Cevaplar.Org

El-LATİF


Habib Erdemli

habiberdemli@mynet.com

2003-04-16 16:12:32

Latîf: En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfûz edilemeyen, en ince şeyleri yapan, ince ve sezilmez yollardan kullarına çeşitli faydalar ulaştıran. (1) “Latîf, kelime mânâsıyla, 'katı olmayan, ince, hoş ve yumuşak' mânâsına gelir. Latîf, kelimesinin, hem 'lütuf ve yardım'la, hem de letafetle yani 'kesif(katı,yoğun,mat) ve katı olmamak'la ilgisi vardır.” (2) Kuran-ı Kerim'de Latîf ism-i şerifi yukarıdaki manalarıyla yer almaktadır. Bunların dışında “En'am:103'de, gözlerin Kendisini idrak ve ihata edemeyeceği bildirilirken, bu vasfın gelmesinde 'son derece letâfet ve nüfuz edilmezlik' anlamı bariz bir şekilde hâkimdir” (3) Allah gerçekten bütün mahlukata öyle bir incelikle ve sırla lütuflarını ulaştırır ki bunda bir şuur sahibini sezmemek mümkün değildir. Akıl olmasa bile vicdan bunu sezdirmeye yeter; kulak verildiğinde vicdandan sessiz bir çığlığın yükseldiği farkedilir. Hz. İmam-ı Gazalî Latîf isminin hikmet dolu tecellilerini şöyle nazara verir: “Çocuğu anne karnında kat kat karanlıklar içinde yaratması Allah'ın lütfundandır. Allah cenini orada yaratır, muhafaza eder ve orada doğumuna kadar göbek bağı vasıtasıyla besler.Doğduğu zaman, memeyi ağzına alıp emmesini ilham eder. Doğar doğmaz, gecenin karanlığında da olsa, görmeden ve kimseden öğrenmeden hemen memeye yapışıp emmeye başlar. Bütün bunlar Allah'ın lütfu olduğu gibi çok ince ve nafiz ilminin eseridir. Aynı bebeğin büyüme çağında da bu İlâhî lütuf ve letâfetler devam eder. Doğumu takip eden ilk aylarda dişlerini yaratmaz ki memeyi rahatlıkla emebilsin. Çünkü o dönemde onun gıdası sadece süttür. Sütün haricinde gıda alabileceği zamana gelince dişleri çıkmaya başlar. Artık yemeğe ihtiyaç duymakta, mideye yavaş yavaş pişmiş yemeklerin girmesi gerekmektedir. Alınan bu yiyeceklerin çiğnenebilmesi için dişler çıkmaya başlar. O dişlerin farklı şekillerde yaratılması da ayrıca üzerinde düşünülmeye değer. Kimisi, yemeği çiğneyip öğütme görevi görsün diye sert ve sivri yaratılır. Azı dişleri de böyledir. Kimisi, kesme vazifesini görsün diye bıçak gibi keskin yaratılır. Ön dişler de böyledir. Kimisi de kırma işini yapsın diye sert ve sivri yapılır. İki ön yanlardaki dişler böyledir. Bütün bunlar Allah'ın birer lütfudur.” (4) “İlâhî inâyetler genellikle latîf sûretlerde gelir ve beklenmedik şekillerde gerçekleşirler. Bilhassa bahara ve onda cereyan eden latîf canlanış, süsleniş ve kuruluşlara kulak verilse, diğer birçok ismin yanısıra en çok yâ Latîf dedikleri işitilecektir.”(5) Hayvanlar aleminde de şartlara göre yaratılış bütün güzelliğiyle göze çarpmaktadır. Allah'ın sınırsız lütfu, talep ettiği ve karşılığına verdiği arasındaki orantıda da okunabilir. Sabır dolu kısacık bir ömre karşılık bir tarafı ebedî iki cihan saadeti vermesi O'nun lütfundan değildir de nedir? “Velhasıl Allahu Teâlâ öyle bir Lâtif'tir ki, her şeyi bir şeye hazîne yapmıştır. Meselâ: sedef dediğimiz deniz böceğini inciye, arıyı bala, tırtıl böceğini ipeğe hazine yaptığı gibi, insan oğlunun gönlünü de kendi ma'rifetine hazîne yapmıştır.” (6) İnsan görünüşte atomlardan oluşan bir maddeden ibarettir; ama ona üflenmiş olan hazine, aklının faaliyetleri o madde içindeki mananın bir işareti, Latîf ism-i şerifinin aşikar bir tecellisidir. Görüldüğü gibi letafet hisleri coşturan, yumuşaklık içeren bir kavramdır. Bu açıdan bakıldığında letafet maddeyi aşan, manada zirveleştiren bir vasıtadır. Latîf isminden bir melodi yakalayış ise maddecilikten sıyrılış, kalbin yoğrulması ve nihayetinde içte oluşan ışın demetinin cemiyete aksettirilmesine ulaştıran Zümrüd-ü Anka'dır... Davranışlarda ölçülü bir yumuşaklık, musibetler içince gizlenmiş olan rahmeti duyuş, arayış ve sabra götüren küheylandır. Güzel Allahım, senden ne gelecekse gelsin; Sen ki, rahmetinle de kahrınla da güzelsin...(1977) (7) DİPNOTLAR: 1-Esmâ'ül Hüsnâ Şerhi-(Merhum)Ali Osman Tatlısu-Yağmur Yayınevi(Istanbul;1982) s.94 2-Esmâ-i Hüsna Allah'in Güzel Isimleri-Prof.Dr.Alâaddin Başar-Zafer Yayınları(Eylül 2001) s.87 3-Kur'ân ve kâinat penceresinden Esmâ-i Hüsnâ- Doç. Dr. Abdülaziz Hatip- Gençlik Yayınları(Nisan 2001) s.171 4-a.g.e s. 171,172 5-a.g.e s.173 (Sözkonusu kesitte Sözler(B.Said Nursi) adlı eserden istifade edilmiş-s.334) 6-Esmâ'ül Hüsnâ Şerhi-(Merhum)Ali Osman Tatlısu-Yağmur Yayınevi(Istanbul;1982) s.95 7-Çile(Bütün Eserleri, Cilt 4)- Necip Fazıl Kısakürek- Büyük Doğu Yayınları(44.basım-Mayıs2001) s.48

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Araf suresi 164.ayet

"İçlerinden bir topluluk, "Allah'ın helâk edeceği, ya da çetin bir azapla cezalandıracağı bir kavme ne diye nasihat ediyorsunuz" dediği vakit, o uyarıda bulunanlar dediler ki; "Rabbiniz tarafından mazur görülmemiz için, bir de belki günahlardan sakınırla

GÜNÜN HADİSİ

Muavvizeteyn (Nas-Felak) Sureleri

"Şeytan insanoğlunun kalbinin üzerinde tünemiş vaziyette bekler. Allah'ı zikredince siner, çekilir, gaflet etse vesvese verir." (Buhari, Tefsir, Kul euzu bi-rabbi'n-nas 1)

TARİHTE BU HAFTA

*Muhammed Raşid Hz.lerinin Vefatı. (22 Ekim 1993) *Astronomi Alimi Uluğ Bey'in Vefatı(25 Ekim 1449) *Fatih Sultan Mehmed Han'ın Trabzon'u Fethi(26 Ekim 1461)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI