'da çok başarı olmasına karşılık (mesela emrindeki kuvvetlerle Rus birlikleri tarafından istila edilen bölgeye yalnız 1849 yılı içerisinde 101 akın düzenledi) bir türlü Rus kordonu aşılıp İmamla bütünleşme sağlanamadı. Böylece mücadele iki tarafta müstakilen sürdürülebildi. Hazret-i İmam'ın esir edilmesinden kısa bir süre sonra bütün güçleriyle Batı Kafkasya'ya yönelen Rus kuvvetleri kısa bir zamanda buradaki direnişe de son verdiler.

BİR SEVK-ÜL CEYŞ DAHİSİ

Şeyh Şamil tam bir askeri dahi idi. Hareketlerini düşmandan gizler, ani ve öldürücü darbelerini hiç beklenmedik yerden indirirdi. Devamlı taarruzda bulunarak inisiyatifi elinde tutardı. Düşmanın planlarını çok önceden kavrayıp hemen karşı tedbirleri alırdı. Adeta düşmanın aklından geçenleri bilirdi.

Rus generali Keydeman raporlarında onun bu yönüne şöyle değinmektedir: 'Hele Şamil'in nadir askeri dehalara has olan sevk-idare kudreti zafer terazisinin gözünde bilhassa ağır basmaktadır.' Başka bir Rus generali Suvarof ise şu itirafı yapar: 'Kafkasya dağ silsilesini aşmak Alpleri aşmaktan daha zordur. Bu dağ kartalları Prusya ve Avusturyalılardan daha iyi savaşırlar.'

Baddley'in tespitleri de şöyle: 'Şamil'in askeri sisteminin en büyük avantajı adamlarını çok kısa bir süre içinde toplayarak dağıtabilmesiydi. Bu sayede bir levazım sınıfının kurulmasına gerek kalmamıştı. Şamil'in uyguladığı stratejiler çağına göre mükemmel bir seviyedeydiler.

Yerleştiği Dilim'in merkezi konumundan yararlanarak düşmanı kuzey, güney ve doğu yönlerinden tehdit ederek onları daima hareket halinde tutarak meşgul ediyordu. Sanki sihirli bir güce sahipmişçesine komandolarını büyük bir hızla istediği noktalarda topluyor ve yine aynı hızla ortadan yok ediyordu. Yanlarında herkese birkaç gün yetecekten fazla bir yük taşımayan bu olağanüstü süratlilikteki müridler, dağları süpürerek iniyorlar ve Rusların en az bekledikleri noktalardan onlara saldırıyorlardı.

General Gurko 1843'deki başarısız Avaristan harekâtının raporunda şöyle diyordu; 'Şamil'in bu kadar büyük muvaffakiyetler kazanması doğrudan doğruya havsalaya sığmaz şahsi kudreti neticesidir. Askeri tahsili olmayan bu zatın pek büyük bir askeri dehaya sahip olduğunu kabul etmek lazım gelir. İmamın bu şahsi liyakati, bizim en meşhur ve tecrübeli kumandanlarımızı çok defalar içinden çıkılmaz vaziyetlere düşürmüştür. Bu mütalaa ve kanaatin en bariz misalini bize Delim'den Unsokul kalesine yaptığı yıldırım yürüyüşü vermiştir. Akıl ve muhakemeye sığmayan bu yürüyüş, sürat bakımından harikulade olduğu gibi, askerlik sanatı, enerji, isabet ve süratli karar zaviyelerinden de kıymetlidir.'

...Enteresan bir husus var; O sırada Rus ordusunda görev yapan Alman subaylar tarafından Şamil'in tabye taktikleri raporlar halinde Almanya'ya götürülerek vurucu Alman ordusunun temelleri atılmıştır.

ZAFERLER DÖNEMİ

1842 senesinde de zaferler birbirini kovaladı. Çeçenistan'daki faaliyetler General Grabe'nin 30 Mayıs'ta 10 bin kişilik bir kuvvet ve 24 top eşliğinde Gerzel Avul'dan çıkıp Şamil'in karargâhı Dargo'ya yürümesi ile başladı. Ormanlık alana kadar düşmanı pek fazla hırpalamayan mücahitler, asırlık kayın ağaçları ile süslü ormanlık bölgede Şamil'in en yakın naiplerinden Şuayb Molla komutasında onlara ölüm yağdırmaya başladı. Grabe 1 Haziranda geri çekilme emrini verdi. Sonuç büyük bir bozgundu. Ruslar iki gün içinde ölü ve yaralı olmak üzere 1700 kişi yitirmişlerdi. Bu acı yenilgi üzerine Grabe kendi isteği ile görevinden ayrıldı. Üstü olan Golovin de azledildi.

YILDIRIM HAREKÂTI

Adolf Hitler 'Sezilmemeyi ben keşfettim' derken yanılıyordu. Hayır, ilk defa dünya tarihinde yıldırım harekâtını da, kıtmaniliği(sezilmemeyi) de insanlığın iftihar tablosu Hz. Muhammed (sav)ve onun talebeleri uygulamıştır.

İşte o kutsi ocağın şakirdlerinden İmam Şamil de 30 küsur senelik cihad hayatında Efendimiz'in uyguladığı yıldırım vuruşu taktiğini çok defa tatbik etmişti. Çok yetenekli bir şekilde tasarlanarak büyük bir titizlik ve itinayla hazırlanan ve aynı oranda parlak ve başarılı bir şekilde uygulamaya konan planlar kısa zamanda meyvesini verdi.

16 Ağustos 1843'te General Klugenav, Şamil'in ordularını terhis ettiğini ve ortalığın sakin olduğunu rapor etmişti. Hâlbuki Şamil 27 Ağustos'ta ordusunun başında karargâhından ayrıldı. 24 saat içinde 80 km uzaklıkta bulunan Unsokul önlerinde ortaya çıktı. Aynı zamanda Kabet Muhammed ve Hacı Murad'ın kendisine katılması ile mücahid sayısı 10 bin civarına yükselmişti. İngiliz yazar Baddeley bu hadise karşısında hayranlığını gizleyemez.: 'Böylesine dağlık bir ortamda bu kadar uzun bir mesafenin böylesine kısa zamanda aşılması, ortak hareketlerdeki hassasiyet ve hepsinin de ötesinde bu hareketlerin Klugenav'ın burnunun dibinde, ona hiçbir şey sezdirilmeden başarılmış olması, Şamil'in büyük askeri yeteneklerini gözler önüne seriyor ve Onu ilk yıllardaki başarılarının çok ötelerine götürerek sadece bir gerilla lideri değil, fakat savaş sanatıyla uğraşan bu asker sınıfının en yüksek derecesinde bulunduğunu ispatlıyordu.'

6 top desteğinde Unsokul'u kuşatan İmam buraya gelen bütün yolları da tutturmuştu. Bununla birlikte bir piyade alayı takviyeye gelmiş, ama daha kaleye varamadan yok edilmişti. Daha sonra yardıma gelen üç birliğin de akıbetleri aynı oldu. Unsokul 30 Ağustos'ta düştü. Bu zafer bir kapı aralamaydı.

Şamil'in aniden Avaristan'da görülmesinden sonra geçen 25 gün içinde Hunzah hariç hemen hemen Avar topraklarındaki bütün Rus kaleleri düşmüş, 14 top ganimet alınmıştı. İmamın amacı Gergebil'i alıp Rus genel karargâhı Temirhan Şura'yı basmaktı.

Önce naiplerinin her birinin bir yana taarruzu başladı. Her bir hamle Rus generallerini telaşa düşürmekteydi. İmam'da emrindeki birliklerle Vnezapni kalesini kuşattı. General Gurko başta olmak üzere bütün generaller bu kalelerin yardımına koşmaya başlamışlardı. Hâlbuki bu taarruzlar bir yanıltma saldırısından başka bir şey değildi.

Rus kuvvetlerinin dikkatini dağıtan İmam, 80 km'lik bir yolu cebri yürüyüşle bir günde alarak Gergebil önlerinde boy gösterdi. Gurko, Gergebil'in yardımına koşmak istemişse de, Kabed Muhammed tarafından püskürtüldü.

27 Ekim 1843'te kuşatılan Gergebil 9 Kasım'da düştü. Şimdi sırada Rus ana üssü-Temirhanşura vardı. General Fraytag ve Argutinsky komutasındaki güçlerin yardıma koşması üzerine kuşatma kaldırıldı. Şamil Avaristan'a çekildi ve kuvvetlerini dağıttı. 27 Ağustos'tan bu yana Rus kayıpları ölü ve yaralı olmak üzere 92 subay ve 2528 erdi. Bu sene Ruslar için tam bir felaketti. Şamil hazretleri içinse, zaferlerle süslü bir yıldı. Zaferlerin taçlanacağı büyük zafer ise biraz ilerideydi.

DARGO: BİR DÖNÜM NOKTASI

Devletler, cemaatler, gruplar ve kişilerin hayatında belli olaylar dönüm noktasıdır, zirvedirler. Kemâlin zirvesi ise zevalin habercisidir. Mesela 1943 yılı İkinci Dünya Harbinde böyle bir senedir. Artık bu tarihten sonra Alman ordularının ilerleyişi durmuştur. Bunun ilk habercisi de meşhur Stalingrad kuşatmasıdır.

Kafkas muharebeleri için de ben, Dargo savaşını böyle bir dönüm noktası görür ve zafer olmasına karşı hüzünle okurum. Çünkü bu zaferden sonra harbin gidişatı yavaş yavaş değişmeye başlamıştır. Şimdi bu zaferin hemen öncesine bakalım.

Grabe'nin yerine tayin edilen General Neidhart, 17 Nisan 1844'te Avaristan'a yeni bir hücum başlattı. Fakat her zaman olduğu gibi Rus planları suya düştü.. İmam, generallerin her hareketini takip etmekte, bütün oyunlarını bozmaktaydı. Sonunda Neidhart ta görevden alındı. Yerine gönderilen kişi ise Nikola'nın en mühim kozuydu; General Vorontzof Moskova önlerinde Napolyon'un ordularını yenmesiyle meşhur bu General, Çar'ın en büyük kozu ve ümidiydi.

Vorontzof'a verilen önem, 'Kafkasya başkomutanlığına' ek olarak kendisine verilen 'Kafkas genel valiliği' ve 'Tüm Kafkasya imparatorluk naibi' unvanlarından açıkça belli oluyordu. Vorontzof'la beraber Kafkasya'ya sürüyle asker, harp araç ve gereçleri de akmaya başladı. Kısa zamanda 'dünyayı havaya uçuracak kadar barut' ve 150 bin kişilik muazzam bir ordu hazırlanmıştı. Çar şöyle diyordu: 'Askerse bütün ordularım bu uğurda feda olsun. Para mı lazım? Hazinelerimin kapısı Kafkasya için sonuna kadar açıktır. Ben size her şeyi veriyorum. Fakat dakika kaybetmeden bir ateş ve dehşet dalgası halinde kasıp kavurarak o vahşet ocağı, haydut yuvası melun Dargo'yu çiğnemenizi istiyorum. Fakat unutmayınız ki, bütün bu dileklerimin yanında Şamil'in bu sefer ölü veya diri olarak ele geçirilmesi sizden en kati müsamaha kabul etmez matlubumdur.'

Petersburg'da Nikola'ya zafer sözü veren Vorontzof'un ayakları ancak Kafkasya'ya gelip, yıllardır burada bulunan astlarıyla durum değerlendirmeleri yapmaya başlayınca yere değebildi. Tam bir aristokrat olan bu zat, Dağlıları ve Çeçenistan'ı tanıdıkça daha temkinli konuşmaya başlamıştı. Dargo seferinden önce Çara gönderdiği şu satırlar bunun bariz delilidir: 'Bu seferde herhangi bir başarı şansı göremiyorum. Fakat elbette imparatorumuzun isteklerini yerine getirmek ve onun güvenini boşa çıkarmamak için elimden geleni yapacağım.'

İmam Şamil Vorontzof'la kedinin fare ile oynadığı gibi oynadı. Şamil düşman hatların içine sızarak onları en zayıf noktalarından vurmanın başarılı sonuçlar vereceğine inanıyordu. Gerçekten de, savaşın bitiminde elde etmiş olduğu sonuçlar onun bu stratejisinin doğruluğunu ve başarısını bir kere daha ispatlamıştır. İmam düşman ordusunu şaşırtma taktikleri ile ormanların içlerine çekti. Daha sonrada kuşatma ve çemberleme manevraları ile harp sanatının en güzel örneklerini verdi.

Değerli araştırmacı Cafer Barlas bu savaş için şunları demektedir: 'Dargo savaşı tabiye ve sevk-ül ceyş sanatına yeni cepheler veren yeni usuller getiren, azın çoğa, yüreğin malzemeye zekanın silah ve malzeme üstünlüğüne galip gelmesinin sırrını cihana açıklayan, ispat eden nev-i şahsına münhasır büyük ve müstesna bir vakıadır.'

Dargo savaşına katılan Rus generali R.A Fadiayev, hatıralarında Şamil hakkında şunları yazmaktadır: 'Artık Kafkasya'ya Şamil hükmediyor ve çok üstün imkânlarla teçhiz edilen ordumuz karşısında fütursuzca dayanıyor. Çar hükümetinin harp teknolojisini hiçe sayıyor. Ordularımızın Kafkasya'da işgal ettikleri toprakları Şamil teker teker elimizden aldı ve dağlara eski hürriyetlerini iade etti.' Sık ormanlarda baskınlardan bunalan Vorontzof teselliyi Şamil tarafından terk edilmiş ana karargâh Dargo'yu taarruzla(!) almakta buldu. Artık ordu geri dönebilirdi. Ama asıl tehlike ricatta kendini gösterdi. 14 Temmuz'dan itibaren naiplerin gittikçe yoğunlaşan baskınları orduyu canından bezdirince General Fraytag'dan yardım istendi ve o gelene kadar savunma savaşı verildi. Fraytag'ın yardıma yetişmesinden sonra geri çekilebilen ordunun Dargo bozgununda kayıpları ölü ve yaralı olmak üzere 3 general, 195 subay, 3433 erdi.

General Vorontzof Çar'a gönderdiği raporda şöyle demekten kendini alamaz: 'Muazzam Rus imparatorluğunun karşısında bir tek adamın bir avuç insanla nasıl olup ta mücadeleye devam ettiğini ve çok kereler teşebbüsü de elden bırakmadığını havsalama sığdıramamaktayım.'

MÜTHİŞ KARAR

Rus kuvvetleri bundan sonra daha planlı şekilde ve sistemli mücadele etmeleri gerektiğini anlamışlardı. 1846 yılı daha çok yeni kaleler yapımı ve eskileri onarımı ile geçti. Rusların bir amacı da ovalarda yaşayan Çeçenler üzerinde baskın saldırılarla bir yıpratma operasyonu yapmak ve onların İmama verdikleri desteği kesmekti.

Milis Kazak alayları desteğinde bu yıpratma politikası bir katliama dönüşmüştü. Merhum edibimiz Süleyman Nazif Bey şöyle demektedir: ' Ruslar Kafkasya'nın zaptını itmam için dünyada ne kadar vahşet ve mezalim mevcut ve kabil ise hepsini insaniyetin ve tarihin gözü önünde irtikâp etmekten ne çekindiler, ne de utandılar.'

Baddeley ise Rus katliamları için şunları yazmakta: 'Ruslar bu insanlara karşı devamlı olarak yıpratıcı ve yok edici bir katliam savaşı uygulamışlardır.'

Rus uygulamaları yavaş yavaş meyvesini vermeye başladı. İki ateş arasında kalan ve Şamil'den de yeterli koruma göremeyen ova Çeçenleri barış için izin almak üzere Şeyh Şamil'e bir heyet gönderdiler. Şeyh Şamil, cihad hareketinin hızını kesmeden devamı için kanunlar koymuştu. Bilhassa Ruslarla anlaşma yapılmasını teklif edenlere şiddetli cezalar verileceğini bildirmişti. Durum böyleyken heyetten Rusların Müslüman köylerine yaptığı zulüm ve işkenceleri dinleyen Şeyh Şamil'in annesi, oğlundan Ruslarla bir anlaşma yapmasını istedi.

Bu sözle beyninden vurulmuşa dönen İmam-Şamil, bir tarafta vatanın selameti ve bu uğurda kanının son damlasına kadar mücadeleye karar vermiş insanlar, bir tarafta incitilmesi büyük günahlardan olan ana gibi iki müthiş ateş arasında kaldı. İmam'ın korktuğu tek şey, Müslümanların kalplerindeki düşmanla mücadele azminin kaybedilmesi, imanlarının sarsılmasıydı. Halkın Ruslarla anlaşmaya meyletmeleri demek, esareti kabul edip, İslamın emirlerini yapamamak, yasaklarından kaçınamamak, itikatlarının bozulması demekti.

Din ve vatan için bir değil, binlerce ana, oğul feda etmeye hazır olan İmam, naibleriyle görüştükten sonra: "Muhterem anama yüz sopa vurulacaktır." emrini bildirdi. Omuzları çökmüş, yaptığı hatanın üzüntüsüyle rengi solmuş bir halde oğluna bakan anne ise: "Oğlum! Allahu Tealanın emrinden kıl ucu kadar ayrılırsan emzirdiğim sütü helal etmem! Verilecek cezayı şimdiden kabul ediyor, adaletten zerre kadar şaşmamanı diliyorum." dedi.

Şamil'in emri üzerine örülmüş bir şerit ile kadına vurulmaya başladı. Fakat henüz beşinci vuruştan sonra kadıncağız daha fazla dayanamadı ve bayıldı. Kendisi de dayanma gücünün sınırına varmış bulunan Şamil ileri atılarak vuruşları durdurdu. Ve annesinin ayaklarına gözyaşları içinde kapandı. Herkes dehşet içerisinde, ünlü Rus generallerine diz çöktürmüş kahraman İmam'ın anasının yanına varıp diz çöktüğünü, sonra da ellerine sarılıp öptüğünü gördüler. Anasıyla helalleşen Şeyh Şamil, Dargolılara dönerek: "Anamın bu meselede, merhametinin çokluğu sebebiyle başkalarına şefaat etmesinden başka hiç bir hatası yoktur. Bu yaptığı hatanın cezasını da manevi olarak şu ana kadar çektiği ızdıraplarla ödemiştir. Maddi cezayı da onun her şeyine varis olan oğlu çekecektir." dedi.

Herkes yerinde donmuş bir vaziyette beklerken sırtını açtı ve vazifelilere dönüp: "Emri yerine getirmekte bir an bile tereddüt edip, elleri titreyenlere yazıklar olsun. Bütün gücünüzle vurmanızı emrediyorum."dedi. Her sopada sırtından kanlar fışkıran şanlı mücahid, yüz sayısı tamamlandığında, Allahu Teala'nın, kendisine verdiği sabır ve metanet için şükür secdesine vardı.

KIRIM SAVAŞINA DOĞRU

Şamil'in en büyük düşlerinden biri Kafkasların topyekûn olarak Rusya'ya karşı direnişe geçmesiydi. Batı Kafkasya'daki Çerkezlerle ile Doğu Kafkasya arasında birleşmenin sağlanması için iki taraf arasındaki Kabarday halkının Ruslara karşı isyan etmesi ve iki koridorun böylece birleşmesi Kafkasya tarihini değiştirebilecek bir olaydı. Böylece sadece iki savaş alanı birleşmiş olmayacak, hem Şamil'in emrindeki savaşçı sayısı artacak ve Ruslar şimdiye kadar karşılaşmadıkları korkunç bir savaş cephesiyle yüz yüze geleceklerdi.

Bazı Kabarday prenslerinin ülkelerine davet etmeleri üzerine İmam da bu ülkeye yürümek için büyük bir hazırlığa girişti. Hazırlıkların çok gizli tutulmasına gayret edildi. Ruslar hedefin Dağıstan olduğunu düşünüyorlardı. Bir tek kişi hariç; Alman asıllı General Freitag...

Freitag elindeki kuvvetlerle Şamil'i takip etmeye ve onu ilk fırsatta bir meydan savaşına zorlamaya karar verdi. Gerçi Şeyh Şamil Kabarday ülkesine girdi. Ama arkasından çok kuvvetli bir Rus birliğinin de topraklarına girdiğini haber alan Kabardaylar çekimser kaldılar. Bunun üzerine İmam da hızlı bir manevrayla Çeçen topraklarına dönüş yapmak zorunda kaldı. Ve maalesef altın gibi bir fırsat kaçırılmış oldu.

Genel olarak konuşmak gerekirse, 1848'den 1856'ya kadar Kafkasya'da hem müridler, hem Ruslar savunmada kaldılar. Şamil'in Avaristan, Çeçenistan ve Batı Dağıstan'daki hâkimiyetini kabul eden Ruslar, bundan böyle çok ciddi hareketlerde bulunmadılar.

Bu sıralar olan iki önemli olay var: Birincisi İmam'ın oğlu Gazi Muhammed'in Rusların çok müstahkem saydıkları, Gürcistan'daki Zınandal adlı meşhur şatonun harem dairesine girerek Gürcü prenseslerini kaçırması..

Diğeri ise, Hacı Murad'ın beş yüz atlı ile 30 bin kişilik Rus genel karargâhı Temirhanşura'yı basması olmuştu. Hatta bu hadiseler üzerine küplere binen Çar, Vorontzof'a şu hakaretleri yağdırmıştı: 'Kafkasya'da sürüp giden gaflet ve şaşkınlığınız biraz daha devam ederse, günün birinde Şamil'in atları korkulur ki, Petersburg sarayının kapılarında kişneyecektir.'

HACI MURADIN VEFATI

Hacı Murad şüphesiz Şeyh Şamil'in en gözde naibiydi. Karizması da çok fazla olan bir insandı. Bahadırlığı ile ün yapmıştı. Vorontsov onun için: 'Hacı Murad yaşadığı gibi cesurca öldü. Onun hırsı cesaretine eşitti ve ikisinin de sınırı yoktu' demiştir.

Baddeley onun hakkında şunları yazmaktadır: 'Gerçekten Hacı Murad adı, onun düşmana karşı savunduğu dağlarında ve talan ederek yağmaladığı ovalarda çok uzun bir süre varlığını sürdürecektir.' 

Rus General Okolniçi de aynı görüşü paylaşmaktadır: 'Onun Şamil gibi geniş çaplı askeri hareketleri planlayarak yürütmek yeteneği yoktu. Fakat buna karşılık daha küçük birliklerin başında çeşitli gerilla hareketlerinde bulunmak hususunda hiç kimse onunla boy ölçüşemezdi.'

Bu kabına sığmaz adam, 1851'e kadar çok büyük hizmetler verdi. Bu arada kıskançlık habire düşman üretti durdu. 1851 yılının Temmuz ayında düzenlediği Boynakh baskını son askeri zaferi oldu. Aynı yıl içerisinde, üzerindeki sır perdesi hiçbir zaman aydınlanamayan bir olay gerçekleşti; Hacı Murat Vozdveezhenskoy kalesine giderek Rusların tarafına geçtiğini bildirdi. Bu olay kimilerine göre İmam Şamil ile beraber yaptıkları bir planın, kimilerine göre ise Şamil ile aralarının bozulmasının bir sonucu idi.

Ancak Hacı Murat adına yakışır bir şekilde, 4 Nisan 1853 günü Vozdveezhhensky kalesi yakınlarında, çok sayıda Rus askerleriyle tek başına girdiği bir çarpışmada şehid oldu. Ne olursa olsun onun ölümü Şamil'in sağ kolunun budanması demek oldu. Tespih taneleri dağılmaya başlamıştı. Ve günler ilerledikçe, bunun devamı gelecekti. Hacı Murad etkisindeki Avarlar Şamil'in etrafından çözülmeye ve Moskofla barış masasına oturmaya başladılar.

KIRIM SAVAŞI VE KAÇAN FIRSATLAR

Temmuz 1853'te çıkan Kırım Harbi, Rusların Kafkaslardan atılması için çok büyük bir fırsattı. İmam, Osmanlı hükümetiyle pratik bir savaş planını görüşmesi için Çerkezistan naibi Molla Emin'i İstanbul'a gönderdi. Şeyh Şamil'in planına göre müttefik güçlerin Ermenistan'a çıkartma yapması, İmamın da Gürcistan'a taarruzu işi nihayete erdirecekti. Ama maalesef Mustafa Reşid paşaların hâkim olduğu zihniyet devlette egemendi ve Şeyh Şamil'in istediği yardımlar yapılmadı, plan uygulanamadı. İmam'a göre Kafkaslar, İran ve Anadolu'nun surları hükmündeydi. Eğer bu sur yıkılırsa sırada İran ve Anadolu vardı. Ama ne Osmanlı devlet ricali, ne İran şahları bu haklı ikazlara lütfedip de kulak vermediler.

Ve Şeyh Şamil'in esir düşmesinden kısa bir süre sonra kopan 93 harbi, akabinde Birinci Cihan harbinde Şarki Anadolu'daki mezalim bize acı acı İmamın feryadını hatırlatacaktı. İran'ın başına gelenleri de Raif Karadağ'ın Petrol Fırtınası adlı eserinden takip edebilirsiniz. Sonuç itibarıyla Kırım harbi, Şeyh Şamil hazretlerini biraz olsun rahatlatabildi. Ama basiretsiz Osmanlı politikacıları yüzünden altın gibi bir fırsatın da kaçmasına sebep oldu.

30.3.1856'da toplanan Paris Barış konferansında 'Kafkasya'nın bağımsızlığını müdafaa edeceğini, bu sebeple Osmanlı devletinin yardımının gerekeceğini söyleyen İngiliz dışişleri bakanı Lord Clarendon'a Osmanlı dış işleri bakanı Ali Paşa şu cevabı vermiştir: 'Bizce oraların o kadar ehemmiyeti olmayıp sadece Çürüksu taraflarında biraz münazaalı yerlerimiz vardır. Oralarını kurtarmakla iktifa edeceğiz.' Daha sonraları İngiliz parlamentosunda konuşan Lord: 'Ben bir Türkten daha ziyade Türk olamam' demiştir.

RUSYADAKİ DEĞİŞİM

Kırım harbi sırasında Rus çarı Nikola'nın ölümü üzerine, yerine 1855'te 2.Aleksandr tahta geçti. Yeni Çar'ın yaptığı ilk değişiklik okul arkadaşı Prens Biryatinsky'i Kafkas ordularının başına getirmek oldu. Kafkasya'yı pek yakından tanıyan, bizzat senelerce iştirak ettiği Kafkasya muharebeleri hakkında esaslı bilgi ve tecrübe sahibi olan prens Biryatinski, görüp geçirdiği bu tecrübelere dayanarak, Kafkasya'nın ancak kuvvetli ve sıkı bir abluka çemberi içinde bunaltılıp dize ve amana getirilebileceğine kanaat getirmişti. Bunun haricinde alınacak tedbirler şöyleydi:

1-Ormanlar ayakta kaldıkça Çeçenlere baş eğdirmek imkânsızdı. Ruslar dev kayın ağaçlarını kesmeye başlayıncaya kadar Çeçenlere karşı kalıcı bir başarı elde edememişlerdi. Aslında uzun vadede Çeçenlerin kılıca değil ama baltaya yenik düştüklerini söylersek yanılmamış oluruz. General Vorontsov ateşle, gazla yakıp tutuşturmakla başa çıkamayacağını anladığı bu inatçı ormanların hakkından gelmek için Rus hazinesini boğazına kadar masrafa boğarak Odesa'dan külliyetli miktarda zift, kükürt ve yakıcı madde getirtmiş, fakat ordusunu geçirecek kadar olsun yol açamamıştı.

Kundakçılıkta General Vorontzov'a rekabet edercesine kendini gösteren General Yevdokimof da Çeçenistan ormanlarını senelerce yakıp kavurduğu gibi, 1851 senesinde Kafkasya'daki Rus ordusunun sol cenah kumandanlığını deruhte eden meşhur ve müstakbel Kafkas orduları başkumandanı prens Biryatinski dahi, on bin kişilik bir Rus kuvvetinin başına geçerek bu zavallı ormanları bir kere daha ateşe verdi, kana ve dumana boğdu.

2-Güneyin tamamen sıkı bir denetimden geçirilerek Şamil'in Osmanlı ve İran'dan alabileceği yardım yollarını kesmek.

3-Dağlılar arasında serpilecek bol miktarda altınlarla ve nifak tohumları saçarak bünyeyi içten zayıflatmak. İhtilafları körüklemek.

4-Yeni üretilen silahları devreye sokmak.

5-Ormanlar arasında geniş yollar yaparak ulaşımı kolaylaştırmak. Biryatinski bu saydığımız bütün şıklarda muvaffak oldu. Özellikle silah üstünlüğü Rus ordusunu durdurulmaz yapıyordu. Yeni silâhlar menzil itibariyle Dağlıların ellerindeki eski ağızdan dolma kaval tüfeklere nazaran çok uzak mesafelere ateş edebildikleri için Rus zaiyatı eski muharebelere nazaran yüzde yetmiş beş azalmış bulunuyordu. Mesela Şamil için çok önemli bir mevkii olan Veden'in düşüşünde Rus kayıpları sadece 26 kişiydi.

Biryatinsky şöyle yazıyor: 'Üç şey Kafkasya'daki kayıplarımızı en aza indirmiştir:

1-Savaşın sistemli olarak sürdürülmesi

2-Komutanlarımızın başarılı idareleri

3-Birliklerimizin yeni tüfeklerle donatılmaları'

Bu arada şu önemli hatıraya da yer vermek uygun olur kanaatindeyiz; 'Şeyh Şamil esareti sırasında Rusya'nın büyük top ve mühimmat fabrikalarını ziyaret etmişti. Bu esnada ağır muhasara toplarının dökümü ve imali ile ilgili tezgâhlarla bilhassa alakadar oldu. Şamil'in tetkikini gözden kaçırmayan yanındaki mihmandarının; 'Nasıl, beğendiniz mi efendim?' sorusuna İmam şu cevabı verdi; 'Neden mağlup olduğumuzu şimdi daha iyi anlıyorum. Sizi üstün duruma getiren askerlerinizin şuur ve kahramanlığı değil silahlarınızın üstünlüğü olmuştur. Şartlar müsavi olsaydı, Kafkasya'mı istilanız imkânsız olurdu.'

Biryatinsky Çara verdiği raporda şunları da demektedir: 'Şamil için muharebe edebilmek imkânı mevcut bulundukça bize değil, kâinata baş eğmesi düşünülemez. Lâkin bu harbe ve zafere âşık sert ve cesur adamlar, Rusları harbe mecbur edemedikleri müddetçe harb iştihalarını kaybetmeğe başladıkları gibi, her an yeni bir zafer icat etmesine alıştıkları Şamil'in yeni ve büyük bir hamlesini görmedikçe büyük bir hayal kırıklığına uğramaktan kendilerini alamıyorlardı.

Dağlılar, en üstün ve ezici Rus kıtaları tarafından en ağır mağlubiyetlere uğradıkları zamanlarda bile hemen ertesi gün tekrar derlenip toplanarak daha büyük bir hiddet ve şiddetle üzerimize saldırmaktan geri durmazlardı.

Otuz seneden beri Allah tarafından gönderildiğine inandıkları ve arkasından ayrılmadıkları Şamil'e karşı Kırım muharebesinden sonra başlayan ve gittikçe şiddetlenen sadakatsizliğin en mühim sebebi, en cesur Çeçen ve Dağıstan kabileleri ile İmamın arasındaki bütün irtibat ve münasebetlerin Rus orduları tarafından tamamıyla kesilmesi idi.

En dar zamanlarda en cüretli ve kati hareketlerle girişen Şamil, Rus ordusunun en kuvvetli ve tehlikeli olduğu zamanlarda derhal Dağlı kabilelerin başındaki naipleri ve ileri gelenleri karargâhına davet ederek; bunlara yeni muharebe ve taarruz vazifeleri verir ve Kafkasyalıların ruhlarındaki muharebe ve mücadele ateşini yeni yeni zaferlerle körükler ve parlatırdı.

Hâlbuki bu son muharebelerde Dağlılar en güvendikleri müstahkem mevkilerin adeta müdafaa bile edilmeden Rus ordusunun eline geçtiğini görerek maneviyatlarını kaybettikleri gibi, Kafkas milli mücadelesinin neticesinden de ümitlerini kesmeğe başlamışlar ve silahların kabzalarını sevgili gibi kavrayan imanlı pençeler birer birer gevşemek istidadını göstermişlerdi. Bu son üç senelik Kafkas harekâtı, yani 1856 tarihine kadar Rus taarruzları geceli gündüzleri devam ettiği ve Kafkas milli ihtilâlinin en muharip elemanları itaat altına alındığı ve birçok toprakların işgaline muvaffakiyet hasıl olduğu halde Rus ordusunun eski senelere nazaran bu sefer verdiği zayiat pek az olmuştur.'

ÇÖZÜLME

Evet, Rus generalinin dediği gibi artık Kafkas kalbi parçalanmaya başlamış ve artık yürekler bir atmamaya başlamıştı. Eskiden 'Ya İstiklal Ya Ölüm' diyen bazılarının zihinlerini başka hisler, başka hayaller süsler olmuştu.

Bir Arap şairinin söylediği şu dizeler artık Şeyh Şamil'in dudaklarında vird-i zebandı:

'Bir zamanlar kardeşlerim vardı benim;

Çelikten zırh gibi güvenirdim onlara.

Fakat bugün görüyorum ki,

Hepsi bana düşman olmuşlar.

Onları keskin oklar gibi görürdüm.

Gerçekten öyleymiş, kalbimi parçalayan oklar.'

Şeyh'in genel karargâhı Veden'in ani bir kuşatma ile düşmesi halkın moraline indirilmiş son bir darbeydi. Artık savaşın son demlerine geldiğine inananlar, gruplar halinde Ruslara teslim olmaya başlamışlardı. Bunlar arasında Şamil'in naibleri Kabet Muhammed ve Danyal Sultan gibiler de vardı. İmam Şamil, Elisu hakimi Danyal Sultanın Ruslarla anlaşıp barışmak üzere Rus başkumandanlığı ile müzakerelere giriştiğini haber aldığı vakit acı acı gülmüş ve : 'Eski huyudur, şaşılmaz' demişti...

GUNİP'TE HÜZÜN VAR

1859 yılıydı. Artık Kafkasya'da İstiklal güneşi guruba doğru kayıyordu. En yakın naibleri son aylardaki çatışmalarda şehit düşen Kafkas Kartalı bir avuç mücahidiyle Gunip kalesinde 3 Rus ordusu tarafından kuşatıldı. Biryatinsky'inin teslim teklifini şöyle red etmişti: 'Gunip yüksek bir dağdır; biz o dağın tepesindeyiz. Allah ise daha yüksekte, sizse ayaklarımızın altındasınız.'

İmamın etrafındaki insan sayısı sadece 400 kişiydi. Ve bu sayının içine, kadın ve çocuklar da dâhildi. Birkaç gün sonra sayı 100'e indi. İmam teslim olmamaya kararlıydı. Dövüşerek şehid olacaktı. Ama Dağıstan ulemasının kadın ve çocukların telef olmaması için verdikleri teslim olmasına dair fetva koca imamın elini kolunu bağladı. Evet, 30 seneyi aşan bir dasitani mücadelenin son perdesi de kapanmaya başlamaktaydı. 6 Eylül 1859'da Şeyh Şamil teslim oldu.

TESLİMDEN SONRA

Teslimden sonra Hz. İmam, Petersburg'a gönderildi ve Çar 2.Aleksandr tarafından büyük bir törenle karşılandı.. Çar, İmama saygısından onu kucaklamış ve hürmetle sakallarından öpmüştü. Kendisine Kaluga'da bir köşk ve 24 bin altın tahsis edildi..

Şeyh Şamil Kaluga'da 10 sene kaldı.. Daha sonra, en büyük isteği olan Türkiye'ye gitmesine izin verildi.. Kendisine tahsis edilen bir vapurla, törenle İstanbul'a uğurlandı. İstanbul'da da bizzat Padişah nezaretinde büyük bir törenle karşılanmıştır. Sultan Abdülaziz bütün teşrifat kaidelerini ve saray ananelerini çiğneyerek karşıladığı Şamil'e: 'Babam sultan Mahmud mezarından çıkagelseydi ancak bu kadar sevinç ve heyecan duyabilirdim' demişti. Biz de işler hep böyledir zaten... Basra harab olduktan sonra...

Hani merhum Ferid Kam'ın bir şiiri var ya:

'Sağlığında nice ehl-i hünerin

Bir tutam tuz bile yoktur aşına,

Öldürürler anı evvel açlıktan.

Sonra bir tabut dikerler başına.'

İmamın hac arzusu ve Medine'de kalma isteği Osmanlı padişahının muvasalatıyla Çar Aleksandr tarafından kabul edildi. Kutsal topraklar da İmama yoğun bir ilgi vardı. Hatta, hacıların onu görmek için gösterdikleri inanılmaz hahiş üzerine hiç kimseye yapılmadık bir şey yapıldı ve İmam Kabe'nin üstüne çıkartılarak hüccac tarafından görülmesi sağlandı.. VEFATI

Ve 4 Şubat 1871 tarihinde, akşam ezanına çok az bir süre kala İmam Şamil hazretleri 'Ircii' emrine uyarak ruhunu teslim etti. O sırada 74 yaşındaydı. Cenazesi gasledilirken vücudunda savaş hatırası olarak 120 yara izi sayılmıştır. Rabbim şefaatlerine nail eylesin. Kalplerimizde onun gibi olma aşk ve şevkini uyarsın. Âmin. Mübarek ruhuna bir fatiha göndermeniz istirhamıyla.

Not: Sayın Hasan Cemal'in Kürtler adlı kitabını okuyana kadar Çerkezlerin Kafkas ırklarından bir tanesi olduğunu zannediyordum. Hâlbuki Çerkezlik bir üst kimlikmiş ve bütün Kafkas halkları için kullanılıyormuş. (Kürtler-s:362–363-Doğan Kitap-İst:2003–1. Baskı)

KAYNAKLAR

1-Rusların Kafkasya'yı İstilası ve Şeyh Şamil-John. F.Baddeley-Kayıhan Yayınları

2-Efsane Soluklar-İbrahim Refik-Albatros Yayınları

3-İmam Şamil-Zübeyir Yetik-Beyan Yayınları- 1998

4- http://www.biyografi.net

5- http://www.ozturkler.com

6- http://www.kafka.4t.com

7-Kafkasya'nın Kurtuluş Mücadelesi-Cafer Barlas. Kitabevi Yayınları–İst;1998

8-İmam Şamil-Tarık Mümtaz Göztepe-Sebil Yayınları

9-Şeyh Şamil(Roman)-Selçuk Kuleli-Türdav Yayınları

10-Kafkas Vakfi.org

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-4.Bölüm

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-4.Bölüm

Mersin’e Yerleşmesi Cumhuriyet’in ilânından sonra sessiz kalmayı tercih eden Ahmed Şerîf

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-3.Bölüm

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-3.Bölüm

Birinci Dünya Savaşı Ve Libya Birinci Dünya Savaşı başladığında İtalya -ülkedeki savaş

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-2.Bölüm

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-2.Bölüm

Seyyid Ahmed Şerif’in Hareketin Başına Geçmesi-1902 Seyyid Mehdi’nin vefatı harekette bir

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-1.Bölüm

SEYYİD AHMED ŞERİF ES SENUSİ(1873-1933)-1.Bölüm

“Kuzey Afrika’nın sömürgeci yöneticilerine hiçbir isim onunki kadar uykusuz geceler geçirt

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-8.Bölüm

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-8.Bölüm

Üstad Bediüzzaman Ve Emin El Hüseyni Emin el Hüseyni çok renkli bir şahsiyetti. İslam âlemi

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-7.Bölüm

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-7.Bölüm

Pirincin İçindeki Beyaz Taşlar “Filistin’de İsyan” kitabının yazarı John Marlowe’un

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-6.Bölüm

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-6.Bölüm

Gizli Anlaşma Müftü Efendi, Hitler ile görüşmesinde, Almanya’nın Arap dünyasındaki emper

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-5.Bölüm

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-5.Bölüm

Bağdat’taki Faaliyetleri Muhammed Emin el Hüseyni 1939 Ekiminde Bağdat’a geldi. Büyük sava

MARGARET MARCUS - (MERYEM CEMİLE) (1934-2012) 7. BÖLÜM

MARGARET MARCUS - (MERYEM CEMİLE) (1934-2012) 7. BÖLÜM

Batılıların, Müslümanları eğitim-öğretim yolu ile sürekli kendilerine bağımlı ve muhta

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-4.Bölüm

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-4.Bölüm

Kaosun Getirdiği Kıpırdanmalar 1930’ların Filistin coğrafyasına göz attığımızda şu ma

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-3.Bölüm

MUHAMMED EMİN EL HÜSEYNİ-3.Bölüm

El Burak Hadiseleri-1928-29 Üç semavi din için de kutsal sayılan Kudüs şehrini kadimden bu y

İnsan, bizim kendisini kerih bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki, şimdi o apaçık bir hasım kesilmektedir.

Yasin, 77

GÜNÜN HADİSİ

Sizden biriniz, kendisi için sevdiği şeyi (mü'min) kardeşi için de sevinceye kadar kamil mümin olmaz.

250 Hadis, s.148

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI